10 Mart 2011 Perşembe

BAZI PEYGAMBERLER (A.S.)

BAZI PEYGAMBERLER (A.S.)
10 MART 2011 PERŞEMBE - 5 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Hazret-i İsmail ile Hazret-i İshak aleyhimüsselam, Hz. İbrâhîm (a.s.)'ın oğullarıdır. Hazret-i İshak (a.s.)'ın oğlu Hazret-i Ya'kûb ve Ya'kûb (a.s.)'ın oğlu Hazret-i Yûsuf (a.s.)'dır. Ya'kûb (a.s.)'ın bir adı İsrâil olup evlâdlarına Benî İsrâîl (İsrâiloğulları) denilir. Onlardan pek çok peygamber gelmiştir. Hazreti Mûsâ, Hârûn, Dâvud, Süleymân, Zekeriyya, Yahyâ, İsâ aleyhimüsselam da onlardandır. Hazret-i Süleymân, Hazret-i Dâvud'un oğlu ve Hazret-i Hârûn Hazret-i Mûsâ'nın birâderidir.

İbrahim aleyhisselamın diğer oğlu Hazret-i İsmail (a.s.)'ın zürriyeti Arab olup ondan Resûl-i Ekrem Efendimiz zuhûr etmiştir.

Hûd (a.s.) Âd kavmine, Sâlih (a.s.) Şemûd kavmine gönderildiği gibi Mûsâ (a.s.) da Benî İsrâîl'e gönderilmiştir. Hârûn, Dâvud, Süleyman, Zekeriyyâ, Yahyâ aleyhimüsselam da yine Benî İsrâîl'e gönderilmişlerdir. Lâkin onların ayrı şerîatı olmayıp, İsrâiloğullarını Mûsâ (a.s.)'ın şeriatına davetle memûr olmuşlardır. Dâvud (a.s.)'a Zebûr nâzil olmuş ise de onda hükümlere dâir bir şey olmayıp va'z ve nasihattan ibâret olmasıyla Tevrât'ın hükmünü kaldırmadı, hatta kuvvetlendirdi. Böylece Hazret-i Mûsâ'nın şerîatı, Hz. İsâ'nın gönderilmesine kadar bâki' oldu; devam etti. Amma Hazret-i İsâ gelince tâ Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa'nın dini zuhûr edinceye dek, onun şerîatıyla amel olunmak lâzım geldi.

İsrâîloğullarının çoğu Hazret-i İsâ aleyhisselama îmân etmeyip yine Tevrât ile amel etmekte ısrar ettiler. İşte Yahûdilikle Hıristiyanlık o vakit ayrıldı ve Hazret-i İsâ'ya îmân edenler Nasârâ oldu. Onlara Hıristiyân da denir.

Hazret-i İsâ'ya îmân etmeyenlere Yahûdî denildi ki onlar tahrif edilmiş Tevrat ve Zebûr okurlar.
Hristiyanlar da tahrif edilmiş İncîl okurlar.
Anahtar Kelimeler: BAZI PEYGAMBERLER (A.S.) - Bazi Peygamberler (a.s.)
Kaynak: Fazilet Takvimi / 8 MART 2011 SALI - 3 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

*************************************************************************************
BİR AYET-İ KERİME
"Peygamber, Rabbinden ne indirildi ise ona îman getirdi. Mü'minler de; her biri 'Allâh'a ve meleklerine ve kitaplarına ve peygamberlerine: 'Peygamberlerinden hiç birinin arasını ayırmayız.' diyerek îmân getirdiler..."
Kaynak: Bakara Sûresi, âyet285
*************************************************************************************

İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI

İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI
10 MART 2011 PERŞEMBE - 5 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "İslâm dîni beş temel üzerine kurulmuştur: Allâh'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak."

Bu esâslardan herhangi birini inkâr eden bir şahıs Müslümanlık şerefinden mahrum olur, dinden çıkar.

Bir kimsenin müslüman olabilmesi için, evvelâ Allâhü Teâlâ'nın varlığına ve Hz. Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Allâh'ın kulu ve peygamberi olduğuna kalbi ile îmân etmesi ve -müslüman olduğuna hükmedilmesi için- imânını dili ile ikrâr etmesi lâzımdır. Bu şehâdet İslâmiyet'in ilk ve en büyük şartıdır.

Îmân, kalbe âit bir hâl olduğundan, dil ile şehâdet edip itirafta bulunmayanın dünyâda Müslümanlığına hükmedilmez.

Namaz, zekât, hac, oruç da İslâmiyet'in birer şartıdır. Bunların farz olduğuna kalb ile îmân etmek ve şartları bulundukça yerine getirmek lâzımdır.

Bunların farz olduğunu inkâr eden bir şahıs, Müslüman olamaz.

Bunları tasdîk etmekle berâber îfâ etmeyen, yapmayan bir şahıs da, kâmil bir Müslüman sayılamaz, son nefeste imânını zâyi etmesinden, kaybetmesinden korkulur, azâba müstahak (lâyık) olur.

Bunların farz olduğuna kalb ile îmân ederek yerine getiren bir zât ise, kâmil bir Müslümandır.

Bunları dil ile kabul ve itiraf ettiği hâlde, kalb ile inkâr eden bir şahıs ise, zâhirde Müslüman görülürse de hakikatte münâfıktır, en feci bir küfür ve dalâlet içindedir.
Anahtar Kelimeler: İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI - İslam'in bes esasi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 7 MART 2011 PAZARTESİ - 2 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İslâm dîni beş temel üzerine kurulmuştur: Allâhü Teâlâ'dan başka ilâh olmadığına, Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Allah'ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim
*************************************************************************************

BİR BEYİT

BİR BEYİT
10 MART 2011 PERŞEMBE


Dermiş hakîm: Bilmediğim nesne kalmadı.

Dünyayı bildi, kendiyi, bîçâre, bilmedi. (Nef'i)

Açıklama: Filozof 'Her şeyi biliyorum' diyor. Zavallı, dünyayı bilmiş amma nefsinden (kendinden) habersiz.

KİM OKURSA ŞEHÎD OLARAK ÖLÜR

KİM OKURSA ŞEHÎD OLARAK ÖLÜR
10 MART 2011 PERŞEMBE - 5 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

Kim sabahleyin üç defa "Eûzü billâhi's-semî'ıl alîmi mine'ş-şeytâni'r-racîm" deyip Haşr Sûresinin son üç âyetini (Hüvallâhüllezî...) okursa, Allahü Teâlâ o kimse için yetmiş bin melek vazifelendirir, melekler o kimseye akşam oluncaya kadar istiğfar ederler. O gün ölürse şehîd olarak ölür.

Kim de bunu akşamleyin okursa, Allâhü Teâlâ o kimse için yetmiş bin melek vazifelendirir, melekler o kimseye sabah oluncaya kadar istiğfar ederler. O gece ölürse şehîd olarak ölür.
Anahtar Kelimeler: Dostluk - dostluk etmek - dostluk nedir - dostluk nasildir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kim Haşr Sûresinin sonunu (Hüvallâhüllezî...) sabah ve akşam okur, sonra o gün ve gece ölürse bu, işlediği bütün (küçük) günahlara keffâret olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr
*************************************************************************************

9 Mart 2011 Çarşamba

DOSTLUK

DOSTLUK
9 MART 2011 ÇARŞAMBA - 4 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Bir kişi, iyice düşünmeden "Falanla, çok iyi dostuz" dememelidir. Çünkü, çoğu kimseler hakiki dostluğu bilmez. Dostlukların sebebi, umumiyetle geçici menfaattir. Bazı sebeblerden dolayı menfaat ortadan kalkıp son bulunca dostlukları kesilir ve sevgileri ortadan kalkar.

Akıllı insana yakışan, arkadaş ve meslekdaşlarıyla, sadece geçici menfaat için dostluk ve hukuk kurmamaktır. Zira dost olarak gördügü kimseden son derece vefasızlık görebilir. Bunun neticesinde de pişmanlık ve büyük üzüntü duyar.

İnsanlarla dostluk yapmak isteyen, âhiret sevabı ve Allâhü Teâlâ'nın rızasını kazanmak düşüncesi ile yapmalıdır. Çünkü, Cenâb-ı Hakk rahmet ve cömertlik hazînelerinden sonsuz mükâfatlar verir. Bu mükafatlar, insanların gücünden ve herkesin tasavvurundan üstündür.

Türkçemizde: "İyilik et denize at. Balık bilmezse Hâlık (Yaratıcı - Allah) bilir." derler
Anahtar Kelimeler: Dostluk - dostluk etmek - dostluk nedir - dostluk nasildir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kim Haşr Sûresinin sonunu (Hüvallâhüllezî...) sabah ve akşam okur, sonra o gün ve gece ölürse bu, işlediği bütün (küçük) günahlara keffâret olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr
*************************************************************************************

8 Mart 2011 Salı

İSLAMA ISINDIRMAK

İSLAMA ISINDIRMAK
8 MART 2011 SALI - 3 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Sa'd b. Ebî Vakkâs (r.a.)'dan rivayet olunmuştur:

Resûlullâh (s.a.v.), bir kere müellefe-i kulûb (kalpleri İslam'a ısındırılanlar)dan bazı kimselere dünyalık dağıtıyordu. Ben de orada bulunuyordum. Derken Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, içlerinden birisini bıraktı, ona bir şey vermedi. O, çok sevdiğim bir zâttı. Bunun üzerine ben:

"Yâ Resûlallah! Falanı bıraktın. Vallâhi onu ben mü'min biliyorum", dedim. Resûlullâh (s.a.v.) bana:

"Öyle deme, müslüman de!" buyurdu. Az bir müddet sustum. Sonra o adam hakkındaki bildiğim bana üstün geldi, yine sözümü tekrar ederek :

"Falanı niçin bıraktın yâ Resûlallâh! Vallâhi onu ben mü'min biliyorum" dedim. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) yine: "Öyle deme, müslüman de!" buyurdu. Yine az bir zaman sustum. Sonra o zat hakkındaki duygum bana galip geldi. Sözümü tekrar ettim.

Resûlullâh sallâllâhu aleyhi ve sellem yine o sözü tekrar ettikten sonra:

"Ey Sa'd! Vallahi (bâzen) daha çok sevdiğim kimse varken (onu bırakırım da) başka birisine (dünyalık) veririm. (Sebebi,) Allah'ın o adamı (mal hırsıyla) yüzü koyun Cehennem'e atması endişesidir." buyurdu.
Anahtar Kelimeler: İSLAMA ISINDIRMAK - islama isindirmak
Kaynak: Fazilet Takvimi / 5 MART 2011 CUMARTESİ - 30 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bir kimseye, ilim olarak Allâhü Teâlâ'dan korkması yeter. Cehalet olarak da ilmini beğenmesi yeter."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Dârimî
*************************************************************************************

REBÎULÂHİR AYI

REBÎULÂHİR AYI
8 MART 2011 SALI - 3 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Gecen Pazar günü idrâk ettiğimiz Rebîulâhir ayı, kamerî ayların dördüncüsüdür.

Hayırlı ömür düşmana galebe ve kötü ölümden muhâfaza için, bu ay müddetince sabah-akşam üçer kere şu duâ okunmalıdır:

"Sübhânallâhi mil'el-mîzân ve müntehe'l-ilmi ve mebleğa'r-rizâ ve zinete'l-arş."
(Duâ ve İbâdetler Fazîlet Neşriyat)
Anahtar Kelimeler: REBÎULÂHİR AYI - Rebi'ul-ahir ayi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 5 MART 2011 CUMARTESİ - 30 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bir kimseye, ilim olarak Allâhü Teâlâ'dan korkması yeter. Cehalet olarak da ilmini beğenmesi yeter."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Dârimî
*************************************************************************************

7 Mart 2011 Pazartesi

HALKIN ADİL SULTANLARA SEVGİSİ

HALKIN ADİL SULTANLARA SEVGİSİ
7 MART 2011 PAZARTESİ - 2 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

İnsanların idârecilere olan sevgisi, onun idâresinde refah içinde yaşadıkları, nimetlerinden faydalandıkları içindir. İdâreciler zulüm ve haksızlıktan uzak bulunmalıdırlar. Eğer adâletle, insafla hareket eder ve zulümden yüz çevirip, Hak yolunda halkla beraber olur ve zayıfları korursa herkes tarafından sevilir.

Adâleti ile meşhur Sultan Salahaddin (1138-1193), adâlet sevgisini, Sultan Nureddin Şehid'den öğrenmiştir.

Kâdı Bahauddin, Salahattin Eyyûbî hakkında şunları anlatır:

Salahaddin-i Eyyûbî, Dimeşk kalesinde vefat ettiği zaman, halk o kadar üzüldü ki, onu anlatmaktan dil acizdir. Merhum hayatta iken halktan birçok kimse: "Bu şefkatli hükümdara canımızı ve çocuklarımızı feda ederiz." derlerdi. Biz, devlet başkanları için söylenen bu şekildeki sözleri mübalâğalı görürdük. Sultan Salahaddin âhiret âlemine göçünce gördük ki, bu söz doğru imiş. Herkes vicdânında şunu duydu: Şâyet fedâ mümkün olsa, canını ve en çok sevdiği evladını feda ederdi. Çünkü o zaman Hıristiyanlar Şam yakınlarını ve Kudüs'ü almışlardı. Mısır ve Şam'ı alarak İslâm'a daha çok zarar verebilirlerdi. İşte Salahaddin Eyyûbî yaz - kış demeyip, gece ve gündüz çalışarak Hıristiyanlarla muhârebeler neticesinde Kudüs ü ve birçok sâhili Hıristiyanlardan geri aldı. Vefat edince hazinesinde sadece bir altın ve otuz yedi akçe bulundu.

Osmanlı sultanları da adâletiyle meşhur olmuşlar ve bu isimle anılmışlardır. Onlar, kuruluş tarihinden itibâren Ehl-i sünnetin yolundan ayrılmamışlar ve sapıklıktan tamamen uzak kalmışlardır. Ayrıca İslâm sancağını yüceltmek, kâfirleri ve putperestleri kahretmek husûsunda kusur göstermemişlerdir.
Anahtar Kelimeler: HALKIN ADİL SULTANLARA SEVGİSİ - Halkin adil sultanlara sevgisi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 4 MART 2011 CUMA - 29 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR AYET-İ KERİME
"Adaletle hükmedin (her hak sahibine nasibini verin). Muhakkak Allâhü Teâlâ adaletle hükmedenleri sever."
Kaynak: Hucurat Sûresi, âyet 9
*************************************************************************************

6 Mart 2011 Pazar

KİMLER SABREDEN VE ŞÜKREDENDİR

KİMLER SABREDEN VE ŞÜKREDENDİR
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:

"İki haslet kendisinde olan kimseyi Allâhü Teâlâ şükreden ve sabredenlerden yazar.

Bu iki haslet kendisinde olmayan kimseyi de şükreden ve sabredenlerden yazmaz:

Dînî hususlarda (sâlih amellerde) kendinden yukarıda olanlara bakıp onlara uyan ve dünya işlerinde kendisinden aşağıdakine bakıp da kendisini onun üzerine faziletli kılan Allâhü Teâlâ'ya hamd eden kimseyi nimetlere şükreden ve belâlara sabreden yazar.

"Kim de dînî hususlarda kendisinden aşağıda olanlara bakar (da kibirlenir), dünya işlerinde de kendisinden yukarıda olanlara bakar ve onda olanlar kendisinde olmadığı için üzülürse Allâhü Teâlâ o kimseyi şükreden ve sabreden yazmaz."

"Belâya uğramış birini gören 'Elhamdü lillâhillezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin mimmen haleka tefdîlâ' derse -hangi belâ olursa olsun- ona, bu belâdan âfiyet verilir, ona belâ isabet etmez."

(Mânâsı: Seni mübtela kıldığı beladan bana âfiyet veren ve beni yarattıklarının birçoğundan fazîletli kılan Allah'a hamdolsun.)
Anahtar Kelimeler: KİMLER SABREDEN VE ŞÜKREDENDİR - kim sabreden kim sükredendir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İnsanların sende görmelerini çirkin gördüğün (sevmediğin) şeyi yalnız başına kaldığın zaman da yapma."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

ŞÂH-I NAKŞİBEND HAZRETLERİ (K.S.)

ŞÂH-I NAKŞİBEND HAZRETLERİ (K.S.)
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri, "Silsile-i Sâdât'ın on beşinci halkasıdır. Silsilenin on dördüncü halkası olan Seyyid Emir Kilâl Hazretleri'nin halîfesi, silsilenin on altıncı halkası olan Alâuddin Attar (k.s.) Hazretleri'nin üstazıdır. Künyesi Muhammed Bahâüddin Şâh-ı Nakşibend el-Üveysi el-Buhârî'dir (Kaddesallâhu sirrahu'l-azîz). 718 (m. 1318) senesinde Buhârâ yakınlarında daha sonra Kasr-ı Arifân adını alacak olan Kasr-ı Hinduvan köyünde dünyâya geldi ve aynı yerde 791 (m. 1389) senesinde Rebîu'l-evvel ayının üçünde, pazartesi günü vefât etti. Kabr-i şerîfleri oradadır.

Daha küçük bir çocukken Hâce Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) onu manevî evlatlığa kabul etmiştir.

Bir gün üstazı Emir Kilâl (k.s.) onu yanına çağırarak şöyle der: "Evlâdım Bahâuddin! Hâce Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) Hazretleri'nin senin hakkındaki emirlerini yerine getirdim. Semmâsî Hazretleri beni nasıl terbiye ettilerse seni de öyle terbiye etmemi emir buyurmuşlardı. Sana artık icâzet veriyorum, nereye istersen o istikâmete gidebilirsin."

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri'nin, Evrâd-ı Bahâiyye, Tuhfe ve Hediyyetü's-Sâlikîn adlı eserleri vardır.

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri çok zâhid bir zat idi. Bütün işlerinde vera sâhibi idi; Şüpheli şeylerden kaçınır, bilhassa yiyeceği şeylere çok dikkat ederdi. Talebelerini helal yoldan kazanıp yemeye teşvik eder ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin şu hadîs-i şeriflerini okurdu: "İbâdet on kısımdır; bunların dokuzu helal kazançtır. Kalan biri ise diğer ibâdetlerdir."

Bir gün Şâh-ı Nakşibend Hazretleri'nden keramet göstermesini istediler; şöyle buyurdu: "Bunca günahımıza rağmen yeryüzünde yürüyebilmemizden daha açık keramet mi olur?"

Buhara âlimlerinden biri, Şah-ı Nakşibend Hazretleri'ne, kulun, namazda huzuru ne ile bulabileceğini sordu. Şöyle buyurdular: "Helal yemek, namazın dışında, abdest alırken ve ilk tekbiri alırken Allâhü Tealâ'yı unutmamak iledir."
Anahtar Kelimeler: ŞÂH-I NAKŞİBEND HAZRETLERİ (K.S.) - Sah-i Naksibend Hazretlesi (k.s.)
Kaynak: Fazilet Takvimi / 2 MART 2011 ÇARŞAMBA - 27 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bir kimse gelip "Yâ Resûlallâh! İnsanların en hayırlısı kimdir?" diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun ve ameli güzel olandır." buyurdu."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

DÜNYA VE ÂHİRET SAÂDETİNİ İSTEMEK

DÜNYA VE ÂHİRET SAÂDETİNİ İSTEMEK
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Enes bin Mâlik'e (r.a.) "Bize dua et." dediler. O da "Allâhümme Rabbenâ Âtinâ..." duâsını okudu.

"Daha çok dua et." dediler. Yine aynı duâyı okudu.

"Tekrar daha fazla dua et" dediler. Enes bin Mâlik (r.a.) "Siz ne istiyorsunuz? Ben sizin için Allâhü Teâlâ'-dan dünya ve ahiret hayırlarını istedim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu duâyı çok okurdu." dedi.

Allâhü Teâlâ bu dua ile dua edeni Kur'ân-ı Kerîm'inde medhetmiş ve ona fazlından ve rahmetinden nasip vermiştir;

Bakara Sûresinin 200. âyetinde (meâlen) "İnsanlardan bazıları 'Rabbimiz bize (vereceğini) dünyada ver' derler. Bunun için âhirette bir nasip yoktur." buyurulmuştur. Onlar 'Bize deve koyun sığır köle altın gümüş (yani dünya nimetleri) ver' derler ve her şeyde dünyaya niyet ederler dünya için harcarlar ve onun için çalışırlar. Onların derdi isteği budur. Fakat âhirette onların nasibi olmayacaktır.

"Bazıları da 'Rabbimiz bize dünyada bir güzellik ver âhirette de bir güzellik ver ve bizi cehennem ateşinden koru' der." Her ikisinin de dualarından nasibi vardır. Öncekiler yalnız dünyadan nasib alır âhiretten mahrum kalır. Diğerleri de hem dünyadan hem âhiretten nasib alırlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hastayı ziyarete gitmişti. Adam hastalıktan tüyleri yolunmuş bir kuş gibi kalmıştı.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Allâhü Teâlâ'ya nasıl dua ederdin veya ondan neyi isterdin?" buyurdular.

O da "Allah'ım! Âhirette bana vereceğin azabı dünyada iken hemen ver diye dua ettim." dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) -hayretle- "Sübhânallah senin buna gücün yetmez sen buna takat getiremezsin. Sen hiç 'Allâhümme Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennar' duasını okudun mu?" buyurdular. O kişi Allâhü Teâlâ'ya bu duâ ile duâ etti ve şifâ buldu.
Anahtar Kelimeler: DÜNYA VE ÂHİRET SAÂDETİNİ İSTEMEK
Kaynak: Fazilet Takvimi / 1 MART 2011 SALI- 26 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rabb'inden, dünyâ ve âhirette af ve âfiyet iste. Af ve âfiyet verildiği zaman felâh bulur; muradına -Allâh'ın rızâsına- erersin."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce
*************************************************************************************

MÜ'MİN NASIL OLMALI

MÜ'MİN NASIL OLMALI
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Müslüman Allâh'a ibâdeti, peygamberine itâati ve onların rızalarını her şeyden üstün tutar. Sâdece Allâh'tan korkar, başka hiçbir şeyden korkmaz.

Müslüman, sadece Allah'a tevekkül eder. Korku ile ümit arasındadır.

Müslüman, Resûlullâh'ı (s.a.v.), canından çocuğundan, anasından ve bütün insanlardan daha çok sever.

Müslüman, Allâh'ın kaderine; takdirine râzı olur, kazâsına sabreder.

Müslüman, sâlih ameller işler. Yaptığı iyilikler kendisini sevindirir, kötülükler de üzer.

Müslüman, her zaman abdestli olmağa gayret eder, gece kalkıp namaz kılar, bu kendisi için bir şereftir.

Mü'min mü'minin kardeşidir. Din kardeşine karşı kin ve nefret beslemez, onlara duâ eder, hayırlı işlerden kendisi için istediği şeyi din kardeşi için de ister.

Müslüman, sevdiğini Allah için sever, buğzettiğine de Allah için buğzeder.

Müslüman, komşusuna iyilik eder, aslâ onlara eziyet ve sıkıntı vermez. Komşusu aç iken kendisi tok yatmaz. Misâfirine ikrâm eder.

Mü'min kendini küçük düşürmez. İnsanlara muhtaç olmaz. Ahlâkı güzel olur. Çok ayıplamaz, lânet etmez, çirkin söz söylemez ve hayâsız olamaz.

İnsanlar, malları ve canları hususunda müslümandan emîn olur.

Müslüman, alışverişte kimseyi aldatmaz, aslâ yalan söylemez. Ya hayırlı ve faydalı sözler söyler veyâ dilini tutar.

Müslüman, bir delikten iki defâ sokulmaz, aynı hatâyı bir daha yapmaz.
Anahtar Kelimeler: MÜ'MİN NASIL OLMALI - Mümün nasil olmali ? - mümin biri nasil olunur ?
Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Çok ayıplayan, çok lânet eden, çirkin söz söyleyen ve hayâsız kimse (kâmil) mü'min olamaz."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

5 Mart 2011 Cumartesi

BİR BEYİT

BİR BEYİT
6 MART 2011 PAZAR


"Seyyiât insana nefs-i kemterinden gelür,
Her hacâlet âdeme sû-i karîninden gelür.
"

(Diyarbakırlı Saîd Paşa)

Günahlar insana nefsi emmâresinden gelir her utanç verici şey de kötü arkadaştan gelir.

3 Mart 2011 Perşembe

ANA BABA NİMETİ

ANA BABA NİMETİ
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

İnsanın dünyâya gelmesine vesîle olan ve âciz olduğu vakit ona en büyük destek olan, onu terbiye eden, yiyecek ve içeceğini, her türlü ihtiyaçlarını karşılayan, hayâtının devâmına, büyümesi ve gelişmesine sebep olan ana ve babasıdır.

Çeşitli meşakkat ve güçlüklere göğüs gererek, her türlü ihtiyaçlarını, gece ve gündüz demeden ve yorulmadan karşılayan, hattâ evlâdını kendisine tercih eden gene ana ve babadır.

Annenin çocuğu taşımak, dünyâya getirip emzirmek ve diğer meşakkatlere katlanmakla babadan daha çok hakkı vardır. Bu sebepledir ki bazı Ashâb-ı Kirâm, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) sordular:

"Ey Allah'ın Resûlü! Kime iyilik edelim?" dediler. Resûlüllah (s.a.v.): "Annene," buyurdu. "Sonra kime?" diye sordular. Resûlullah (s.a.v.) üç defâ: "Annene!" buyurdu. Ancak dördüncü defâsında "Babana" buyurdular.

Şefkâtinin üstünlüğü sebebi ile anne sevgisi baba sevgisinden üstündür. Çocuklar, korku ve sıkıntı ânında anneye doğru koşarlar ve ona sığınırlar.

Anne ve babanın çocuklarına karşı yaptıkları bu hizmetlerin şükrünü yerine getirmeğe güç yetmez. Çocuklar ne kadar iyilik etseler anne ve babanın iyilik ve terbiyelerine denk ve yakın olamaz.

Bir kimse Peygamber Efendimize şöyle dedi: "Benim bir annem var. Onu sırtımda taşıyorum, yüzümü ondan çevirmiyorum ve bütün kazancımı ona harcıyorum. Hakkını ödemiş oluyor muyum?

Resûlullah (s.a.v.): "Bir zorluğun hakkını ödemiş olmazsın. Çünkü o, sana hizmet ederdi ve senin hayatını, yaşamanı isterdi. Şimdi sen ona hizmet ediyorsun, fakat ölümünü bekliyorsun." buyurdular.
Anahtar Kelimeler: ANA BABA NİMETİ - Anne Baba nimeti - Ana - Baba - nimet - anne
Kaynak: Fazilet Takvimi / 27 ŞUBAT 2011 PAZAR - 24 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kim ana babasının veyâ onlardan birinin kabrini her Cumâ günü bir defa ziyaret ederse günahları bağışlanır ve ana babasına iyilik yapanlardan yazılır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Feyzu'l-Kadîr
*************************************************************************************

REBÎULÂHİR AYI İÇTİMÂI, RU'YET VE BAŞLANGICI

REBÎULÂHİR AYI İÇTİMÂI, RU'YET VE BAŞLANGICI
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hicrî-Kamerî 1432 yılı Rebîulâhir ayı ictimâ'ı yarın (4 Mart Cuma) Türkiye saati ile 22.46'da.

Ru'yet, ise 5 Mart Cumartesi günü Türkiye saati ile: 12.37'de.

Hilâl'in görüldüğü yerler: Çin, Hindistan'ın orta ve kuzey kesimi ile Asya kıtasının orta ve batı kesimi ile Avrupa kıtasının tamamı ile Afrika kıtasının orta ve kuzey kesimi.

Hilâl; Türkiye, Almanya, Avusturya, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadası'ndan görülebilecektir.

Hilâl'in görüldüğü gü­nü tâkip eden 6 Mart Pazar günü de Rebîulâhir ayının 1'i olmaktadır.

YEDİKULE

YEDİKULE
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul'u aldıktan hemen sonra eski surların tamir edilmesine başlamış ve İstanbul'da üç hafta kadar kaldıktan sonra Edirne'ye dönmüştü. Birkaç sene sonra da İstanbul başşehir oldu.

O asırlarda şehirlerin dış kale duvarlarından başka bir de iç kale bulunurdu. Sultan bir hücuma karşı şehrin emniyeti ve müdâfaası için silah ve mühimmatın muhafazası gibi düşüncelerle Yedikule'yi 1458'de İstanbul'un iç kalesi olarak inşâ ettirmiştir.

Yedikule, târihî yarımadanın güneybatı ucunda kara ve deniz surlarının birleştiği köşede yer alır.
Yedikule Hisarı fethin ilk yıllarından îtibâren uzunca bir zaman devlet hazînesinin, devletin resmî evraklarının muhâfaza edildiği ve ganimetlerin toplandığı bir depo olarak kullanılmıştır. Bu hazînelerin bir kısmı Sultan İkinci Selim devrinde kullanılmış, kalanlar da Sultan Üçüncü Murad (1574-1595) zamanında saraya taşınmıştır. Hisar bundan sonra yerli ve yabancı mahkûmlar için zindan olarak kullanılmıştır. Burada Osmanlı devlet adamları hapsedildiği gibi Osmanlı Devleti'nin savaştığı ülkelerin elçileri de savaş müddetince hapsedilirlerdi.

Yedikule Hisarı zindan olarak kullanıldığı yıllarda, Sultan İkinci Osman Han yeniçeriler tarafından tahttan indirildikten sonra Yedikule Zindanları'na getirilmiş ve Sadrâzam Davut Paşa ve adamları tarafından gaddârane bir sûrette boğulmuştur (1622). Bilâhare Davut Paşa da aynı yerde 1623 senesinde îdâm edilmiştir.

Yedikule Hisarı'nın zindan olarak kullanılmasına Sultan İkinci Mahmud zamanında son verildi. 1831'de Topkapı Sarayındaki arslanlara ev sâhipliği yapan Yedikule'nin bâzı kuleleri, 1856'da bir süre baruthâne olarak kullanılmıştır.

Yedikule Hisarı 1895'te Müzeler Umum Müdürlüğü'ne bağlanmıştır. Hisar içindeki câmi ile çeşme 1905 senesine kadar sağlam iken bilâhare harap olmuştur.
Anahtar Kelimeler: yedikule - yedikule nedir - yedikule hisari - yedikule nerededir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

ŞEFÂAT

ŞEFÂAT
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünyâda önce ve sonra gelmiş, geçmiş ne kadar insan varsa bunların hepsini Allahü Tealâ kıyamet gününde düz ve geniş bir sâhada toplayacaktır. Öyle düz ve geniş meydan ki orada bir çağırıcı seslenince sesini herkese duyurabilecek ve bakan bir kişinin gözü mahşer halkını bir bakışta görebilecek. Bir de güneş yaklaşacak. Artık insanların gamı, meşakkati dayanılmaz ve tahammül olunmaz bir dereceye varacak.

Bu sırada insanlar biribirine: "Size erişen şu fâciayı görüyor musunuz? Rabbinize delâlet edecek bir şefâatçi bulmak çâresine niye bakmıyorsunuz?" diyecekler. Bunun üzerine mahşer halkının bâzısı bâzısına: "Haydi, Âdem'e gidiniz," deyip mahşer halkı Âdem (a.s.)'a gelerek şefâat rica edecekler.

Âdem (a.s.) şefâat edemeyeceğini söyleyip Nûh aleyhisselâma, o Hz. İbrâhim aleyhisselâma, o da aynı minval üzere Mûsâ aleyhisselâma, o da aynı minval üzere İsâ aleyhisselâma havâle eder. İsâ (a.s.) bir şey söylemeden "Muhammed (s.a.v.)'e gidiniz" diyecektir.

Onlar da Muhammed (s.a.v.)'e gelerek: "Yâ Muhammed, sen Allâh'ın peygamberisin ve nebîler hâtemisin. Allah geçmişte ve gelecekte vukûu farz olunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir. Rabb'in Teâlâ'ya hakkımızda şefâat et, görüyorsun ki ne elem ve ıztırâb içindeyiz" diyecekler.

Bunun üzerine ben hemen gidip Arş-ı Rahmân'ın altına varacağım ve Azîz ve Celîl olan Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra secdemde Allah bana kendisine olunacak en güzel hamd ve senâdan öyle bir mefhûm fetih ve ilhâm edecektir ki, şimdiye kadar onu benden önce hiç bir peygambere fetih ve ilham etmemiştir. Ben ilhâm olunduğum sûrette Allâh'a hamd ve senâdan sonra Allâhü Teâlâ: "Yâ Muhammed, başını kaldır, iste. Dileğin verilecektir, şefâat eyle, şefaatin kabul edilecektir" buyurur. Ben secdeden başımı kaldırıp: "Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! diye ümmetim hakkında şefâat edeceğim. Bunun üzerine: "Yâ Muhammed, ümmetinden hesâb ve suâle lüzûmu olmayanları Cennet kapılarından sağ kapıdan Cennet'e koy. Onlar Cennet'in bundan başka öbür kapılarından da insanlarla ortaktırlar, buyurulacaktır.
Anahtar Kelimeler: ŞEFÂAT - sefaat
Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 ŞUBAT 2011 CUMA - 22 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Her peygamberin Allâhü Teâlâ'dan bir dileği vardı, onu diledi ve Allah katında icâbet ve kabûl olundu. Fakat ben duâmı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklıyorum."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************

UYKUNUN BAZI ÂDABI

UYKUNUN BAZI ÂDABI
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Mümkün oldukça evde yalnız yatmamalı kapının eşiğinde uyumamalı elinde et balık gibi şeylerin kokusu varken yatmamalı etrafı duvarla çevrili olmayan damda uyumamalı fecr (sabah namazı) vaktinden önce uyanmağa çalışmalıdır.

Bir hadîs-i şerifte: "Sabah vaktindeki uyku rızka mâni olur." buyuruldu. Uyanınca hemen abdest alıp namaz kılmalıdır. Böylece günün kalan kısmını gönül temizliği ve rahatlığı içinde geçirir. Allâhü Teâlâ'nın haram ve yasak kıldığı şeylerden takvâ ve verâ' içerisinde olup sakınmalıdır. Böylece yeni günü hayırlı amelle başlatmış geçen günü iyi amellerle bitirmiş olur.

Sabahleyin: "El-hamdü lillâhillezî ahyânâ ba'demâ emâtenâ ve ileyhi'l-ba'sü ve'n-nüşûr." duâsını okumak müstehaptır. Mânâsı: "Bizi öldürdükten sonra tekrar dirilten Allâh'a hamd olsun. Diriltiliş ancak Allâh'adır." Bu duâyı okuyunca gecenin şükrünü edâ etmiş olur.

Abdullah bin Abbâs (radıyallâhü anhümâ) bir oğlunu sabah vaktinde uyur görünce "Kalk! Allah gözlerine uyku vermesin! Rızkların dağıtıldığı vakitte mi uyuyorsun? Yoksa sabah vaktinde uyumanın çirkin tembellik güçsüzlük ve ihtiyaçları geciktirmek olduğunu bilmiyor musun?" buyurdu.
Anahtar Kelimeler: UYKUNUN BAZI ÂDABI - uykunun bazi adabi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 24 ŞUBAT 2011 PERŞEMBE - 21 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rızık ve ihtiyaçlarınızı karşılamaya sabah erken başlayınız. Zîrâ sabah erken başlamakta bereket ve muvaffakiyet vardır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-câmiu's-Sâğîr
*************************************************************************************

MAYALI POĞAÇA (8 kişilik)

MAYALI POĞAÇA (8 kişilik)
3 MART 2011 PERŞEMBE

Malzemeler: 5 su bardağı un, 1 'er su bardağı sıvıyağ, ılık süt, ılık su, 1 adet yumurta akı, 1 paket yaş maya, 2 çay kaşığı tuz, 1 çay bardağı şeker.

Yapılışı: Bir kaba dökülen unun ortası açılır. Bütün malzeme ilâve edilip, ele yapışmayan bir hamur hâline gelinceye kadar yoğrulur. Un az gelirse biraz daha ilâve edilir. Hamur mayalanmaya bırakılır.

Mayalanan hamurdan istenilen büyüklükte parçalar koparılıp, içine -peynir, patates ve zeytin gibi- arzu edilen bir malzeme ilâve edilir. Kapatıldıktan sonra üzerine yumurta sarısı sürülür, 200 derecede, fırında pişirilir. Afiyet olsun...

2 Mart 2011 Çarşamba

ÇOCUKLARIN MUTLAKA YEMESİ GEREKEN 10 GIDA

ÇOCUKLARIN MUTLAKA YEMESİ GEREKEN 10 GIDA
2 MART 2011 ÇARŞAMBA

Çocuklara yemek yedirmek zordur heleki konu sebze yemekleri olunca bu iş daha da zorlaşır. Ama her çocuğun sağlıklı büyüyebilmesi için yemesi gereken 10 önemli yiyecek var. Onlar neler mi diyorsanız işte cevabı…

Besleyici ve dengeli beslenmeyle çocuklarınızın sağlığını koruyabilirsiniz. Büyüyen küçük bedenlerin özel vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Ancak ailelerin çocuklarına sağlıklı yiyecek yedirmesi çok zor oluyor.

Bazı lezzetli yiyecekler, çocukların aktif yaşam tarzları için gerekli olan her şeyi karşılamaya yardım ediyor. İşte çocukların beslenmesinde önemli yer tutan 10 süper yiyecek:

1. Tatlı patates: Büyük bir besin kaynağı olan tatlı patatesin tadı da çok güzel. Bu sağlıklı ve lezzetli sebze, potasyum, C vitamini, lif, folat, A vitamini, kalsiyum ve demir içeriyor.

Dünyadaki en besleyici yiyeceklerden biri olan tatlı patates, şeker hastaları için de iyi bir seçenek, çünkü kan şekerini dengelemeye yardım ediyor.

2. Brokoli: Bilindiği gibi lifle dolu olan brokoli, gelişmekte olan çocuklar için en iyi gıdalardan birisi. Brokoli aynı zamanda vitamin ve mineral deposu. Çocuğunuzun görmesine ve hücre hasarından korunmasına yardım ediyor.

Brokoliyi çiğ yiyerek çocuğunuz alması gereken tüm besinleri kazanıyor. Eğer çocuğunuz brokoli sevmiyorsa, gizlice yemeklerine katabilirsiniz. Ya da brokoliyi az yağlı salataya ve dip soslara ekleyebilirsiniz çocuklarınıza bu sebzeyi sevdirebilirsiniz.

3. Tam tahıllar: Ekmekte, krakerlerde ve yulaflı kahvaltılıklarda bulunan tam tahıllı yiyecekleri çocuklar sever. Bu gıdalar folik asit, çinko, demir ve B vitamini bakımından zengindir. Ayrıca bazıları D vitamini ve kalsiyum ile de zenginleştirilmiştir.

Kalp hastalığına karşı şimdiden çocuklarınıza tam tahıllı yemekleri vermeye başlayın. Ancak, doymamış yağ yani trans yağ içeren krakerlerden uzak durun. Hazır aldığınız krakerlerde, gevreklerde paketlerin arkasındaki içerikleri mutlaka okuyun.

4. Peynir: Peynir çocuklar için süper bir yiyecektir, çünkü çocuklar peyniri çok sever. Kalsiyum, protein ve B12 vitamini bakımından zengin olan peynir, kemik oluşumunda çok önemli bir mineral olan fosfor içeriyor.

Ayrıca, araştırmalar yemeklerden sonra peynir yemenin diş çürüklerini önlediğini gösterdi. Çocuklarınıza peynirli sandviç yapabilir, peyniri sağlıklı bir çorba ya da salatanın içinde sunabilirsiniz.

5. Yoğurt: Peynir gibi, yoğurdu da çocuklarınıza severek yedirebilirsiniz. Yoğurdun her porsiyonu kalsiyum, protein, karbonhidrat, B vitamini, çinko ve fosfor içeriyor. Canlı aktif kültür bulunan yoğurtlar ise bağışıklık sistemini destekliyor ve bağırsak sağlığını yükseltiyor.

Tüm doğal yoğurtlara taze meyve katarak daha fazla besin değeri sağlayabilirsiniz. Az yağlı yoğurda çikolatalı cipsler veya kahvaltılı yulaf karışımı ekleyebilirsiniz. Çocuklarınız için başka bir alternatif olarak, yoğurdu meyve suyu katarak buzlukta dondurup dondurma yapabilirsiniz.

6. Ton balığı: Konserve ton balığı ile çocuklarınızın protein, niasin, B vitaminleri, demir ve çinko ihtiyacını giderebilirsiniz. Omega 3 yağ asitleri içeren balık, beyin gelişimine yardım ediyor ve kalp sağlığını koruyor.

Ton balığındaki civa seviyesinden dolayı çok fazla tüketmemelisiniz. Çocuğunuza ton balığını sandviçle ya da salatayla yedirebilirsiniz.

7. Yaban mersini: Yetişkinler ve çocuklar için, yaban mersini vücut için en besleyici süper gıdalardan biridir. Potasyum, C vitamini, lif, karbonhidrat ve antioksidanlar içeren yaban mersini taze olarak her çocuğun beslenmesinde olması gereken bir besindir.

Tatlı olduğu için çocuklar tarafından sevilen meyveyi, yoğurda, tahıl gevreğine ya da yulafa ekleyebilirsiniz. Kendinize ait taze yaban mersinlerini, küçük bir bahçede yetiştirip, taze taze çocuklarınıza yedirebilirsiniz.

8. Süt: Kalsiyum ve fosfor, sağlıklı kemik gelişimi için gerekli iki mineraldir. Süt, protein, enerji yakıtı olan karbonhidrat, A vitamini ve magnezyum ile kemikleriniz için faydalı diğer mineraller içeriyor.

Tam yağlı süt, 2 yaşına kadar olan çocuklar için iyi, ancak 2 yaşından sonra sütteki yağ oranını azaltmalısınız. Birçok çocuk kurabiye ya da tahıl gevrekleriyle yediğinden dolayı sütün tadını sever.

9. Yumurta: İçeriğindeki proteinden dolayı süper gıda olan yumurta, çok faydalıdır. Proteinden başka yumurta, çocuklar için gerekli bir düzineden fazla vitamin ve mineralle dolu.

Ayrıca A, D, E ve B grubu vitaminlerini önemli oranda içeren yumurta, içinde bulunan kolin sayesinde beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynuyor. Yumurtayı değişik şekillerde pişirebilirsiniz, çocuğunuz hangi şekilde seviyorsa onu uygulayın.

10. Sığır eti: Protein, B vitaminleri, niasin, çinko ve demir içeren sığır etinde, yumurta gibi beyin gelişimini sağlayan kolin de bulunuyor. Yağ ve kolesterol bakımından yetişkinlerin fazla yemekten kaçınması gereken et, küçük çocukların beyin ve vücut gelişimleri için oldukça faydalı.
Dengeli bir yemek için eti sebze yemekleriyle birlikte verebilirsiniz. Hamburgerler ve küçük küçük parça şeklindeki etler başka bir seçenek olabilir. Ya da eti mangalda kebap olarak sebzelerle birlikte pişirebilirsiniz.
Anahtar Kelimeler: ÇOCUKLARIN MUTLAKA YEMESİ GEREKEN 10 GIDA - Cocuklarin yemesi gerekn 10 besin - yemek - yiyecek -
Kaynak: Bugün