7 Ağustos 2010 Cumartesi

SAHABE

SAHABE
07 AGUSTOS 2010 CUMARTESi


Peygamber Efendimiz'i (s.a.v) görüp de ona iman edenlere sahabe veya ashap denir. Bunun tekili "Sahabi"dir.

Ashâb-ı kiramın en büyüklerinden olan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'ye (r.a) "Hulefâ-yi Râşidîn" denir.

Bunlar Hz. Peygamber'den (s.a.v) sonra sırasıyla halifelik makamına geçmişlerdir. İslâm dinine pek çok hizmet etmişlerdir.

Bu dört sahabi ile Abdurrahman b. Avf, Sa'd b. Vakkas, Zübeyr b. Avvâm, Talha b. Ubeydullah, Saîd b. Zeyd, Ebû Ubeyde b. Cerrah hazretlerine de aşere-i mübeşşere (cennetle müjdelenen on kişi) denir ki bunlar Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından cennetle müjdelenmişlerdir.

Peygamber Efendimiz'i görüp de ona iman edenlerin hepsi mübarek, mukaddes, her yönden saygı değerdirler. Onların değer ve şerefleri diğer bütün müslümanlardan daha yüksektir. Bu da Resûlullah'a kavuşma şerefine erişmelerinin ve islâm dinine ilk hizmet etmenin bir neticesidir.

Kaynak: Semerkand Takvimi / 28 Nisan 2010 (28.04.2010)

GÜZEL SÖZ

GÜZEL SÖZ
07 AGUSTOS 2010 CUMARTESi

Anladım gereksizmiş fazlaca tedbir eylemek,
Kimsenin kârı değildir kaderi değiştirmek.

(Kanunî)

5 Ağustos 2010 Perşembe

Bilal-i Habeşi (r.a)

Bilal-i Habeşi (r.a)
05 Agustos 2010 Persembe


Peygamber Efendimiz'i doğrulayıp İslâm dinini kabul eden sahabeden birçoğu, bu uğurda pek çok eziyet çekmiştir.

Peygamber Efendimiz dahi birçok eziyete uğramış, hiçbir peygamberin görmediği eza ve cefaya uğrayarak bunlara sabretmiştir.

Kölelerden ilk önce müslüman olan Bilâl-i Habeşî idi. Müslüman olunca, görmediği eziyet kalmamıştı. Müşrikler bu muhterem zatın boynuna ip takmışlar ve onu çocukların eline vererek sokaklarda ve kızgın kumların üzerinde gezdirmişler, onu bayılıncaya kadar dövmüşlerdir. Fakat Hz. Bilâl, "Allah birdir, Allah birdir" diyerek dininde direniyor, bu eziyetlere katlanıyordu. Sonra onu Ebû Bekir hazretleri satın alarak âzat etti.

Kaynak: Semerkand Takvimi / 27 Nisan 2010 (27.04.2010)

2 Ağustos 2010 Pazartesi

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN TAKVASI

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN TAKVASI
02 Agustos 2010 Pazartesi

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), daima ibadetle meşgul olur, Allah'ın rızası için ümmetinin hidayet ve saadetine çalışırdı. Hayatları boyunca, Arab yarımadası fethedildi, Medine'ye her taraftan ganimet malları gelmeye başladı. Hükümdarlar tarafından kıymetli hediyeler gönderildi. Fakat bunların hiç birine iltifat etmedi. Bütün bunları fakirlere, gazilere harcardı. Bir gün kendisine bir kese altın gelmişti. Onu ashabına dağıtmıştı. Hâne-i saadetinde yalnız altı altın kalmıştı, gece uyumadı, kalkıp bunları da dağıttı. "Şimdi rahat ettim" buyurdu.

Hazret-i Aişe validemiz diyor ki: "Resûlullah (s.a.v.) dünyadan irtihallerine kadar arka arkaya üç gün doyacak şekilde yemek yememişti. Halbuki isteseydi, Allâhü Teâlâ ona hatır ve hayale gelmedik nimetler verirdi. Biz peygamber zevcelerinin evlerimizde yemek pişirmek için ocak yanmazdı. Yiyip içtiğimiz, yalnız hurma ile sudan ibaret olurdu. Bazan Resûlullah'in haline acır, ağlardım.

Bir gün: "Canım sana feda olsun, dünya dirliğinden yeterince kabul buyursan olmaz mı ?" diye sordum. Buyurdular ki: "Ben nerede, dünya nerede?... Kardeşlerim olan ülü'l-azim peygamberler, bundan daha çetin hallere sabrettiler, öylece gidip Allah'a kavuştular. Allâhü Teâlâ da onlara büyük sevablar, makamlar verdi. Şimdi ben geniş bir maişete erersem, Allâhü Teâlâ'dan utanırım. Benim meretebemin onlarınkinden aşağı kalmasından sıkılırım; benim en özlediğim, o kardeşlerim olan peygamberlere kavuşmaktır."

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu mübarek sözlerinden sonra dünyada ancak bir ay daha yaşamışlardı. Geride bıraktığı şey, yalnız silâhları ile bindikleri binegi ve gelirini vakfetmis oldugu araziden ibaretti.

İşte Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hak yolunda bu kadar samimi, bu kadar fedakârdı. O'nun yüksek maksadı, yalnız Allah'a kulluk etmek, İslâm'ı yaymak, insanları cehaletten kurtarmak, yeryüzünü insanlık ve medeniyet nurları içinde bırakmak idi. Anahtar Kelimeler: Peygamberimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.v), Resulullah, Resulullah (s.a.v), Takva, Peygamberimizin takvasi, Peygamber Efendimiz'in takvasi,
Kaynak: Fazilet Takvimi / 16 Temmuz 2010 Cuma / 16.07.2010

31 Temmuz 2010 Cumartesi

İSTANBUL'UN İSİMLERİ

İSTANBUL'UN İSİMLERİ
31 TEMMUZ 2010 CUMARTESi


Latince: Bizantium, Antoninya, Alma Roma, Nova Roma

Rumca: Konstantinopolis, Istinpolin, Megali Polis, Kalipolis

Slavca: Çargrad, Konstantingrad

Grekçe: Vizantion

Vikingce: Miklagord

Ermenice: Vizant, Stimbol, Esdambol, Eskomboli

Arapça : Bizantiya, el-Mahsura, Kustantina el-uzma

Selçuklular zamanında: Konstantiniyye, Mahrusa-i Konstantiniyye, Stambul

Osmanlıcada: Dersaadet, Deraliyye, Mahrusa-i Saltanat, Istanbul, Islambol, Darü's-saltanat-ı Aliyye, Asitane-i Aliyye, Darü'l-Hilafetü'l Aliye, Payitaht-ı Saltanat, Dergâh-ı Mualla, Südde-i Saadet

30 Temmuz 2010 Cuma

OSMANLI ARMASI

OSMANLI ARMASI
30 TEMMUZ 2010 CUMA

Osmanlı Arması; Osmanlı Devleti'nin kimliğini ve özelliklerini yansıtır.


01. Armanın etrafındaki güneş motifi: Padişahın güneşe benzetilmesidir.
02. II. Abdülhamid Hânın tuğrası.
03. Sorguçlu serpuş: Osman Gaziyi ve tahtı temsil eder.
04. Yeşil Hilafet sancağı.
05. Osmanlı ordusunun asıl silahı tüfek.
06. Çift taraflı teber.
07. Toplu tabanca.
08. Terazi: Adaleti temsil eder.
09. Üstte, Kur’ân-ı kerîm. Altta, Kânunnameler.
10. Nişan-ı al-i imtiyaz: İlim adamları, idareci ve askerlere veriliyordu.
11. Nişan-ı Osmanî: Sultan Abdülaziz Hân tarafından 1862'de ihdas edildi. Üstün başarı sağlayanlara verilirdi.
12. Asa ve şeşper.
13. Çapa: Osmanlı denizciliğini temsil eder.
14. Bereket boynuzu.
15. Nişan-ı iftihar.
16. Yay.
17. Mecidî nişanı.
18. Borazan.
19. Şefkat nişanı: 1878'de II. Abdülhamit Hân tarafından ihdas edildi. Devlete, millete hizmet eden kadınlara verilirdi.
20. Top gülleleri.
21. Kılıç.
22. Top.
23. El siperlikli tören kılıcı.
24. Mızrak.
25. Çift taraflı teber: Orduda üst düzey görevliler tarafından üstünlük sembolü olarak kullanılırdı.
26. Tek taraflı teber (balta).
27. Bayrak.
28. Osmanlı sancağı.
29. Mızrak: Son dönemdeki mızraklı süvari alayları.
30. Kalkan: Ortasında stilize edilmiş bir güneş motifi var.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

HİKMETLİ SÖZLER

HİKMETLİ SÖZLER
28 TEMMUZ 2010 CARSAMBA


Adaletiyle meşhur, İran hükümdarı Nûşirevân-i Âdil, arzu etti ki; kendisine rehber olması için bazı nasihatler tertip edilsin. Bu maksatla, zamanın âlimlerinden 23 tanesini seçtirdi ve onlara; “Her biriniz bir hikmet söyleyiniz ki, hem ben istifade edeyim, hem de benden sonra gelenler.” dedi.

Her birisinin yazdığı hikmetli sözleri altınla yazdırdı. Bunları, yine altından bir kasa yaptırıp hazinesine koydurdu. Müşkül bir iş ile karşılaşırsa, bu hikmetleri okur ve ona göre karar verirdi.

Bu hikmetli sözler özetle şöyledir:

Kendinizi biliniz, ilim ve iyi edep öğrenmeyi arzu edinin! Malı, ilimden yüksek tutmayın! Ahiret için azık toplayın! Ahireti dünyaya satmayın! Söylenmeyecek sözleri söylemeyin!

Hikmet sahiplerinin nasihatlerini hakir görmeyin! İşlerde acele etmeyin! İşleri vaktinde yapın! İşleri bilene emredin! Akıllılarla istişare edin!

Herkes sizi takvanız ve iyilikleriniz ile tanısın! Kanaati zenginlik bilin! Sağlığın kadrini bilin! Kimsenin üzüntüsü ve elemi ile sevinmeyin!

Dert ve belâ sahiplerinden ibret alın! İnsanlara her zaman müdara edin, dininiz için dünyalık verin! Dost ve düşmanla iyi geçinin!

İnsanlardan ihsanı esirgemeyin! Elinizi ve dilinizi kollayın!

Kötü komşudan, fena arkadaştan sakının! Arkadaşsız yola çıkmayın!

Çorak yere tohum ekmeyin! Sonradan görmüşlerden borç istemeyin! Aslı belli olmayanlardan kız istemeyin! Allahtan korkmayandan korkun!

Ahmak, sarhoş ve deliye nasihat etmeyin! Nasihatinizi kıymetli tutun! Elinizin altındakilere merhamet edin! Kimsenin ekmeğine göz dikmeyin!

Açların yanında yemek yemeyin! Çocuklar ve kadınlara karşı tedbirli olun! Dünya nimeti ile kibirlenmeyin! Kötü kadınların hilelerinden emin olmayın!

Kimsenin evinin işine karışmayın! Karı koca arasında aracı olmayın! Başkasının bir şeyini sahibinden daha fazla koruyunuz!

Kibirli insanlardan korkun! Devlet adamlarına düşmanlık etmeyin! Hiç kimseye zulüm etmeyin!

Ana ve baba hakkını gözetin! Akrabalarınızı ziyaret edin! Sözünüzü yerine getirin! Muhtaçların ihtiyacını yerine getirmeye çalışın!

İlim ehlini büyük tutun! Faydalı olmayacak sözü söylemeyin!

Hiç kimsenin gıybetini yapmayın! Sözden anlamayana söz söylemeyin!

İyilerin ziyaretine gidin! İlim sahipleri ile sohbet edin! Ölüleri iyilikle yad edin!

Güzel sözleri herkese işittirin! Doğru yahut yalan yere yemin etmeyin! Dünyadan fazla ahiret dostu olun! Yetimin malına göz dikmeyin! Gençlikte, ihtiyarlıktan endişe edin!

Kış hazırlığını yazın yapın! Bugünün işini yarına bırakmayın!

Cömertliği âdet edinin! Hacetinizi cömertlerden isteyin! Borçluları sıkıştırmayın! Dostlarınızı hatalarından dolayı ikaz edin!

Evlâtlarınıza hüner ve sanat öğretin! Gizli konuşulan yerleri dinlemeyin!
Sözlerinizi ölçülü söyleyin!

Nimet ve bolluk zamanında dostlarınızı unutmayın! Düşmanı küçümsemeyin! Düşmanın dost görünmesinden endişe edin!

Emniyet zamanında daha çok korkunuz! Belâ gelince sabredin! Darlıkta genişlik zamanını hatırlayın! Genişlikte darlık zamanını düşünün! Bir görüşte kimseye aldanmayın! Başkalarının aybını araştırmayın!

Fena huylulardan uzak durun! Cenâb-ı Hakka sığınmayı en güzel amel bilin!

Kaynak: Türkiye Takvimi

BEDBAHT OLMAMAK İÇİN

BEDBAHT OLMAMAK İÇİN
28 TEMMUZ 2010 ÇARSAMBA


Resûlullah (s.a.v.) buyurdular:

(Kendisinin baskalarından faziletli oldugunu zan edip) böbürlenen, Kebîr ve Müteâl olan yüce Allah'ı unutan kul, ne bedbaht kuldur!

Kibirlenip zulüm eden ve en yüce kudret ve kuvvet sâhibi (Allâhü Teâlâ'yı) unutan kul, ne bedbaht kuldur!

Gaflete dalarak gülüp oynayan, kabirleri ve (toprak altında) çürümeyi unutan kul, ne bedbaht kuldur!

Azan, taşkınlık gösteren ve baslangıcı ile akibetini (sonunu) unutan kul, ne bedbaht kuldur!

Dini dünyaya alet eden kul, ne bedbaht kuldur!

Dine şüpheler karıştıran kul, ne bedbaht kuldur!

Hırs ve tamah'ın sevk ettigi kul, ne bedbaht kuldur!

Nefsin arzularının dalâlete düsürdügü kul, ne bedbaht kuldur!

Açgözlülüğün hor ve zelil ettiği kul, ne bedbaht kuldur!


Kaynak: Fazilet Takvimi

27 Temmuz 2010 Salı

ÖRNEK BİR DUÂ

ÖRNEK BİR DUÂ
27 TEMMUZ 2010 SALI


Yâ Rabbî ! .. Günahlarımızı rahmetinle af ve mağfiret eyle! Ölülerimizi de mağfiret eyle, yaşayanlarımıza hayırlar ihsan et!

Riyadan, nifaktan, şikaktan, her türlü hastalıktan, kazadan, belâdan, tembellikten, âcizlikten, zelil olmaktan, zulüm etmekten ve zulüm görmekten, cimrilikten, müsriflikten, azdıran zenginlikten ve doğru yoldan ayrılmaya sebep olan fakirlikten, şeytan ve nefsin şerrinden, düşmanın galebesinden, kötü huydan, bidat işlemekten, dalalete düşmekten, halis olmayan amelden, her çeşit günahtan, küfre girmekten, ölürken gelecek fitnelerden, kabir azabından, dinimize ve dünyamıza zarar verecek işlerden sana sığındık, bunlardan bizleri koru yâ Rabbî!..

Yâ Rabbî ! .. Bize sarsılmaz bir iman, güzel bir ahlâk, şükredici bir kalb, sabredici beden, zikredici dil, kaza ve kaderine rıza gösteren hayırlı ömür, salih evlât, dünya ve ahirette güzellik ihsan et! Ana ve babamızı da mağfiret eyle!

Yâ Rabbî ! .. Kendi sevgini, sevdiklerinin sevgisini, bütün enbiyânın, Ehl-i beytin, Eshâb-ı kirâmın ve bütün evliyâ-i kirâmın sevgisini ve sevgine kavuşturacak işleri nasip eyle!

Yâ Rabbî ! .. Dinine severek hizmet etmeyi, kul borçlarını ödemeyi ve şehit olarak ölmeyi nasip eyle! Bize hakkı hak, bâtılı bâtıl olarak göster!

Yâ Rabbî ! .. Bu vatanı bizlere bırakan ecdâdımızın ruhunu şâd eyle! Memleketimize hizmetleri geçmiş ve Allah için harp etmiş dedelerimize rahmet eyle! Yurdumuzu her çeşit düşmandan koru! Çünkü sen her şeye kâdirsin!.. Duâlarımızı kabul eyle!..”

(Amin !)

TADİL-İ ERKÂNA RİAYET

TADİL-İ ERKÂNA RİAYET
27 TEMMUZ 2010 SALI


Namazlarda tadil-i erkana riayet, İmam Ebû Yusuf'a göre, bir rükün olduğundan farzdır. Bundan maksad, namazın kıyam, rükû ve secde gibi her rüknünü sükunetle yerine getirmek ve bu rükünleri yaparken her âzâ (organ)'nın yerine yerleşmiş olmasıdır.

Rükûdan kıyâma kalkarken vücud dimdik bir hâle gelmeli ve sükûnet bulmalı, en az bir kere: "Sübhânallâhi'l-azîm" diyecek kadar ayakta durup sonra secdeye varmak ve her iki secde arasında da böylece bir tesbih mikdarı durmak sünnettir.

Tâdil-i erkân, İmam-ı Azam ile İmam Muhammed'e göre, vâcibdir. Binâenaleyh farz oldugu takdirde, tadil-i erkana riyâet edilmeksizin kılınan bir namazı yeniden kılmak lazimdir.

Namazdan manevî haz duyanlar, namazda tadil-i erkana riayet ederler, acele etmekten sakınırlar. Acele etmeyi saygıya ve edebe aykırı görürler.

Hayatın en yararlı ve en kıymetli saatleri ibadetle geçen zamanlardır. Boş yere veya kısa bir yarar uğrunda zamanlarını harcayan insanların namaz gibi yüksek bir ibadetten, devamlı bir mutluluk yolundan ve İlahî huzurun zevkinden mahrum olmamak için çalışmamaları pek garip ve acınacak bir hal değil midir ?

Kaynak: Fazilet Takvimi

26 Temmuz 2010 Pazartesi

BERAET KANDİLİ VE ÜMMET-İ MUHAMMED'İN AFFEDİLİŞİ

BERAET KANDİLİ VE ÜMMET-İ MUHAMMED'İN AFFEDİLİŞİ
26 TEMMUZ 2010 PAZARTESİ


Şâbân-ı Şerîf’in 15. gecesi Berâet Kandili’dir. Bu gece bir çok mühim hâdiselerin tefrik edildiği, gelecek seneye kadar kulların rızıkları, ecelleri ve olacak hâdiseler husûsiyle Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) şefâat-i tâmme salahiyetinin verildiği mübarek gecedir.

Cenâb-ı Hakk, buyurdu ki (meâlen): "Hâ Mîm. Kitâb-ı mübîn hakkı için biz o Kur'ân-ı mübârek bir gecede indirdik..." (Duhân Sûresi, ayet 1-2-3). Bu inzâl, Kur'ân-ı Kerîm’in Levh-i Mahfuz’dan, dünya semasındaki Beyt-i Ma’mûr’a bir defada toplu halde indirilişidir ki, bazı müfessirlere göre Berâet Gecesi’nde olmuştur. Âyet âyet indirilmesi Kadir Gecesi’nde başlamıştır.

Peygamberimiz'e tam şefâat salâhiyetinin verilmesi: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: "Şabân’ın 13.gecesi Cebrâil(a.s.) bana geldi ve “Yâ Muhammed! (s.a.v.) Kalk, ümmetin için isteyeceğini iste." dedi. Peygamberimiz de (s.a.v.) ümmeti için ilticâda bulundu. Sabaha yakın Cebrâil (a.s.) tekrar gelerek "Yâ Muhammed(s.a.v.) Cenâb-ı Hakk ümmetinin üçte birini sana bağışladı" buyurdu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Ya Cebrâil! Geriye kalan üçte ikisinin hâli ne olacak?" buyurarak ağladı. 14. gece Cebrâil (a.s.) tekrar gelerek evvelki gece gibi Peygamber Efendimiz’i kaldırdı. Peygamberimiz (s.a.v.) sabaha kadar ümmeti için ilticâda bulundu. Sabaha doğru Cebrâil (a.s.) yine gelerek "Müjde, yâ Muhammed! (s.a.v.) Cenâb-ı Hakk ümmetinin üçte ikisini bağışladı." buyurdu. Peygamberimiz "Ya Cebrâil, kalan üçte birinin hali ne olacak?" buyurarak gözyaşı döktüler. Berâet Gecesi'nde de Resûlullâh Efendimiz (s.a.v) ümmeti için sabaha kadar gözyaşları ile duâ ve ilticâ ettiler. Cebrâil (a.s.) "Müjde, yâ Muhammed! (s.a.v.) Muhakkak Hz. Allâh -Allah’a şirk koşanlar hariç- ümmetinin hepsini sana bağışladı. Yâ Muhammed! Başını semaya kaldır, bak ne görüyorsun?" buyurdu. Yerden arşa kadar bütün melekler secdeye kapanıp ümmet-i Muhammed için istiğfar ediyorlardı.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Her kim bu gece yüz rekat namaz kılarsa, Allâhü Teâlâ ona yüz melek gönderir. Bunlardan otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu cehennem azabından emânda olduğunu söyler, otuzu da dünyâ âfetlerini ondan def’ eder. On melek de o kimseyi şeytânın tuzaklarından muhafaza eder." Anahtar Kelimeler: Beraat Kandili, berat kandilinin önemi, beraet kandili, berat gecesi, kandiller, kandillerin dinimizdeki yeri, önemi, peygamber efendimizin Allah'a yalvarışı ve ümmeti muhammedin affedilişi, cebrailin ümmeti muhammedin affını müjdelemesi,
Kaynak: Fazilet Takvimi

BERAT GECESİ'NDE İBADET

BERÂT GECESİ'NDE İBADET
26 TEMMUZ 2010 PAZARTESİ


Bu akşam Şabân-ı Şerif’in 15'inci gecesi yani Berât Gecesi'dir. Bu gecede hiç olmazsa bir Tesbih Namazı kılınır. Berât gecesinde kılınması tavsiye edilen "Hayır Namazı" vardır. 100 rek'atlik bu namazı kılan kimse o sene ölürse, şehitlik mertebesine nâil olur.

Namaza şöyle niyet edilir:

"Ya Rabbi, niyet ettim senin rızâ-yı şerifin için namaza. Beni afv-ı ilâhîne, feyz-i ilâhîne mazhar eyle. Kasvet-i kalbden, dünyâ ve âhiret sıkıntılarından halâs eyleyip, süedâ defterine kaydeyl".

Her rek'atte Fâtiha’dan sonra 10 İhlâs-ı Şerîf okunur. İki rek'atte bir selâm verilerek 100 rek'ate tamamlanır.

Namazdan sonra; Allâhü Teâlâ’nın "Hû" ism-i şerîfinin ebced hesabına göre değeri 11’dir. Resûlullâh Efendimiz’in isimlerinden "Tâhâ"nın ebced hesâbıyla değeri 14 olduğu için, aşağıdaki 11 şey 14 adet okunur. Bunlar;

1. İstiğfar: 14 kere,

2. Salevât-ı Şerife: 14 kere; (Allâhümme salli alâ seyyidinâ muhammedin ve alâ âli seyyidinâ muhammed)

3. Fâtiha-i Şerife (Besmele ile): 14 kere,

4. Âyet’ül-Kürsî (Besmele ile): 14 kere,

5. Tevbe Sûresi'nin son 2 âyeti olan "Lekad câeküm..." (Besmele ile): 14 kere,

6. 14 kere "Yâsîn, Yâsîn..." dedikten sonra 1 Yâsîn-i Şerîf. (Yâsîn-i Şerîf’te 7 zâhiri, 7 bâtini "mübîn" vardır, böylece o da 14 olur.)

7. İhlâs-ı Şerif (Besmele ile): 14 kere,

8. Felak Sûresi (Besmele ile): 14 kere,

9. Nâs Sûresi (Besmele ile): 14 kere,

10. "Sübhânallâhi ve’l-hamdü lillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm.": 14 kere,

11. Salevât-ı Şerife (Salât-ı Münciye okumak efdaldir): 14 kere okunur ve dua edilir.

(Dua ve İbadetler, Fazilet Neşriyat)
Anahtar Kelimeler: Berat Kandili, Berat Gecesi, berat kandilinde yapılacak dualar, berat gecesi yapılacak ibadetler, mübarek günlerde yapılacak ibadetler, bu gece ne duası okumalı, berat gecesi ne duası yapılır, berat gecesinde ibadet, berat kandilinde ibadet, nasıl dua etmeli, nasıl ibadet etmeli, ne okumalı, tesbih namazı, hacet namazı, berat gecesi hangi dua okunur, berat kandilinde hangi ibadet yapilir,
Kaynak: Fazilet Takvimi

24 Temmuz 2010 Cumartesi

ANNE KIYMETİ

ANNE KIYMETİ
24 TEMMUZ 2010 CUMARTESİ


1 Yaşında: Sizi sütüyle besledi. Geceleri ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz!

2 Yaşında: Size yürümeyi öğretti. Sizi çağırınca odadan kaçarak teşekkür ettiniz!

3 Yaşında: Size itina ile yemekler hazırladı. Başınızı çevirerek teşekkür ettiniz!

4 Yaşında: Elinize rengârenk kalem verdi. Duvarları çizerek teşekkür ettiniz!

5 Yaşında: Sizi cici kıyafetlerle süsledi. Çamur birikintisine girerek teşekkür ettiniz!

6 Yaşında: Okula götürürken “Gitmeyceeeem!” diyerek teşekkür ettiniz!

7 Yaşında: Size top aldı. Komşunun camını kırarak teşekkür ettiniz!

9 Yaşında: Size duâlar öğretti. Siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz!

12 Yaşında: Arkadaşınızla sinemaya götürdü. “Sen burada oturma!” diyerek teşekkür ettiniz!

15 Yaşında: Senelerdir zararlı TV seyretmenizi istemedi. O evde değilken, hepsini izleyerek teşekkür ettiniz!

18 Yaşında: Okul masraflarınızı hep karşıladı. Sizi üniversiteye götürdü. Arkadaşlarınız alay etmesin diye, kapıda vedalaşarak teşekkür ettiniz!

20 Yaşında: İş hayatı ve kariyerinizle ilgili sizi yönlendirmek istedi. “Sen ne bilirsin, ben senin gibi olmayacağım!” diyerek teşekkür ettiniz!

23 Yaşında: Diploma aldığınız gün, size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz!

25 Yaşında: Düğün masraflarınızı karşıladı. Mutlu oldu, çok duygulandı. Siz uzaklara giderek teşekkür ettiniz!

30 Yaşında: Bebek bakımı hakkında size fikir verdi. “Artık bu ilkel yöntemleri bırak!” diyerek teşekkür ettiniz!

40 Yaşında: Sizi arayıp bir akrabanızın düğününü hatırlattı. “Anne işim başımdan aşkın.” diyerek teşekkür ettiniz!

50 Yaşında: O hastalandı, hafta sonunda görmeye gittiğinizde mutlu oldu. Ona; “Yaşlılar çocuk gibi nazlı olur.” diyerek teşekkür ettiniz!

Derken birgün öldü?..

Şayet Anneniz hâlâ sizinleyse, hiç olmazsa ona bir daha sıkıca sarılın ve hayır duâsını alın...

SEVDİKLERİNDEN VEREBİLMEK

SEVDİKLERİNDEN VEREBİLMEK
24 TEMMUZ 2010 CUMARTESİ


Yüce Allah evreni ve içerisindeki nimetleri insanların faydalanması için yaratmıştır. İnsanların becerileri, imkânları ve güçleri farklı olduğundan, gelirleri de farklılık gösterir. Birikim, kazanç ve refah düzeylerinin eşit olmadığı toplumda, insanlar birbirlerine merhamet, kardeşlik ve dayanışma bilinciyle yaklaşmalıdır.

Dinimiz akrabaya, komşuya, yetime ve yolda kalmışlara yardım yapmayı teşvik etmiştir. Bu sayede zengin-fakir arası sevgi bağı kurulacak ve toplumun farklı kesimleri arasında denge ve huzur sağlanmış olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de; “…Hayırda yarışın.” (Bakara,2/148) ifadesiyle fakir ve düşkünlere yardım eli uzatma konusunda tavsiyede bulunulmuş ve cimrilik yapmanın kötülüğü ise şu ayetle vurgulanmıştır: “…Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr,59/9) Ayrıca; “Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.” (Âl-i İmran, 3/92) ayetiyle de iyiliğe kavuşmanın şartının Allah yolunda harcamak olduğu belirtilmiştir.

Peygamberimiz de bir Müslümanın ihtiyacını karşılayanın, Allah tarafından ihtiyacının karşılanacağını belirtmiştir (Buharî, “Mezalim”, 3). Ayrıca “Kendisini cimrilikten koruyan kişi felah (kurtuluş) bulmuştur.” (Riyazü’s-Salihin, c.1, s. 583) Sözüyle insanların cimrilikten uzak durmalarını istemiştir.

Kaynak: Diyanet Takvimi

22 Temmuz 2010 Perşembe

KORE SAVAŞ'INDA TÜRKLER VE DİĞERLERİ

KORE SAVAŞ'INDA TÜRKLER VE DİĞERLERİ
22 TEMMUZ 2010 PERSEMBE


1964’de Türk askerî heyeti Amerika'ya gider. Orada akşam yemeğine misafir oldukları bir Amerikan yüzbaşısı, kütüphanesinden “Mc. Call” isimli bir dergi çıkarır. 1958 senesine ait bu dergide, esir kampındaki Türk Mehmetçik ile Amerikalı Coni şöyle kıyaslanır:

“Kore Harbi’nde, bir akın sırasında, Çinliler büyük çapta esir almışlardı. Hava çok soğuk ve karlıdır. Kafilede pek çok hasta ve yaralı vardır. Yürüyemeyen esir, yolun bir kenarına çekilir. Kızıl Çinli muhafız gelir, kafasına bir kurşun sıkar. Bu sahne her millet esiri için tekrarlanır. Fakat, Türk esirlere gelince iş değişir. Çinli muhafızdan evvel, Türklerden 2-3 kişi koşup arkadaşlarını sırtlarına alıp götürürler. Esirlerden üniformalar çıkartılır. Düz ve tek tip elbiseler giydirilir. Diğer askerlerde rütbesiz olmanın getirdiği disiplinsizlik başlar. Türklerde yüzbaşı yine yüzbaşıdır, çavuş yine çavuş, er yine erdir. Eskisi gibi disiplinli bir hayat başlar.

Çinliler 100 esire 15-20 kişiye yetecek yemek getirip ortaya bırakırlar. Gücü yeten istediği kadar alır. Birçoğu aç kalır. Türklerde ise nöbetçi, yemeği 100 eşit parçaya bölüp dağıtır.

Bu esir kampında Amerikan ve İngiliz esirlerinin %50'si öldüğü hâlde, Türk esirlerinden ise hemen hemen hiç ölen yoktu. Çünkü, Türkler arasında kıdeme hürmet devam etmekteydi. Her sabah kıdemli olan, vazife taksimi yapıyordu.

Amerikalı aileler soruyor: “Her türlü imkânı, konforu vererek yetiştirdiğimiz çocuklarımız, aynı şartlarda başarısız, Türkler ise başarılı oldular. Bizimkiler birbirlerine ellerini uzatmadılar. Yalnız kendileri için, bencilce davrandılar. Ailelerini, vatanlarını unutup oralarda kaldılar. Sebebi nedir?..”

Çünkü birçok İngiliz ve Amerikalı esir, beyni yıkanıp savaştan sonra ülkelerine dönmeyi reddetti. Hâlbuki bir tek Türk askeri bile orada kalmadı. Bu birlik ve beraberliklerinin sebebini soran Çinlilere bir Türk yüzbaşısı şu cevabı vermişti:

“Türk askerinin terbiyesi, kışladan aldığı askerî terbiyeden evvel, evinde aldığı mânevî Türk aile terbiyesine dayanır. Biz disiplini anamızdan öğreniriz. Ve önce aile içinde uygularız...”

Kaynak: Türkiye Takvimi

21 Temmuz 2010 Çarşamba

BİR ŞİİR - KURU KAFA

BİR ŞİİR - KURU KAFA
21 TEMMUZ 2010 CARSAMBA

Kabristandan geçer iken,
Gördüm seni, kuru kafa.
Bir kıyıda sessiz sakin,
Sırıtırsın, kuru kafa.

Gövden nerde, başın kalmış?
Ne kirpiğin, kaşın kalmış,
Birkaç sıra dişin kalmış,
Sırıtırsın, kuru kafa.

Bilmem ki sen neler gördün?
Nerde doğup, nerde öldün?
Çok ağlayıp, az mı güldün?
Sırıtırsın, kuru kafa.

Çok yaşadın mı dünyada?
Neler gördün sen rüyâda?
Ermiş miydin sen murada?
Sırıtırsın, kuru kafa.

Acaba sen kimdin, neydin?
Belki ağa, belki beydin,
Belki sultan, taçlar giydin,
Sırıtırsın, kuru kafa.

Kılıç ile urganda mı?
Hasta olup, yorganda mı?
Kaybettin sen hayatını,
Sırıtırsın, kuru kafa.

II. ABDÜLHAMİD HAN VE YAHUDİLER

II. ABDÜLHAMİD HÂN VE YAHUDİLER
21 TEMMUZ 2010 CARSAMBA

Yahudiler, Arz-ı mevud (vadedilen topraklar) üzerinde devlet kurma çalışmalarını hızlandırdıklarında, karşılarında Cennetmekân Abdülhamid Hânı buldular. Yahudiler 1870 senesinden itibaren Filistin toprakları üzerinde ziraî yerleşme merkezleri teşkil etmeye başladılar. Daha çabuk ve kesin bir yerleşme yapabilmek için Siyonistlerin lideri Teodor Herzl, Sultan Abdülhamid'le görüştü. Ondan toprak talebinde bulunarak, Filistin'de bir aristokratik cumhuriyet kurmak için izin istediler. Buna karşılık da Osmanlı bütçesinin 3 misli para teklif ettiler ve devletin bütün borçlarını ödeyeceklerini bildirdiler.

Bu isteğe karşı Abdülhamid Hân tarihimize altın harflerle geçen şu cevabı verdi: “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam. Zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim, bu devleti kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanıyla mahsuldar kılmıştır. Ecdadımın kanıyla alınan yer parayla satılamaz.”

Abdülhamid Hân ayrıca, Yahudilerin gizli faaliyetlerine karşı da harekete geçti. Filistin'in tamamını arazi-i şahâne ilan ederek satılmasını yasakladı. Bizzat şahsına bağlı bir orduyu Filistin'de vazifelendirdi. Kafkas ve Balkanlardaki bir kısım Müslümanları Filistin'e yerleştirdi. Padişahın bu faaliyetleri üzerine Yahudiler, bütün güçlerini Abdülhamid Hânı tahttan indirme yoluna çevirdiler ve Mason yaptıkları yerli hâinlerle işbirliğine giderek bu niyetlerini gerçekleştirdiler.

Sultan II. Abdülhamid Hâna hal’ini tebliğ edecek heyetin seçiminde, İttihatçılar, ihânete varan bir hata daha işlediler. Bu 4 kişilik tebliğ heyetine, Selânik mebûsu Yahudi Emânuel Karasu’yu da dahil ettiler.

Kaynak: Türkiye Takvimi

20 Temmuz 2010 Salı

FAHRETTİN PAŞA

FAHRETTİN PAŞA
20 TEMMUZ 2010 SALI

1. Dünya Harbi’nin sonuna doğru, 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandı. Dünya yüzünden Türklüğü silmeye niyetli bazı Batı devletleri el ele verip; güzel vatanımıza saldırdılar. Devletteki idare zaaflarına, yokluklar da eklenince, yenilgi kaçınılmaz oldu. Türk ordusu Galiçya’dan, Aden’e kadar 7 cephede savaşıyordu.

Bu cephelerden üçündeki komutanlar; “Biz böyle bir mütarekeyi duymadık. Emir de almadık ve tanımıyoruz.” diye, savaşmaya devam ettiler. Bunlar Güney Yemen-Lahiç bölgesi Komutanı Ali Sait Paşa, Asir bölgesi Komutanı ve Medine-i Münevvere’deki Hicaz Bölgesi Kuvve-i Seferiye Komutanı Fahrettin Türkkan Paşa.

Mondros Mütarekesini bu komutanlara İttihatçılar, İngiliz gemileri telsizleri ile tebliğ etmeye çalıştı. Fakat onlar ağız birliği etmişçesine; “Bize Mektebi Harbiye’de harp etme sanatı öğretildi. Vatan nasıl teslim edilir, satılır öğretilmedi.” diyerek 23 Ocak 1919’a kadar; yani mütarekeden sonra 85 gün daha savaşa devam ettiler. İşte bu 85 gün bilhassa, Medine-i Münevvere’deki Fahrettin Paşanın adı, Hindistan’dan ta Fas’ın Okyanus sahillerine, bütün Balkanlara, Orta Asya’ya kadar bütün İslâm âleminde dilden dile dolaşmaya başladı. Paşamız bir rüyâ kahramanı idi. Ve işte o zamanlarda doğan çocuklarına binlerce insan, Fahrettin adını koydu...

Fahrettin Paşa İngiliz esaretinde, bir müddet Mısır’da tutuldu. Yanına iki tane İngiliz yüzbaşısı güya yaver olarak verildi. Paşa tutulduğu kışladan zaman zaman şehre çıkabilirdi. Yani kontrollü serbest. Paşa şehre çıktığında, Kahire trafiği onu görmek isteyenlerden, altüst oluyordu. Yüzbinler alkış tutuyordu. İngilizler üniforma ile çıkmamasını rica ettiler. Paşa da; “Harbiyeden mezun olduktan sonra 40 sene sırtıma sivil elbise giymedim. Nasıl giyilir bilmem.” dedi. İngilizleri esarette de protesto ederek, bir daha sokağa çıkmadı...

Kaynak: Türkiye Takvimi

Van'da askeri araca saldırı: 1 şehit

Van'da askeri araca saldırı: 1 şehit
20 Temmuz 2010 Sali


Van'da operasyona giden askeri araca saldırı düzenlendi. Saldırıda 1 asker şehit oldu

Van'ın Gürpınır İlçesi Yalınca Bölgesi Akdoğu Köyü kırsalında intikal halindeki askeri birliğe açılan taciz ateşi sonucu 1 asker şehit oldu. Bölgede helikopterlerin desteğinde operasyon başlatıldı.

Hakkari il sınırında bulunan Van'ın Gürpınar İlçesi'ne yaklaşık 90 kilometre uzaklıktaki Akdoğu Köyü kırsalında operasyon için hareket halinde bulunan askerlere PKK'lı teröristlerce taciz ateşi açıldı.

Açılan ilk atışta bir asker şehit oldu. Saldırıya anında karşılık verilirken, kaçan teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için de helikopterler desteğinde bölgede operasyon başlatıldı. Anahtar Kelimeler: gürpınar, askeri araç, şehit, terörist, saldiri, operasyon,
Kaynak: IHA

Hakkari Çukurca'da çatışma: 6 şehit

Hakkari Çukurca'da çatışma: 6 şehit
20 Temmuz 2010 Salı

Hakkari'nin Çukurca ilçesinde terör örgütü PKK üyeleri ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada, ilk belirlemeye göre 6 asker şehit oldu.

Alınan bilgiye göre, terör örgütü PKK üyeleri, Kayseri'den gelen birliğin bulunduğu Kavuşak köyü Hantepe mevkisinde konuşlu askeri birliğe saldırdı.

Saldırıya karşılık verilmesiyle çıkan çatışmada 6 asker şehit oldu, bazı askerler yaralandı. Bölgede operasyonlar devam ediyor. Anahtar Kelimeler: hakkari, çukurca, şehit, asker, saldiri, birlik, kavusak köyü, hantepe mevki,
Kaynak: AA