Ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2011 Perşembe

KİM OKURSA ŞEHÎD OLARAK ÖLÜR

KİM OKURSA ŞEHÎD OLARAK ÖLÜR
10 MART 2011 PERŞEMBE - 5 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

Kim sabahleyin üç defa "Eûzü billâhi's-semî'ıl alîmi mine'ş-şeytâni'r-racîm" deyip Haşr Sûresinin son üç âyetini (Hüvallâhüllezî...) okursa, Allahü Teâlâ o kimse için yetmiş bin melek vazifelendirir, melekler o kimseye akşam oluncaya kadar istiğfar ederler. O gün ölürse şehîd olarak ölür.

Kim de bunu akşamleyin okursa, Allâhü Teâlâ o kimse için yetmiş bin melek vazifelendirir, melekler o kimseye sabah oluncaya kadar istiğfar ederler. O gece ölürse şehîd olarak ölür.
Anahtar Kelimeler: Dostluk - dostluk etmek - dostluk nedir - dostluk nasildir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kim Haşr Sûresinin sonunu (Hüvallâhüllezî...) sabah ve akşam okur, sonra o gün ve gece ölürse bu, işlediği bütün (küçük) günahlara keffâret olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr
*************************************************************************************

27 Şubat 2011 Pazar

NECMETTİN ERBAKAN VEFAT ETTİ

NECMETTİN ERBAKAN VEFAT ETTİ
27 ŞUBAT 2011 PAZAR

Güven Hastanesinde bir süredir tedavi gören, dün gece rutin tedavi için hastaneye kaldırılan eski Başbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın saat 11.40'da vefat ettiği açıklandı.


Ankara'da Güven Hastanesi'nde tedavi gören Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan vefat etti. Hastane eski Başbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın saat 11.40'da vefat ettiğini duyurdu. Erbakan'ın vefat haberini alan partililer hastaneye koştu.

1926 yılında dünyaya gelen Erbakan, 85 yaşındaydı. 28 Şubat sürecinde büyük sıkıntılar yaşayan Erbakan'ın vefat haberinin 28 Şubat'tın yıldönümünde duyulması sevenlerini göz yaşına boğdu.

Ankara'da Güven Hastanesi'nde tedavi altında olan Erbakan'ın ölüm haberinin ardından Saadet Partililer hastaneye akın etmeye başladı.

Ocak ayında hastaneye kaldırılan Erbakan'ın ilk başta 24 saat kalacağı açıklanmıştı. Ancak taburcu süresi hergün giderek uzadı.

Erbakan sol ayağında bir damar iltihaplanmasıyla hastaneye yatırılmıştı. Bu süreçte kendisini ziyaret etmek isteyenler ise Erbakan ile görüştürülmemişti.

NECMETTİN ERBAKAN KİMDİR ? (1926 - 27. ŞUBAT 2011)

29 Ekim 1926 yılında Sinop'ta doğdu. Babası Adana'nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN'ın annesi de Sinop'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım'dır.

Necmettin ERBAKAN ilkokul'a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu'nda başladı, babasının Trabzon'a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesi'nde orta tahsiline başladı. İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943 yılında birincilikle bitirdi.

1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makine Fakültesi'nden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz'unda Makine Fakültesi Motorlar Kursu'nda asistan olarak göreve başladı.

1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi'nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanya'ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezinde Profesör Schmitt ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesi'nde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan "DOKTOR" unvanını aldı.
Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN'ın "Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATS tarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı'nın RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu.

II. Dünya Harbi'nden sonra Alman üniversitelerinde ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul'a döndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya'nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953'ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane'deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlu'ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye'de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.'yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya'da çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu'nun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.

Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956'da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde Gümüş Motor'un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yeni hedef otomobillerin Türkiye'de yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla ilk yerli otomobil ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200'e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir.

1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs'ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969'da da Odalar Birliği Başkanı oldu.

Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek Meclis'e girdi.

24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş'ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi'ni kuran ERBAKAN, 1971 Nisan'ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclis'e girdi.

1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSP'nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3'lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.

1978 yılı başında 12 Eylül 1980'e kadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilali'nin getirdiği yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar politikadan uzak kaldı. Eylül 1987'deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisi'nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya'dan yeniden Milletvekili seçildi.

1995 genel seçimlerinde tekrar Konya'dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde Refah Partisi %21.7 ile birinci olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye'nin Başbakanı olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çok önemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır.

1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu Refah Partisi’nin kapanmasıyla 5 yıl siyasi yasaklı hale gelen Erbakan 11 Mayıs 2003'te Saadet Partisi'ne Genel Başkan seçilmiştir.

Erbakan 2010 yılında yeniden Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçilmişti.

Evli ve 3 çocuk babasıdır. Anahtar Kelimeler: NECMETTİN ERBAKAN VEFAT ETTİ - Necmettin Erbakan öldü - Necmettin Erbakan Hakk'in Rahmetine kavustu -

11 Şubat 2011 Cuma

YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFÂTI

YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFÂTI
11 ŞUBAT 2011 CUMA - 8 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Musâhibi Hasan Can, Yavuz Sultan Selim Han'ın vefatını şöyle anlatır: Vefâtı zamanında Sultan, bana "Hasan Can, bu ne hâldir ?" dediginde, "Sultanım, Cenâb-ı Hakk'a dönecek, Allah ile olacak zamandır." dedim. "Bizi bunca zamandan beri kiminle bilirdin ?" Cenâb-ı Hakk'a teveccühümüzde kusur mu gördün ?" dediginde, "Hâşâ, lâkin bu zaman, sâir zamanlara benzemez" dedim. Bir an sonra "Yâsin sûresini oku" dedi. Bir kere okudum. Ikincide kendisi de birlikte okuyup, "Selâmün kavlen min Rabbin Rahîm" âyetine geldigimde, şehadet parmagını kaldırıp, rûhunu teslim etti. Kemâl Paşazâde merhûmun Yavuz Sultan Selim Han'ın vefâtına dâir yazdıgı mersiyesinin sonunda şöyle der:

Az müddette çok iş etmiş idi.
Sâyesi olmuş idi âlemgîr,

Şems-i asr idi, asırda Şems'in
Zılli memdûd olur, zamânı kasîr.

Açıklama: Az zamanda çok iş yaptı. Öyle ki gölgesi âlemi kapladı. O ikindi güneşi gibi idi. Zira ikindinin vakti kısadır.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 Ocak 2011 Cuma - 24 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rab olarak Allâhü Teâlâ'ya, din olarak İslâm'a ve peygamber olarak da Muhammed'e râzı olan (bunlara iman eden) kimseye cennet vâcib olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Ebû Dâvûd
*************************************************************************************

13 Haziran 2010 Pazar

SELMANÜ'L- HAYR (R.A.) HAZRETLERİNDEN

SELMÂNÜ'L- HAYR (R.A.) HAZRETLERİNDEN
13 HAZIRAN 2010 PAZAR

Selmân-ı Fârisî (r.a.) buyurdular:

• "Üç şeye çok gülmüşümdür: Ölüm kendisini istediği hâlde dünyâyı arzulayana, kendi gaflette olup, gaflet içe­risinde hesaba çekilecek olan kişiye ve Rabb'ini gadablandırdığını veya razı ettiğini bilmeden kahkaha ile gülene.

Üç şeye de çok ağlamışımdır: Resûlullâh (s.a.v.) ve ashabından ayrı kaldığıma, kabirden kalktığım zamanki korkulu hâle ve cennete ya da cehenneme gideceğimi bilmeden Rabb'imin huzurunda beklemeğe."

• "Mü'min, yanında doktoru olan hastaya benzer. Dok­toru onun hastalığını da, ilacını da bilir. Hasta, kendisine zararlı olan bir şey arzu ederse doktor ona mâni olur ve "Buna yaklaşırsan helak (mahv) olursun!" der. Ona dâima engel olmaya çalışır. Mü'min de böyledir. O da birçok (zararlı) şeyi arzular ama ölünceye kadar Allâhü Teâlâ ona mâni olur ve mü'min cennete girer."

• "Allâhü Teâlâ, mü'min kulunu bir sıkıntıya uğratıp, sonra ona afiyet verince, bu, o kulun geçmiş günahları için keffâret olur. Allâhü Teâlâ, fâcir (yani mü'min olmayan) bir kulunu bir sıkıntıya düşürüp, sonra ona afiyet verirse, bu kişi, sahibi tarafından önce bağlanan, sonra da salıverilen bir deve gibidir. Çünkü deve, kendisini niçin bağladıklarını ve salıverdiklerini bilemez."

• "Kalb ile cesedin hâli, âmâ (kör) ile topalın hâli gibi­ dir. Topal: 'Bir meyve görüyorum, ama uzanıp da alamı­ yorum, beni sırtına al ki onu alayım.' der. Bunun üzerine kör onu sırtına yüklenir. O da, meyveyi koparıp alır. Hem kendisi yer, hem de âmâya yedirir."

Kaynak: Fazilet Takvimi

11 Mayıs 2010 Salı

BİŞR-İ HAFİ (K.S.) HAZRETLERİNDEN

BİŞR-İ HÂFÎ (K.S.) HAZRETLERİNDEN
11 MAYIS 2010 SALI

Horasan'ın Merv şehrinde ve Bağdat'ta yaşayan büyük velilerden ve zamanının muhaddis (hadis âlim)lerin­den Bişr-i Hâfî (k.s.) (v. H.227) Hazretleri Allah'ın kendi­sine fazlını ve ikramını şöyle anlattı:

Başıboş dolaşan bir adam idim. Bir gün yolda giderken bir kâğıt gördüm. Onu aldım baktım, bir de ne göreyim, kâğıtta besmele-i şerîfe yazılıydı. Onu temizledim ve cebime koydum. Yanımda da sadece iki dirhemim vardı. Başka da param yoktu. Attara gittim ve o iki dirhemle misk kokusu aldım ve besmele yazılı kâğıda sürdüm O gece rüyamda bana "Ey Bişr! Bizim ismimizi yoldan kaldırdın ve güzel kokular sürdün. Biz de senin ismini dünyâda ve âhirette yüceltip güzelleştireceğiz." denil­di. İşte (Allah'ın fazlından ve ikramından) ne olduysa bun­dan sonra oldu.

Bişr-i Hâfî Hazretleri buyurdular ki:

• Akıllı kimse, hayrı ve şerri bilen değil, hayrı gördüğü zaman uyan, şerri gördüğü zaman sakınan kimsedir.

• İşlerin en çirkini âhiret ameliyle dünyâyı istemektir.

• Günâhlarını gizlediğin gibi iyiliklerini de gizle.

• Dünyâ sıkıntısından dolayı üzülüyorsan, ölümü ha­tırla. Çünkü o dünyâ sıkıntısını giderir.

Kaynak: Fazilet Takvimi

23 Mart 2010 Salı

ALLAH VE RESULÜ UĞRUNDA

ALLAH VE RESULÜ UĞRUNDA
23 MART 2010 SALI

Her kim Allah ve Resulü uğrunda (dini için, ilim öğren­mek için) hicret niyeti ile evinden çıkar da sonra mak­sadına varmadan ölüm kendisine yetişirse onun müka­fatı Allâhü Teâlâ üzerinedir. Niyet ettiği amelini tamam­lamış gibi mükâfatını tam olarak alır.

Bu sebeple bu hususta 'Yerimden ayrılırsam maksada ya varırım ya da ulaşamam, dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olmayayım' diye düşünmemelidir. Allâhü Teâlâ için hareket eden, hasbelkader yarı yolda da kalsa yine sevaba tam olarak alacağını bilmelidir.

Cündüb bin Damre (r.a.), Mekke'den hicret edip Medi­ne'ye gelirken Ten'im isimli yere vardığında vefat ede­ceğini hissetmiş ve sağ elini sol elinin üzerine koyarak "Allah'ım! Şu senin, şu da Resulünün (eli), Resulün sa­na ne ile bîat ettiyse ben de öyle bîat ediyorum" demiş ve ruhunu teslim etmişti.

Bu haber Resûlullâh'ın (s.a.v.) ashabına ulaşınca "Medine'de vefat etseydi mükâfatı daha tamam olurdu." demişlerdi. Bunun üzerine "Her kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik te bulur ve her kim Allah'a ve peygambere hicret niyetiyle evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse muhakkak ki onun ecri Allah'a aittir, Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir" (Nisa Sûresi, âyet 100) mealindeki âyet-i kerîme nazil oldu.

Âyet-i kerîme, ilim talebesi, hac veya cihad ya da bunlar gibi Allah rızâsı için olan her hicretin Allah'a ve Resûlü'ne hicret olduğunu beyan etmektedir. Anahtar Kelimeler: ALLAH VE RESULÜ UĞRUNDA - Allah ve Resulü ugrunda - Allah ve Resulu ugruna -

5 Aralık 2009 Cumartesi

ÖLÜMÜ YAKLAŞAN KİŞİ

ÖLÜMÜ YAKLAŞAN KİŞİ

Ölümü yaklaşan kişinin sakin olması ve dili ile kelime-i şehâdet (Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullâh) söy­lemesi ve Allâhü Teâlâ'nın mağfiretini (affedeceğini) ümit ederek Allah'a karşı hüsn ü zan (iyi niyet) içinde olması müstehabtır.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Ölüyü (ölmek üzere olanı) üç şeyde müşahede ediniz. Alnı terlediği, gözleri yaşardığı, dudakları kuruduğu za­man. Bu ona Allah'ın rahmetinin inmesidir."

"Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) 'Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullâh' sözünü telkin ediniz." Huzeyfe (r.a.)'nin rivayetinde "Zîrâ bu söz geçmiş hatâları yok eder." buyurulmuştur.
"Ölmek üzere olan bir adama ölüm meleği geldi. Kalbine baktı, fakat orada bir şey bulamadı. Sonra ağzını açtı, dilini damağına dayamış 'Lâ ilahe illallah' derken buldu. Bu ihlâs kelimesi sayesinde mağfiret olundu (günahları bağışlandı)."

Telkinde yumuşak muamele etmek müstehabtır. O an­da zayıf olduğu için lisânı söylemekte zorlanabilir. Eğer ısrar edilirse bu kelimeyi hoş görmemesinden korkulur. Hüsn ü zan müstehaptır. Zîrâ hadîs-i kudsîde "Ben kulu­mun benim hakkımdaki zannı yanındayım. Benim hakkımda hayır zanda bulunsun." buyurulmuştur.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Ölümden sonra diriliş

Ölümden sonra diriliş
21 Ekim 2009 Carşamba

Kıyâmet koptuktan bir müddet sonra Allâhü Teâlâ'nın emriyle ikinci bir nefha (sûrun üfürülmesi) ile bütün insanlar yeniden hayat bularak kabirlerinden kalkacak, mahşer meydanında toplanacaklardır.

Bir insanın bedeni yüzbinlerce parcaya ayrılsa, her tarafa savrulsa, cürüyüp büsbütün mahvolsa yine bunlar Allâhü Teâlâ'nın ilminden, kudretinden cikmıs olamaz. Hak Teâlâ bunları diledigi zaman kudretiyle bir araya toplar, yeniden diriltir.

Insanların böyle yeniden hayat bulmalarına haşr-i ecsâd denir ki ruhlarının cesetlerine yeniden girmesidir. Insan ölünce, rûhu baska bir âleme, cesedi de kabre gider. Kabrinde "Münker ve Nekir" denilen melekler tarafından sorguya cekilecek, "Rabbin kimdir ? Peygamberin kimdir ? Dinin nedir ? Kıblen neresidir ?" diye sual olunacaktır ki buna (Kabir Sûali) denir. Orada ameline göre ya rahat yaşar veya azab görür. O âleme berzah denir ki, dünyâ ile âhiretten başka bir âlemdir. Hayat ile ölüm arasında uyku nasılsa, dünyâ ile âhiret arasında berzah âlemide öyledir. Bunun mâhiyetini ancak Allâhü Teâlâ bilir.

Işte ruhlar, ölümden, ebedî sûrette fenâ bulmak (yok olmak) tan kurtulmuş oldukları icin, âhiret başlayınca her ruh, kudret-i ilâhiye ile teşekkül edecek olan kendi sâhibinin bedenine girer, birlikte mahşere gider ki bu, haddizâtında cismânî ve rûhânî haşirden başka birşey degildir.

Mahşerde her mükellef insan, suâl ve cevâb'a tâbi olacak, amel defteri kendisine verilecek, dünyâdaki amelleri mîzâna konulacak, mü'minlerin bir kısmı peygamberlerin ve sâir büyük zâtların şefâatlerine nail olacak, her kisi "Sırat" denilen köprüden gecmek mecbûriyetinde kalacak, insanların bir kısmı sırattan gecerek cennete girecek, bir kısmı da cehenneme düşecektir.

Suâl ve cevâp, âhiret gününde Allâhü Teâlâ tarafından insanların ve cinlerin sorguya cekilmesidir. Mahserde büyük bir adâlet mahkemesi kurulacak, herkesten dünyâda yaptıkları sorulacak, ona göre hakkında karar verilecektir.