"CENNETE GÜLEREK GİRECEK OLAN SAHÂBÎ"
20 MART 2011 PAZAR - 15 REBÎ'UL-ÂHIR 1432
Ashâb-ı Kirâm'dan Nuaymân (r.a.) Resûlullah Efendimizi (s.a.v.) güldüren sahabelerden biridir. Bir gün Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) onun yanına girmişti. Nuaymân (r.a.) gözünden rahatsız olduğu halde hurma yiyordu. Resûlullah (s.a.v.) onu bu halde görünce "Gözün ağrıdığı halde hurma mı yiyorsun?" buyurdu. Bunun üzerine Nuaymân (r.a.) "Ağrımayan tarafı ile yiyorum yâ Resûlallah!" diye cevap verdi. Bu cevap üzerine Resûlullah (s.a.v.) dişleri görününceye kadar güldüler.
Nuaymân b. Amr (r.a.) Bedir harbine ve diğer harplere katılmıştır. Resûlullah (s.a.v.) onun hakkında "Nuaymân cennete gülerek girecektir. Çünkü o beni güldürürdü." buyurdular.
Kaynak: Fazilet Takvimi / 10 MART 2011 PERSEMBE - 5 REBÎ'UL-ÂHIR 1432
Cennet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cennet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Mart 2011 Pazar
3 Mart 2011 Perşembe
ŞEFÂAT
ŞEFÂAT
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünyâda önce ve sonra gelmiş, geçmiş ne kadar insan varsa bunların hepsini Allahü Tealâ kıyamet gününde düz ve geniş bir sâhada toplayacaktır. Öyle düz ve geniş meydan ki orada bir çağırıcı seslenince sesini herkese duyurabilecek ve bakan bir kişinin gözü mahşer halkını bir bakışta görebilecek. Bir de güneş yaklaşacak. Artık insanların gamı, meşakkati dayanılmaz ve tahammül olunmaz bir dereceye varacak.
Bu sırada insanlar biribirine: "Size erişen şu fâciayı görüyor musunuz? Rabbinize delâlet edecek bir şefâatçi bulmak çâresine niye bakmıyorsunuz?" diyecekler. Bunun üzerine mahşer halkının bâzısı bâzısına: "Haydi, Âdem'e gidiniz," deyip mahşer halkı Âdem (a.s.)'a gelerek şefâat rica edecekler.
Âdem (a.s.) şefâat edemeyeceğini söyleyip Nûh aleyhisselâma, o Hz. İbrâhim aleyhisselâma, o da aynı minval üzere Mûsâ aleyhisselâma, o da aynı minval üzere İsâ aleyhisselâma havâle eder. İsâ (a.s.) bir şey söylemeden "Muhammed (s.a.v.)'e gidiniz" diyecektir.
Onlar da Muhammed (s.a.v.)'e gelerek: "Yâ Muhammed, sen Allâh'ın peygamberisin ve nebîler hâtemisin. Allah geçmişte ve gelecekte vukûu farz olunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir. Rabb'in Teâlâ'ya hakkımızda şefâat et, görüyorsun ki ne elem ve ıztırâb içindeyiz" diyecekler.
Bunun üzerine ben hemen gidip Arş-ı Rahmân'ın altına varacağım ve Azîz ve Celîl olan Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra secdemde Allah bana kendisine olunacak en güzel hamd ve senâdan öyle bir mefhûm fetih ve ilhâm edecektir ki, şimdiye kadar onu benden önce hiç bir peygambere fetih ve ilham etmemiştir. Ben ilhâm olunduğum sûrette Allâh'a hamd ve senâdan sonra Allâhü Teâlâ: "Yâ Muhammed, başını kaldır, iste. Dileğin verilecektir, şefâat eyle, şefaatin kabul edilecektir" buyurur. Ben secdeden başımı kaldırıp: "Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! diye ümmetim hakkında şefâat edeceğim. Bunun üzerine: "Yâ Muhammed, ümmetinden hesâb ve suâle lüzûmu olmayanları Cennet kapılarından sağ kapıdan Cennet'e koy. Onlar Cennet'in bundan başka öbür kapılarından da insanlarla ortaktırlar, buyurulacaktır.
Anahtar Kelimeler: ŞEFÂAT - sefaat
Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 ŞUBAT 2011 CUMA - 22 REBÎ'UL-EVVEL 1432
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünyâda önce ve sonra gelmiş, geçmiş ne kadar insan varsa bunların hepsini Allahü Tealâ kıyamet gününde düz ve geniş bir sâhada toplayacaktır. Öyle düz ve geniş meydan ki orada bir çağırıcı seslenince sesini herkese duyurabilecek ve bakan bir kişinin gözü mahşer halkını bir bakışta görebilecek. Bir de güneş yaklaşacak. Artık insanların gamı, meşakkati dayanılmaz ve tahammül olunmaz bir dereceye varacak.
Bu sırada insanlar biribirine: "Size erişen şu fâciayı görüyor musunuz? Rabbinize delâlet edecek bir şefâatçi bulmak çâresine niye bakmıyorsunuz?" diyecekler. Bunun üzerine mahşer halkının bâzısı bâzısına: "Haydi, Âdem'e gidiniz," deyip mahşer halkı Âdem (a.s.)'a gelerek şefâat rica edecekler.
Âdem (a.s.) şefâat edemeyeceğini söyleyip Nûh aleyhisselâma, o Hz. İbrâhim aleyhisselâma, o da aynı minval üzere Mûsâ aleyhisselâma, o da aynı minval üzere İsâ aleyhisselâma havâle eder. İsâ (a.s.) bir şey söylemeden "Muhammed (s.a.v.)'e gidiniz" diyecektir.
Onlar da Muhammed (s.a.v.)'e gelerek: "Yâ Muhammed, sen Allâh'ın peygamberisin ve nebîler hâtemisin. Allah geçmişte ve gelecekte vukûu farz olunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir. Rabb'in Teâlâ'ya hakkımızda şefâat et, görüyorsun ki ne elem ve ıztırâb içindeyiz" diyecekler.
Bunun üzerine ben hemen gidip Arş-ı Rahmân'ın altına varacağım ve Azîz ve Celîl olan Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra secdemde Allah bana kendisine olunacak en güzel hamd ve senâdan öyle bir mefhûm fetih ve ilhâm edecektir ki, şimdiye kadar onu benden önce hiç bir peygambere fetih ve ilham etmemiştir. Ben ilhâm olunduğum sûrette Allâh'a hamd ve senâdan sonra Allâhü Teâlâ: "Yâ Muhammed, başını kaldır, iste. Dileğin verilecektir, şefâat eyle, şefaatin kabul edilecektir" buyurur. Ben secdeden başımı kaldırıp: "Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! diye ümmetim hakkında şefâat edeceğim. Bunun üzerine: "Yâ Muhammed, ümmetinden hesâb ve suâle lüzûmu olmayanları Cennet kapılarından sağ kapıdan Cennet'e koy. Onlar Cennet'in bundan başka öbür kapılarından da insanlarla ortaktırlar, buyurulacaktır.
Anahtar Kelimeler: ŞEFÂAT - sefaat
Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 ŞUBAT 2011 CUMA - 22 REBÎ'UL-EVVEL 1432
*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Her peygamberin Allâhü Teâlâ'dan bir dileği vardı, onu diledi ve Allah katında icâbet ve kabûl olundu. Fakat ben duâmı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklıyorum."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************
Etiketler:
Allah (c.c),
Bir Hadis,
Cennet,
Dini Bilgiler,
Fazilet Takvimi,
Hz. Adem,
Hz. Ibrahim,
Hz. İsa,
Hz. Muhammed (sav),
Hz. Musa,
Hz. Nuh,
Kıyamet,
Resulullah (s.a.v),
Şefaat
26 Şubat 2011 Cumartesi
FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER
FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER
26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432
Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) dan:
Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) (muhâcirlerin) fakirleri gelip (Yâ Resûlallâh) mal ve mülk sâhipleri en yüksek dereceleri ve dâimî nimet (devletine ermek fazîlet ve saâdetin)i alıp gittiler. Hem bizim kıldığımız gibi onlar da namaz kılıyorlar bizim oruç tuttuğumuz gibi (onlar da) oruç tutuyorlar. Hem de onların fazla malları var da onunla haccediyorlar umre yapıyorlar cihâd ediyorlar sadaka veriyorlar." dediler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
"Size bir şey haber vereyim ki siz onu yaptığınız takdirde hem (bu husûsta) sizi geçmiş olanlara yetişenlesiniz hem de sizden sonraya kalanlardan hiçbir kimse size yetişemesin ve içlerinde bulunduğunuz cemâat (topluluk) içinde en hayırlı siz olasınız. Ancak (onlardan size tavsiye ettiğim amelin) aynısını yapan hâriç.
Her farz namazdan sonra otuz üçer kere tesbîh (Sübhanallah) tahmîd (Elhamdülillâh) der ve tekbîr (Allâhü Ekber) alırsınız." buyurmuşlardır.
Fakirler öğrendikleri bu zikirleri ettiler. Derken zenginlere de yaptıklarını haber verdiler. Zenginler de tıpkısını yaptılar. Ashâbın fakirleri Resûlullâh (s.a.v.)'e gelip bu durumu haber verdiler ve 'Bizim bu kardeşlerimiz bizim yaptığımızı yapıp söylüyorlar' dediler.
Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): Bu dediğiniz Allâhü Teâlâ'nın bir fazlı ve ihsanıdır ki dilediğine verir. Ey fakirler cemâati müslümanların fakirlerinin zenginlerinden âhiret günü ile yarım gün yâni beşyüz yıl evvel cennete girmeleri sizi sevindirmez mi?" buyurdular.
Anahtar Kelimeler: FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER - fakir bir kimse cennete 500 sene evvel girer - besyüz yil - önce - cennet
Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 ŞUBAT 2011 PAZAR - 17 REBÎ'UL-EVVEL 1432
26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432
Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) dan:
Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) (muhâcirlerin) fakirleri gelip (Yâ Resûlallâh) mal ve mülk sâhipleri en yüksek dereceleri ve dâimî nimet (devletine ermek fazîlet ve saâdetin)i alıp gittiler. Hem bizim kıldığımız gibi onlar da namaz kılıyorlar bizim oruç tuttuğumuz gibi (onlar da) oruç tutuyorlar. Hem de onların fazla malları var da onunla haccediyorlar umre yapıyorlar cihâd ediyorlar sadaka veriyorlar." dediler.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
"Size bir şey haber vereyim ki siz onu yaptığınız takdirde hem (bu husûsta) sizi geçmiş olanlara yetişenlesiniz hem de sizden sonraya kalanlardan hiçbir kimse size yetişemesin ve içlerinde bulunduğunuz cemâat (topluluk) içinde en hayırlı siz olasınız. Ancak (onlardan size tavsiye ettiğim amelin) aynısını yapan hâriç.
Her farz namazdan sonra otuz üçer kere tesbîh (Sübhanallah) tahmîd (Elhamdülillâh) der ve tekbîr (Allâhü Ekber) alırsınız." buyurmuşlardır.
Fakirler öğrendikleri bu zikirleri ettiler. Derken zenginlere de yaptıklarını haber verdiler. Zenginler de tıpkısını yaptılar. Ashâbın fakirleri Resûlullâh (s.a.v.)'e gelip bu durumu haber verdiler ve 'Bizim bu kardeşlerimiz bizim yaptığımızı yapıp söylüyorlar' dediler.
Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): Bu dediğiniz Allâhü Teâlâ'nın bir fazlı ve ihsanıdır ki dilediğine verir. Ey fakirler cemâati müslümanların fakirlerinin zenginlerinden âhiret günü ile yarım gün yâni beşyüz yıl evvel cennete girmeleri sizi sevindirmez mi?" buyurdular.
Anahtar Kelimeler: FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER - fakir bir kimse cennete 500 sene evvel girer - besyüz yil - önce - cennet
Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 ŞUBAT 2011 PAZAR - 17 REBÎ'UL-EVVEL 1432
*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Fakirler, zenginlerden (âhiret günü ile) yarım gün, yani beşyüz yıl evvel cennete girecekler."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************
Etiketler:
Cennet,
Dini Bilgiler,
Ebu Hureyre,
Fakirlik,
Fazilet Takvimi,
Peygamber Efendimiz (s.a.v),
Tahmid,
Tekbir,
Tesbih
11 Temmuz 2010 Pazar
DUA 3 ŞEKİLDE KABUL OLUR
DUÂ 3 ŞEKİLDE KABUL OLUR
11 TEMMUZ 2010 PAZAR
Hikmet ehli bir zat buyuruyor ki: Allahü teâlâ, edilen duâyı üç şekilde kabul eder:
1. Hemen, yani duâyı yaparken peşin kabul eder.
2. Kabul eder; ama hemen vermez, yani veresiye kabul eder. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, gözyaşı dökelim, Allah diyelim. Peki, ne zaman verir? Ölürken verir, kabirde verir, mahşerde verir, mizanda verir, sırat köprüsünde verir, en son Cennette verir. Yani mutlaka verir.
3. Ne dünyada verir, ne de ahirette. Peki, ama Allahü teâlâ; “Ben duâları kabul ederim.” buyuruyor. Evet, kabul ediyor; ama o istenileni vermiyor, onun yerine başka şey veriyor. Belki de istediğimizden daha kıymetlisini veriyor. Ne kadar derdimiz, hastalığımız, başımıza gelecek belâ varsa, o duâya karşılık olarak hepsini alıyor.
Müminler Allahü teâlânın rızası için bir araya geldiklerinde, hiç konuşmasalar bile feyz, bileşik kaplardaki gibi, kalbden kalbe akar. Hele bir de, İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi büyüklerin ismi zikredilirse, bu meclislere feyz, oluk oluk akar.
Bir Müslüman, sırf Allahü teâlânın rızası için bir başka Müslüman kardeşini ziyaret ederse, kendisine 100 000 nafile hac sevabı verilir. Müminin yüzüne sevgiyle bakanın, günahları dökülür.
Cebrail aleyhisselâm, 2 rekât namaz kılmış, bu 2 rekât namazı kılması tam 4000 ahiret senesi sürmüş. Sonra; “Yâ Rabbi! Kâinat yaratıldığından beri acaba böyle namaz kılan başka bir kulun var mı?” demiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki:
“Ahir zamanda gelecek olan ümmet-i Muhammedden bir kulum, 2 rekât namaz kılacak, hatayla, kazayla, her türlü düşüncelerle ve kaç rekât kıldığını bilmeyerek kılacak. Onların birkaç dakikada kıldığı 2 rekât namaz, senin 4000 senede kıldığın namazdan daha makbul olacak.”
- Yâ Rabbi! Neden bu kadar kıymetli olacak?
- Çünkü onlar dünya sevgisinden uzaklaşacaklar, nefslerinin şerrinden kurtulmaya çalışacaklar, şeytanın vesvesesine aldanmayıp, Allahü ekber diyecekler…
11 TEMMUZ 2010 PAZAR
Hikmet ehli bir zat buyuruyor ki: Allahü teâlâ, edilen duâyı üç şekilde kabul eder:
1. Hemen, yani duâyı yaparken peşin kabul eder.
2. Kabul eder; ama hemen vermez, yani veresiye kabul eder. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, gözyaşı dökelim, Allah diyelim. Peki, ne zaman verir? Ölürken verir, kabirde verir, mahşerde verir, mizanda verir, sırat köprüsünde verir, en son Cennette verir. Yani mutlaka verir.
3. Ne dünyada verir, ne de ahirette. Peki, ama Allahü teâlâ; “Ben duâları kabul ederim.” buyuruyor. Evet, kabul ediyor; ama o istenileni vermiyor, onun yerine başka şey veriyor. Belki de istediğimizden daha kıymetlisini veriyor. Ne kadar derdimiz, hastalığımız, başımıza gelecek belâ varsa, o duâya karşılık olarak hepsini alıyor.
Müminler Allahü teâlânın rızası için bir araya geldiklerinde, hiç konuşmasalar bile feyz, bileşik kaplardaki gibi, kalbden kalbe akar. Hele bir de, İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi büyüklerin ismi zikredilirse, bu meclislere feyz, oluk oluk akar.
Bir Müslüman, sırf Allahü teâlânın rızası için bir başka Müslüman kardeşini ziyaret ederse, kendisine 100 000 nafile hac sevabı verilir. Müminin yüzüne sevgiyle bakanın, günahları dökülür.
Cebrail aleyhisselâm, 2 rekât namaz kılmış, bu 2 rekât namazı kılması tam 4000 ahiret senesi sürmüş. Sonra; “Yâ Rabbi! Kâinat yaratıldığından beri acaba böyle namaz kılan başka bir kulun var mı?” demiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki:
“Ahir zamanda gelecek olan ümmet-i Muhammedden bir kulum, 2 rekât namaz kılacak, hatayla, kazayla, her türlü düşüncelerle ve kaç rekât kıldığını bilmeyerek kılacak. Onların birkaç dakikada kıldığı 2 rekât namaz, senin 4000 senede kıldığın namazdan daha makbul olacak.”
- Yâ Rabbi! Neden bu kadar kıymetli olacak?
- Çünkü onlar dünya sevgisinden uzaklaşacaklar, nefslerinin şerrinden kurtulmaya çalışacaklar, şeytanın vesvesesine aldanmayıp, Allahü ekber diyecekler…
Etiketler:
Allah (c.c),
Allah Rızası,
Cennet,
Dini Bilgiler,
Dua,
Hz. Cebrail (a.s),
Kabir,
Mahşer,
Mizan,
Müslüman,
Namaz,
Sırat Köprüsü
9 Temmuz 2010 Cuma
CENNETE ANCAK ALLAH'IN RAHMETİ İLE GİRİLİR
CENNETE ANCAK ALLAH'IN RAHMETİ İLE GİRİLİR
09 TEMMUZ 2010 CUMA
Resûlullâh (s.a.v.) bir gün şöyle buyurdular: "Az önce Cebrail yanıma geldi ve dedi ki: 'Yâ Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kullarından biri, denizin ortasındaki adada bir dagin basinda Allah'a beş yüz sene ibadet etti. Allahü Teala ona parmak kalinliginda, tatli su akitan ve birikip dagin eteginde toplanan bir kaynak cikardi. Bir nar agaci, ibadet ettigi her günün gecesinde ona bir nar veriyordu. Akşam oldugunda inip abdestini aliyor ve bu nari yiyordu. Sonra kalkip namazini kiliyor ve eceli geldiginde, ruhunu secdede iken almasini ve secde halinde dirilinceye kadar, yerin veya başka şeyin cesedini bozmamasini Rabb'inden istiyordu. Allah da onun duasini kabul etti.
O kiyamet günü diriltilip Allah'in huzuruna cikarilinca Allahü Teala 'Kulumu rahmetimle cennete koyun'. buyurur. Kul 'Ya Rabbi! (işledigim) amelimle (gireyim)' der. Allahü Teala 'Kulumu rahmetimle cennete koyun'. buyurur. Kul 'Ya Rabbi! (işledigim) amelimle (gireyim)' der. Allahü Teala: 'Kulumun ameli ile benim ona verdigim nimeti kiyaslayin.' buyurur. Göz nimetinin beş yüz senelik ibadeti kapladigi anlaşilir. Vücuddaki diğer nimetler fazladan (şükredilmemiş) olarak kalır. Allâhü Teâlâ, 'Kulumu cehenneme atın.' buyurur. Kul, cehenneme doğru sürüklenince 'Yâ Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy!' diye yalvarır. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, 'Onu geri getirin.' buyurur. Allâhü Teâlâ'nın huzurunda durdurulur. Allâhü Teâlâ: 'Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?' 'Şen yarattın Yâ Rabbi!' "Sana beş yüz sene ibâdet etmek için kim kuvvet verdi?' 'Sen verdin yâ Rabbi! 'Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, senin için tuzlu sudan tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece meyve verdiren, secde hâlinde ölmeyi arzu ettiğinde duanı kabul eden kimdir?' 'Sensin, yâ Rabbi!'
Allâhü Teâlâ, 'İşte bunlar benim rahmetim iledir ve ancak rahmetimle seni cennete girdireceğim. Kulumu cennete girdirin. Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun!' buyurur ve onu cennete girdirir."
Kaynak: Fazilet Takvimi
09 TEMMUZ 2010 CUMA
Resûlullâh (s.a.v.) bir gün şöyle buyurdular: "Az önce Cebrail yanıma geldi ve dedi ki: 'Yâ Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kullarından biri, denizin ortasındaki adada bir dagin basinda Allah'a beş yüz sene ibadet etti. Allahü Teala ona parmak kalinliginda, tatli su akitan ve birikip dagin eteginde toplanan bir kaynak cikardi. Bir nar agaci, ibadet ettigi her günün gecesinde ona bir nar veriyordu. Akşam oldugunda inip abdestini aliyor ve bu nari yiyordu. Sonra kalkip namazini kiliyor ve eceli geldiginde, ruhunu secdede iken almasini ve secde halinde dirilinceye kadar, yerin veya başka şeyin cesedini bozmamasini Rabb'inden istiyordu. Allah da onun duasini kabul etti.
O kiyamet günü diriltilip Allah'in huzuruna cikarilinca Allahü Teala 'Kulumu rahmetimle cennete koyun'. buyurur. Kul 'Ya Rabbi! (işledigim) amelimle (gireyim)' der. Allahü Teala 'Kulumu rahmetimle cennete koyun'. buyurur. Kul 'Ya Rabbi! (işledigim) amelimle (gireyim)' der. Allahü Teala: 'Kulumun ameli ile benim ona verdigim nimeti kiyaslayin.' buyurur. Göz nimetinin beş yüz senelik ibadeti kapladigi anlaşilir. Vücuddaki diğer nimetler fazladan (şükredilmemiş) olarak kalır. Allâhü Teâlâ, 'Kulumu cehenneme atın.' buyurur. Kul, cehenneme doğru sürüklenince 'Yâ Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy!' diye yalvarır. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, 'Onu geri getirin.' buyurur. Allâhü Teâlâ'nın huzurunda durdurulur. Allâhü Teâlâ: 'Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?' 'Şen yarattın Yâ Rabbi!' "Sana beş yüz sene ibâdet etmek için kim kuvvet verdi?' 'Sen verdin yâ Rabbi! 'Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, senin için tuzlu sudan tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece meyve verdiren, secde hâlinde ölmeyi arzu ettiğinde duanı kabul eden kimdir?' 'Sensin, yâ Rabbi!'
Allâhü Teâlâ, 'İşte bunlar benim rahmetim iledir ve ancak rahmetimle seni cennete girdireceğim. Kulumu cennete girdirin. Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun!' buyurur ve onu cennete girdirir."
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Allah (c.c),
Cennet,
Dini Bilgiler,
Diriliş,
Hz. Cebrail,
Kıyamet günü,
Rahmet,
Resulullah (s.a.v)
27 Mayıs 2010 Perşembe
CENNETE GİRMEYE SEBEP OLAN AMELLER
CENNETE GİRMEYE SEBEP OLAN AMELLER
27 MAYIS 2010 PERSEMBE
Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Bu gün sizden kim oruçlu?" Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, Yâ Resûlallah." "Bu gün sizden kim bir miskini doyurdu?" Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..."
Resûlullâh (s.a.v.): "Bu gün sizden kim bir hastayı ziyaret etti?" Hz. Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..."
Resûlullâh (s.a.v.): "Bu gün sizden kim bir cenazeye iştirak etti?" Hz. Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..." Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): "Bu hasletler kendisinde toplanan kişi mutlaka cennete girer." buyurdular.
Kaynak: Fazilet Takvimi
27 MAYIS 2010 PERSEMBE
Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Bu gün sizden kim oruçlu?" Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, Yâ Resûlallah." "Bu gün sizden kim bir miskini doyurdu?" Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..."
Resûlullâh (s.a.v.): "Bu gün sizden kim bir hastayı ziyaret etti?" Hz. Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..."
Resûlullâh (s.a.v.): "Bu gün sizden kim bir cenazeye iştirak etti?" Hz. Ebû Bekir (r.a.) cevap verdi: "Ben, yâ Resûlallah..." Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): "Bu hasletler kendisinde toplanan kişi mutlaka cennete girer." buyurdular.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Amel,
Cennet,
Dini Bilgiler,
Hz. Ebû Bekir,
Resulullah (s.a.v)
SRİ LANKA (SEYLAN) MÜSLÜMANLARI
SRİ LANKA (SEYLAN) MÜSLÜMANLARI
27 MAYIS 2010 PERSEMBE
Sri Lanka, bütün insanlığın babası, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâmın, Cennetten indirildiği yerdir. Müslümanlar buraya Serendib ve Seylan ismini verdiler.
Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Osmanlı-Japon münâsebetlerini kuvvetlendirmek için gönderdiği Ertuğrul Firkateyni 1889 Kasımında bir cuma sabahı Seylan'ın başkenti Kolombo'ya ulaşıp mürettebat cuma namazını kılmak için topluca gemiden inince nüfusu 300.000 olan Kolombo'da 200.000 kişi gemiyi ziyaret etmişti. Abdülhamid Han devrinde Sri Lanka'da Osmanlı Devleti Başkonsolosu bulunmakta idi. Adada Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın teşvikleriyle Kolombo Hamidiye Mektebi, 1900'de Seylanlı Müslüman zenginler tarafından açılmıştır. 1889'da Kolombo'da "Müslümanların Dostu" adlı mecmua(dergi) ile Hıristiyan misyonerlere karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu gayretleri neticesinde Seylan müslümanları cuma hutbelerinde Sultan İkinci Abdülhamid'in adını okuyor, mahkemelerinde Osmanlı'nın sembolü olarak fes giyiyorlardı.
Seylanlı Müslümanlar, 1909'da Osmanlı Donanmasına, Balkan Harbi'nde ve Kurtuluş Savaşı'nda da Türkiye'ye gizli ve açıktan yardım göndermişlerdir.
Kaynak: Fazilet Takvimi
27 MAYIS 2010 PERSEMBE
Sri Lanka, bütün insanlığın babası, ilk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâmın, Cennetten indirildiği yerdir. Müslümanlar buraya Serendib ve Seylan ismini verdiler.
Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın Osmanlı-Japon münâsebetlerini kuvvetlendirmek için gönderdiği Ertuğrul Firkateyni 1889 Kasımında bir cuma sabahı Seylan'ın başkenti Kolombo'ya ulaşıp mürettebat cuma namazını kılmak için topluca gemiden inince nüfusu 300.000 olan Kolombo'da 200.000 kişi gemiyi ziyaret etmişti. Abdülhamid Han devrinde Sri Lanka'da Osmanlı Devleti Başkonsolosu bulunmakta idi. Adada Sultan İkinci Abdülhamid Han'ın teşvikleriyle Kolombo Hamidiye Mektebi, 1900'de Seylanlı Müslüman zenginler tarafından açılmıştır. 1889'da Kolombo'da "Müslümanların Dostu" adlı mecmua(dergi) ile Hıristiyan misyonerlere karşı büyük bir mücadele başlatıldı. Bu gayretleri neticesinde Seylan müslümanları cuma hutbelerinde Sultan İkinci Abdülhamid'in adını okuyor, mahkemelerinde Osmanlı'nın sembolü olarak fes giyiyorlardı.
Seylanlı Müslümanlar, 1909'da Osmanlı Donanmasına, Balkan Harbi'nde ve Kurtuluş Savaşı'nda da Türkiye'ye gizli ve açıktan yardım göndermişlerdir.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Cennet,
Hz. Adem,
Müslümanlar,
Osmanlı,
Peygamber,
Sultan 2. Abdülhamid Han
18 Mayıs 2010 Salı
"ONLARLA OTURANLAR BEDBAHT OLMAZLAR"
"ONLARLA OTURANLAR BEDBAHT OLMAZLAR"
18 MAYIS 2010 SALI
Hz. Ebû Hureyre'den (r.a.) Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Allâhü Teâlâ'nın yollarda dolaşıp, zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allâhü Teâlâ'yı zikreden bir topluluk bulduklarında 'Aradığınıza gelin.' diye birbirlerini çağırırlar. Onları kanatlarıyla kuşatarak dünyâ semâsına kadar doldururlar. Allâhü Teâlâ -onları daha iyi bildiği halde- meleklere sorar:
'Kullarım ne diyorlar?' Onlar,
'Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmîd okuyorlar, sana ta'zim (temcîd) ediyorlar.' derler. Allâhü Teâlâ,
'Onlar beni gördüler mi?'
'Hayır, ya Rabbi.''
'Yâ görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer seni görselerdi, daha çok ibâdet ederler, daha çok ta'zim ve tesbihde bulunurlardı.' derler. Allâhü Teâlâ buyurur: 'Onlar ne istiyorlar?' Melekler.
'Senden cenneti istiyorlar?'
'Cenneti gördüler mi?'
'Hayır, Yâ Rabbi!'
'Yâ görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer görselerdi, cennete karşı daha çok hırs gösterirler, ona daha çok rağbet ederler, onu daha çok isterlerdi' derler. Allâhü Teâlâ buyurur:
'Neden sığınıyorlar?'
'Cehennemden sığınıyorlar' derler.
'Onu gördüler mi?' 'Hayır, Yâ Rabbi!'
'Yâ görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer görselerdi, ondan daha çok kaçarlar, daha çok korkarlardı' derler. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ:
'Sizi şahit kılıyorum, onları affettim.' buyurur.
"Onlardan bir melek der ki: 'Onların arasında, onlardan olmayan falan günahkâr kul da var. O başka bir ihtiyâcı için uğramıştı, (aralarına) oturuverdi."
Allâhü Teâlâ 'Onu da affettim. Onlar öyle bir cemaattir ki, onlarla oturanlar, onlar sayesinde bedbaht olmazlar.'
Kaynak: Fazilet Takvimi
18 MAYIS 2010 SALI
Hz. Ebû Hureyre'den (r.a.) Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Allâhü Teâlâ'nın yollarda dolaşıp, zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allâhü Teâlâ'yı zikreden bir topluluk bulduklarında 'Aradığınıza gelin.' diye birbirlerini çağırırlar. Onları kanatlarıyla kuşatarak dünyâ semâsına kadar doldururlar. Allâhü Teâlâ -onları daha iyi bildiği halde- meleklere sorar:
'Kullarım ne diyorlar?' Onlar,
'Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmîd okuyorlar, sana ta'zim (temcîd) ediyorlar.' derler. Allâhü Teâlâ,
'Onlar beni gördüler mi?'
'Hayır, ya Rabbi.''
'Yâ görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer seni görselerdi, daha çok ibâdet ederler, daha çok ta'zim ve tesbihde bulunurlardı.' derler. Allâhü Teâlâ buyurur: 'Onlar ne istiyorlar?' Melekler.
'Senden cenneti istiyorlar?'
'Cenneti gördüler mi?'
'Hayır, Yâ Rabbi!'
'Yâ görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer görselerdi, cennete karşı daha çok hırs gösterirler, ona daha çok rağbet ederler, onu daha çok isterlerdi' derler. Allâhü Teâlâ buyurur:
'Neden sığınıyorlar?'
'Cehennemden sığınıyorlar' derler.
'Onu gördüler mi?' 'Hayır, Yâ Rabbi!'
'Yâ görselerdi ne yaparlardı?'
'Eğer görselerdi, ondan daha çok kaçarlar, daha çok korkarlardı' derler. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ:
'Sizi şahit kılıyorum, onları affettim.' buyurur.
"Onlardan bir melek der ki: 'Onların arasında, onlardan olmayan falan günahkâr kul da var. O başka bir ihtiyâcı için uğramıştı, (aralarına) oturuverdi."
Allâhü Teâlâ 'Onu da affettim. Onlar öyle bir cemaattir ki, onlarla oturanlar, onlar sayesinde bedbaht olmazlar.'
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Allah (c.c),
Cehennem,
Cemaat,
Cennet,
Ebu Hureyre,
İbadet,
Melek,
Resulullah (s.a.v),
Tesbih,
Zikir
17 Mayıs 2010 Pazartesi
KUR'ÂN'I KERÎM ANCAK ALLAH RIZÂSI İÇİN OKUNUR
KUR'ÂN'I KERÎM ANCAK ALLAH RIZÂSI İÇİN OKUNUR
17 MAYIS 2010 PAZARTESİ
Kur'ân-ı Kerîm okuduktan sonra dünyevî hiçbir şey istememek lâzımdır.
İmrân bin Husayn (r.a.) bir adama uğradı. Adam Kur'ân-ı Kerîm okuyor, sonra da bir şeyler istiyordu.
İmran bin Husayn'ın bu gördüğü hâlden kalbi sıkışmış ve musibete uğrayan kimse gibi, "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" âyetini okuduktan sonra, "Ben Resûlullah'ın, 'Kim Kur'ân-ı Kerîm'i okursa Allah'ın rızâsını ve cennetini istesin. Onunla dünyâyı istemesin. Çünkü öyle topluluklar, kimseler gelecek ki, Kur'ân-ı Kerîm okuyacaklar ve onun karşılığını insanlardan isteyecekler.' buyurduğunu işittim." demiştir.
Kaynak: Fazilet Takvimi
17 MAYIS 2010 PAZARTESİ
Kur'ân-ı Kerîm okuduktan sonra dünyevî hiçbir şey istememek lâzımdır.
İmrân bin Husayn (r.a.) bir adama uğradı. Adam Kur'ân-ı Kerîm okuyor, sonra da bir şeyler istiyordu.
İmran bin Husayn'ın bu gördüğü hâlden kalbi sıkışmış ve musibete uğrayan kimse gibi, "İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn" âyetini okuduktan sonra, "Ben Resûlullah'ın, 'Kim Kur'ân-ı Kerîm'i okursa Allah'ın rızâsını ve cennetini istesin. Onunla dünyâyı istemesin. Çünkü öyle topluluklar, kimseler gelecek ki, Kur'ân-ı Kerîm okuyacaklar ve onun karşılığını insanlardan isteyecekler.' buyurduğunu işittim." demiştir.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Allah Rızası,
Cennet,
Dini Bilgiler,
İmran bin Husayn,
Kur'an-ı Kerim,
Resulullah (s.a.v)
İNSANLARIN HESABA ÇEKİLMESİ
İNSANLARIN HESABA ÇEKİLMESİ
17 MAYIS 2010 PAZARTESİ
Âhirette insanların hesaba çekilmesi ellibin sene kadar sürecektir. İnsanların ba'zısı hesapsız cennete girerler.
Hayvanların hakları verildikten sonra Cenâb-ı Hakk onlara "Toprak olunuz!" diyecek, onlar da toprak olacaklardır. İşte o zaman kâfirler "Keşke biz de toprak olsaydık!.." diyecekler, fakat pişmanlığın faydası olmayacaktır.
Cennet ve Cehennem hep dünyâda kazanılır. Son pişmanlığın faydası olmaz ve âhirette pişmanlık ile âh vâh etmekten başka yapacak bir şey kalmaz.
Bütün insan ve cinlerin mahşerde hesablaşması ve muhakeme işleri tamam olunca Cennet ehli ve Cehennem ehli takım takım ayrılacak ve Sırat Köprüsü Cehennem üzerine kurulacak; Cennet ehli onun üzerinden kimi yıldırım gibi, kimi rüzgâr gibi ve kimi sür'atli koşan atlar gibi geçip Cennet'e gidecekler. Cehennem ehli ise geçemeyip ateş içine düşecekler ve Cehennemin yedi katında derecelerine göre yerleşeceklerdir.
Kâfirler Cehennem'de ebedî kalacaklar. Ama mü'minler, varsa günâhları kadar yandıktan sonra çıkıp Cennete gireceklerdir. Zîrâ mü'min, büyük günah işlemekle kâfir olmaz. Zerre kadar îmânı olan Cehennem'de ebedî kalmaz.
Kaynak: Fazilet Takvimi
17 MAYIS 2010 PAZARTESİ
Âhirette insanların hesaba çekilmesi ellibin sene kadar sürecektir. İnsanların ba'zısı hesapsız cennete girerler.
Hayvanların hakları verildikten sonra Cenâb-ı Hakk onlara "Toprak olunuz!" diyecek, onlar da toprak olacaklardır. İşte o zaman kâfirler "Keşke biz de toprak olsaydık!.." diyecekler, fakat pişmanlığın faydası olmayacaktır.
Cennet ve Cehennem hep dünyâda kazanılır. Son pişmanlığın faydası olmaz ve âhirette pişmanlık ile âh vâh etmekten başka yapacak bir şey kalmaz.
Bütün insan ve cinlerin mahşerde hesablaşması ve muhakeme işleri tamam olunca Cennet ehli ve Cehennem ehli takım takım ayrılacak ve Sırat Köprüsü Cehennem üzerine kurulacak; Cennet ehli onun üzerinden kimi yıldırım gibi, kimi rüzgâr gibi ve kimi sür'atli koşan atlar gibi geçip Cennet'e gidecekler. Cehennem ehli ise geçemeyip ateş içine düşecekler ve Cehennemin yedi katında derecelerine göre yerleşeceklerdir.
Kâfirler Cehennem'de ebedî kalacaklar. Ama mü'minler, varsa günâhları kadar yandıktan sonra çıkıp Cennete gireceklerdir. Zîrâ mü'min, büyük günah işlemekle kâfir olmaz. Zerre kadar îmânı olan Cehennem'de ebedî kalmaz.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Ahiret,
Allah (c.c),
Cehennem,
Cennet,
Cin,
Dini Bilgiler,
Günah,
İlmihal,
İman 2,
İnsan,
Kafirler,
Mahşer,
Mü'min,
Sırat Köprüsü
13 Mayıs 2010 Perşembe
KİBİR, HIRS VE HASEDDEN SAKININ
KİBİR, HIRS VE HASEDDEN SAKININ
13 MAYIS 2010 PERSEMBE
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
Kibirden sakının! İblîs'in Âdem'e (as.) secde etmesine manî olan kibirdir.
Hırstan da sakının! Çünkü Âdem'i (a.s.) yasaklanan ağaçtan yemeye sevk eden, cennette çok kalma hırsıdır.
Hasedden de sakının! Çünkü Adem'in (a.s.) iki oğlundan biri diğerini hased yüzünden öldürmüştür. Hased bütün hataların aslıdır, köküdür.
Kaynak: Fazilet Takvimi
13 MAYIS 2010 PERSEMBE
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
Kibirden sakının! İblîs'in Âdem'e (as.) secde etmesine manî olan kibirdir.
Hırstan da sakının! Çünkü Âdem'i (a.s.) yasaklanan ağaçtan yemeye sevk eden, cennette çok kalma hırsıdır.
Hasedden de sakının! Çünkü Adem'in (a.s.) iki oğlundan biri diğerini hased yüzünden öldürmüştür. Hased bütün hataların aslıdır, köküdür.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Cennet,
Dini Bilgiler,
Hased,
Hırs,
Hz. Adem,
Iblis,
Kibir,
Peygamber Efendimiz (s.a.v),
Secde
27 Nisan 2010 Salı
DEFTER, HESAB, MÜKAFAT VE CEZA
DEFTER, HESÂB, MÜKÂFAT VE CEZA
27 NİSAN 2010 SALI
Mahşerde bütün yaratılmışlar toplanacak ve hep melekler saf saf durup adalet dîvânı kurulacak ve herkese ömrünü nereye ve malını nereden kazanıp nerelere harcamış olduğu sorulacaktır.
Önce Cebrail aleyhisselâm davet olunur. İlâhî dîvânın heybetinden titreyerek geldiğinde Cenâb-ı Hak: "Benim sana emânet eylediğim emirleri ne yaptın?" deyince: "Peygamberlere tebliğ ettim," diyecek ve peygamberlerden sual olunduğunda, onlar da: "Yâ Rab, o bize tebliğ etti, biz de ümmetlerimize tebliğ ettik." diyecekler.
Kirâmen kâtibinin dünyâda yazdıkları defterler dağıtılıp sahiplerine verilecek, herkes amel defterini okuyup dünyâda iken ne işlemiş ise tamamen yazılmış olduğunu görecek ve bir bir hesâbları görülecektir. Cenâb-ı Hakk o gün her mazlumun hakkını zâlimden alıverecektir. Şöyle ki zâlimin hayrından mazlumun hakkı miktarını alıp mazluma verecek ve eğer zâlimin hayırlı ameli yok ise mazlumun hakkı kadar günâhını zâlimin üzerine yükletecektir. Hayvanların hakları da verilecektir. Şöyle ki biri diğerini dürtmüş ise o da onu dürtmekle hakkını alacaktır.
O gün herkes " Nefsî, nefsî " diyerek kendi başının çâresini arar ve her kimde az çok hakkı var ise ister. Kişi kardeşinden, anasından ve babasından kaçar.
Şehîdlere gelince, onlar cân verip Cennet almışlar ve Hak Teâlâ ile hesaplarını kesmişler iken onlar da kul hakkıyla hesaba çekilirler.
Mahşerde mizan kurulacak ve herkesin amelleri tartılacaktır. Sevabı ağır gelenlere Cenâb-ı Hakk Cennet ve Cemâli ile lütuf ve ihsan eyleyecek, günâhı ağır gelenler Cehennem'e gireceklerdir. Ancak Cenâb-ı Hakk'ın sırf lütuf ve keremi ile affeylediği yâhûd bir taraftan şefaat edilenler Cehennem'e girmekten kurtulur, Cennet'e girerler.
O gün peygamberler, şehîdler ve âlimler mü'minlere şefaat eyleyeceklerdir. Cenâb-ı Hakk, hayırlı ameli ile günahları denk olan mü'minlere de merhamet eyler. Onlar bir müddet 'Araf'ta bekledikten sonra onlar da Cennet'e giderler.
Kaynak: Fazilet Takvimi
27 NİSAN 2010 SALI
Mahşerde bütün yaratılmışlar toplanacak ve hep melekler saf saf durup adalet dîvânı kurulacak ve herkese ömrünü nereye ve malını nereden kazanıp nerelere harcamış olduğu sorulacaktır.
Önce Cebrail aleyhisselâm davet olunur. İlâhî dîvânın heybetinden titreyerek geldiğinde Cenâb-ı Hak: "Benim sana emânet eylediğim emirleri ne yaptın?" deyince: "Peygamberlere tebliğ ettim," diyecek ve peygamberlerden sual olunduğunda, onlar da: "Yâ Rab, o bize tebliğ etti, biz de ümmetlerimize tebliğ ettik." diyecekler.
Kirâmen kâtibinin dünyâda yazdıkları defterler dağıtılıp sahiplerine verilecek, herkes amel defterini okuyup dünyâda iken ne işlemiş ise tamamen yazılmış olduğunu görecek ve bir bir hesâbları görülecektir. Cenâb-ı Hakk o gün her mazlumun hakkını zâlimden alıverecektir. Şöyle ki zâlimin hayrından mazlumun hakkı miktarını alıp mazluma verecek ve eğer zâlimin hayırlı ameli yok ise mazlumun hakkı kadar günâhını zâlimin üzerine yükletecektir. Hayvanların hakları da verilecektir. Şöyle ki biri diğerini dürtmüş ise o da onu dürtmekle hakkını alacaktır.
O gün herkes " Nefsî, nefsî " diyerek kendi başının çâresini arar ve her kimde az çok hakkı var ise ister. Kişi kardeşinden, anasından ve babasından kaçar.
Şehîdlere gelince, onlar cân verip Cennet almışlar ve Hak Teâlâ ile hesaplarını kesmişler iken onlar da kul hakkıyla hesaba çekilirler.
Mahşerde mizan kurulacak ve herkesin amelleri tartılacaktır. Sevabı ağır gelenlere Cenâb-ı Hakk Cennet ve Cemâli ile lütuf ve ihsan eyleyecek, günâhı ağır gelenler Cehennem'e gireceklerdir. Ancak Cenâb-ı Hakk'ın sırf lütuf ve keremi ile affeylediği yâhûd bir taraftan şefaat edilenler Cehennem'e girmekten kurtulur, Cennet'e girerler.
O gün peygamberler, şehîdler ve âlimler mü'minlere şefaat eyleyeceklerdir. Cenâb-ı Hakk, hayırlı ameli ile günahları denk olan mü'minlere de merhamet eyler. Onlar bir müddet 'Araf'ta bekledikten sonra onlar da Cennet'e giderler.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Alim,
Allah (c.c),
Amel Defteri,
Cehennem,
Cennet,
Günah,
Hz. Cebrail (a.s),
İlmihal,
Kiramen Katibin,
Kul Hakkı,
Mahşer,
Melek,
Mizan,
Mü'min,
Peygamberler,
Sevap,
Şefaat,
Tebliğ,
Ümmet
15 Nisan 2010 Perşembe
HANGİ MÜMİNLER KURTULDU
HANGİ MÜMİNLER KURTULDU
15 NISAN 2010 PERSEMBE
Resûlullâh'a (s.a.v.) Mü'minûn sûresinin ilk on âyeti nazil olunca: "Allâhü Teâlâ bana on âyet indirdi. Kim onları yerine getirirse cennete girer." buyurdular.
Bu mübarek âyetlerde yedi güzide vasfa sâhib olan mü'minlerin cennetlerin en yükseğine ulaşacakları bildirilmektedir.
Bu yedi vasfın birincisi ve en mühimi, îman ve doğru itikat sahibi olmaktır. Yani Allâhü Teâlâ'nın birliğine, Muhammed Mustafâ (s.a.v.)in peygamberliğine, kıyametin kopacağına inanmak ve dînin emir ve yasaklarına riâyet etmektir.
İkincisi, namazlarını Allâhü Teâlâ'ya tevazu ile onun manevî huzurunda bulunduğunu düşünerek, gayet edepli ve kalb huzuru ile ve farzlarına, sünnetlerine ve âdabına riâyet ederek kılmaya çalışmaktır.
Üçüncüsü; her lüzumsuz şeyden; dünyâ ve âhirete faydası olmayan sözlerden, hareketlerden, dâima yüz çevirmektir.
Dördüncüsü, zekâtı vermektir; hakkı olanlara mallarından birer muayyen hisse de ayırmak, bu suretle de nefsi tezkiyeye, cimrilik şaibesinden temizlemeye çalışmaktır.
Beşincisi, namusunu dâima muhafaza etmek; Allah'ın haram kıldığı yakınlıklardan ve insanî terbiyeye aykırı vaziyetlerden kaçınmak; örtülmesi icâbeden uzuvlarını açmaktan son derece sakınmak ve İslâmî ahlâk ve âdaba muhalif hareket etmemektir.
Altıncısı, emânetlerine ve ahidlerine(verdiği sözlere) riâyet etmektir. Hiçbir kimsenin hakkına, namusuna, haysiyyetine tecâvüzde bulunmamak, kendisine bırakılan emânetleri sahipleri nâmına muhafaza etmektir. Yine kendisinde Allah'ın birer emâneti olan hayâtını, kuvvetini de suistimal etmemek, gerek Allâhü Teâlâ'ya karşı vazifelerini ve gerek insanlara karşı vazîfelerini yerine getirmektir.
Yedincisi ise namazlarını huşu ile kılmağa düzenli bir surette devam etmek; vakitlerinde kılmaya çalışmaktır.
Kaynak: Fazilet Takvimi
15 NISAN 2010 PERSEMBE
Resûlullâh'a (s.a.v.) Mü'minûn sûresinin ilk on âyeti nazil olunca: "Allâhü Teâlâ bana on âyet indirdi. Kim onları yerine getirirse cennete girer." buyurdular.
Bu mübarek âyetlerde yedi güzide vasfa sâhib olan mü'minlerin cennetlerin en yükseğine ulaşacakları bildirilmektedir.
Bu yedi vasfın birincisi ve en mühimi, îman ve doğru itikat sahibi olmaktır. Yani Allâhü Teâlâ'nın birliğine, Muhammed Mustafâ (s.a.v.)in peygamberliğine, kıyametin kopacağına inanmak ve dînin emir ve yasaklarına riâyet etmektir.
İkincisi, namazlarını Allâhü Teâlâ'ya tevazu ile onun manevî huzurunda bulunduğunu düşünerek, gayet edepli ve kalb huzuru ile ve farzlarına, sünnetlerine ve âdabına riâyet ederek kılmaya çalışmaktır.
Üçüncüsü; her lüzumsuz şeyden; dünyâ ve âhirete faydası olmayan sözlerden, hareketlerden, dâima yüz çevirmektir.
Dördüncüsü, zekâtı vermektir; hakkı olanlara mallarından birer muayyen hisse de ayırmak, bu suretle de nefsi tezkiyeye, cimrilik şaibesinden temizlemeye çalışmaktır.
Beşincisi, namusunu dâima muhafaza etmek; Allah'ın haram kıldığı yakınlıklardan ve insanî terbiyeye aykırı vaziyetlerden kaçınmak; örtülmesi icâbeden uzuvlarını açmaktan son derece sakınmak ve İslâmî ahlâk ve âdaba muhalif hareket etmemektir.
Altıncısı, emânetlerine ve ahidlerine(verdiği sözlere) riâyet etmektir. Hiçbir kimsenin hakkına, namusuna, haysiyyetine tecâvüzde bulunmamak, kendisine bırakılan emânetleri sahipleri nâmına muhafaza etmektir. Yine kendisinde Allah'ın birer emâneti olan hayâtını, kuvvetini de suistimal etmemek, gerek Allâhü Teâlâ'ya karşı vazifelerini ve gerek insanlara karşı vazîfelerini yerine getirmektir.
Yedincisi ise namazlarını huşu ile kılmağa düzenli bir surette devam etmek; vakitlerinde kılmaya çalışmaktır.
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Adab,
Ahiret,
Ahlak,
Allah (c.c),
Cennet,
Dini Bilgiler,
Farz,
Haram,
Hz. Muhammed (sav),
Iman,
İtikad,
Kıyamet,
Mü'min,
Müminun Suresi,
Namaz,
Nasihat,
Nefs,
Sünnet,
Tevazu,
Zekat
12 Nisan 2010 Pazartesi
VELİYE HÜRMETİN ÖLÇÜSÜ
VELİYE HÜRMETİN ÖLÇÜSÜ
12 NİSAN 2010 PAZARTESİ
Tasavvufun dışında kalan ve ona taassupla bakanların bazıları, hürmetle ibadeti birbirine karıştırıyor. Öyle ki bu kimseler müridin mürşidine gösterdiği edep, hürmet, teslimiyet ve muhabbeti çok aşırı bularak, müridi ve mürşidi şirkle suçluyor.
Velinin tek hedefi tevhiddir. Gerçek tevhide ulaşmayan kimse veli olamaz. Veli olmayan nasıl mürşid olsun? Bizatihi ibadet edilmeye, yüceltilmeye, övülmeye ve sevilmeye sadece Cenâb-ı Hak layıktır. O'na ibadet ve saygı için bir sebebin bulunması gerekmez. O cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, kula gereken, samimiyetle O'na kulluk etmek, bütün sevgisiyle O'nu sevmek ve yüceltmektir. Şeref ve izzetin tek kaynağı Allah Teâlâ'dır.
Kaynak: Semerkand Takvimi
12 NİSAN 2010 PAZARTESİ
Tasavvufun dışında kalan ve ona taassupla bakanların bazıları, hürmetle ibadeti birbirine karıştırıyor. Öyle ki bu kimseler müridin mürşidine gösterdiği edep, hürmet, teslimiyet ve muhabbeti çok aşırı bularak, müridi ve mürşidi şirkle suçluyor.
Velinin tek hedefi tevhiddir. Gerçek tevhide ulaşmayan kimse veli olamaz. Veli olmayan nasıl mürşid olsun? Bizatihi ibadet edilmeye, yüceltilmeye, övülmeye ve sevilmeye sadece Cenâb-ı Hak layıktır. O'na ibadet ve saygı için bir sebebin bulunması gerekmez. O cennet ve cehennemi yaratmasaydı bile, kula gereken, samimiyetle O'na kulluk etmek, bütün sevgisiyle O'nu sevmek ve yüceltmektir. Şeref ve izzetin tek kaynağı Allah Teâlâ'dır.
Kaynak: Semerkand Takvimi
9 Nisan 2010 Cuma
ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLİŞ: HAŞR-İ ECSÂD
ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLİŞ: HAŞR-İ ECSÂD
09 NISAN 2010 CUMA
Âlem binlerce yıl ıssız yattıktan sonra İsrafil aleyhisselâm ikinci defa Sûr'u üfürünce bütün ölüler, hatta hayvanlar bile dirilecek ve insanlar hep çıplak ve yalın ayak, başı açık kabirlerinden kalkacaklar.
Görecekler ki yeryüzü bozulup düzelmiş, dümdüz olmuş, bu hâle hayran hayran bakacaklar. Güneş'in harareti pek ziyâde olduğu hâlde aç ve susuz ayak üzere sıkışıp ter içinde kalacaklar ve kimi yaya yürüyerek ve kimi yüzü üzere sürünerek mahşer meydânına gidecekler.
Lâkin peygamberler, şehîdler, evliyalar ve âlimlere cennetten elbiseler ve binekler getirilecek, onlar da giyinip ve binip mahşere gidecekler ve Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Kevser havuzundan içecekler. Anahtar Kelimeler: ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLİŞ: HAŞR-İ ECSÂD - Öldükten sonra dirilis: Hasr-i Ecsad - Hasri Ecsad - ölümden sonra yeniden dirilis -
Kaynak: Fazilet Takvimi
09 NISAN 2010 CUMA
Âlem binlerce yıl ıssız yattıktan sonra İsrafil aleyhisselâm ikinci defa Sûr'u üfürünce bütün ölüler, hatta hayvanlar bile dirilecek ve insanlar hep çıplak ve yalın ayak, başı açık kabirlerinden kalkacaklar.
Görecekler ki yeryüzü bozulup düzelmiş, dümdüz olmuş, bu hâle hayran hayran bakacaklar. Güneş'in harareti pek ziyâde olduğu hâlde aç ve susuz ayak üzere sıkışıp ter içinde kalacaklar ve kimi yaya yürüyerek ve kimi yüzü üzere sürünerek mahşer meydânına gidecekler.
Lâkin peygamberler, şehîdler, evliyalar ve âlimlere cennetten elbiseler ve binekler getirilecek, onlar da giyinip ve binip mahşere gidecekler ve Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Kevser havuzundan içecekler. Anahtar Kelimeler: ÖLDÜKTEN SONRA DİRİLİŞ: HAŞR-İ ECSÂD - Öldükten sonra dirilis: Hasr-i Ecsad - Hasri Ecsad - ölümden sonra yeniden dirilis -
Kaynak: Fazilet Takvimi
Etiketler:
Alim,
Cennet,
Dini Bilgiler,
Diriliş,
Evliya,
Haşr-i Ecsad,
Hz. İsrafil (a.s),
Hz. Muhammed (sav),
İnsan,
Kevser Havuzu,
Mahşer,
Mahşer Meydanı,
Peygamberler,
Sûr,
Şehitler
8 Nisan 2010 Perşembe
ÖRTÜNME EMANETTİR
ÖRTÜNME EMANETTİR
08 NİSAN 2010 PERSEMBE
Her farz gibi örtü de yüce Allah'ın bir emanetidir. Onu koruyanı Allah dünyada fitneden, ahirette ateşten korur. Onu ihmal eden hesaba çekilir.
Namus, erkek ve kadın için imandan sonra en büyük emanettir. Mümin namusunu korumak için can verse şehid olur, cenneti bulur. Kadın kocasının, koca da kadınının namusudur. Biri diğeri için elbise yapılmıştır. Birbirlerini örterler, süslerler, korurlar, tamamlarlar.
Tedavi gibi bir zaruret yokken evinin dışında, yabancıların yanında örtüsünü çıkaran bir kadın, iki kimseye vefasızlık yapmış olur. Biri vücudun sahibi yüce Allah, diğeri de nikâh emanetini taşıyan kocası.
Kocanın medeniyet zannedip kadınından örtü perdesini açmasını istese bile kadın Allah için açmamalıdır. Yüce Allah hepimizi şöyle uyarmaktadır:
"Ey âdemoğulları! Sakın şeytan ilk anne babanız Havva ile Âdem'e yaptığı gibi (haram şeyleri süsleyerek) sizi de fitneye düşürmesin. Şeytan onların ayıp yerlerini göstermek için elbiselerini çıkartıp cennetten çıkmalarına sebep oldu" (A'râf 7/27).
08 NİSAN 2010 PERSEMBE
Her farz gibi örtü de yüce Allah'ın bir emanetidir. Onu koruyanı Allah dünyada fitneden, ahirette ateşten korur. Onu ihmal eden hesaba çekilir.
Namus, erkek ve kadın için imandan sonra en büyük emanettir. Mümin namusunu korumak için can verse şehid olur, cenneti bulur. Kadın kocasının, koca da kadınının namusudur. Biri diğeri için elbise yapılmıştır. Birbirlerini örterler, süslerler, korurlar, tamamlarlar.
Tedavi gibi bir zaruret yokken evinin dışında, yabancıların yanında örtüsünü çıkaran bir kadın, iki kimseye vefasızlık yapmış olur. Biri vücudun sahibi yüce Allah, diğeri de nikâh emanetini taşıyan kocası.
Kocanın medeniyet zannedip kadınından örtü perdesini açmasını istese bile kadın Allah için açmamalıdır. Yüce Allah hepimizi şöyle uyarmaktadır:
"Ey âdemoğulları! Sakın şeytan ilk anne babanız Havva ile Âdem'e yaptığı gibi (haram şeyleri süsleyerek) sizi de fitneye düşürmesin. Şeytan onların ayıp yerlerini göstermek için elbiselerini çıkartıp cennetten çıkmalarına sebep oldu" (A'râf 7/27).
Etiketler:
Ahiret,
Allah (c.c),
Araf Suresi,
Cennet,
Emanet,
Farz,
Iman,
Mümin,
Örtünme
4 Nisan 2010 Pazar
EZAN ŞEFÂATE VESİLEDİR
EZAN ŞEFAATE VESİLEDİR
04 NİSAN 2010 PAZAR
Ezan okunurken müezzinin söyledikleri tekrarlanır. Hz. Muâviye (r a.) minberde iken müezzinin okuduğu ezanı Eshedü enne Muhammeden Resûlullâh'a kadar tekrarladı Müezzin "hayye alessalâh" deyince "Lâ havle vela kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm" dedi. "hayyealelfelah" da da böyle dedi. Sonra ezanın kalanını da tekrarladı ve "Muhakkak biz Resûlullâhdan böyle işittik" buyurdu.
Ezan okunurken "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh" lafzını işittiği zaman, birincisinde 'sallallahu aleyke yâ Resûlallâh', ikincisinde de 'Karrat aynı bıke ya Resûlallâh' demek müstehaptır. Sonra başparmağının tırnağını öpüp gözleri üzerine koyarak 'Allâhümme metti'nî bissem'i ve'l-basari' derse Peygamber Efendimiz (s.a.v) cennette onun önderi olur."
04 NİSAN 2010 PAZAR
Ezan okunurken müezzinin söyledikleri tekrarlanır. Hz. Muâviye (r a.) minberde iken müezzinin okuduğu ezanı Eshedü enne Muhammeden Resûlullâh'a kadar tekrarladı Müezzin "hayye alessalâh" deyince "Lâ havle vela kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm" dedi. "hayyealelfelah" da da böyle dedi. Sonra ezanın kalanını da tekrarladı ve "Muhakkak biz Resûlullâhdan böyle işittik" buyurdu.
Ezan okunurken "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh" lafzını işittiği zaman, birincisinde 'sallallahu aleyke yâ Resûlallâh', ikincisinde de 'Karrat aynı bıke ya Resûlallâh' demek müstehaptır. Sonra başparmağının tırnağını öpüp gözleri üzerine koyarak 'Allâhümme metti'nî bissem'i ve'l-basari' derse Peygamber Efendimiz (s.a.v) cennette onun önderi olur."
Etiketler:
Cennet,
Dini Bilgiler,
Ezan,
Hz. Muaviye,
Müezzin,
Müstehap,
Peygamber Efendimiz (s.a.v),
Şefaat
31 Mart 2010 Çarşamba
ŞEYTANIN DÜGÜMLERİNİ ÇÖZÜN
ŞEYTANIN DÜGÜMLERİNİ ÇÖZÜN
31 MART 2010 CARŞAMBA
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
"Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, 'Gecen uzun olsun, yat, uyu' diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah'ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah'ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, uyuşuk ve tembel bir şekilde sabahlar" (Buhârî).
Gece uyanıp namaz kılmak, müekked sünnetlerin en başında yer alır. Mümine kazandırdığı çoktur. Teheccüd ibadetine engel olmak isteyen şeytanın ilginç hileleri vardır. Sabahtan hayata yorgun başladığından şikâyet edenler, teheccüd ibadetinde bir şifa bulacaklardır.
"Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yerdiriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz" (Tirmizî).
31 MART 2010 CARŞAMBA
Resûl-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
"Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, 'Gecen uzun olsun, yat, uyu' diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah'ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah'ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, uyuşuk ve tembel bir şekilde sabahlar" (Buhârî).
Gece uyanıp namaz kılmak, müekked sünnetlerin en başında yer alır. Mümine kazandırdığı çoktur. Teheccüd ibadetine engel olmak isteyen şeytanın ilginç hileleri vardır. Sabahtan hayata yorgun başladığından şikâyet edenler, teheccüd ibadetinde bir şifa bulacaklardır.
"Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yerdiriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selâmetle cennete girersiniz" (Tirmizî).
12 Mart 2010 Cuma
TEVEKKÜL EDERLER
TEVEKKÜL EDERLER
12 MART 2010 CUMA
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: "Hac mevsiminde bana ümmetler gösterildi. Ümmetimin dağları ve ovaları doldurduğunu gördüm. Onların bu durumu ve çokluğu çok hoşuma gitti. Bana, 'Razı mısın?' denildi. Ben de, 'Evet' dedim. Allah şöyle buyurdu:
'Onlarla birlikte, ümmetinden yetmiş bin tanesi hesapsız olarak cennete girecektir. Onlar, dağlama yapmazlar, uğur için kuş uçurmazlar (fal ile uğraşmazlar), üfürükçülük yapmazlar ve Rab'lerine tevekkül ederler (her halde O'na güvenip dayanırlar).
Ukkâşe (r.a) ayağa kalkarak,
'Yâ Resûlallah! Allah'a dua ediniz de beni onlardan yapsın' dedi. Resûlullah,
'Allahım, bunu onlardan yap' dedi. Bir başkası daha ayağa kalkarak, 'Allah'a dua ediniz, beni de onlardan yapsın' dedi. Resûlullah (s.a.v), 'Ukkâşe seni geçti' buyurdu."
12 MART 2010 CUMA
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor: "Hac mevsiminde bana ümmetler gösterildi. Ümmetimin dağları ve ovaları doldurduğunu gördüm. Onların bu durumu ve çokluğu çok hoşuma gitti. Bana, 'Razı mısın?' denildi. Ben de, 'Evet' dedim. Allah şöyle buyurdu:
'Onlarla birlikte, ümmetinden yetmiş bin tanesi hesapsız olarak cennete girecektir. Onlar, dağlama yapmazlar, uğur için kuş uçurmazlar (fal ile uğraşmazlar), üfürükçülük yapmazlar ve Rab'lerine tevekkül ederler (her halde O'na güvenip dayanırlar).
Ukkâşe (r.a) ayağa kalkarak,
'Yâ Resûlallah! Allah'a dua ediniz de beni onlardan yapsın' dedi. Resûlullah,
'Allahım, bunu onlardan yap' dedi. Bir başkası daha ayağa kalkarak, 'Allah'a dua ediniz, beni de onlardan yapsın' dedi. Resûlullah (s.a.v), 'Ukkâşe seni geçti' buyurdu."
(Ahmed bin Hanbel)
Etiketler:
Ahmed bin hanbel,
Allah (c.c),
Cennet,
Dua,
Hac,
Peygamber Efendimiz (s.a.v),
Resulullah (s.a.v),
Tevekkül,
Ümmet
1 Mart 2010 Pazartesi
ANNEYE HÜRMET
ANNEYE HÜRMET
01 MART 2010 PAZARTESI
Hârise bin Numan, annesine çok iyilik yapan bir kişi idi.
Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Uyumuştum. Rüyamda kendimi cennette gördüm. Kur'ân okuyan birisinin sesini duydum.
'Bu kimdir?' diye sordum. 'Hârise bin Numan' dediler.
Sonra Resûlullâh (s.a.v.) "İyilik, budur işte, iyilik böyle olur." buyurdu.
01 MART 2010 PAZARTESI
Hârise bin Numan, annesine çok iyilik yapan bir kişi idi.
Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Uyumuştum. Rüyamda kendimi cennette gördüm. Kur'ân okuyan birisinin sesini duydum.
'Bu kimdir?' diye sordum. 'Hârise bin Numan' dediler.
Sonra Resûlullâh (s.a.v.) "İyilik, budur işte, iyilik böyle olur." buyurdu.
Etiketler:
Cennet,
Harise bin Numan,
İyilik,
Kur'an-ı Kerim,
Resulullah (s.a.v)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)