İman 2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İman 2 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2011 Perşembe

İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI

İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI
10 MART 2011 PERŞEMBE - 5 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "İslâm dîni beş temel üzerine kurulmuştur: Allâh'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Allah'ın kulu ve peygamberi olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak."

Bu esâslardan herhangi birini inkâr eden bir şahıs Müslümanlık şerefinden mahrum olur, dinden çıkar.

Bir kimsenin müslüman olabilmesi için, evvelâ Allâhü Teâlâ'nın varlığına ve Hz. Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Allâh'ın kulu ve peygamberi olduğuna kalbi ile îmân etmesi ve -müslüman olduğuna hükmedilmesi için- imânını dili ile ikrâr etmesi lâzımdır. Bu şehâdet İslâmiyet'in ilk ve en büyük şartıdır.

Îmân, kalbe âit bir hâl olduğundan, dil ile şehâdet edip itirafta bulunmayanın dünyâda Müslümanlığına hükmedilmez.

Namaz, zekât, hac, oruç da İslâmiyet'in birer şartıdır. Bunların farz olduğuna kalb ile îmân etmek ve şartları bulundukça yerine getirmek lâzımdır.

Bunların farz olduğunu inkâr eden bir şahıs, Müslüman olamaz.

Bunları tasdîk etmekle berâber îfâ etmeyen, yapmayan bir şahıs da, kâmil bir Müslüman sayılamaz, son nefeste imânını zâyi etmesinden, kaybetmesinden korkulur, azâba müstahak (lâyık) olur.

Bunların farz olduğuna kalb ile îmân ederek yerine getiren bir zât ise, kâmil bir Müslümandır.

Bunları dil ile kabul ve itiraf ettiği hâlde, kalb ile inkâr eden bir şahıs ise, zâhirde Müslüman görülürse de hakikatte münâfıktır, en feci bir küfür ve dalâlet içindedir.
Anahtar Kelimeler: İSLÂM'IN BEŞ ESÂSI - İslam'in bes esasi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 7 MART 2011 PAZARTESİ - 2 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İslâm dîni beş temel üzerine kurulmuştur: Allâhü Teâlâ'dan başka ilâh olmadığına, Muhammed Mustafâ'nın (s.a.v.) Allah'ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim
*************************************************************************************

28 Şubat 2011 Pazartesi

İSLÂM, ÎMÂN VE İHSÂN

İSLÂM, ÎMÂN VE İHSÂN
28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hz. Ömer (r.a.) buyurdu ki: Bir gün Resûlullâh (s.a.v.)'in huzurunda iken birden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zât çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Resûlullâh (s.a.v.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini de dizlerinin üzerine koydu ve;

"Yâ Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu haber ver!" dedi. Resûlullâh (s.a.v.) "İslâm Allâh'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in (s.a.v.) de Allâh'ın Resûlü olduğuna şahâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse Beytullâh'ı haccetmendir." buyurdu.

O zât "Doğru söyledin." dedi. Biz buna hayret ettik. (Zîrâ) hem soruyor hem de tasdîk ediyordu.

"Bana îmândan haber ver!" dedi.

Resûlullâh (s.a.v.) "Allâh'a, Allâh'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanman, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır." buyurdu. O zât (yine) "Doğru söyledin." dedi. (Bu kere):

"Bana ihsândan haber ver!" dedi.

Resûlullâh (s.a.v.) "Allâh'a: onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür." buyurdu.

O zât "Bana kıyâmetten haber ver!" dedi.

Resûlullâh (s.a.v.) "Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir." buyurdular.

"O halde bana onun alâmetlerinden (bâri) haber ver!" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Câriyenin sâhibini, (yâni kölenin efendisini) doğurması ve yalın ayak, çıplak, fakir koyun çobanlarının binâ yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdu.

Sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet durdum. Nihâyet Resûlullâh (s.a.v.) bana "Yâ Ömer! O suâl soran zâtın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "Allah ve Resûlü daha iyi bilir." dedim. "Muhakkak o Cebrâil'di. Size dîninizi öğretmeğe geldi." buyurdular.
Anahtar Kelimeler: İSLÂM, ÎMÂN VE İHSÂN - islam - iman - ihsan
Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 ŞUBAT 2011 SALI - 19 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İlmin kaldırılması, cehâletin kökleşmesi, şarabın içilmesi, zinânın çoğalması kıyâmet alâmetlerindendir."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************

11 Şubat 2011 Cuma

ALLÂH'A ÎMÂN

ALLÂH'A ÎMÂN
11 ŞUBAT 2011 CUMA - 8 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Îmân, Allâhü Teâlâ'nın dînini kalb ile kabûl etmek, yani: "Resûlullah'ın (s.a.v.) bildirdiği şeyleri kat'î sûrette kalb ile tasdik eylemektir." Îmân, asıl bu tasdikten ibârettir. Fakat böyle inanıp kalb ile samîmî sûrette tasdik edilen şeyleri, -bir mâni yok ise- dil ile ikrâr etmek, söylemek, bunların hakkında şehâdette bulunmak da lâzımdır. Çünkü bir kimse Allâhü Teâlâ'yı ve diğer îmân edilecek şeyleri kalben tasdik ettiği halde dili ile de ikrâr edip söylemezse onun müslüman olduğuna hükmedilemez.

Îmânı kalbimizle tasdik ve dilimizle ikrâr ettikten sonra namaz gibi oruç gibi güzel ameller ile mükellefiz. Bunlar bizim vazifemizdir. Bu ameller, îmâna kuvvet verir, îmânın kalbdeki nûrunu arttırır, insanı azaptan kurtarır, Allâhü Teâlâ'nın lütuflarına, inâyetlerine erdirir.

İslâm: "Allâhü Teâlâ'ya itaat etmek. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) din nâmına bildirmiş olduğu şeyleri kalb ile kabul, lisan ile ikrâr eylemektir."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 Ocak 2011 Cuma - 24 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rab olarak Allâhü Teâlâ'ya, din olarak İslâm'a ve peygamber olarak da Muhammed'e râzı olan (bunlara iman eden) kimseye cennet vâcib olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Ebû Dâvûd
*************************************************************************************

28 Ocak 2011 Cuma

ALLÂHÜ TEÂLÂ'YA VE SIFATLARINA ÎMÂN

ALLÂHÜ TEÂLÂ'YA VE SIFATLARINA ÎMÂN
28 OCAK 2011 CUMA - 24 SAFER 1432

Îmânın altı şartından birincisi Allâhü Teâlâ'ya îmân etmektir; Allâhü Teâlâ vardır; bütün kemâl sıfatlar onundur, bütün noksan sıfatlardan berîdir, münezzehtir.

Allâhü Teâlâ'nın zâtî sıfatları:

Vücûd; var olmak; Allâhü Teâlâ vardır.

Kıdem; evveli olmamak, ezelî olmak. Allâhü Teâlâ ezelîdir.

Bekâ: sonu olmamak, ebedî olmak. Allâhü Teâlâ ebedîdir.

Vahdaniyet; birlik. Allâhü Teâlâ birdir.

Muhalefetün lilhavâdis; sonradan olanlara hiç benzememek. Allâhü Teâlâ yaradılmışlara benzemez.

Kıyam binefsihi; vücûdu (var olması)nda gayre muhtaç olmamak. Allâhü Teâlâ varlığında hic bir şeye muhtaç değildir.


Kaynak: Fazilet Takvimi / 12 Ocak 2011 Carsamba - 8 Safer 1432

6 Ocak 2011 Perşembe

İMÂN VE İSLÂM'IN ŞARTLARI

İMÂN VE İSLÂM'IN ŞARTLARI
6 OCAK 2011 PERSEMBE - 2 SAFER 1432

İslâm dîninde "Allâhü Teâlâ'ya, meleklere, kitaplara, peygamberlere, âhiret gününe, kazâ ve kadere" îman etmek birer esastir. Bunlari bilip tasdik etmek îmanin baslica sartidir. Bunlara, zaruriyyât-i diniyye denir; bunlara inanmak, dinde zarûrîdir, elzemdir. Bunlar tasdik edilmedikce îman tahakkuk etmez. Böyle dînin zarûriyâtindan olan herhangi bir seyi inkâr etmek ise -Allah korusun- insani derhâl dînden mahrum birakir.

Biz bunlara îmânimizi: "Âmentü..." okuyarak dâimâ göstermis ve isbât etmis oluyoruz.

Bunu okuyan müslüman demis oluyor ki : "Ben Allâhü Teâlâ'ya ve onun meleklerine, kitaplarina, peygamberlerine, âhiret gününe, kaderin -yâni: takdir edilmis seylerin- hayir olsun, ser olsun Allâhü Teâlâ'dan oldugunda inandim, öldükten sonra dirilip mahser yerine gitmek de muhakkaktir. Ben sahâdet ederim ki, Allâhü Teâlâ'dan baska ilah yoktur ve gene sahâdet ederim ki, Muhammed Mustafa (s.a.v.) Allâhü Teâlâ'nin kulu ve resûlüdür."

İslâm'in sartlari da bestir. Peygamber Efendimizin bir hadîs-i serîfleri su meâldedir: "İslâm Dîni bes sey üzerine kurulmustur: Kelime-i sahâdet getirmek, namaz kilmak, zekât vermek, haccetmek ve Ramazân-i serîf orucunu tutmaktir."

Kelime-i Tevhid: "Lâ ilâhe illallâh Muhammedün rasûlullâh." yani, Allâh'tan baska ilah yoktur, Muhammed Allâh'in resûludür, demektir.

Kelime-i Şehadet: "Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve rasûlüh." yani, Allâh'tan baska ilah olmaidigina sehâdet ederim ve yine Muhhammed Allâh'in peygamberi olduguna sehadet ederim, demektir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 2 Ocak 2011 Pazar - 27 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rab olarak ALLÂH'i din olarak İSLÂM'i ve peygamber olarak da MUHAMMED'i (S.A.V.) kabul edip razı olan, imanın lezzetini tatmıştır."
Kaynak: Hâdîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim
************************************************************************************

3 Ocak 2011 Pazartesi

"HAYA ÎMÂNDANDIR"

"HAYA ÎMÂNDANDIR"
3 OCAK 2011 PAZARTESi - 28 MUHARREM 1432

Haya, nefsi bir şeyden tutmak ve o şey hakkında kötülenmemek için onu terk etmektir. Bu nefisden veya îmândan olur. Nefsinden olan Allâhü Teâlâ'nın tabîat olarak her insanda yarattığı bir sıfattır; başkasının yanında ayıbının açılmasından utanmak gibi. îmândan olan ise müslümanın Allah'tan korktuğu için günah işle­mekten geri durmasıdır.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): "Haya, îmândandır, îmân (sahibi) ise cennettedir..." buyurmuşlardır. Haya­nın çokluğu, dînin kuvvetinden ve îmânın sağlamlığından ileri gelmektedir. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Haya, îmânın nizâmıdır. Bir şeyin nizâmı bozulunca, par­çaları darmadağın olur." buyurdular.

Haya, dürüst hareket etmekte de bir ölçüdür. Kişi ya­pacağı işleri gözden geçirir. Bunların içinden kendisini Rabb'ine mahcup edecek olanlarını işlemez.

Haya üç kısımdır:

Allah'tan, insanlardan ve kendisinden utanmak.

Allah'tan utanmak, onun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmakla olur. Resûlullâh Efendimiz'e "Allâhü Teâlâ'dan hakkıyla haya nasıl olur?" diye sordular; "Başını ve (göz, kulak gibi) başta bulunan azalarını, karnını ye ona doldurduğu şeyleri haramdan koruyan, dünya hayatının süsünü terk eden; ölümü, kabirde çürü­meyi hatırdan çıkarmayan kimse, hakkıyla Allah'tan utanmış olur." buyurdular.

Kişinin insanlardan utanması ise, insanlara ezâ etme­mesi ve fenalıkları açıktan açığa işlememesidir. Sahabî Huzeyfe bin Yemân (r.a.) "İnsanlardan utanmayan kim­sede hayır yoktur." buyurdu.

Kişinin kendinden utanması ise, iffeti ve yalnız iken günâhlardan sakınmasıdır. Bu ahlâkın güzelliğinden ile­ri gelmektedir.

İnsanın hayası bu üç cihetten tam olunca, onun hayır­ları da tam olur ve serleri ondan uzaklaşmış olur.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 31 Aralık 2010 Cuma - 25 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı oduğuna hiç aldırmayacak." [Rezin şu ziyadede bulunmuştur: "Böylelerinin hiç bir duası kabul edilmez."]
Ravi: Buhari, Büyu 7, 23
************************************************************************************

28 Haziran 2010 Pazartesi

GÜZEL AHLAK MÜSLÜMANIN ZİNETİDİR

GÜZEL AHLÂK MÜSLÜMANIN ZÎNETİDİR
28 HAZİRAN 2010 PAZARTESİ


Güzel ahlâk, imânın alâmeti, İslâm'ın zînetidir. Mümin­ler nefislerini kötü huylardan temizleyerek güzel ahlâk ile ahlâklanmalıdır. Kötü ahlâk insanı günahlara sevkeder. Güzel ahlâk ise dünya ve âhirette selâmet ve saadete sebep olur.

Bir şeyde ihtiyaçtan fazlasını kullanmak israf olduğun­dan mekruhtur. Bunun zıddı olan cimrilik de zemmedilmiştir. İkisinin ortası olan cömertlik güzeldir. İnsan dâima îtidâl üzere (orta yolda) olmalıdır.

Kibir, şeytânın sıfatıdır. Hakkı bilirken inat etmek ve bâtıl üzerine ısrar etmek gibi kötü ahlâklar kibirden kay­naklanır. Kibriya ve azamet Allâhü Teâlâ Hazretlerine mahsûstur. İnsan, kendi acziyet ve küçüklüğünü bilip de kibirlenmemeli, yine kibrin tam zıddı olan zilletin de mak­bul olmadığını bilmelidir. Tevazu; alçak gönüllü olmak mü'mine yakışan güzel ahlâktandır.

Müslüman, emânete hıyanet etmekten, yalan söyle­mekten, hîle ile insanları aldatmaktan uzak durmalıdır.

Riya (gösteriş) kötü ahlâktandır. Mü'min riyadan sakın­malı ve dâima ihlâs üzere olmalıdır. Allâhü Teâlâ'ya, Peygamber Efendimiz'e ve onun Ashâbı'na ve sâlih mü'minlere suizan etmek; onlar hakkında kötü şeyler düşünmek büyük günâhtır. Buğz (düşmanlık), kin, gıy­bet ve iftira gibi nice kötü ahlâk, sûizandan meydana gelir.

Haset yani diğer bir kimsedeki nimeti kıskanmak pek çir­kin bir huydur. Hasedin karşılığı olan iyiliği istemek ise İs­lâm dininde güzel bir huydur. Mü'min, kendisi hakkında re­va görmediği şeyi başkası hakkında da reva görmemelidir.

Tevekkül, kanâat, sabır ve şükür güzel ahlâktandır. Her şeyi yoktan var eden Allah'a teşekkür ve onun emrine ta'zim (hürmet) etmek kulluk îcâbıdır. İnsanlardan görülen nimet ve ihsana (iyiliklere) teşekkür de mürüvvet ve in­saniyet icâbıdır. Halka teşekkür etmeyen Hâlık'a da şükretmez. Şükretmek övülmüş, küfrân-i nimet (nankörlük) ise çirkin görülmüştür. Allâhü Teâlâ'nın emrine ta'zîm (hür­met) ve onun yarattıklarına şefkat ibâdettir. Gönül kırmak pek çirkin bir huydur ve günâhtır.

Kaynak: Fazilet Takvimi

17 Mayıs 2010 Pazartesi

ALLAH İÇİN SEVMEK VE ALLAH İÇİN BUĞZ ETMEK

ALLAH İÇİN SEVMEK VE ALLAH İÇİN BUĞZ ETMEK
17 MAYIS 2010 PAZARTESİ

Allah için sevmek ve Allah için buğzetmek mü'minin en faziletli hasletlerindendir. Hz. İbn-i Abbas (r. anhümâ) Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Hz. Ebû Zerr'e şöyle dediğini rivayet etti:

"Yâ Ebâ Zer, îmânın hangi rüknü daha sağlamdır?"

"Allah ve Resulü daha iyi bilir." deyince Peygamber Efendimiz (s.a.v.),

"Allah İçin dost olmak, Allah için sevmek ve Allah için buğzetmektir." buyurdu.

Allah için sevmek ve Allah için buğz etmek îmânın ke­mâle ulaşmasına sebep olur. Mü'min, îmânın tadına bu şekilde ulaşır. Bu, Allah için olan amelin en hâlis olanıdır.

Hz. Ömer bin Hattâb (r.a.) buyuruyor ki: "Bir kişi geceleri namaz kılıp, gündüzleri oruç tutsa, sadaka verse ve cihâd etse fakat sevdiğini Allah için sevmese, buğz ettiğine de Allah için buğzetmese bu yaptığı ibâdetlerin ona bir faydası olmaz."

Allâhü Teâlâ, Mûsâ (a.s.)'a şöyle vahyetti: "Yâ Mûsâ! Hiç, benim için bir amel işledin mi ?" Dedi ki: "İlâhî, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim, zikrettim." Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu:

"Namaz senin dînin için Müslüman olduğuna dâir de­lildir; oruç seni ateşten koruyan bir kalkandır; sadaka arşımın gölgesinden başka hiçbir gölgenin olmadığı gün­de mahşerde senin için bir gölgedir, zikir, karanlık yer­lerde nurdur. Bunların faydası hep sana aittir, sana döne­cektir. Sen sırf benim için ne amel işledin?

Mûsâ (a.s.): "Yâ Rabbi, bana, senin için olan ameli öğret." dedi.

Allâhü Teâlâ buyurdu ki: "Yâ Mûsâ! Hiç benim rızâm için bir dostuma dostluk yaptın mı? Hiç benim rızâm için benim düşmanıma düş­manlık ettin mi?"

Bundan sonra Mûsâ (a.s.) öğrendi ki, amellerin en güzeli Allah için sevmek ve Allah için buğz(düşmanlık) etmektir.

Kaynak: Fazilet Takvimi

İNSANLARIN HESABA ÇEKİLMESİ

İNSANLARIN HESABA ÇEKİLMESİ
17 MAYIS 2010 PAZARTESİ

Âhirette insanların hesaba çekilmesi ellibin sene kadar sürecektir. İnsanların ba'zısı hesapsız cennete girerler.

Hayvanların hakları verildikten sonra Cenâb-ı Hakk onlara "Toprak olunuz!" diyecek, onlar da toprak olacak­lardır. İşte o zaman kâfirler "Keşke biz de toprak olsaydık!.." diyecekler, fakat pişmanlığın faydası olmayacaktır.

Cennet ve Cehennem hep dünyâda kazanılır. Son pişmanlığın faydası olmaz ve âhirette pişmanlık ile âh vâh etmekten başka yapacak bir şey kalmaz.

Bütün insan ve cinlerin mahşerde hesablaşması ve muhakeme işleri tamam olunca Cennet ehli ve Cehen­nem ehli takım takım ayrılacak ve Sırat Köprüsü Ce­hennem üzerine kurulacak; Cennet ehli onun üzerinden kimi yıldırım gibi, kimi rüzgâr gibi ve kimi sür'atli koşan atlar gibi geçip Cennet'e gidecekler. Cehennem ehli ise geçemeyip ateş içine düşecekler ve Cehennemin yedi katında derecelerine göre yerleşeceklerdir.

Kâfirler Cehennem'de ebedî kalacaklar. Ama mü'minler, varsa günâhları kadar yandıktan sonra çıkıp Cennete gireceklerdir. Zîrâ mü'min, büyük günah işle­mekle kâfir olmaz. Zerre kadar îmânı olan Cehennem'­de ebedî kalmaz.

Kaynak: Fazilet Takvimi

15 Mayıs 2010 Cumartesi

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AMCASI EBU TALİB

PEYGAMBER EFENDİMİZİN AMCASI EBÛ TÂLİB
15 MAYIS 2010 CUMARTESİ

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) amcası Ebû Tâlib, Peygamberimiz'i (s.a.v) çok sever, pek ziyade korurdu. Resûlullah Efendimiz'in pek muhterem ve pek doğru sözlü bir zat olduğunu bilirdi. Fakat kavminin dedikodusundan çekinerek görünüşte iman etmiş değildi. Kalben iman etmiş olduğu kendisine isnad edilen bazı şiirlerinden anlaşılmaktadır. Gerçeği ancak yüce Allah bilir. Seksen yaşında olduğu halde, risaletin (peygamberligin) onuncu yılında vefat etmiştir.

Ebû Tâlib ölümüne yakın bir zamanda Kureyş büyüklerini yanına çağırarak onlara şöyle bir öğüt vermiş: "Ey Arab'ın seçkinleri! Kimsesizlere sevgi, fakirlere yardım ediniz. Namus ve fazileti gözetiniz. Daima birlik ve beraberlik içinde hareket ediniz. Özellikle Muhammedül'l-Emîn'e itaat edip onu gözetiniz. İyi biliniz ki, Hazret-i Muhammed her sözünde doğrudur. O, Allah'ın hidayetine başarısına kavuşmuştur. Bütün Kureyş oymakları ve bütün çevre insanları onun emrine boyun eğecek, onun çağrısına koşacaktır. Eğer daha yaşayacak olsaydım, her türlü zorluklara katlanarak ona yardıma davem ederdim."

Kaynak: Semerkand Takvimi

9 Mayıs 2010 Pazar

AYIN İKİYE YARILMA MUCİZESİ

AYIN İKİYE YARILMA MUCİZESİ
09 MAYIS 2010 PAZAR

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ayı iki parcaya bölme mucizesi, peygamberliginin sekizinci yılında Mekke'de olmuştur. Söyle ki:

Müşriklerden bir kısım kimseler, mehtaplı bir gecede, ayın ikiye ayrılıp sonra birleşmesini Resûlullah Efendimiz'den (s.a.v) istediler. Böyle bir mucize gösterilmedikce iman etmeyeceklerini söylediler. Hz. Peygamber de (s.a.v) yüce Allah'a dua etti ve ay, Cenâb-ı Hakk'ın kudretiyle iki parcaya ayrıldı. Sonra birleşip eski halini aldı.

Bu mucizeyi, o gece bazı yolcular da görmüştü. Mekke'ye geldikleri zaman bu olayı anlattılar. Ne yazık ki müşrikler yine iman etmediler. Bu olayı bir sihir sandılar. Oysa ki yüce Allah'ın kudreti her şeye yeterlidir.

Gökyüzünde nur sacan bircok yıldızı veya diger varlıkları güneşten ayırarak onun cevresinde bir düzen kuran Allah böyle bir mucizeyi yaratamaz mı ?

Inkârcı ve gafil insanlar, yüce Allah'ın sonsuz kudretini anlayamamışlar ve inkârlarını sürdürmüşlerdir.

Kaynak: Semerkand Takvimi

4 Mayıs 2010 Salı

DÖRT VASIF

DÖRT VASIF
04 MAYIS 2010 SALI

İnsan her an tehlike ve hüsrandadır, ancak Asır sûre­sinde bildirilen şu dört vasfa sâhib kimseler hüsranda değil, kârdadır.

Birincisi: Allâhü Teâlâ'ya, resulüne ve âhiret gününe îmân edip ihlâs ile ibâdete ikrar vermiş, mü'mın ile kafi­rin haklı ile haksızın Allah yanında farkı olduğuna ve hayır amellerin iyi, şer amellerin ise kötü cezasının veri­leceğine, âhiret gününe inanmış olanlar.

İkincisi: îmân ile sâlih amel işleyenler. Yâni îmânları yal­nız gönül ve dillerinde kalmamış, bütün hislerine, akıl ve irâdelerine sâhib olarak yaptıkları işleri Allah'ın rızasına, emirlerine uygun yapmışlar, kendileri ve bütün insanlık için sonu hayır ve menfaat olan güzel amelleri, emrolunan vazîfeleri yapmışlar, yasaklananlardan kaçınmışlardır.

Üçüncüsü: Birbirlerine ikiyüzlülük etmeyip fâni, geçici ve aldatıcı şeylere aldanmayıp hep birbirlerine hakkı tavsiye etmişler, dâima hak ve istikamet üzere hareketi tavsiye ve nasihat etmişlerdir.

Dördüncüsü: Zamanın acâibliği, hüsrana gidenlerin çokluğu karşısında hayır yapmak ve hak söylemek, hak yolunda gitmek, birçok acılar çekmeğe, zorluklara kat­lanmaya bağlıdır. İşte bunlara karşı hak ve hayır yolun­da birbirlerine sabrı tavsiye etmiş olanlar ziyanda degıl kârdadır.

Kaynak: Fazilet Takvimi

30 Nisan 2010 Cuma

"EY EHL-İ KİTAB! NİÇİN HAKKI BÂTILLA KARIŞTIRIYORSUNUZ? VE HAKKI GİZLİYORSUNUZ?"

"EY EHL-İ KİTAB! NİÇİN HAKKI BÂTILLA KARIŞTIRIYORSUNUZ? VE HAKKI GİZLİYORSUNUZ?"
29 NİSAN 2010 CUMA

Allâhü Teâlâ, İsrâîloğulları'na gönderdiği Peygamber­lerden Hz. Şa'yâ'a (aleyhisselâma) şöyle vahyetti:

"Ben bir nebiyy-i ümmî göndereceğim, O İsrâiloğulları onu tanırlar da yine îmân etmezler. O Peygamber, sert değil, kaba değil: Sokaklarda bağırmaz, hiçbir çirkin şey ona yol bulamaz, edebe aykırı söz söylemez. Ben güzel ahlâkın tamâmını onda toplayacağım. Elbisesi vakar, şiarı iyilik, özü takva, sözü hikmet, tabîati doğruluk ve vefa, işi adalet, rehberi hidâyet, dîni İslâm, ismi Ahmed'dir. Onunla sapıklıktan sonra hidâyeti cehaletten sonra hakikati öğreteceğim. Düşkünlükten sonra onunla yükselteceğim. Azlıktan sonra onunla çoğaltacağım. Dar­lıktan sonra onunla zenginleştireceğim. Birbirine düş­man toplulukları ve farklı milletleri onunla birleştireceğim. Onlar birbirlerini kardeş gibi severler.

Onun ümmeti de insanlardan çıkarılmış en hayırlı ümmettir. İman ve ihlâs ile beni tevhid eder; birlerler. Ma'rûfu (iyiliği) emreder, münkeri (kötülüğü) nehyeder, ona mâni olurlar. Saf saf olup kıyam, kuûd, rükû ye sec­de ederek bana namaz kılarlar. Benim yolumda yine saf tutup cihâd ederler. Rızâma ermek için din yolunda mallarından, diyarlarından çıkarlar. Onlar, mescidlerinde, meclislerinde, yattıkları, gezdikleri yerlerde tekbir, tev­hid, tesbîh, tahmid (yani beni zikretmek) ile meşgul olur­lar. Benim için yüzlerini ve etraflarını temiz kılarlar. Yo­lumda, dînim uğrunda kurbân (şehîd) olurlar. Sîretleri, ahlâkları benim kitabıma birebir uygundur. Bu benim, bir fazlım ve ihsânımdır ki dilediğime veririm."

Kaynak: Fazilet Takvimi

28 Nisan 2010 Çarşamba

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN DÜNYAYA TEŞRİFİ

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN DÜNYAYA TEŞRİFİ
28 NİSAN 2010 CARŞAMBA

Âlemlere rahmet Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) milâdî 20 Nisan 571 Pazartesi gecesi sabaha karşı dünyayı şereflendirdiler.

Hz. Peygamber'i (s.a.v) sevmek her müminin imanının gereğidir. Onu sadece doğumunda anmak yetmez. O şöyle buyurmaktadır:

"Üç haslet vardır ki bunlar kimde varsa imanın tadını duyar:

Allah ve Resûlü'nü bu ikisi dışında kalan her şeyden ve herkesten daha çok sevmek,

Bir kulu sırf Allah rızası için sevmek,

Allah (c.c), imansızlıktan kurtarıp İslâm'ı nasip ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak"
(Buhârî).

Onu her şeyden çok sevmek demek, bu şeyler uğruna onun sünnetinden ayrılmamak demektir. Hayatta en ön sıraya onun sünnetini yerleştirmelidir. Onsuz bir hayat, hayat değildir.

Kaynak: Semerkand Takvimi

26 Nisan 2010 Pazartesi

İMANIN MEYVESİ İBADET

İMANIN MEYVESİ İBADET
26 NİSAN 2010 PAZARTESİ

İbadetler imanın güçlenmesini ve ahlâken olgunlaşmayı sağlar. İbadetle beslenen iman ağacının meyvesi güzel ahlâktır. İbadete devam eden kimsenin kalbinde iman nuru parlar, Allah korkusu ve sorumluluk duygusu yerleşir. İbadet sayesinde kötü düşüncelerden, günah kirlerinden arınır. Ahlâk ve fazilet sahibi olgun bir mümin haline gelir. Dünyanın maddi bağlarından kurtularak ruhen yükselir.

Rabbimizin yarattığı her şey O'na ibadet etmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyruluyor: "Hiçbir şey yoktur ki Allah'ı tesbih etmesin." (İsrâ, 44)

Mukaddes kitabımız bilinen ve bilinmeyen bütün varlıkların kendilerine has bir şekilde ibadet yaptıklarını bizlere haber verir. Hatta gök gürültüsü bile Allah'ı hamd ve tesbihtir.

Kaynak: Semerkand Takvimi

25 Nisan 2010 Pazar

ALLAH'A KULLUK

ALLAH'A KULLUK
25 NİSAN 2010 PAZAR

Allah'a kulluğu sâdâtlar şöyle anlatır:

"Allah'tan başka şeylerin esaretinden kurtulup Allah'a kul olmalıdır."

Hz. Peygamber'in (s.a.v) getirdiklerine uymayı, her şeyi ile kabul etmelidir. Allah Teâlâ'ya itaat ve ibadet de böylece gerçekleşmiş ve kamil iman elde edilmiş olur. Kişi ancak Allah'a kulluk etmekle hür olabilir. İnsanın bütün fıtratı buna göre yaratılmıştır.

İnsan bir cihaz satın aldığı zaman yanında o cihazın ne için imal edildiğini, nasıl kullanılacağını açıklayan el kitabi verilir. Orada yazılı olan şartlara riayet edilirse cihaz bozulmaz ve ondan verim alınır.

Aksi halde arıza yapar ve bir işe yaramaz. İnsanin kitabı ise hiç şüphesiz Kur'ân-ı Hakîm'dir. Bütün varlığı yaratan yüce Allah insanı kendisine kulluk için yarattığını açıkça beyan etmiştir. (Zâriyât 51/56)

Kaynak: Semerkand Takvimi