Tahrim Suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tahrim Suresi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Şubat 2011 Cuma

"...HEPİNİZ ALLAH'A TEVBE EDİN, EY MÜ'MİNLER"

"...HEPİNİZ ALLAH'A TEVBE EDİN, EY MÜ'MİNLER"
04 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Tevbe, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk etmek, övdüğü ve izin verdiği şeylere dönmektir. Günahlar ve isyanlar, helâk eder, Allah'tan ve cennetlerinden uzaklaştırır. Onları terk etmek de Allah'a ve cennetlerine yaklaştırır.

Allâhü Teâlâ (meâlen) "... Hepiniz Allâh'a tevbe edin ey mü'minler ki felâh (necât, kurtuluş) bulabilesiniz." (Nûr Sûresi, âyet 31) buyurmuştur.

Bu âyet-i kerîme şöyle tefsir edilmiştir: Nefislerinizin heva ve hevesinden, şehvetlerinizin peşine düşmekten bana dönünüz. Bununla benim yanımdaki yerlerinize kavuşabilirsiniz. Cennet'te ki nimetler içinde ebedî kalabilirsiniz. Umulur ki felâha, büyük murâda erer, sâlihler için hazırlanan cennete benim rahmetimle girersiniz.

Allâhü Teâlâ müminlere şöyle buyurmuştur (meâlen): "Ey Mü'minler! Allâh'a nasûh (bir daha o günahı işlememek üzere gâyet ciddi, müessir) bir tevbe ile tevbe edin. Umulur ki Rabb'iniz sizin günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar..." (Tahrîm Sûresi, âyet 8) Bu tevbe ile kul hiçbir günaha meyletmeden Allâh'a ibâdette dosdoğru olur, isyan ve günaha dönmeyi aklından geçirmez. Son nefesini hüsn-i hâtime yani îmân ile bitirmek gâyesiyle yine günahı sırf Allah için terk eder.

Günahlarından tevbe etmek, icmâ-ı ümmet ile vâcibdir. Allâhü Teâlâ tevbe eden kullarını Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok âyette medhediyor. Meselâ: Bakara sûresi'nin 222. âyeti'nde (meâlen) "... şüphe yok ki Allah, çok çok tevbe edenleri sever ve tertemiz olmağa çalışanları sever." buyurmuştur. Bu âyette Allâhü Teâlâ'nın mü'minler tevbe ettikleri ve günahlarından temizlendikleri için sevdigi bildirilmiştir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 Ocak 2011 Perşembe - 16 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) "Yâ Resûlallâh, nasûh tevbe nasıl olur?" diye soruldu. "Kul, yapmış olduğu günaha öyle pişman olmalı ve Allâh'a öyle tevbe etmelidir ki, süt nasıl memeye geri dönmezse o da, o günaha bir daha dönmemelidir." buyurdular."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Suyûtî, ed-Dürrü'l-mensûr
*************************************************************************************

25 Aralık 2010 Cumartesi

ALLAH ÇOK TEVBE EDENLERİ SEVER

ALLAH ÇOK TEVBE EDENLERİ SEVER
25 ARALIK 2010 CUMARTESİ - 19 MUHARREM 1432

Allâhü Teâlâ buyuruyor ki: "Ey îmân edenler! Allah'a nasûh (gayet ciddî, samîmî) bir tevbe ile tevbe edin. Umulur ki Rabb'iniz kabahatlerinizi örter de sizleri altından ırmaklar akan cennetlere koyar..." (Tâhrim sûresi, 8. âyet)

Tevbe, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk etmek, övdüğü ve izin verdiği şeylere dönmektir. Gü­nahlar ve isyanlar, helak eder, Allah'tan ve cennetlerin­den uzaklaştırır. Onları terk etmek de Allah'a ve cen­netlerine yaklaştırır.

Nasûh tevbe: Bir kulun, işlediği günahlardan -sırf Allah'ın rızâsına aykırı olduğu için- pişmanlık duyarak vazgeçmesi, bir daha yapmamağa azmetmesi ve nefsini buna alıştırıp günaha dönmemeye karar vermesidir. (

Muâz b. Cebel (r.a.) Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) "Yâ Resûlallâh, Nasûh Tevbe nasıl olur?" diye sordu. Resulü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz de şöyle buyurdular: "Kul, yapmış olduğu günaha öyle pişman olmalı ve Allah'a öyle tevbe etmelidir ki, süt nasıl memeye geri dönmezse o da, o günaha bir daha dönmemelidir."

Allahü Teâlâ, günahlarından tevbe eden ve zâtından uzaklaştırıcı günahlardan temizlenen kullarını sever. Bakara Sûresi'nin 222. âyet'inde -meâlen- "Şüphe yok ki Allah hasbelbeşeriye vâki olacak kusurlardan dolayı çok çok teybe edenleri sever ve tertemiz olmağa çalışanları, fuhşiyâttan ve pislikten sıyrılıp pampâk olanları sever." buyurulmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuş­lardır: Allâhü Teâlâ mü'min kulunun tevbesine; ölüm korkusu olan çorak bir yerde yiyeceği ve içeceği deve­sinin üzerindeyken uyuyan, uyandığında deveyi gitmiş bulan ve onu aramağa giden, nihayet susayan, sonra 'Yerime döneyim de ölünceye kadar yatayım.' diyen ve başını ölmek için dirseğinin üzerine koyan, sonra uyan­dığında devesini, üzerindeki azığı, yiyeceği ve içeceği ile yanında bulan bir adamdan; evet, Allâhü Teâlâ mü'min kulunun tevbesine bu adamın devesi ile azığına (kavuş­tuğuna) sevinmesinden daha çok sevinir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 19 Aralık 2010 Pazar - 13 Muharrem 1432

4 Şubat 2010 Perşembe

"GÜNAHIN AÇIĞINI DA, GİZLİSİNİ DE BIRAKIN"

"GÜNAHIN AÇIĞINI DA, GİZLİSİNİ DE BIRAKIN"
04 SUBAT 2010 PERSEMBE


... Allâhü Teâlâ buyuruyor ki: "...Hepiniz Allah'a tevbe edi­niz, ey müminler! Tâ ki kurtuluşa eresiniz." (Nur Sûresi, 31. âyet)

"Ey Mü'minler! Allah'a nasûh (bir daha o günahı işlememek üze­re gayet ciddi, müessir, öğütçü) bir tevbe ile tevbede bulu­nun. Umulur ki rabbiniz sizden günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere girdirir..." (Tahrim Sûresi, 8. âyet) "Günahın açığını da bırakın, gizlisini de..." (En'âm Sûresi, 120. âyet) (Bu âyetlerden anlaşılıyor ki) günahlardan tevbe etmek her Müslüman hakkında farz-ı ayındır. Hiçbir insanın bundan müstağni yani muaf olması düşünülemez. Nasıl olabilir ki? Peygamberler -aleyhimüssalâtü vesselam- tevbeden müstağnî değillerdir. Peygamberlerin -salât u selam üzerlerine olsun- sonuncusu ve efendisi olan Resûlullâh (s.a.v.) bu­yurmuştur ki: "Kalbime bir ağırlık geldiği olur da, bir gün ve gecede Allah'a yetmiş defa istiğfar ederim."

Kul hakları ile irtibatı olmayan, zina etmek, içki içmek, çal­gı âletleri dinlemek, nâmahreme bakmak, abdestsiz mushafa dokunmak ve îtikadde bid'at gibi Allah'ın hakları ile alâkalı olan günahların tevbesi, pişmanlık duymak, istiğfar etmek, hayıflanıp mahzun olmak ve Allâhü Teâlâ'ya özür beyan ederek olur. Farzlardan bir farz terk edilmiş olursa bunun tevbesi ancak o farzın edâ edilmesi ile mümkün olur.

Eğer günahlar, kul haklarına bağlı ise bunların tevbesi, haksız olarak alınmış malların iadesi, hak sahiplerinden helallik alınması, onlara iyilikte bulunmak ve onlara dua et­mekle mümkündür. Şayet mal ve ırz sahibi kimse ölmüş ise istiğfar edip, iyilikte bulunmak ve malı hak sahibinin çocuklarına ve vârislerine geri vermek lâzımdır. Şayet vârisleri bilinmiyorsa haksız olarak alınan malın veya işlenen suçun miktarı kadar, hak sahibi veya haksız yere eziyet görmüş kimse adına fakir fukaraya sadaka verir.

Hz. Ali (k.v.) diyor ki, Resûlullâh'ın (s.a.v.) şöyle buyurdu­ğunu Hz. Ebû Bekir'den (r.a.) işittim: "Kul bir günah işler de peşinden kalkıp abdest alır ve namaz kılar, günahından dola­yı Allah'a istiğfar ederse, elbette onu bağışlamak Allah'a hak olmuş olur." Zîrâ Allâhü Teâlâ büyütüyor ki "Ve her kim bir kö­tülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allâhü Teâlâ'dan mağfiret dilerse Allâhü Teâlâ'yı çok bağışlayan, pek esirge­yen bulur." (Nisâ Sûresi, 110. âyet) (Mektûbât-ı İmâmı Rabbani, 66. Mektup)