î'TİKAD: MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)
03 OCAK 2010 PAZAR
Her müslümanin söyle inanmasi farz-i ayindir; MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v) bütün peygamberlerin sonuncusudur. Adem (a.s.) ile onun arasinda cok peygamberler gelmistir. Hepsinin sayisini Allahü Teala bilir, bazilarinin isimleri Kur'ân-i Kerîm'de bildirilmistir.
Hazret-i MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) peygamberlerin hepsinden ve bütün yaratilanlardan üstündür. Sevâbi ve derecesi hepsinden yüksektir. Allâhü Teâlâ'nin habîbi(sevgilisi)dir. Bütün yaratilanlardan yüksek olmak MUHAMMED Aleyhisselam'a mahsustur.
Muhammed Aleyhisselam'in üstünlükleri coktur. Allâhü Teâlâ onun nûrunu ve rûhunu bütün yaratilmislardan önce yaratmistir. Bir hadîs-i serîfte: "Adem ruh ile cesed arasinda iken ben peygamber idim." buyuruldu. Onun peygamberligi diger peygamberlerin peygamberliklerinin aslidir. Bununla beraber bütün peygamberlerden sonra dünyâya gelmis ve peygamberlik onunla bitmistir. Demek ki, dünyaya peygamber olarak gelmis ve kirk yasinda peygamber oldugu bildirilmistir. Böyle inanmak lâzimdir. Yoksa 'Kirk yasinda paygamber oldu.'demek yanlistir.
Muhammed Aleyhisselam'in ümmeti bütün ümmetlerden hayirlidir. Cennet'e diger ümmetlerden önce gireceklerdir.
Peygamberler ancak insanlara gönderilmistir. Ancak Muhammed Aleyhisselam bütün insanlara ve cinlere gönderilmistir. Insanlarin vecinlerin peygamberi olmak bizim peygamberimize mahsustur. Hz. Süleyman'in (a.s.) cinlere hükmetmesi saltanat sebebiyle olup cinlere peygamber olmak yoluyla degildir. Nûh'un (a.s.) tûfanda gemideki hayvanlara hükmetmesi onlari zaptetmek sebebiyledir; nübüvvet cihetiyle degildir. Ama bizim peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam insanlara, cinlere ve bütün mahlûkata ve paygamberlere dahi peygamber olmustur. Kâinâtin peygamberi ve efendisidir. Dîni kiyâmete kadar, mahserde dahi bâki ve dâimdir. (Sallallâhü aleyhi ve sellem)
Son Peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Son Peygamber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Ocak 2010 Pazar
1 Ocak 2010 Cuma
PEYGAMBER EFENDIMIZIN (S.A.V) MEKKE SEVGISI
PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.V)'IN MEKKE SEVGISI
01 OCAK 2010 CUMA
Peygamber Efendimiz (s.a.v) doğup büyüdüğü mübarek şehir Mekke'den ayrılıyordu. Ayrılırken devesini durdurdu. Mekke'ye baktı ve ona olan sevgisini şöyle dile getirdi: "Vallahi, sen Allah'ın yarttığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevimli olanısın. Bana, senden daha sevgili daha güzel yurt yoktur. Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yuva tutmazdım."
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle teselli etti : "Kur'an'ı okumayı, tebliğ etmeyi ve ve ona uymayı sana farz kılan Allah, muhakkak ki seni tekrar Mekke'ye döndürecek, ahirette de övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına kavuşturacaktır". (Müslim)
Ve artık Mekke feth edildi. Allah (c.c), Resûlullah'a (s.a.v) verdiği vaadi gerçekleştirmişti. Vaktiyle kendisine düşman olan insanlar şimdi iman etmişler, sahabe olma şerefine ulaşmışlardı.
Mekke ve Kâbe putlardan temizlendi. Daha önemlisi de insanların içindeki putlar devrildi. Mekkeliler iman etme şerefine nail olarak ebedî cennet yurdunu elde ettiler.
01 OCAK 2010 CUMA
Peygamber Efendimiz (s.a.v) doğup büyüdüğü mübarek şehir Mekke'den ayrılıyordu. Ayrılırken devesini durdurdu. Mekke'ye baktı ve ona olan sevgisini şöyle dile getirdi: "Vallahi, sen Allah'ın yarttığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevimli olanısın. Bana, senden daha sevgili daha güzel yurt yoktur. Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yuva tutmazdım."
Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle teselli etti : "Kur'an'ı okumayı, tebliğ etmeyi ve ve ona uymayı sana farz kılan Allah, muhakkak ki seni tekrar Mekke'ye döndürecek, ahirette de övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına kavuşturacaktır". (Müslim)
Ve artık Mekke feth edildi. Allah (c.c), Resûlullah'a (s.a.v) verdiği vaadi gerçekleştirmişti. Vaktiyle kendisine düşman olan insanlar şimdi iman etmişler, sahabe olma şerefine ulaşmışlardı.
Mekke ve Kâbe putlardan temizlendi. Daha önemlisi de insanların içindeki putlar devrildi. Mekkeliler iman etme şerefine nail olarak ebedî cennet yurdunu elde ettiler.
Etiketler:
Allah (c.c),
Dini Bilgiler,
Hz. Muhammed (sav),
Islam,
Mekke,
Mekke sevgisi,
Peygamberimiz,
Resulullah,
Son Peygamber
22 Aralık 2009 Salı
RESÛLULLÂH'IN (S.A.V.) TERBİYESİ
RESÛLULLÂH'IN (S.A.V.) TERBİYESİ
Bir genç Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v.) gelerek:
"Yâ Resûlallâh, zina etmek için bana müsâade eder misin?" dedi. Ashâb "Bu ne edebsiz bir sözdür" diye bağrıştılar. Resûlullâh (s.a.v.);
"Delikanlıyı bırakın, yanıma gelsin" buyurdu. Genç de Resûlullâha yaklaştı.
Resûlullâh (s.a.v.): "Anan ile başkasının zina etmesini ister misin?" buyurdu.
Genç: "Canım sana feda olsun, istemem, yâ Resûlallâh!" dedi. Resûlullâh; "Aynı senin gibi hiç kimse bir kimsenin anası ile zina etmesini istemez." buyurdu.
Sonra; "Kızınla zina yapılmasını ister misin?" buyurdu.
Genç: "Canım sana feda olsun, istemem yâ Resûlallâh" dedi.
Resûl-ü Ekrem (s.a.v.); "İnsanlar da senin gibi, kızları ile zina yapılmasını istemezler." buyurdu.
Sonra: "Kız kardeşin için bunu ister misin?" buyurdu.
Genç; "Canım sana feda olsun, istemem yâ Resûlallâh" dedi. Hala ve teyzelerini de saydı, hepsi için genç aynı cevâbı verdi. Resûlullâh da aynı cevâbı tekrarladı. Sonra, Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) mübarek elini delikanlının göğsü üzerine koydu ve:
"Allah'ım, (bunun) kalbini temizle, günâhını bağışla, iffetini koru!" diye duâ etti.
Resûlullah'ın bu mübarek duasından sonra o gencin gözünde zinadan daha kötü bir şey olmadı.
Bir genç Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v.) gelerek:
"Yâ Resûlallâh, zina etmek için bana müsâade eder misin?" dedi. Ashâb "Bu ne edebsiz bir sözdür" diye bağrıştılar. Resûlullâh (s.a.v.);
"Delikanlıyı bırakın, yanıma gelsin" buyurdu. Genç de Resûlullâha yaklaştı.
Resûlullâh (s.a.v.): "Anan ile başkasının zina etmesini ister misin?" buyurdu.
Genç: "Canım sana feda olsun, istemem, yâ Resûlallâh!" dedi. Resûlullâh; "Aynı senin gibi hiç kimse bir kimsenin anası ile zina etmesini istemez." buyurdu.
Sonra; "Kızınla zina yapılmasını ister misin?" buyurdu.
Genç: "Canım sana feda olsun, istemem yâ Resûlallâh" dedi.
Resûl-ü Ekrem (s.a.v.); "İnsanlar da senin gibi, kızları ile zina yapılmasını istemezler." buyurdu.
Sonra: "Kız kardeşin için bunu ister misin?" buyurdu.
Genç; "Canım sana feda olsun, istemem yâ Resûlallâh" dedi. Hala ve teyzelerini de saydı, hepsi için genç aynı cevâbı verdi. Resûlullâh da aynı cevâbı tekrarladı. Sonra, Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) mübarek elini delikanlının göğsü üzerine koydu ve:
"Allah'ım, (bunun) kalbini temizle, günâhını bağışla, iffetini koru!" diye duâ etti.
Resûlullah'ın bu mübarek duasından sonra o gencin gözünde zinadan daha kötü bir şey olmadı.
Etiketler:
Dini Bilgiler,
Hz. Muhammed (sav),
Islam,
Peygamberimiz,
Resulullah,
Resulü Ekrem,
Son Peygamber
28 Ekim 2009 Çarşamba
ASHABININ (R.A.) RESÜLULLÂH'A (S.A.V.) SEVGİSİ
ASHABININ (R.A.) RESÜLULLÂH'A (S.A.V.) SEVGİSİ #
28 Ekim 2009 Carsamba #
Ashâb-ı kiramdan Zeyd bin Desinne (r.a.) Recî' seriyyesinde esîr olmuştu. Safvân bin Ümeyye, Bedir'de öldürdüğü iki oğluna bedel olmak üzere onu satın aldı ve öldürmek üzere kölesi Nastâs'a teslim etti. Nastâs ve Mekke'den bir kısım halk onu Tenîm denilen yere çıkardılar. Bu sırada Ebû Süfyân, Zeyd bin Desinne (r.a.)'a: "Allah için bana söyle, şu anda Muhammed'in senin yerinde burada olmasını ve onun boynunu vurmamızı; senin de ailen arasında olmanı arzu etmez misin?" dedi. Zeyd bin Desinne (r.a.), "Şu anda onu bir dikenin bile rahatsız etmesine razı değilim." deyince, Ebû Süfyân, "Ben ashabının Muhammed'i sevdiği kadar kimsenin kimseyi sevdiğini görmedim." dedi. Sonra Nastâs onu şehîd etti. (Radıyallâhü anhü)
28 Ekim 2009 Carsamba #
Ashâb-ı kiramdan Zeyd bin Desinne (r.a.) Recî' seriyyesinde esîr olmuştu. Safvân bin Ümeyye, Bedir'de öldürdüğü iki oğluna bedel olmak üzere onu satın aldı ve öldürmek üzere kölesi Nastâs'a teslim etti. Nastâs ve Mekke'den bir kısım halk onu Tenîm denilen yere çıkardılar. Bu sırada Ebû Süfyân, Zeyd bin Desinne (r.a.)'a: "Allah için bana söyle, şu anda Muhammed'in senin yerinde burada olmasını ve onun boynunu vurmamızı; senin de ailen arasında olmanı arzu etmez misin?" dedi. Zeyd bin Desinne (r.a.), "Şu anda onu bir dikenin bile rahatsız etmesine razı değilim." deyince, Ebû Süfyân, "Ben ashabının Muhammed'i sevdiği kadar kimsenin kimseyi sevdiğini görmedim." dedi. Sonra Nastâs onu şehîd etti. (Radıyallâhü anhü)
Etiketler:
Dini Bilgiler,
Ebu Süfyan,
Hz. Muhammed (sav),
Islam,
Sevgi ve Özveri,
Son Peygamber,
Zeyd bin Desinne
11 Ekim 2009 Pazar
Resûlullâh Efendimiz'in (s.a.v) Ehl-i Beyti
Resûlullâh Efendimiz'in (s.a.v) Ehl-i Beyti
11 Ekim 2009 Pazar - 11 Oktober 2009 Sonntag
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ehl-i beyti mü'minlerin anneleri olan zevceleri (hanımlari) ile Hz. Fatima, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir (radıyallahü anhüm).
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) bir gün Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin'i mübarek libasının altına almış ve Ahzab Suresi’nin “…Ey ehl-i beyt, Allah sizden ancak kiri götürmeği ve sizi tertemiz kılmayı dilemektedir.” mealindeki 33. âyetini, okumuşlar ve şöyle duâ buyurmuşlar (tercümesi): "Ilahi! Bunlar benim ehl-i beytimdir. Benim hanedanımın havâssından (şeçilmişlerinden)dir. Bunlari pâk olmayan şeylerden, günahlardan berî (uzak) tut. Bunları tam bir taharet ve nezahete (temizliğe) mazhar buyur (kavuştur)."
Peygamber Efendimiz'in âlinin ilk safında ehl-i beyti bulunmaktadır. Esasen bütün müttakî, hakikaten Allah'tan korkan ve Allâhü Teâlâ'nın korumasında olan) mü'minler de Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) âlindendir.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) evlâtlari; Abdullah, Ibrâhim ve Kasım; Zeynep, Rukiye Ümm-ü Gülsüm, ve Hz. Fâtima'dir (r. anhüm). Peygamber Efendimiz'in mübarek zürriyetleri (nesli), muhtereme kızı Hz. Fatima'dan devam etmiştir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in kiyamete kadar devam edecek nesilleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mübarek zürriyetleridir.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Hz. Fatıma'ya çok muhabbet gösterirlerdi. Âhirete irtihallerinden sonra ehl-i beytinden kendisine ilk kavuşan Hz. Fatima (r.anha)dır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e (r.anhümâ) muhabbet ve iltifatlari da pek ziyade idi. "Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir." ve "Her kim Hasan ve Hüseyin'i severse mutlak heni sevmiş olur; her kim onlara bugz (düşmanlık) ederse muhakkak bana buğz (düşmanlık) etmiş olur." buyurmuslardir.
Bütün müsümanlar ve bilhassa Ashâb-ı Kiram, Resulullah Efendimiz'in ehl-i beytine -hiçbir ayırım yapmadan- büyük bir hürmet ve muhabbet göstermişlerdir. (Radıyallahü anhüm)
Anahtar Kelimeler: Resulullah Efendimizin (s.a.v.) ehl-i beyti - Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ehl-i beyti - Ahzab Suresi ayet 33 - Hz. Ali - Hz. Fatima - Hz. Hasan - Hz. Hüseyin -
11 Ekim 2009 Pazar - 11 Oktober 2009 Sonntag
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ehl-i beyti mü'minlerin anneleri olan zevceleri (hanımlari) ile Hz. Fatima, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir (radıyallahü anhüm).
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) bir gün Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin'i mübarek libasının altına almış ve Ahzab Suresi’nin “…Ey ehl-i beyt, Allah sizden ancak kiri götürmeği ve sizi tertemiz kılmayı dilemektedir.” mealindeki 33. âyetini, okumuşlar ve şöyle duâ buyurmuşlar (tercümesi): "Ilahi! Bunlar benim ehl-i beytimdir. Benim hanedanımın havâssından (şeçilmişlerinden)dir. Bunlari pâk olmayan şeylerden, günahlardan berî (uzak) tut. Bunları tam bir taharet ve nezahete (temizliğe) mazhar buyur (kavuştur)."
Peygamber Efendimiz'in âlinin ilk safında ehl-i beyti bulunmaktadır. Esasen bütün müttakî, hakikaten Allah'tan korkan ve Allâhü Teâlâ'nın korumasında olan) mü'minler de Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) âlindendir.
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) evlâtlari; Abdullah, Ibrâhim ve Kasım; Zeynep, Rukiye Ümm-ü Gülsüm, ve Hz. Fâtima'dir (r. anhüm). Peygamber Efendimiz'in mübarek zürriyetleri (nesli), muhtereme kızı Hz. Fatima'dan devam etmiştir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in kiyamete kadar devam edecek nesilleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mübarek zürriyetleridir.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Hz. Fatıma'ya çok muhabbet gösterirlerdi. Âhirete irtihallerinden sonra ehl-i beytinden kendisine ilk kavuşan Hz. Fatima (r.anha)dır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e (r.anhümâ) muhabbet ve iltifatlari da pek ziyade idi. "Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir." ve "Her kim Hasan ve Hüseyin'i severse mutlak heni sevmiş olur; her kim onlara bugz (düşmanlık) ederse muhakkak bana buğz (düşmanlık) etmiş olur." buyurmuslardir.
Bütün müsümanlar ve bilhassa Ashâb-ı Kiram, Resulullah Efendimiz'in ehl-i beytine -hiçbir ayırım yapmadan- büyük bir hürmet ve muhabbet göstermişlerdir. (Radıyallahü anhüm)
Anahtar Kelimeler: Resulullah Efendimizin (s.a.v.) ehl-i beyti - Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ehl-i beyti - Ahzab Suresi ayet 33 - Hz. Ali - Hz. Fatima - Hz. Hasan - Hz. Hüseyin -
Etiketler:
Dini Bilgiler,
Ehl-i Beyt,
Hz. Ali,
Hz. Fâtima,
Hz. Hasan,
Hz. Hüseyin,
Hz. Muhammed (sav),
Islam,
Resulullah (s.a.v),
Son Peygamber
1 Ekim 2009 Perşembe
Peygamber Efendimiz (s.a.v) nasıl şakalaşırdı ?
Peygamber Efendimiz (s.a.v) nasıl şakalaşırdı ?
01 Ekim 2009 Persembe
Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır. Peygamberimizin yaptığı şakalar lüzumsuz ve yersiz değildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ Allah'ın elçisi olması dolayısıyla ciddi¸ vakarlı¸ ağırbaşlı¸ heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı görev¸ üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın...
Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur¸ şakalaşır¸ tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı¸ insanlar Peygamberimize yanaşamazlar¸ ona soru bile soramazlardı. Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz¸ bazen ortamın yumuşatılması¸ insanların rahatlatılması gerekir. Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır.
Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Kul şaka ile de olsa yalanı¸ doğru bile olsa lüzumsuz tartışmayı bırakmadıkça tam inanmış bir mü'min olamaz."
Peygamber Efendimiz bir yandan yeri geldikçe şaka yaparken¸ diğer yandan da Sahabîlerin yersiz şaka yapmamaları konusunda uyarıda bulunurlardı.
"Arkadaşlarınla ağız kavgası yapma¸ bir söz verip de tutmamazlık etme."
Etrafındakiler sordular:
"Yâ Resulallah¸ siz de şaka yapıyorsunuz."
Çelişkili gibi görünen bu durumu Peygamberimiz şöyle cevapladı:
"Evet¸ ben de şaka yaparım¸ fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim."
Bunun yanında¸ Peygamberimiz insanlarla alay etmez¸ hafife almaz¸ dalga geçmez¸ küçük düşürmez¸ mahcup etmez¸ zor durumda bırakmaz¸ "işletme" gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı. Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla¸ hanımlarıyla¸ yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.
Peygamberimiz çocukları çok severdi. Onlarla ilgilenir¸ sevindirirdi. Çocuklar Peygamberimizden hiç kaçmazlar¸ nerede görseler hemen yanına gelirler¸ çevresini sararlardı. Hazret-i Enes'in kendisi de Peygamberimizin hizmetine on yaşlarında iken girmişti. Bir defasında Efendimiz kendisine:
"Ey iki kulaklı adam" diye takılmıştı.
Peygamberimiz aile içinde mükemmel bir eş¸ şefkatli ve sevimli bir babaydı. Zaman zaman eşleriyle de şaka yapar¸ onlarla olan samimiyetini geliştirirdi. Hazret-i Âişe genç ve zeki bir hanım olduğu için Peygamberimiz ona ayrı bir ilgi gösterirdi.
Hazret-i Âişe anlatıyor:
Ben zayıf¸ ince belli genç bir hanımdım. Bir seferde Peygamberimizle birlikte bir yolculuğa çıktım. Peygamberimiz bir yerde Sahabîlere:
"Siz ilerleyin" dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana:
"Gel seninle yarışalım" dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.
Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde Sahabîlere:
"Siz ilerleyin" dedi ve ikimiz yalnız kaldık.
"Gel yarışalım" dedi. O zamanlar ben kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek:
"Bu defaki benim seni geçişim¸ o gün beni geçişine bedel olsun' buyurdu."
Peygamber Efendimizin kendi aile içindeki bir latifesini de Numan bin Beşir rivayet ediyor:
Bir gün Hazret-i Ebû Bekir¸ Peygamber Efendimizin huzuruna girmek için izin istedi. Kızı ve Peygamberimizin hanımı Âişe'nin Efendimize bağırdığını işitti.
"Resulullaha nasıl bağırırsın?' diye elini kaldırarak bir tokat atmaya davrandı. Fakat Peygamberimiz bırakmadı. Ebû Bekir kızgın olarak ayrıldı¸ çıktı.
Ebû Bekir çıktıktan sonra Peygamber Efendimiz Âişe' ye:
"Gördün mü¸ seni nasıl kurtardım adamın elinden...' dedi.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ebû Bekir tekrar müsaade isteyerek Peygamberimizin huzuruna girdi. Bu sefer Efendimizle Âişe'yi barışmış görünce sevindi ve Peygamberimize dönerek şöyle dedi:
"Beni nasıl kavganıza kattıysanız¸ barışınıza da katar mısınız?"
Peygamberimiz:
"Kattık¸ kattık' buyurdu."
Peygamberimizin aile içinde şöyle bir latifesi de olmuştu:
Adamın biri Peygamberimizin amcasıoğlu Abdullah bin Abbas'a sordu:
"Peygamber Efendimiz şaka yapar mıydı?"
"Evet¸ yapardı."
"Şakalarından bir örnek verir misiniz?"
Bir gün hanımına bol bir elbise giydirdikten sonra;
"Güle güle giy¸ Allah'a şükret ve gelinler gibi yerde sürü' diye takıldı."
Peygamberimiz kimsesiz¸ fakir¸ yoksul¸ herkesin yüz vermediği¸ ilgilenmediği insanlarla küçük şakalar yapar¸ kalplerini kazanırdı.
Enes bin Mâlik anlatıyor:
Bir gün adamın biri Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve kendisinden bir binek hayvanı istedi.
Peygamberimiz ona¸ 'Peki¸ sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi?' diye takıldı.
Adamcağız¸ 'Yâ Resulallah¸ ben sizden bir binek istiyorum¸ dişi deve yavrusunu ne yapayım?"
Peygamber Efendimiz gülerek:
‘Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?' buyurdu.
Peygamberimizin dadısı ve Zeyd bin Hârise'nin hanımı Ümmü Eymen¸ bir gün Peygamber Efendimize gelir ve onu evine davet eder:
"Yâ Resulallah¸ beyim sizi davet ediyor."
"O da kim¸ hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?"
"Beyimin gözlerinde beyazlık yok yâ Resulallah!"
"Evet¸ gözlerinde beyazlık var."
"Vallahi yok yâ Resulallah."
"Hiçbir insan yoktur ki¸ gözlerinde beyazlık bulunmasın."
Peygamberimizin buna benzer bir latifesini Hasan-ı Basrî Hazretleri rivayet ediyor: Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek:
"Yâ Resulallah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi.
Peygamber Efendimiz:
"Yaşlı kadınlar Cennete giremez" diye ona takıldı.
Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.
Peygamber Efendimiz¸ Sahabîlere:
"Gidin ona söyleyin¸ 'Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin.' Cenab-ı Hak¸ 'Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da¸ eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı yaşta genç kızlar yaptık' buyurmuyor mu?" (Vakıa Sûresi¸ 36.)
Peygamberimizin bir başka latifesini de Enes bin Mâlik'ten dinleyelim:
Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir Peygamberimize her gelişinde kendi yetiştirdiği ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da¸ Peygamber Efendimiz ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldururdu. Gelen hediyelere bu şekilde karşılık verdikten sonra da şöyle buyururdu: "Zahir bizim çölümüz¸ biz de onun şehriyiz."
Peygamberimiz Zahir'i çok severdi. Halbuki Zahir hiç de güzel değildi. Fizikî olarak son derece çirkin bir adamdı.
Bir gün pazarda çölden getirdiği malları satmaya çalıştığı bir sırada Peygamber Efendimiz gitti¸ sessizce yaklaştı¸ Zahir'i arkasından kucakladı ve elleriyle gözlerini kapadı. Zahir tutanın kim olduğunu göremiyordu. Tutan kimse bıraksın' diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla arkasından tutanın Efendimiz olduğunu anlayınca sırtını Peygamberimizin göğsüne iyice dayamaya başladı.
Zahir'in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber Efendimiz yüksek sesle: ‘Bu köleyi satıyorum¸ var mı alan?' diye seslenmeye başladı. Zahir boynu bükük¸ mahzun bir halde:
‘Yâ Resulallah¸ benim gibi değersiz bir köleye vallahi kuruş veren olmaz' deyince Peygamber Efendimiz: ‘Hayır¸ yâ Zahir¸ sen Allah katında hiç de değersiz değilsin' buyurdu .... Derleme: www.RamazanRehberi.Com - Anahtar Kelimeler: peygamber - efendimiz - şakaları - sakalari - saka - peygamberimizin sakalasmasi - peygamberimizin sakasi - peygamber efendimiz saka yaparmiydi ? - peygamber efendimiz sakalasirmiydi ?peygamber efendimizin sakalasmasi -
01 Ekim 2009 Persembe
Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır. Peygamberimizin yaptığı şakalar lüzumsuz ve yersiz değildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ Allah'ın elçisi olması dolayısıyla ciddi¸ vakarlı¸ ağırbaşlı¸ heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı görev¸ üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın...
Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur¸ şakalaşır¸ tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı¸ insanlar Peygamberimize yanaşamazlar¸ ona soru bile soramazlardı. Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz¸ bazen ortamın yumuşatılması¸ insanların rahatlatılması gerekir. Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır.
Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Kul şaka ile de olsa yalanı¸ doğru bile olsa lüzumsuz tartışmayı bırakmadıkça tam inanmış bir mü'min olamaz."
Peygamber Efendimiz bir yandan yeri geldikçe şaka yaparken¸ diğer yandan da Sahabîlerin yersiz şaka yapmamaları konusunda uyarıda bulunurlardı.
"Arkadaşlarınla ağız kavgası yapma¸ bir söz verip de tutmamazlık etme."
Etrafındakiler sordular:
"Yâ Resulallah¸ siz de şaka yapıyorsunuz."
Çelişkili gibi görünen bu durumu Peygamberimiz şöyle cevapladı:
"Evet¸ ben de şaka yaparım¸ fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim."
Bunun yanında¸ Peygamberimiz insanlarla alay etmez¸ hafife almaz¸ dalga geçmez¸ küçük düşürmez¸ mahcup etmez¸ zor durumda bırakmaz¸ "işletme" gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı. Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla¸ hanımlarıyla¸ yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.
Peygamberimiz çocukları çok severdi. Onlarla ilgilenir¸ sevindirirdi. Çocuklar Peygamberimizden hiç kaçmazlar¸ nerede görseler hemen yanına gelirler¸ çevresini sararlardı. Hazret-i Enes'in kendisi de Peygamberimizin hizmetine on yaşlarında iken girmişti. Bir defasında Efendimiz kendisine:
"Ey iki kulaklı adam" diye takılmıştı.
Peygamberimiz aile içinde mükemmel bir eş¸ şefkatli ve sevimli bir babaydı. Zaman zaman eşleriyle de şaka yapar¸ onlarla olan samimiyetini geliştirirdi. Hazret-i Âişe genç ve zeki bir hanım olduğu için Peygamberimiz ona ayrı bir ilgi gösterirdi.
Hazret-i Âişe anlatıyor:
Ben zayıf¸ ince belli genç bir hanımdım. Bir seferde Peygamberimizle birlikte bir yolculuğa çıktım. Peygamberimiz bir yerde Sahabîlere:
"Siz ilerleyin" dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana:
"Gel seninle yarışalım" dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.
Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde Sahabîlere:
"Siz ilerleyin" dedi ve ikimiz yalnız kaldık.
"Gel yarışalım" dedi. O zamanlar ben kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek:
"Bu defaki benim seni geçişim¸ o gün beni geçişine bedel olsun' buyurdu."
Peygamber Efendimizin kendi aile içindeki bir latifesini de Numan bin Beşir rivayet ediyor:
Bir gün Hazret-i Ebû Bekir¸ Peygamber Efendimizin huzuruna girmek için izin istedi. Kızı ve Peygamberimizin hanımı Âişe'nin Efendimize bağırdığını işitti.
"Resulullaha nasıl bağırırsın?' diye elini kaldırarak bir tokat atmaya davrandı. Fakat Peygamberimiz bırakmadı. Ebû Bekir kızgın olarak ayrıldı¸ çıktı.
Ebû Bekir çıktıktan sonra Peygamber Efendimiz Âişe' ye:
"Gördün mü¸ seni nasıl kurtardım adamın elinden...' dedi.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ebû Bekir tekrar müsaade isteyerek Peygamberimizin huzuruna girdi. Bu sefer Efendimizle Âişe'yi barışmış görünce sevindi ve Peygamberimize dönerek şöyle dedi:
"Beni nasıl kavganıza kattıysanız¸ barışınıza da katar mısınız?"
Peygamberimiz:
"Kattık¸ kattık' buyurdu."
Peygamberimizin aile içinde şöyle bir latifesi de olmuştu:
Adamın biri Peygamberimizin amcasıoğlu Abdullah bin Abbas'a sordu:
"Peygamber Efendimiz şaka yapar mıydı?"
"Evet¸ yapardı."
"Şakalarından bir örnek verir misiniz?"
Bir gün hanımına bol bir elbise giydirdikten sonra;
"Güle güle giy¸ Allah'a şükret ve gelinler gibi yerde sürü' diye takıldı."
Peygamberimiz kimsesiz¸ fakir¸ yoksul¸ herkesin yüz vermediği¸ ilgilenmediği insanlarla küçük şakalar yapar¸ kalplerini kazanırdı.
Enes bin Mâlik anlatıyor:
Bir gün adamın biri Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve kendisinden bir binek hayvanı istedi.
Peygamberimiz ona¸ 'Peki¸ sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi?' diye takıldı.
Adamcağız¸ 'Yâ Resulallah¸ ben sizden bir binek istiyorum¸ dişi deve yavrusunu ne yapayım?"
Peygamber Efendimiz gülerek:
‘Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?' buyurdu.
Peygamberimizin dadısı ve Zeyd bin Hârise'nin hanımı Ümmü Eymen¸ bir gün Peygamber Efendimize gelir ve onu evine davet eder:
"Yâ Resulallah¸ beyim sizi davet ediyor."
"O da kim¸ hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?"
"Beyimin gözlerinde beyazlık yok yâ Resulallah!"
"Evet¸ gözlerinde beyazlık var."
"Vallahi yok yâ Resulallah."
"Hiçbir insan yoktur ki¸ gözlerinde beyazlık bulunmasın."
Peygamberimizin buna benzer bir latifesini Hasan-ı Basrî Hazretleri rivayet ediyor: Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek:
"Yâ Resulallah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi.
Peygamber Efendimiz:
"Yaşlı kadınlar Cennete giremez" diye ona takıldı.
Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.
Peygamber Efendimiz¸ Sahabîlere:
"Gidin ona söyleyin¸ 'Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin.' Cenab-ı Hak¸ 'Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da¸ eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı yaşta genç kızlar yaptık' buyurmuyor mu?" (Vakıa Sûresi¸ 36.)
Peygamberimizin bir başka latifesini de Enes bin Mâlik'ten dinleyelim:
Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir Peygamberimize her gelişinde kendi yetiştirdiği ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da¸ Peygamber Efendimiz ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldururdu. Gelen hediyelere bu şekilde karşılık verdikten sonra da şöyle buyururdu: "Zahir bizim çölümüz¸ biz de onun şehriyiz."
Peygamberimiz Zahir'i çok severdi. Halbuki Zahir hiç de güzel değildi. Fizikî olarak son derece çirkin bir adamdı.
Bir gün pazarda çölden getirdiği malları satmaya çalıştığı bir sırada Peygamber Efendimiz gitti¸ sessizce yaklaştı¸ Zahir'i arkasından kucakladı ve elleriyle gözlerini kapadı. Zahir tutanın kim olduğunu göremiyordu. Tutan kimse bıraksın' diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla arkasından tutanın Efendimiz olduğunu anlayınca sırtını Peygamberimizin göğsüne iyice dayamaya başladı.
Zahir'in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber Efendimiz yüksek sesle: ‘Bu köleyi satıyorum¸ var mı alan?' diye seslenmeye başladı. Zahir boynu bükük¸ mahzun bir halde:
‘Yâ Resulallah¸ benim gibi değersiz bir köleye vallahi kuruş veren olmaz' deyince Peygamber Efendimiz: ‘Hayır¸ yâ Zahir¸ sen Allah katında hiç de değersiz değilsin' buyurdu .... Derleme: www.RamazanRehberi.Com - Anahtar Kelimeler: peygamber - efendimiz - şakaları - sakalari - saka - peygamberimizin sakalasmasi - peygamberimizin sakasi - peygamber efendimiz saka yaparmiydi ? - peygamber efendimiz sakalasirmiydi ?peygamber efendimizin sakalasmasi -
Etiketler:
Dini Bilgiler,
Hz. Muhammed (sav),
Islam,
Son Peygamber
29 Eylül 2009 Salı
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hakkinda
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hakkinda29 Eylül 2009 Sali - 29 September 2009 Dienstag
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) 'in hayatı, muhacir, sahabe, ensar, Hz. Peygamberin ayak numarasına kadar daha birçok soruya kısa ve özlü cevaplar.
S 1: Peygamber Efendimiz hangi tarihte ve nerede dünya ya gelmiştir?
C 1: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V); Miladi 571 yılı nisan ayının yirmisine tekabül eden Rebi ul' evvel ayının 12. pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke' de dünyaya geldi.
S 2: Peygamber Efendimizin annesi, babası ve dedesinin isimlerini söyleyiniz.
C 2: Peygamber Efendimizin annesi, Amine validemiz, babası; Abdullah ve dedesi; Abdulmuttaliptir.
S 3: Peygamber Efendimizin ilk hanımı kimdir? Çocuklarının adlarını söyleyiniz:
C 3: Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.
Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,
Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.
S 4: İlk vahiy hangi tarihte, nerede ve Peygamber Efendimiz kaç yaşında iken indi?
C 4: İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında iken indi.
S 5: İlk Müslümanlar kimlerdir?
C 5: İlk Müslüman'lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.
S 6: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nereden nereye hicret etmiştir?
C 6: Peygamber Efendimiz 622 yılında Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir.
S 7: İslam tarihinde yapılan ilk Mescid hangisidir?
C 7: İslam tarihinde ilk yapılan mescid; Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicret ederken uğradığı, Kuba köyünde yapılan Kuba mescididir.
S 8: Ensar ve Muhacir kimlere denir?
C 8: Mekke'den hicret ederek Medine'ye gelen Müslümanlara "Muhacir"; Medine'nin yerli halkı olan ve Mekke'den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman'lara "Ensar" denir.
S 9: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nerede ve kaç yaşında ruhunu teslim etti?
C 9: Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine' de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.
S 10: Sahabe kime denir?
C 10: Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir.
S 11: Peygamber Efendimiz nerede defnedilmiştir? Kabrine ne ad verilmiştir?
C 11: Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere). Kabrinin bulunduğu yere " Ravza-i Mutahhare" denilmektedir.
Soru: Acaba kaynaklarda Hz. Peygamberin ayak numarası ile ilgili bilgi var mıdır?
Cevap (Meral Günel - İlahiyatcı): Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde müminlerin Hz. Peygamberle ilişkileri daha çok Ona iman etmek, Onu her şeyden çok sevmek, buyruklarına karşı çıkmayıp itaat etmek, getirdiği mesajı anlayıp uygulamada ve evrensel boyuta taşımada gayret sahibi olmak çerçevesinde ele alınmıştır. Peygamber sevgisinin ve Ona benzemeye çalışmanın bir tezahürü olarak İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren Müslümanlar büyük bir titizlikle Hz. Peygamberin vücud yapısı, giyim kuşamı alışkanlıkları ve ahlakı konusunda dikkatli bir gözlemci olmuşlar ve ulaştıkları bilgileri gelecek nesle aktarmışlardır. Burada önemli olan husus, insanın fizikî özelliklerini (saç tipi, boyu, ten rengi vb.) Ona benzetmek için bir sorumluluğu olmamasına karşılık ahlakî ve dinî hayatını düzenlerken sorumluluk taşımasıdır. Dolayısıyla bize düşen en önemli görev öncelikle Onun ahlakını öğrenip hayatımıza yerleştirmek olmalıdır. Sorunuza gelince, ilk okuyuşta bir şakaymış izlenimini veren bu soruya bir soruyla karşılık vermek nasıl olur? " Ayak numaraları ne zaman tespit edilmeye başlandı?" Bunun cevabı bilinmedikçe sorunuzu rakamsal olarak cevaplamak zor. Ancak genel olarak kaynaklarda Hz. Peygamberin ayak yapısına dair söylenenler; ayaklarının, ayak bilekleri ve parmaklarının irice ve kalınca olduğu, ayaklarının altının çukur (kemerli) olduğu, düztaban olmadığı, ayaklarının fazla etli olmayıp üzerinin pürüzsüz olduğu şeklindedir.
Anahtar Kelimeler: Peygamber Efendimiz - Hz. Muhammed (s.a.v)- Resulullah - Rasulullah - Hz. Peygamber - Peygamberimiz (S.A.V.) hakkında - hakkinda - Peygamberimizle ilgili - Peygamberimiz ile alakali - soru - sorular - cevap - cevaplar - Peygamber efendimiz nerede dogdu - nerede dünyaya geldi -
Etiketler:
Dini Bilgiler,
Hz. Hatice,
Hz. Muhammed (sav),
Hz. Zeyd bin Haris,
Islam,
Son Peygamber
27 Mart 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)