Osmanlı Devleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Osmanlı Devleti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2011 Perşembe

YEDİKULE

YEDİKULE
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul'u aldıktan hemen sonra eski surların tamir edilmesine başlamış ve İstanbul'da üç hafta kadar kaldıktan sonra Edirne'ye dönmüştü. Birkaç sene sonra da İstanbul başşehir oldu.

O asırlarda şehirlerin dış kale duvarlarından başka bir de iç kale bulunurdu. Sultan bir hücuma karşı şehrin emniyeti ve müdâfaası için silah ve mühimmatın muhafazası gibi düşüncelerle Yedikule'yi 1458'de İstanbul'un iç kalesi olarak inşâ ettirmiştir.

Yedikule, târihî yarımadanın güneybatı ucunda kara ve deniz surlarının birleştiği köşede yer alır.
Yedikule Hisarı fethin ilk yıllarından îtibâren uzunca bir zaman devlet hazînesinin, devletin resmî evraklarının muhâfaza edildiği ve ganimetlerin toplandığı bir depo olarak kullanılmıştır. Bu hazînelerin bir kısmı Sultan İkinci Selim devrinde kullanılmış, kalanlar da Sultan Üçüncü Murad (1574-1595) zamanında saraya taşınmıştır. Hisar bundan sonra yerli ve yabancı mahkûmlar için zindan olarak kullanılmıştır. Burada Osmanlı devlet adamları hapsedildiği gibi Osmanlı Devleti'nin savaştığı ülkelerin elçileri de savaş müddetince hapsedilirlerdi.

Yedikule Hisarı zindan olarak kullanıldığı yıllarda, Sultan İkinci Osman Han yeniçeriler tarafından tahttan indirildikten sonra Yedikule Zindanları'na getirilmiş ve Sadrâzam Davut Paşa ve adamları tarafından gaddârane bir sûrette boğulmuştur (1622). Bilâhare Davut Paşa da aynı yerde 1623 senesinde îdâm edilmiştir.

Yedikule Hisarı'nın zindan olarak kullanılmasına Sultan İkinci Mahmud zamanında son verildi. 1831'de Topkapı Sarayındaki arslanlara ev sâhipliği yapan Yedikule'nin bâzı kuleleri, 1856'da bir süre baruthâne olarak kullanılmıştır.

Yedikule Hisarı 1895'te Müzeler Umum Müdürlüğü'ne bağlanmıştır. Hisar içindeki câmi ile çeşme 1905 senesine kadar sağlam iken bilâhare harap olmuştur.
Anahtar Kelimeler: yedikule - yedikule nedir - yedikule hisari - yedikule nerededir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

17 Şubat 2011 Perşembe

SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD HAN

SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD HAN
17 ŞUBAT 2011 PERŞEMBE - 14 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Osmanlı sultanlarının on yedincisi ve Sultan Birinci Ahmed Han'ın oğludur. 1612 yılında doğdu. Saltanatı 1623-1640 yılları arasına tesâdüf eder.

Çocuk yaşta tahta çıktığı için saltanatının ilk yıllarında devleti annesi Kösem Sultan'ın ve devlet adamlarının yardımıyla idare etti. Bu sırada Bağdat Safevîlerin eline geçti. Bağdat'ı geri almak için gönderilen paşalar muvaffak olamadılar.

Merkezde ise zaman zaman çıkan yeniçeri isyanları sebebiyle durum pek iyi değildi.

Sultan Dördüncü Murad Han 1632 yılında idâreyi tam olarak eline aldı ve işe isyancıları tepelemekle başladı. Huzûru sağladı, işleri düzene koydu.

1634'te Lehistan meselesini halletti.

1635'te Iran üzerine sefere çıkarak Revan'ı (Erivan) fethetti.

1638 yılında da Bağdat'ı Şîi Safevîlerden geri aldı.

1640 yılında 28 yaşında iken vefât etti. İstanbul Sultanahmet'te bulunan babası Sultan Birinci Ahmed'in türbesine defnedildi.

17 yıl süren hükümdârlığında esas saltanatı büyük dedesi Yavuz Sultan Selim gibi 8 senedir.

Çok kuvvetli idi. Atıcılığı, biniciliği, silahşorluğu takdir edilirdi. Kurşun geçirmez denilen bir kalkanı attığı okla delmişti.

Kâtip Çelebi ve Evliyâ Çelebi, Sultan Dördüncü Murad Han devrinin meşhurlarındandır.
Anahtar Kelimeler: SULTAN DÖRDÜNCÜ MURAD HAN - Sultan 4. Murad Han
Kaynak: Fazilet Takvimi / 8 ŞUBAT 2011 SALI - 5 REBÎ'UL-EVVEL 1432

10 Ocak 2011 Pazartesi

ANADOLU'NUN ARMAĞANI LÂLE

ANADOLU'NUN ARMAĞANI LÂLE
10 OCAK 2011 PAZARTESi - 6 SAFER 1432

Bir süs bitkisi olan ve Osmanlı Devleti'nde bir devre adını veren lâlenin, asıl vatanının Orta Asya olduğu ve Türkler tarafından Anadolu'ya getirildiği biliniyor.

Avrupalılar lâleyi ilk önce bir çeşit zambak sanmışlar ve öyle isimlendirmişlerdir. 17. yüzyıl sonlarından itibaren lâleye karşı olan ilginin olağanüstü artışı, ünlü soğanları elde etme isteği, bazı nâdir lâle soğanlarının fiyatlarının olağanüstü artmasına sebep olmuştur. Bundan dolayı Osmanlı Devleti 1725 yılında lâle için satış fiyatı tesbit etmiştir. O devirde, 800 çeşit lâlenin her birinin ayrı ayrı adı vardı.

Lâlenin, Anadolu'dan ilk yolculuğu Viyana'ya olmuştur. Oradan Hollanda'ya ve ardından da Kanada'ya geçmesiyle, lâle, bütün dünyada tanınır hâle gelmiştir. 1 Mayıs'ta Ankara-Sincan'da Lâle Şenliği, Bursa'da da, 1-3 Mayıs tarihlerinde 1. Uluslararası Bursa Lâle Festivali düzenlenmiştir. Bu festivale, Hollanda, Kanada ve Japonya katıldı. Festival süresince, bu çok farklı kültürlerin kaynaşmasına katkıda bulunan lâle, güzelliği ve zarâfeti ile, insanlar ve kültürler arasında bir köprü vazifesi görmeye devam ediyor.

Soğanlı ve otsu bir bitki olan lâlenin, Türkiye'de 14, dünyada 2000'den fazla değişik türünün olduğu biliniyor.

Kaynak: Türkiye Takvimi / 28 KASIM 2010 PAZAR - 22 ZİLHİCCE 1431

13 Mayıs 2010 Perşembe

FATİH SULTAN MEHMED HAN

FÂTİH SULTAN MEHMED HAN
13 MAYIS 2010 PERSEMBE

Fâtih Sultan Mehmed Han, daha şehzadeliğinde dînî ve aklî ilimleri öğrendi. Bu ilim sayesinde o devirlerde eşine rastlanmayan medenî bir devlet teşkîline, harp sanatının bir başlangıç noktası olacak şekilde tesis ve tertîbine ve devlet idareciliğinin bütün inceliklerine vâkıf oldu. İleride kazanacağı hükümdar unvanını âlim sıfatıyla süsleyecek derecede çeşitli ilimlerden tam olarak istifâde etti; Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İbrancayı öğrenerek Doğu'nun ve Batı'nın bütün geçmişine tamâmı ile vâkıf oldu...

Fâtih Sultan Mehmed Han, dîninin ve devletinin be­kası için gereken fetihlere, bu maksada erişmenin en zor tarafı olan İstanbul'dan başladı.

Zor zamanlarda bıkkınlık ve gevşeklik göstererek vaz­geçmenin âcizlerin işi olduğunu, üstün seciyeli kişilerin ise mutlaka bir çıkış yolu bulması gerektiğini bilen Fâtih Sul­tan Mehmed Han, Halic'in zincirlerini geçemeyince dağları taşları deryaya çevirircesine, gemilerini karadan yürüttü.

Fâtih Sultan Mehmed Han ateşli silâhlara ve güzel bir plan yapmaya her zaman çok ehemmiyet vermiştir. Onun, Işkodra muhasarasına götürdüğü yalnız ateşli silâhlarla donanmış ordu dünyâda bir ilktir. Bu itibarla sultan, şimdiki harp sanatının ilk hocası sayılır. Onun devletine yadigâr ettiği usûl Osmanlı ordusuna, mahir kumandanlar elinde dünyâyı titretecek zaferleri temin etmiştir.

Fâtih Sultan Mehmed Han'ın askerî dehâsı yanında siyâsî ve idarî kabiliyeti de son derece dikkate şayandır. Bunun en büyük tezahürü, tertîp ettiği meşhur Kanun­nâmedir ki bununla devlet binası âdil ve kalıcı bir temel üzerine tesis edilmiştir. Bu Kanunnâmede Halic'i dol­maktan korumak için kenarlarına ayrık otundan başka bir şey dikilmemesi gibi idarenin en cüz'î tafsîlatı bile yer alır. Onun İstanbul'a davet ettiği ilim ve fen adam­larıyla memleket bir ilim yuvası, Osmanlı sarayı cihanın en büyük mektebi hâline gelmiştir.


Mısra: Kulluğundan etmesün âzâd Allah'ım beni.
Avnî (Fâtih Sultan Mehmed)

Kaynak: Fazilet Takvimi

5 Mart 2010 Cuma

OSMANLI ZAMANINDA BOSNA-HERSEK

OSMANLI ZAMANINDA BOSNA-HERSEK
05 MART 2010 CUMA

Bosna kralları ile 1389'da Osmanlı Devleti arasında anlaşma yapılmış olup Bosna kralları haraç vermekte idi. Bosna kralının 1462'de anlaşmaya uymayıp haracı da vermemesi üzerine Fatih Sultan Mehmed Bosna'yı 1463'te Osmanlı Devletine kattı. Kanunî Sultan Süley­man devrinde bütünüyle Osmanlı hâkimiyeti altına alın­dı ve 1528-1585 arasında sancak beyliği, 1585-1878 arasında Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti olarak idare edildi. Halkın çoğu müslüman oldu.

Osmanlı Devleti'nin sadrazamlarından yirmi ikisi Bos­nalıdır. Buraya 1463-1878 arasında (415 yıl) 240 Osmanlı valisi gönderildi.

Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti'nin gerileme devrin­de Avusturyalıların taarruzuna uğradı. Memleketin kuzeyi Pasarofça Antlaşması (1718) ile Avusturyalılara bırakıldı ise de Belgrad antlaşması ile (1739) geri alındı.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda yapılan Berlin antlaşması ile Bosna-Hersek, Avusturya'nın askerî işgaline bırakıldı. 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlanı üzerine Avusturya-Macaristan bu toprakları ilhak ettiğini açıkladı.

2 Şubat 2010 Salı

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ

ŞEYH EDEBALİ’NİN OSMAN GAZİ’YE VASİYETİ
02 SUBAT 2010 SALI

Şeyh Edebâli, talebesi ve Osmanlı Devleti'nin kurucusu olan Osman Gazi'ye vasiyetinin bir kısmı şöyledir:

Ey oğul, artık beysin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik bize, hoş görmek sana. Anlaşmazlıklar bize, adalet sana. Haksızlık bize, bağışlamak sana yakışır...

Ey oğul, sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma; insanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Ey oğul, işin ağır, işin çetin, gücün kula bağlı. Allah, yardımcın olsun... Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelâmlısın! Ama bunları nerede nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgârında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yener. Daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın! Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Bütün bilinmeyenler, fethedilmeyenler, görünmeyenler, ancak sen faziletli ve ahlaklı olursan, gün ışığına çıkacaktır.

Ey oğul! Ananı, atanı say! Bereket büyüklerle beraberdir. İnancını kaybedersen, yeşilken çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördüğünü görme! Bildiğini bilme! Sevildiğin yere sık gidip gelme!

Ey oğul! Üç kişiye acı: Cahil arasındaki âlime, zenginken fakir düşene, hatırlı iken itibarını kaybedene. Ey oğul! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklıysan mücadeleden korkma!

29 Ocak 2010 Cuma

TÂRİH: KARLOFÇA ANLAŞMASI

TÂRİH: KARLOFÇA ANLAŞMASI
29 OCAK 2010 CUMA

Osmanlı Devleti tek başına, 16 sene Avusturya ve Lehistan (Polonya) ile, 15 sene Venedik ile, 10 seneye yakın Rusya ile sekiz-on cephede mücâdele etmiştir. Tarihte hiçbir devlet bu kadar uzun savaşlar ve mücâ­delelere dayanamamıştır.

Osmanlı Devleti ile harb eden devletlerden Avustur­ya'nın askerî ve mâlî sıkıntısı, Osmanlı Devleti'nin kat kat üstündeydi.

İngiliz ve Hollanda elçilerinin ısrarlı faaliyetleri neti­cesinde sulh anlaşmasının lüzumlu olduğuna inanan sadrâzamın, pâdişâh ve diğer devlet erkânını ikna et­mesi ve uzun seneler devam eden harbin devleti her yönden zaafa uğrattığını söylemesi üzerine sulha karar verildi. Uzun görüşmeler neticesinde Osmanlı Devleti ile, Avusturya, Venedik ve Lehistan arasında 26 Ocak 1699'da Karlofça Anlaşması imzalandı. Aynı zamanda Karlofça'da Ruslarla üç senelik bir mütâreke imzalandı. Ruslarla sulh görüşmeleri İstanbul'da devam etti ve 15 Temmuz 1700'de anlaşma imzalandı.

Osmanlı Devleti, ilk defa Karlofça Anlaşmasfyla bü­yük topraklar kaybetmiş oldu. O ana kadar Avrupalılar, Osmanlı ordusu mağlub edilemez kanaatini taşıyorlar­dı. Bu anlaşmadan sonra Avrupalılar, Osmanlı Devleti'ni parçalamak ve Avrupa'dan atmak için harekete geç­tiler. Osmanlı Devleti'nin bundan sonraki siyâseti tama­men müdâfaa şeklinde olmuş ve zaman zaman, kaybedilen yerlerin geri alınması için büyük mücâdeleler verilmiştir.