28 Nisan 2009 Salı

Domuz gribi hakkinda hersey

Domuz gribi hakkında herşey


Dünyayı saran domuz gribinin semptom ve belirtileri nelerdir ? İnsanlar bu virüse nasıl yakalanır? Hastalıktan korunma yolu nedir ? İşte hastalıkla ilgili tüm bilgiler...

Domuz gribi akut solunum yoluyla domuzları etkileyen A tipi bir bulaşıcı hastalıktır.

Bu virüs domuzlar arasında direk yada dolaylı etkileşim yoluyla bulaşıyor. Bu hastalık vakaları kış ve bahar aylarında artış gösteriyor ancak bütün yıl boyunca da devam ediyor. Domuz gribi normalde sadece domuzları etkiliyor. Fakat bu virüs bazen tür bariyerini aşarak insanı da etkileyebiliyor.

Domuz gribinin semptom ve belirtileri nelerdir ?

Domuz gribi belirtileri dönemsel zatürre ile çok benzerlik göstermektedir ve bazen ölümlere bile neden olabilmektedir.

Bu belirtiler arasında ateş, öksürük, boğaz ağrısı, vücut ağrıları, baş ağrısı, titreme, yorgunluk, ishal ve kusma gibi belirtiler sayılabilir. Bu virüs ayrıca zaten bireyde var olan kronik hastalıkları daha da kötüleştirebilir.

Bu hastalık domuz eti tüketimi ile bulaşır mı ?

Hayır. Bu hastalığın insanlara domuz yada domuz mamulleri katkılı ürünlerin tüketilmesi sonucu bulaştığına dair herhangi bir delil yok. Eğer domuz yeterince pişirilirse bu virüs bulaşmaz. Bu virüs 160-170 derece sıcaklıkta yok oluyor.

Bu arada dinimiz islama göre domuz ürünlerinin tüketiminin haram olduğunu kalin harflerle belirtmekte yarar var.

İnsanlar bu virüse nasıl yakalanırlar ?

İnsanlar bu virüse genellikle domuzlarla direk temas kurduklarında ve virüs bulaşmış yerlerde bulundukları zaman yakalanırlar. İnsan insana temas ta bu virüsün bulaşmasının bir diğer yoludur. Ayrıca virüs tıpkı diğer mevsimlik gripler gibi solunum yolu ile de bulaşmaktadır.

Kendisine virüs bulaşan bir kişi bunu diğer insanlara ne kadar zamanda bulaştırır?

Eğer şahıs bu hastalığın belirtilerini üzerinde taşıyacak şekilde hastalığa yakalanmışsa bu kişinin bu hastalığı bulaştırması en fazla 7 gün sürer. Bu zaman dilimi çocuklarda daha kısadır.

Hastalıktan korunma yolu nedir ?

Hastalığa yakalanmış insanlarla direk temastan kaçının. Ellerinizi özellikle de öksürdükten ve hapşırdıktan sonra sabun ve bol su ile yıkayın. Özellikle de hapşırırken ve öksürürken mendil kullanuın ve bu mendili daha sonra atın.

Eğer size virüs bulaştıysa evden çıkmayın ve diğer insanlarla direk temastan kaçının. Hastalığın daha fazla yayılmasını engellemek için elinizi gözünüze, burnunuza ve ağzınıza temas ettirmeyin.

Acil ve erken belirtiler nelerdir ?

Çocuklarda erken belirtiler şu şekildedir:
- Hızlı solunum veya sorunlu nefes alma.
- Mavimsi cilt rengi
- Yeterli sıvı tüketmeme.
- Uykudan zor uyanma ve insanlarla iletişim kuramama
- Huysuzluk ve sinir bozukluğu
- Çeşitli nezle-belirtileri görülü ve daha sonra bu belirtiler gelişerek yüksek ateş ve öksürüğe dönüşmesi.
- Yüksek ateş


Yetişkinlerde görülen belirtiler ise şunlardır:

- Nefes alma zorluğu ve nefes darlığı
- Karın ve göğüste basınç ve ağrı
- Ani baş dönmesi
- Şiddetli veya devamlı kusma


Domuz gribinin bir tedavisi var mı ?

Bazı anti virüs ilaçları virüsün üremesini durdurabiliyor. Bu ilaçlar hastanın rahatlamasına ve hastalığın etkisinin kırılmasına yarıyor. Bu ilaçlar ayrıca ciddi olumsuz etkilerini de ortadan kaldırıyor. Bu anti virus ne kadar erken alınırsa o kadar iyi sonuçlar gösteriyor.

Bu domuz gribini engelleyecek bir aşı var mı ?

Henüz değil. Bu virüsün çeşitli aşılara çok seri uyum sağlamasından kaynaklanıyor. Virüsün bu kabiliyeti yeterli ve etkili bir aşı üretilmesini maalesef engelliyor. Hali hazırda dünya sağlık örgütünün tavsiye ettiği aşılar arasında bu virüsle alakalı herhangi bir aşı yoktur.


Kaynaklar:
"S & C: domuz Nezle." BBC News. 26 Nisan 2009. Accessed 26 Nisan 2009.
"Domuz Grip ve Sen." Merkezler Hastalık Kontrol ve Önleme (CDC) için. Accessed 26 Nisan 2009.
"Domuz Grip Sıkça Sorulan Sorular. Dünya Sağlık Örgütü. 23 Nisan 2009. Accessed 26 Nisan 2009.

24 Nisan 2009 Cuma

En güzel ahlâk timsali

En güzel ahlâk timsali
Cuma Hutbesi


Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Hutbemiz, iki cihan güneşi, kâinatın efendisi, Allah'ın habibi Hz. Muhammed (sav) Efendimiz'in örnek hayatına ve üstün ahlâkına dairdir.

Fahr-i Kâinat Efendimiz (sav) her bakımdan insanların en güzeli olduğu gibi ahlâk ve edep yönünden de en üstünüydü.

"Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim. Sizin en hayırlınız, ahlaken en üstün olanınızdır" buyurmuşlardır.

Kur'ân'ın tercümanı, insanlığın ebedî rehberi, sonsuz hayatın ve ebedî saadetin habercisi ve müjdecisi olan Sevgili Peygamberimiz'i Cenâb-ı Hak ve Cemîl-i Mutlak Kur'ân-ı Hakîm'inde şöyle tarif ediyor

"Ve inneke lealâ hulukin azmi." (Kalem, 4)

Yâni: Yâ Muhammed! Şüphesiz sen en üstün bir ahlâk üzeresin!

"Andolsun ki, Allah Resulü sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir örnektir." (Ahzab, 21)

Kâinat kitabının en büyük âyeti ve Hâtemü'l-Enbiyâ olan Fahr-i Cihan Efendimiz güzel huylu, güler yüzlü, tatlı sözlü, nâzik tabiatlı, ince ve hassas ruhlu idi.

Mübarek ağzından sert ve kaba hiçbir söz çıkmazdı.

Bütün ahlâk-ı hamîdenin en yüksekleri, huy ve hasletlerin en güzeli, o rehber-i ekmelde, o muallim-i ekberde, o dellâl-ı a'zamda mevcuttu...

Buna Kur'ân-ı Azîmüşşan şahittir. O'nun hayatı Kur'ân ahlâk ve terbiyesinin canlı bir tablosu idi.

Hz. Aişe (ra) validemizden Resûl-i Zîşan (sav) Efendimiz'in ahlâkı sorulunca, "Siz Kur'ân okumuyor musunuz? O'nun ahlâkı Kur'ân'dan ibaretti" diye cevap vermişti.

Âyetin ifadesiyle, "Allah'ın rahmet eseri olarak sen onlara yumuşak davrandın, eğer kaba ve katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi" duyurulmuştur.

Aziz mü'minler!

Alemlere rahmet, insanlığa ebedî rehber ve üstâd-ı mutlak olarak gönderilen Fahr-i Âlem Efendimiz kimseyi tenkit etmez, ayıbını yüzüne vurmazdı. Yanlış bir davranış görse, "İçinizden bâzı kimseler şöyle yapıyorlar" şeklinde hatalı hareket edenleri belli etmeden, kırmadan yanlışlarını düzeltirdi.

Kimsenin sözünü kesmez, konuşması bitinceye kadar dinlerdi. Tartışmayı sevmez, sözü lüzumundan çok uzatmazdı. Faydalı olmayan şeylerle uğraşmaz, en güzel şekilde tebliğ vazifesini yapar, Allah'ın işine karışmazdı. Zira insanlara hidayet etmek, hakikatlan kabul ettirmek Cenâb-ı Hakk'ın takdiridir. "Vemâ 'ale'r-Resûli ille'l-belâğ" âyeti bunu ifade eder. O, Kur'an'ı okur, ona göre amel ederdi.

Kâinat ağacının en nurlu ve en mükemmel meyvesi, rahmet-i İlâhiyenin timsali, muhabbet-i rahmaniyenin misali, Hakk'ın en münevver burhanı, delili, saltanat-ı İlahiyenin dellâlı olan sevgili Peygamberimiz (sav) kimsenin gizli hallerini araştırmazdı.

Allah'a hürmetsizlik olmadıkça şahsına yapılan kötülükleri bağışlar, eline fırsat geçince intikam almayı düşünmezdi. Ancak Allah'ın yasaklarım çiğneyenlere hak ettikleri cezayı vermekte tereddüt etmezdi. Çünkü Allah'ın merhametinden fazla merhamet, şefkatinden fazla şefkat, merhamet ve şefkat değildir.

Aç canavara acımak, bîçâre koyunlara zulümdür. Allah'ın cezalandırılmasını istediği bir suçluyu Allah'tan başka kimse affedemez. Allah Resulü hukuk bakımından bütün insanları eşit tutar, zengin fakir, efendi köle, büyük küçük ayırımı yapmazdı. Fâtıma adında bir kadın bir suç işlemişti. Asil bir aileden olduğu için ceza verilmemesi istenmişti.

Alâkalı hutbesinde, "Sizden önceki ümmetlerin helaki şu sebepledir Onlar içlerinden zengin ve soylu bir kimse hırsızlık yaptığı zaman onu bırakırlar, fakir ve zayıf bir kimse aynı suçu işlese ona ceza verirlerdi. Allah'a yemin ederim ki; Muhammed'in kızı Fâtıma da olsa muhakkak cezasız bırakmazdım!" buyurdular.

Bütün resullerin seyyidi, bütün enbiyanın imamı, bütün mürşitlerin sultani fahr-i Âlem ve şeref-i benî Âdem Efendimiz'e her bakımdan güvenilirdi. Verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirmiş, kat'iyyen yalana tenezzül etmemiştir. Dost ve düşman herkes O'na "Muhammedü'l-Emîn" demişlerdir.

Mü'min kardeşlerim!

Bütün insanlık kâinatın manevî güneşi olan o Resûl-i Zîşan'a borçludur. Allah kâinatı O'nun hürmetine yaratmıştır. O batmayan manevî bir güneştir. İki cihanın güneşi... Bugün O'nun yolunda ve izinde 2 milyar civarında Müslüman bir cemaat vardır.

Şu dünya mescid-i kebirinde gayr-i müslimler de O'nun getirdiği nur sayesinde terakkî etmişlerdir.

O, âlemlere rahmettir. İki dünya saadetine vesiledir. Yerin yarısı O'nun saltanatı ve sancağı altındadır. Dünyanın dört bucağında, yedi latasında ezân-ı Muhammedi sesleri yükselmektedir. Bu ses insî ve cinnî şeytanları rahatsız etmektedir.

O'nun sünnetine uygun yaşayan, iki cihanın saadetini kazanır. Çünkü O'nun elinde bu kâinat sahibinin fermanı var. Başta Kur'ân olmak üzere bin kadar mucize göstermiştir.

"Öyle bir şeriat, bir İslâmiyet, bir ubudiyet, bir duâ, bir davet, bir îman ile meydana çıkmış ki; onların ne misli var ve ne de olur. Onlardan daha mükemmel ne bulunmuş ve ne de bulunur."

İnsanlık boşuna başını taştan taşa vuruyor. O'nun getirdiği hayat nizamı bütün nizamların ilham kaynağı ve en mükemmelidir. Hiçbir beşerî sistem, İlahî kanunların temin ettiği huzur ve saadeti, emniyet ve asayişi temin edemez, onun yerini tutamaz.

Evet, insanlığın en büyük kumandam ve ebedî rehberi, akılca en parlağı, ahlâk ve faziletçe en yüksek timsali, Hz. Muhammed'dir (sav).

Ne mutlu O'na lâyık ümmet olanlara!

Stres, kisisel basarinizi engelleyebilir !

Stres, kişisel başarınızı engelleyebilir !

Stres, çağımızın en büyük sorunlarından biri hemen hemen. Depresyon ve ardından ortaya çıkan zihinsel ve fiziki olumsuzluklar… İşte, günümüzün rekabetçi dünyasının insana mirası…

Günümüz rekabetçi dünyasında birçok genç insanın kariyerlerinden, evlerinden, ailelerinden ve hatta yaşamlarından bıktıkları bazı dönemler yaşadıklarını görmek şaşırtıcı değil. Bu süreç birçoğumuz tarafından bir geçiş dönemi olarak algılanıp önemsenmese de aslında bu süreç bir insan hayatındaki en aldatıcı dönemdir ve dikkat edilmesi, özel rehberliğe tabii tutulması ve hatta psikologlardan yardım alınması gereken önemli bir süreçtir.

Stresle başa çıkabilmek için bir insanın önce stresin neden olduğu depresyonla bağlantılı olarak ortaya çıkan zihinsel ve fiziki sağlığı olumsuz etkileyen sonuçları bilmesi gerekir.
Ayrıca stresin ilk semptomları başladığı zaman tedavi etmek hayatın değer aşamalarında ortaya çıkabilecek strese bağlı sorunları engellemek açısından oldukça önemlidir.

Stresin bazı belirtileri şunlardır:

—Aşırı şikâyet.

—Artan sinirlilik.

—Uyku problemleri.

—Bireylerin sürekli yalnızlığı tercih etmesi.

—Aşırı sigara tiryakiliği.

—Aile ile iletişimin ve etkileşimin azalması.

—Sindirim bozukluğu ve iştah eksikliği.

—Dikkat eksikliği.


STRES NEDENLERİ

Stresin ana nedenleri arasında sevilen bir yakının ölümü, evlilik uyuşmazlıkları, aile problemleri ve çocuklardan ayrı kalma, uzun süreli hastalıklar, sakatlık, anne ve babanın çocuğa kötü davranması, saygısız çocuk, bir projenin zamanında yetiştirilmesi endişesi ve hatta bir sınav dahi sayılabilir.

Bir yazılım profesyoneli yaptığı araştırmalar sonucunda şu tespitte bulunmuştur: "Stres hayatımızın bir parçası ve büyümemiz sürecinde ve tıpkı diğer milyonlarca insan gibi modern dünyanın bize yüklediği hedeflere hırsla ulaşma çabalarımız sürecinde stres hep bize eşlik ediyor. Araştırmayı yapan uzman sözlerini şöyle sürdürüyor; “Zamanla bizler hatalarımız ve başarısızlıklarımız, kısacası eksikliklerimizle birlikte yaşamaya alışıyoruz ve her türlü gelişim ve değişimi bırakıyoruz.”

Bir olayın ters gitmesi üzerine eşine ve çocuklarına bağıran bir ev hanımı biraz zaman geçtiğinde bunun anlamsız olduğunu ve problemi büyütmekten başka bir sonucunun olmadığını anladığını söylüyor. Tabii ki böyle bir ev hanımının bu tepkiyi vermeden önce sorunun iyi bir analizini yapması daha gerçekçi bir tutum olacaktır. Bu tür bağırmalar ve tepkinin dışa vurulması hayatın değişik süreçlerinde sıkça tekrarlanan olaylardır. Mesele bir proje veya bir sunu ile uğraşırken bu durum meydana gelebilir. Bir insan ne kadar çok çalışırsa çalışsın bir röportaj yapmak veya bir konferansa katılmak gibi kariyeri açısından dış dünya ile iletişime geçtiği ve yüz yüze kaldığı dönemlerde kendini güvende hissetmiyor ve endişelere kapılıyor.

İnsanlar stresle baş etmek için çok farklı yöntemler deniyorlar. Bu yöntemlerin kimi çok ilham verici olurken kimi de oldukça üzüntü verici ve çaresizce yöntemler.

STRES İLE MÜCADELE

Stres altındaki birçok genç çoğu zaman gerçekçi olmaktan uzaklaşıyor ve düşünme yeteneğini bir anda kaybediyor ve bunun sonucunda da daha fazla hata yapıyor. Bu kişiler hayatları düzensiz olan kimselerdir. Bu tür bireyler zamanı değerlendiremez ve başarı ile başarısızlığı sürekli materyalist bir yaklaşımla ele alırlar. Bu tür insanlar genelde yaratıcıya inancı eksik olan ve hayatın ve yaratılışın gayesini bilmeyen kimselerdir.

Diğer yandan hayatın bir gayesinin olduğunu bilen inançlı kimseler karşılaştıkları sorunları inançları açısından bir imtihan olarak ele alırlar. Bu tür kişiler karşılaştıkları stres ile başa çıkarken karşılaştıkları problemleri de başarıya giden adımlar ve köşe taşları olarak algılar ve bu süreci sabır ile aşarlar. Bu kimseler yaratıcıya güvenen ve tevekkül eden ve çabalarının Allah nazarında boşa gitmeyeceğine inanan kişilerdir. Onlar bu dünyada yaptıklarının sonucu ne olursa olsun yaratıcı tarafından mükâfatlandırılacağı bilincine sahiptirler. Allah yüce Kuran’da şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ben erkek olsun kadın olsun sizden bir işte bulunanların işini boşa çıkarmam.” (Al-i İmran 3/195)

Yukarıdaki ayet aile hayatında ve işlerinde problemlerle karşı karşıya kalanlar için adeta bir anti-depresan işlevi görmektedir.

İyiliğe inanmak bir insana hayatındaki bütün sıkıntılar ve sarsıntılarda sebat gösterme imkânı sağlar. Bu işte veya kişisel yaşamımızda karşılaştığımız her türlü problemin pratik çözümüdür. İnancı kuşanmış bir birey hayatın problemlerine karşı sebat gösterebilmek için gereken ilahi gücü yeterice sahiptir.

Tanınmış bir gençlik danışmanı şöyle söylüyor; “Günümüzde birçok genç kıyasıya rekabet ile karşı karşıyadır. Bu rekabetçi yaklaşım, aile ilişkileri zayıf olması ve temel ahlak değerleri ile yer değiştiren iletişimsizlik nedeniyle daha da büyümektedir. Bu durum gençlerle yaşlılar arasındaki iletişimin azalmasına, stresli bir havanın hâkim olmasına ve ciddi problemlerin meydana gelmesine neden oluyor.

Bu durumlarda gençlere ve yaşlılara inananların aynı ailenin fertleri oldukları ve paylaşımcı olunması gerektiği hatırlatılmalıdır. Bu sadece gençlerin gönlünü almakla kalmayacak birçok kişiyi hayatın büyük ve küçük her problemine çözüm olan inanca da yöneltecektir.

23 Nisan 2009 Perşembe

23 NISAN KUTLU OLSUN

23 NİSAN KUTLU OLSUN



Büyük Komutan Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun.

TBMM'nin açılış yıldönümü olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm yurtta, KKTC'de ve dış temsilciliklerde büyük bir coşkuyla kutlanıyor. Mustafa Kemal Paşa'yi bir kez daha saygı, sevgiyle ve minnetle anıyoruz !
Anahtar Kelimeler: 23 nisan - 23 april - 23 nisan ulusal egemenlik ve cocuk bayrami - ulusal egemenlik ve cocuk bayrami - Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı - Mustafa kemal Atatürk - Mustafa kemal paşa'nin cocuklara hediyesi - cocuk bayrami - cocuklarin bayrami -

22 Nisan 2009 Çarşamba

Insan vucudunun olaganustu 16 gercegi

İnsan vücudunun olağanüstü 16 gerçeği

İnsanlar kendi vücutlarını tepeden tırnağa bildiklerini söylerler. Fakat bu haberi okuduktan sonra vücudunuz hakkında o kadar da çok bilginiz olmadığını göreceksiniz.

Howstuffworks adlı internet sitesinde yer alan habere göre, vücudunuz hakkında sizi şaşırtacak 16 olağanüstü gerçek:


1. Dil izi: Eğer kimliğinizi saklamak isterseniz, dilinizi çıkarmayın. Parmak izine benzer şekilde, herkes tek ve benzersiz bir dil izine sahip.

2. Döküntü: Evde tüy dökme derdinden şikayetçi olan sadece evcil hayvanınız değil. İnsanlar her saat yaklaşık 600 bin deri partikülü döküyor. Bu her yıl yaklaşık 680 gram tutuyor, bu nedenle ortalama bir insan 70 yaşına kadar yaklaşık 48 kg deri dökmüş oluyor.

3. Kemik sayısı: Yetişkinlerde bir bebekten daha az kemik bulunuyor. Doğduğumuzda 350 kemiğe sahip oluyoruz, ancak gelişim süreci boyunca kemikler eriyip birbiriyle kaynaşıyor ve yetişkin olduğumuzda sadece 206 kemiğimiz kalıyor.

4. Yeni mide: Mide mukozasının dış tabakası ömrü çok kısa olduğu için 3-4 günde yenilendiğini biliyor muydunuz? Eğer yenilenmeseydi, midenizdeki yiyecekleri hazmetmek için kullanılan güçlü asitler, aynı zamanda midene de zarar verecektir.

5. Koku hatırlama: Burnumuz köpekler kadar hassas değil, ancak 50 bin farklı kokuyu hatırlayabilir.

6. Uzun bağırsaklar: İnce bağırsağın uzunluğu yetişkin bir insanın boyunun yaklaşık 4 katı uzunluğundadır. Eğer geriye doğru katlanmasaydı, 5-6 metrelik uzunluğu karın boşluğuna sığmazdı.

7. Bakteri: Bu cilt için gereklidir. İnsan vücudunda cildin her santimetre karesinde yaklaşık 32 milyon bakteri yaşıyor. Bunların büyük bir çoğunluğu zararsız.

8. Vücut kokusunun kaynağı: Koltuk altı gibi kokan ayakların kaynağı terdir. İnsanlar ayaklarından da terler. Bir çift ayak 500 bin ter bezine sahiptir ve günde yarım litre ter oluşturabiliyor.

9. Hapşırma hızı: Hapşırık havada saatte 161 km hızla gidebiliyor. Bu nedenle hapşırınca burnunuz ve ağzınızı mutlaka bir mendille kapatmalısınız.

10. Kan aralığı: Eritrosit olarak bilinen kan hücreleri bikonkav (iki yanı çukur) diskler şeklindedir. Kan uzun bir yolda seyahat eder. İnsan vücudunda yaklaşık 96 bin 560 km kan damarı bulunuyor. Çok çalışkan olan kalp her gün damarların içine 7 bin 571 litre kan pompalıyor.

11. Tükürük miktarı: Tükürüğünüzün içinde yüzmek istemeyebilirsiniz, fakat biriktirseydiniz bunu yapabilirdiniz. Çünkü, bir ömür boyunca insan 25 bin litre tükürük üretiyor. Bu miktar 2 yüzme havuzunu doldurmaya yeter.

12. Horlama sesi: 60'lı yaşlarda, erkeklerin yüzde 60'ı ve kadınların yüzde 40'ı horluyor. Horlama ortalama 60 desibelken, horlama seviyesi bazı kişilerde 80 desibelin üzerine çıkabiliyor. 80 desibel seviyesindeki ses havalı matkabın çıkardığı ses kadar yüksektir. 85 desibelin üzerindeki sesler insan kulağına zarar verdiği saptanmıştır.

13. Saç rengi ve sayısı: Sarışınlar daha eğlenceli olabilir ya da olmayabilir, ancak sarışınlar kesinlikle daha fazla saça sahipler. Saç rengi saçımızın ne kadar sık olduğunu belirlememize yardımcı oluyor. Buna göre sarışınlar en üst sırada yer alıyor. Bir insanda ortalama 100 bin saç kılı bulunurken, sarışınlarda bu sayı ortalama 146 bin. Siyah saçlı insanlar yaklaşık 110 bin saç kılına sahip, kahverengi saçlı insanlarda ise 100 bin saç kılı bulunuyor. Kızıl saçlı insanların ise saç kılı daha az yaklaşık 86 bin kadar.

14. Tırnak gelişimi: Eğer el tırnaklarınızı ayak tırnaklarınızdan daha sık kesiyorsanız, bu doğaldır. El tırnaklarımız daha çok kullanıldığı için daha hızlı uzuyorlar. Elimizin tırnakları 0,5 - 0,6 mm hızla uzar. Yani kesilmezlerse yılda 2,5 - 3,0 santimetre uzunluğa ulaşabilirler. Ayak tırnaklarının uzama hızı bunun dörtte biri kadardır. En hızlı uzayan tırnak orta parmağın tırnağıdır.

15. Baş ağırlığı: Bebekler doğduklarında başlarını tutamazlar. İnsan başı doğduğunda vücudumuzun toplam uzunluğunun dörtte biri kadardır. Fakat, yetişkin olduğumuzda bu oran toplam uzunluğumuzun 8'de birine ulaşır.

16. Uyku ihtiyacı: Eğer iyi bir gece uykusu için öldüğünüzü söylerseniz, tam anlamıyla bunu kastediyorsunus. Haftalarca bir şey yemezseniz ölmezsiniz, fakat 11 günden sonra uykusuzluğa dayanamazsınız, sonsuza kadar uyup kalırsınız.

Tokluk hissi olusturan gidalar

Tokluk hissi oluşturan gıdalar

Bol miktarda lif ve posa bulunan gıdalar sizi inceltir.
Diyetlerdeki kalori hesaplamaları besinlerin değerinin göz ardı edilmesine neden olur. Oysa vücudun faaliyetlerini sağlıklı olarak sürdürebilmesi için gıdalardaki besleyici değerlere ihtiyaç duyar. Vücudun yağlar da dahil her şeye ihtiyacı vardır. Diyet yapmak demek vücudu yaşamsal önem taşıyan yakıtlarından mahrum etmek demek değildir.

Vücudun yağlara bu yağlar içinde doymuş ve doymamış yağlara da ihtiyacı vardır. Burada önemli olan miktarlarını doğru olarak belirlemektir. Kalori hesabı zayıfalamanın iilk şartıdır. Aldığımız kalorinin yüzde 12-15'i protein, yüzde 25-30'u yağ ve yüzde 50-60'ı karbonhidratlardan olmalıdır.

Bu maddeler mideyi doldurduğu gibi az miktarda tüketilmesi halinde bile tokluk hissi yaratır. Bu lifler enerjinin bedene yayılmasına da yardım eder. Vücuda alınan karbonhidratların da proteinlerin de fazlası yağ olarak depo edilir. Kilo vermek alınan ve yakılan kalorilerin dengelenmesi ile ilgilidir. Yediğiniz her yiyecekte belli miktarda kalori vardır.

l gr. yağ = 9 kg kalori

1 gr karbonhidrat = 4 kg kalori

1 gr. protein = 4 kg kalori

Öte yandan gün boyu aç kalmak, metabolizmamızı yavaşlatır. Bu da kilo verememenize neden olur.

Bahar aylarinda goz sagligina dikkat

Bahar aylarında göz sağlığına dikkat

Özellikle bahar aylarında, polenlerin etkisiyle oluşan bahar nezlesi nedeniyle gözlerin kaşınması, körlüğe kadar uzanan rahatsızlıklara neden olabiliyor.

Denizli Devlet Hastanesi Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Dr. Serdar Marol, alerji ayları olan bahar ve yaz başlangıcında vatandaşların göz sağlığına dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Bu dönemlerin çiçek ve ağaç polenlerinin çıktığı zamanlar olduğu için gözde bahar nezlesi rahatsızlığı oluşabildiğini belirten Uz.Dr. Serdar Marol, şöyle konuştu: "Gözlerde yanma, şişme, kızarıklık, kaşıntı ve sulanma ile başlayan alerji, en sık bahar aylarında görülür. Bahar nezlesi, alerjinin tam hastalıklı şeklidir. Vatandaşlar bu rahatsızlığı çok hafif olarak algılıyor. Oysa çok önemli ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Dört beş yaşlarında genellikle çocukluk döneminde başlıyor 20 yaşına hatta daha sonraki yaşlara kadar devam ediyor."

Hastalığın ilaç, damla, pomat ve merhemlerle tedavi edildiğini anlatan Marol, sözlerine şöyle devam etti: "Bu hastalığa yakalananlar mutlaka doktor kontrolünde tedavi olmalı. Eğer bu hastalık tam tedavi edilmezse ileri yaşlarda keratokonus hastalığı adı verilen korneal dejenerasyona sebep olabiliyor."

Bahar nezlesinin gözde tatlı bir kaşıntıya neden olduğunu, hastalar için asıl büyük tehlikenin bu noktada odaklandığını ifade eden Dr. Serdar Marol, başta çocuklar olmak üzere büyüklerin dahi tatlı bir kaşıntı olduğu için gözlerini sürekli kaşıyarak büyük bir riske girdiklerini sözlerine ekledi.

Kaynak: İHA

20 Nisan 2009 Pazartesi

Türkcemizi yabanci kelimelere karsi koruyalim

Türkcemizi yabanci kelimelere karsi koruyalim

Bilindigi üzere günlük yasantimizda hepimizin de kullandigi bir cok yabanci kelimeler var. Bilerek veya bilmeyerek istem disi da olsa bunlari neredeyse hergün kullaniriz. Kendim dahil cogu zaman yabanci kelimeler kullandigimi fark ediyorum ve kendimi düzeltmeye calisiyorum. Sizlere yabanci kelimeleri kullanmayin demiyorum ama bunlarin birde güzel türkcemizde birer karsiligi var. Devamli yabanci kelimeleri kullansak güzel türkcemizdeki karsiligini zamanla unutma tehlikesi ile karsilasabiliriz diye düsünüyorum. Bu tehlike ilk basta en cok cocuklari ve gencleri kapsiyor. Simdi genclere bakiyorum da kullandiklari yabanci kelimeler onlar icin siradanlasmis ve bazi türkce kelimeler neredeyse unutulmaya yüz tutmus. Bunlari görünce ister istemez üzülüyor insan ve türkcemiz nereden nereye gidiyor diye düsünceye daliyor. Neyse fazla uzatmadan Internette gördügüm yabanci kelimelerin türkce karsiligi olan bazi güzel bilgileri sizlere paylasmak istiyorum.

Bazi yabanci kelimelerin türkce karsiligi:

Dizayn - Tasarim
Analiz - Cözümleme
Online - Cecrimici
Kriter - Ölcüt
Part-Time - Yari zamanli
Pesimist - Karamsar
Slayt - Yansi
Empoze etmek - Dayatmak
Driver - Sürücü
Bye Bye - Hosca kal

Version - Sürüm, Uyarlama
Extra - Fazladan
Imitasyon - Taklit
Optimist - Iyimser
Save - Kaydet
Save etmek - Kaydetmek
Adisyon - Hesap fisi
Print out - Cikti
Anons etmek - Duyurmak
Bodyguard - Koruma
Doküman - Belge

Izolasyon - Yalitim
Data - Veri
Prezantasyon - Sunum
Finish - Bitis, Varis
Download - Indir
Download etmek - Indirmek
Monoton - Tekdüze
Konsensus - Uzlasma
Full - Tam, Dolu
Emergency - Acil
Ambians - Hava, Ortam

Illegal - Yasadisi
Timing - Zamanlama
Catering - Yemek hizmeti
Departman - Bölüm
Revize etmek - Yenilemek
Global - Küresel
Sempatik - Sevimli, Canayakin
Security - Güvenlik
Printer - Yazici
Elimine etmek - Elemek

Exit - Cikis
Check etmek - Kontrol etmek
Feedback - Geri bildirim
Full-time - Tam Gün
Koordinasyon - Esgüdüm
Absürt - Sacma
Adapte olmak - Uyum saglamak
Laptop - Dizüstü Bilgisayar
Notebook - Dizüstü Bilgisayar
Provoke etmek - Kiskirtmak
Jenerasyon - Nesil, Kusak

Start almak - Baslamak
Center - Merkez, Orta
Relax - Rahatlamak
E-Mail - E-Posta (Elektronik Posta)
Kömünnikasyon - Iletisim
CV (Curriculum Vitae) - Özgecmis
Okay - Tamam
Trend - Egilim
Spontane - Kendiliginden
Link - Baglanti

Computer - Bilgisayar
Mouse - Fare
Hardware - Donanim
Software - Yazilim
Scanner - Tarayici

17 Nisan 2009 Cuma

Sünnete uymak

Sünnete uymak
Cuma Hutbesi


Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Hutbemiz, en güzel hayat nizamı olan Sünnet-i Seniyye'ye dairdir.

Allah'a îman eden, elbette O'na itaat edecek ve O'na ibadet yapacak, kulluk vazifelerini yerine getirecektir.

İmansız ibadet olamayacağı gibi ibadetsiz, itaatsiz îman da kurtarıcı olamaz; tesirini gösteremez. Kul için itaat şarttır.

Bir memur için vazife yapmak şarttır, görevsiz maaş olamaz. Memuriyet devam edemez.

Aynen bunun gibi insan da İlâhî bir memurdur, pekçok vazifesi vardır, bunları yapmak mecburiyetindedir. Bu yolda bir rehbere muhtaçtır. O da ebedî rehberimiz Hz. Muhammed'dir (sav).

Allah'a itaat yollan içinde en makbul, en müstakim, en kısa ve en selâmetli ve nurlu yol, Habibullah'ın gösterdiği ve takip ettiği îman ve Kur'ân yoludur. Bu yol Allah'a gider. Bu yol cennete, ebedî saadete gider. Bu yolun yemini îmandır. Bu yolun yolcuları bütün mü'minlerdir. Nizamnamesi, sünnet-i Ahmediyye'dir.

Sünnet-i Seniyye bizim yegâne hayat programımızdır. Daima genç ve değişmez prensiplerimizdir. Bu tarîk-i Muhammedi'nin anayasası, kanûn-u esâsîsi şeriatın emirleri ve yasaklandır.

Ümmet-i Muhammed'i selâmete götürecek en büyük cadde budur. Enbiyalann, evliyalann, şehitlerin, gazilerin yolu, Aşere-i Mübeşşere'nin, Ashâb-ı Kirâm'ın, tabiîn ve tebe-i tabiînin yolu îman ve Kur'ân yoludur.

Muhterem mü'minler!

Cenâb-ı Hak Kur'ân-ı Kerîm'de ferman ediyor.

"Vemâ âtâkümürresûlü fehuzûhu vemâ nehâküm 'anhü fentehû!" (Haşr, 7)

Yâni: Peygamberin Allah'tan alıp size getirdiklerini alınız, tutunuz, yapışınız, bırakmayınız! Yasakladığı şeylerden sakınınız, uzak durunuz, bid'atlan ve gayr-i İslâmî yaşayıştan bırakınız!

"Kul in küntüm tuhibbûnallâhe fettebiûnî yuhbibkümullah!" âyet-i azîmesi, sünnete uymanın ne kadar mühim olduğunu ifade ederken der ki:

"Habibim Muhammed (sav) Kullarıma söyle:

Allah'a îmanınız varsa elbette O'nu seveceksiniz! Madem Allah'ı seversiniz, Allah'ın sevdiği tarzı yapacaksınız! Ve o sevdiği tarz ise, Allah'ın sevdiği zâta benzemelisiniz! O'na benzemek ise O'na ittibâ etmektir, uymaktır. Ne vakit O'na ittiba etseniz, Allah da sizi sevecek! Zâten siz Allah'ı seversiniz, tâ ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın!"


Bu âyetin kısa mealinden anlıyoruz ki, "Ben de insanım, mü'min ve Müslümanım!" diyen herkes için en mühim ve en yüce maksat ve gaye, Cenâb-ı Hakk'ın muhabbetine mazhar olmaktır. O yüksek gayeye ulaşmanın yolu da, Allah'ın habibine uymak ve sünnet ışığında hayat yaşamaktır.

Resûl-i Ekrem (sav) Efendimiz ferman ediyor: "Ümmetim fesada gittiği zamanda kim benim sünnetime sarılsa, hayatını benim hayatıma uydursa, yüz şehidin ecir ve sevabını kazanabilir."

Evet, sünnete uymak çok mühimdir. Hususan bâtıl inanç ve bozuk hayat anlayışlarının ortalığı sardığı bir zamanda sünnete uymak, Allah Resûlü'nün rehberliğinde hayat sürmek daha çok kıymetlidir.

Hak yoldan çıkmış, modaya uymuş, açık saçık kadınlar arasında Allah emrettiği için örtünen Müslüman bir hanım; namazsız ve oruçsuzlar arasında namaz kılıp oruç tutan bir mü'min; zenginler arasında zekâtını veren ve hac vazifesini yapan; İslâmî hizmetlere yardımcı olan uyanık bir zengin; güzel ahlâktan, Kur'an terbiyesinden mahrum insanlar arasında edepli bir Müslüman; manevî bir mücahit olarak inşâallah yüz şehit sevabı kazanabilir.

Adetlerim ibadete çevirip bütün ömrünü meyveli ve sevaplı yapabilir.

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

"Men yutii'r-Resûle fekad etâallah." Yâni: Kim Allah'ın Resulüne itaat ederse, sünnete uygun hareket ederse, Allah'a itaat etmiş olur.

"Ve inneke letehdî ilâ sırâtin müstakim." Yâni: Habibim! Muhakkak sen insanları Allah yoluna, Kur'ân ve iman dairesine davet edersin, tebliğ edersin! Hidayet etmek, kabul ettirmek, insanları senin etrafında toplamak Allah'ın takdiridir.

Allah dilediğine hidayet eder, dilediğini dalâlet içinde bırakır. Kulların vazifesi, Allah'tan hidayet istemektir.

"Fein tevellev fekul hasbiyallah..."

Bu âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak Peygamberimiz'e (sav) teselli için şöyle buyuruyor "Eğer ehl-i dalâlet arka verip senin şeriat ve sünnetinden i'râz edip Kur'ân'ı dinlemeseler merak etme ve de ki:

Cenâb-ı Hak bana kâfidir, O'na tevekkül ediyorum! Sizin yerlerinize ittiba edecekleri yetiştirir. Ne âsîler hududundan kaçabilirler ve ne de istimdad edenler medetsiz kalırlar. Emrine muhalefet edenler fitneye ve can yakıcı azaba uğramaktan korksunlar, titresinler. Allah'ın rahmeti sonsuz olduğu gibi, yakalaması ve azabı da şiddetlidir.

Aziz kardeşlerim!

Cenâb-ı Hak, Sevgili Peygamberimiz'i (sav) mutlak rehber olarak göndermiştir.

Her hususta değişmez rehberimizdir. O en büyük kumandan, en âdil sultan, en mükemmel terbiyeci ve ıslahatçıdır. İnsanlığa ne lazımsa O'nda mevcuttur.

Avrupa ve Amerika'da göze çarpan maddî ve manevî güzellikler de İslâm güneşinin ışıklandır, nuru Muhammedi'nin parıltılarıdır. Bütün insanlık Allah Resûlü'ne borçlu ve muhtaçtır.

Cenâb-ı Hak en güzel edep ve ahlâkı habibinde toplamıştır.

Kâinattaki bütün güzellikleri, o parlak aynada görmek ve göstermek istemiştir.

O'nun sünnetini terkeden edebi terkeder, hasaretli bir mahrumiyete düşer.

Hiçbir meselesi yoktur ki altında bir nur, bir edep bulunmasın.

Sünnet-i Seniyye iki dünya saadetimizin temel taşıdır.

Temelsiz binalar yıkılmaya mahkûm olduğu gibi, şeriat-ı Ahmediyye'ye (sav) uygun olmayan işler çökmeye ve sönmeye mahkûmdur.

Allah Resulü buyuruyor:

"Bütün ümmetim cennete girir, yalnız istemeyenler müstesna!"

"Yâ Resûlallah! Cenneti kim istemez?"
diye soruldu. Allah'ın habibi cevap verdiler

"Bana itaat eden cennete girer, itaat etmeyen cenneti istememiş demektir."

Bid'atlara, modalara sapanlara yazıklar olsun!

Allah Resulü'nü Örnek kabul edip ona göre yaşayanlara müjdeler olsun!

16 Nisan 2009 Perşembe

Estetik ameliyat sakincali midir ?

Estetik ameliyat sakıncalı mıdır ?


Vücudumuzun herhangi bir organı (kulak, burun, el gibi) anormal bir görüntüdeyse, kişi de bundan rahatsız oluyorsa tıbbi yönden müdahale edebilir. Din bunu yasaklamaz. Zira bu gibi haller, yaratılıştaki bir farklılıktan kaynaklanmaktadır. Düzeltilebilir.

Ancak böyle bir durum yoksa (mesela bir ara burnunu kaldırmak, sonra sağa yatırmak veya sola yatırmak gibi) tamamen vücutla gereksizce oynamak ve yaratılışı bozmak anlamına gelecek olan operasyonlar doğru değildir ve bunlardan sakinmak gerekir.
Anahtar Kelimeler: Estetik ameliyat sakıncalı mıdır - Estetik ameliyat yaptirmak - Keyfi Estetik ameliyat yaptirmak - Estetik ameliyat günah mıdır - Estetik ameliyat olmak - Estetik ameliyat sakıncalı mı -

Avcilik dinimizce yasak midir ?

Avcılık dinimizce yasak mıdır ?


Dinimizin temel ilkesi merhamet ve rahmettir. Yüce rabbimizin yarattığı bütün güzellikleri doğru kullanmak asli görevimizdir. Bu nedenle de hiçbir fayda sağlamayan, sırf hayvanlara eziyet etmek ve eğlenmek için yapılan avlanmalar dinimizin temel ilkeleriyle çelişir.

Eti yenen hayvanların eti için, eti yenmeyen hayvanların ise deri, kıl ve diğer kısımları için ya da zararlı olanlarının zararından korunmak için avlanmaları caizdir. Ancak burada da ekolojik dengeyi bozmamak için konmuş olan yasaklara riayet etmek lazım.
Anahtar Kelimeler: Avcilik dinmizde yasak midir - Avcılık dinimizce yasak mıdır - Avcilik yapmak günah midir - Eglence icin avlanmak - Zevk icin avlanmak - Avcilik günah olabilir mi -

Sigara icmek haram midir ?

Sigara icmek haram mıdır ?

Sigara konusunda çağdaş İslam alimleri üç görüş etrafında odaklaşmışlardır. Bunları kısaca belirtelim.

1- Pipo, sigara ve nargile gibi (uyuşturucu olmayan, sarhoş edicilik özelliği olmayan) maddeler hakkında dinin yasaklayıcı açık bir hükmü yoktur. Bu nedenle de mübahtır (sakıncasızdır).

2- Bu gruba göre, sigaraya haram denemez ama en azından mekruhtur.

3- Özellikle tiryakilik oluşturacak derecedeki alışkanlık, ayrıca ekonomik açıdan ve sağlık yönünden oluşturduğu yıkım itibarıyla haram diyen görüş.

Bu maddeler üzerinde uzunca konuşulabilir. Ama bu görüşlerin her birine saygı duymakla beraber ikinci maddedeki görüş daha makul sayılmaktadır. Sigaraya, içki gibi haram demek mümkün değildir. Fakat birçok olumsuzluğundan dolayı sigara içmek mekruhtur diyebiliriz.
Anahtar Kelimeler: Sigara - Sigara icmek - Sigara icmek haram midir - Sigara haram midir - Sigara harammidir - Sigara haram mi - Sigara harammi - Sigara haram sayilirmi - Sigara haram olabilir mi - Sigara mekruh mu - Sigara mekruhmu - Sigara icmek günah mi

5 bin yil yetecek bor madeni rezervi

5 bin yıl yetecek bor madeni rezervi

Kütahya'da, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünün yaptığı sondaj çalışmalarına göre yaklaşık 1 milyar ton bor madeni rezervi bulunduğu tahmin ediliyor.

Edinilen bilgilere göre, sanayide kullanılan ve çağın madeni olarak tanımlanan borun dünyadaki rezervinin yaklaşık yüzde 70'i Türkiye'de, bunun yüzde 70'i de Emet'te bulunuyor.

Bölgede bor madeninin varlığı, 1956 yılında, Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğünde (MTA) görevli Alman Jeolog Dr. Gawlik tarafından ilçe merkezinin 4 kilometre kuzeyindeki Espey mevkisinde ve 12 kilometre güneyindeki Hisarcık ilçesinde tespit edildi.

Emet'teki bor sahaları, MTA tarafından 1958 yılında Etibank'a verildi.

Espey'deki sahaların bir bölümü özel şirketlerce, geri kalanı ise Etibank tarafından bir süre işletildi. İlk yıllarda yer altı işletmeciliği yapan bu kuruluşlar, daha sonra boru açık işletme sistemiyle çıkarmaya başladı. O yıllarda Hisarcık'taki sahalarda ise Etibank'a bağlı Emet Kolemanit İşletmesince açık ocak üretimi yapıldı.

İsmi Emet Bor İşletmesi olarak değiştirilen kurum, 1958 yılında resmen bor üretimine başladı.

Espey yakınındaki Killik mevkisinde 1957 yılında özel sektör kuruluşlarınca işletilen sahalar, 1979'da dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Deniz Baykal tarafından kamulaştırılarak, Emet Bor işletmesine devredildi.

Bölgedeki tüm maden ocakları 1990'da açık işletmeye dönüştürülerek, bor üretimine devam edildi.

BOR MADENİNİN KULLANIM ALANLARI

Bor mineralleri ve bileşikleri doğrudan kullanılamıyor, ancak sanayinin birçok dalında katkı maddesi olarak değerlendiriliyor.

Cam elyaf, optik ve teknik cam endüstrisi, sır ve emaye üretimi, boya ve diğer bazı kimyasalların yapımı, seramik, gübre, fotoğrafçılık, ilaç, deri, demir-çelik, kozmetik, sabun ve deterjan sanayisi, enerji sektörü ve nükleer uygulamalarda kullanılan bordan son yıllarda uzay araçlarının üzerlerinin kaplanması, ısı yalıtımı, pil, yanmaz kumaş, çelik yelek, askeri tank zırhları imalatında ve araç yakıtı olarak yararlanılıyor.

ABD'deki petrol kaynaklarının azalmasından sonra araç yakıtı olarak kullanılabileceğinin belirlenmesi, borun stratejik önemini artırdı.

Türkiye'nin ihraç kalemlerinden de biri olan bor, ABD, Japonya, Çin, Rusya, Avrupa Birliği (AB) ve Afrika ülkelerine gönderiliyor.

REZERV TESPİTİ VE BORLU ÇİMENTO ÜRETİMİ PROJESİ

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü yetkilileri, Emet ve Hisarcık'taki sahalarda yapılan sondajlara göre yaklaşık 1 milyar ton bor rezervi bulunduğunu saptadı.

Müdürlük tarafından rezerv tespiti için çalışmaların MTA Genel Müdürlüğü bünyesinde sürdürüldüğüne işaret eden yetkililer, sondajlara bu yıl da devam edileceğini kaydetti.

Emet Bor İşletmesinin yıllık bor üretimi ve satışının yaklaşık 200 bin ton olduğunu ifade eden yetkililer, bölgedeki bor madeninin ömrünü 5000 yıl olarak tahmin ettiklerini belirtti.

Yetkililer, işletmede 830 işçi ve memurun çalıştığını bildirerek, bor ve bor atıklarından çimento imalatında katkı malzemesi olarak kullanılması yönünde çalışmalara devam edildiğini anlattı.

Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürü Orhan Yılmaz tarafından başlatılan çalışmalar kapsamında teknik ekibin, dayanaklı çimento ve beton asfalt yapımı için gerçekleştirilen deneylerden olumlu sonuç alındığına dikkati çeken yetkililer, çimento üretimi için proje çalışmalarına ağırlık verdiklerini duyurdu.

BORİK ASİT FABRİKASI ZİNCİRİNE YENİ HALKA

Emet'te üretilen borun işlenmesi konusunda da önemli çalışmalar yapılıyor.

Bor madeninden elde edilen borik asit, daha önce Balıkesir'in Bandırma ilçesinde, Eti Maden İşletmelerinin tesislerinde üretiliyordu. Bu tesisin ekonomik ömrünü tamamlamasının ardından Emet'te 2002 yılında borik asit fabrikası kuruldu.

Yıllık 100 bin ton borik asit üretilen fabrika, yurt içi ve yurt dışından gelen talepleri karşılayamayınca Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü tarafından ikinci fabrikanın kurulmasına karar verildi.

Mevcut fabrikanın yanındaki alanda bu ay sonunda inşaatına başlanacak tesiste, yıllık 100 bin ton borik asit kapasitesiyle 2010 yılında üretime başlanması hedefleniyor.

10 Nisan 2009 Cuma

Sami Yusuf - Without You 2009

Sami Yusuf - Without You 2009




01 Asma Allah
02 Without You
03 My Only Wish
04 Forever Palestine
05 He Is There
06 Sallou
07 A Thousand Times
08 Never Never
09 Anything For You
10 Salutation
11 Not In My Name

Anahtar Kelimeler/Search Keys/Schlüsselwörter: Sami Yusuf - Sami Yousuf - Sami Yusuf album - Sami Yusuf new album - Sami Yusuf neue album - Sami Yusuf albüm - Sami Yusuf yeni albüm - Sami Yusuf Without You - without you - sami yusuf yeni cikan albüm - sami yusuf albüm indir - sami yusuf album download - new album download - yeni albüm indir - neues album runterladen

8 Nisan 2009 Çarşamba

Dogan'in ortagi Axel Springer Israil'i destekliyor

Doğan'ın ortagi Axel Springer İsrail'i böyle destekliyor


Doğan Grubu açıklamasında kelime oyunuyla Alman ortağı Axel Springer'in İsrail'le ortaklığı olduğunu yalanladı. Fakat Axel'in sitesinde yer alan kurumsal prensipler asıl amacı gizleyemiyor...

Hakan Göksel'in haberi

Doğan Grubu, "İsrail'in Doğan Yayın Grubunda doğrudan veya Axel Springer ile dolaylı bir ortaklığı bulunduğu iddialarının 'tamamen uydurma ve yalan" olduğunu duyurdu duyurmasına ama daha önce basında yer alan haberler ve Axell Springer’ın kurumsal sitesinde bulunan 'Liberal Dünya Görüşü İçin Şirket Prensipleri' başlığı'nın ikinci maddesi, Doğan Grubu’un bu açıklamasını yalanlıyor�

Doğan Holding Grubu Kurumsal İletişim Müdürlüğünden, Doğan TV Grubu'nun ortaklık yapısıyla ilgili, bazı gazetelerde yer alan haberlere ilişkin yapılan yazılı açıklamada: ''İsrail devletinin, Doğan Yayın Grubu'nda doğrudan veya Axel Springer AG ile dolaylı bir ortaklığı olduğu konusu, tamamen uydurma yakıştırmalara dayandırılan bir yalandır." dendi. Fakat kelime oyunuyla İsrail Devleti'nin direk ortaklığını kastetti. Ama şirketin internet sitesinde İsrail'in hayati çıkarlarının korunacağı ifade ediliyor... Burada kafaları kurcalayan diğer bir soru ise İsrail'le hiçbir ortaklığı bulunmayan şirket neden İsrail'in hayati çıkarlarını desteklesin ?

Yine Doğan Grubu'nun açıklamasında, iddialarından tam da emin olmadıklarını bu ifadeyle ortaya koyuyor : ''Kaldı ki bu asılsız iddia doğru bile olsa, grubumuzun yayın politikasının herhangi bir şekilde etkilenmesi söz konusu değildir'' ifadelerine yer verildi...

Açıklamanın devamında Doğan Grubu, sözde ortağına ve kendisine karşı uydurma kampanya yürüttüldüğü iddiasıyla; amacın kamuoyu iradesini grup ve ülkenin uluslararası ilişkileri konusunda çarpıtma ve kasıtlı olarak yanıltmaya yönelik bir çaba olduğunu ve Doğan Yayın Grubu’nun bu konuda yasal haklarından doğan gerekli girişimlerde bulunacağını belirtiyor...

Doğan'ın ortağı Axell Springer'ın kurumsal prensipleri

Axell Springer'ın kurumsal sitesinde Şirket Prensipleri başlığında (http://www.axelspringer.de/en/artikel/Corporate-principles-for-a-liberal-world-view_40575.html ) linkinde 2'inci maddede yer alan "To promote the reconciliation of Jews and Germans and support the vital rights of the State of Israel." maddesi Doğan Grubu'nu tamamen yalanlıyor...

Şirket prensipleri arasında yer alan ikinci maddenin içeriği çevrildiğinde "Almanlar ve Yahudiler arasında mutakabatı uzlaşmayı sağlamaya teşvik etmek ve İsrail Devleti'nin hayati çıkarlarını korumak" ifadesi çıkıyor...

Kaynak: Haber 7

Hac yolculugu icin kayitlar basliyor

Hac yolculuğu için kayıtlar başlıyor

Hacca gitmek isteyenler başvuru-lar bugün başlıyor. Bu yıl hacca niyetlenenler ön kayıt yaptıracak, geçen yıl kuraya katılanlar kayıt yeniletecek. Başvurular ne zaman bitiyor ?

Bu yıl hacca gitmek isteyenlerle ilgili müracaatlar, geçen yıl kuraya katılanlar için ''kayıt yeniletme'', ilk defa müracaat edecekler için de ''ön kayıt yaptırma'' olarak iki ayrı kategoride yapılacak.

Kayıt yeniletecek veya ön kayıt yaptıracak hacı adaylarından kuraya birlikte katılarak beraber hacca gitmek isteyenler, ek dilekçe ve formla 24 Nisan Cuma gününe kadar il ve ilçe müftülüklerine müracaat edecek.

Hac planlamalarına ve kesin kayıtlara esas olması için hacı adayları, organize tiplerinden birisini mutlaka tercih edecek. Yapılan tercihler bağlayıcı olacak ve daha sonra hac tipi değişikliğine izin verilmeyecek.

Müracaatlarda, sadece eş, anne, baba, kardeş, çocuk ve varsa refakatçileri ile birlikte tek numarayla kuraya katılma talepleri karşılanacak, bunun dışında kuraya birlikte girmek isteyenlerin talepleri kabul edilmeyecek.

Kuraya birlikte katılıp beraber hacca gitmek isteyenlerden birinin kayıt yeniletmesi diğerinin ise ön kayıt yaptırması halinde bunların müracaatları birlikte alınacak, kuraya tek numarayla ve birlikte girecekler ilk defa müracaat edenler statüsünde değerlendirilecek.

Geçen yıl müracaat eden kadınlardan tek başına hacca gidemeyecek durumda olanlar, hacca hiç gitmemiş mahremiyle birlikte müracaat etmesi halinde ilk defa müracaat eden mahrem, kayıt yenileten kadının yanında birleştirilerek kuraya dahil edilecek.

Bu yıl ön kayıt yaptırmak isteyen kadınlardan mahremsiz olarak hacca gidemeyecek durumda olanlar, müracaatlarını hacca hiç gitmemiş mahremleriyle birlikte yapacak. Tek başına hacca gidemeyecek durumda olan engelli vatandaşların müracaatları, hacca hiç gitmemiş refakatçileriyle birlikte kabul edilecek.

Daha önce vekaleten hacca gittiklerini belirterek bu defa kendi adlarına hacca gitmek veya bir başkasının yerine vekaleten hacca gitmek isteyenlerin müracaatları kabul edilmeyecek. Daha önce hacca gidenlerin müracaatları kabul edilmeyecek, müracaatlardan veya kura çekiminden sonra hacca gittiği tespit edilenlerin kayıtları silinecek ve ön kayıt ücreti yatırmışlarsa iade edilmeyecek.

Yurt dışındaki anne, baba, eş ve çocukları ile birlikte hacca gidebilecek durumda olanların, bu kayıt döneminde müracaatlarını yapmış ve formda yer alan yurt dışıyla ilgili bölümü doldurmuş olmaları gerekiyor.

-KAYIT YENİLETENLERDEN HERHANGİ BİR ÜCRET ALINMAYACAK-

Geçen yıl kayıt yeniletmek veya ön kayıt yaptırmak suretiyle kuraya katıldığı halde, bu yıl kaydını yeniletmeyenlere, geçmişteki kayıtları müktesep hak teşkil etmeyecek ve müteakip yıllarda müracaat etmeleri halinde bunların durumları ilk defa müracaat edenler statüsünde değerlendirilecek.

Kura sonucunda kesin kayıt hakkı elde edenlerden kaydını yaptırmayanlara, gerek kayıt süresinde ve gerekse müteakip yıllarda bir hak verilmeyecek.

Kayıt yeniletenlerden herhangi bir ücret alınmayacak, ön kayıt yaptıracaklardan ise, kırtasiye, telefon, faks, tebligat, kura, noter, ulaşım ve benzeri masraflar için kişi başına ön kayıt ücreti olarak 15 TL alınacak, ön kayıt yaptırdıktan sonra vazgeçenlerle hacca gidemeyenlere bu meblağ iade edilmeyecek. Kayıtlar, T.C Kimlik Numarası ile yapılacak, kimlik numarasını ibraz edemeyenlerin diğer bilgileri sisteme girilmeyecek.

Normal, müstakil odalı ve otel tipi olmak üzere 3 kategoride gerçekleştirilecek hac organizasyonu için başvuracak hacı adayları, ön kayıt ücretlerini Türkiye Vakıflar Bankası, Türkiye Halk Bankası, Ziraat Bankası ve Akbank T.A.Ş şubelerinde müftülüklerce açılacak ''Müftülük TL. Hac Hesabı''na yatıracak.

Kaynak:AA

1 Nisan 2009 Çarşamba

Yazıcıoğlu kazasındaki ilginç ayrıntı

Yazıcıoğlu kazasındaki ilginç ayrıntı

Deneyimli gazeteciler Ünal Tanık ile Hasan Öztürk’ün hazırlayıp sunduğu "Aslında Ne Oldu" da merhum Yazıcıoğlu'nun geçirdiği kazaya dikkat çekildi.

Hasan Öztürk programda Yazıcıoğlu'nun 12 Eylül döneminin acılarının yeni kuşağa yansıtılmaması için çaba harcadığını, Yazıcıoğlu'nun kurulan bir şirketten elde edilecek gelirin belli bir payının gençlere aktarılması için çaba harcadıklarını anlattı.

Ünal Tanık, Haber7.com'u ziyaret eden Yazıcıoğlu ve ailesinin geçirdiği kazaları kendisine sorulduğunu ve merhum Yazıcıoğlu'nun geçirdiği kazayı normal karşılamanın safdillik olacağını söylediğini hatırlattı.

BBP KİTLE DEĞİL KADRO PARTİSİ

Hasan Öztürk, Büyük Birlik Partisi'nin kitle partisi değil kadro partisi olduğunu, kitle partilerinin iktidar olmasına karşın kadro partilerinin de insan yetiştirdiğini ve yönetim kademelerinde önemli noktalara gelmesinde ve ülkenin kritik dönemlerinde kilit roller üstlendiğini belirtirken kadro partisi olan BBP'nin ülkenin kritik dönemlerinde üzerine düşen işlevi en iyi şekilde yerine getirdiğine dikkat çekti.

HELİKOPTERİN ASIL SAHİBİ GİZLENDİ

Tek pervaneli helikopterin böyle bir organizasyonda ne işi var. Hollanda'da THY'ye ait bir uçağın düşmesini merkez medya en küçük ayrıntısına kadar irdeleyerek THY'ye yönelik ağır kampanya yürütmüşlerdi. Ancak bu kazada kullanılan helikopterle ilgili hiçbir haber yapılmadı.

Helikopterin düşmesini ve bulunamamasını medya seçime dahi malzeme yapmaya çalışırken diğer taraftan o helikopterin donanımı, güzergahı ve teknik özellikleri gözardı edilmeye çalışıldı.

Ünal Tanık, BBP ilk kez helikopter kullanıyor ve bunu deklare ediyor. Oysa medya sanki BBP sürekli aynı helikopteri kullanıyormuş gibi BBP helikopteri diye haberi verirken helikopterin gerçek sahibi hakkında hiçbir şey vermiyor. Helikopter Aydın Doğan'ın damadı olan Ali Sabancı'ya ait şirketin. Merkez Medya özellikle helikopterin sahibini gizlemek için gayret ediyor.

MEDYANIN HELİKOPTER YÜZSÜZLÜĞÜ

Ünal Tanık, Olay bize geldiği an öncelikle teyid etmeye çalıştık. İçişleri Bakanlığı'na biz haber verdik. Bize gelen haberin doğruluğunu teyid ettikten sonra yayınladık. Helikopterle ilgili medyanın verdiği imtihan tam bir yüzkarasıdır. Şirketin başındaki kişi rahatsız olmasın diye konu alenen çarpıtıldı. Birilerini kollamak için BBP helikopteri deniyorsa bu meslek açısından utanılacak birşeydir. O gün helikopter firması ile ilgili hiçbir telefona çıkarılmadı. Daha sonra kriz masası açıklama yapacak denildi. Sinyal neden alınmadığı sorularına da helikopterin yumuşak iniş yaptığı için cihazın çalışmadığı söylendi. Oysa helikopterin herbir parçası bir yerdeydi.

Hasan Öztürk, Kerkük meselesinde, Kosova'da Bosna Hersek'te Elçibey'le olan ilişkisinde Doğu Türkistan'la ilişkilerinde Muhsin Yazıcıoğlu'nu gördük. Cenazesinin üzerine de Doğu Türkistan bayrağı bırakıldı. Tacettin Dergahı'nda toprağa verilmesi de ayrı bir anlamı var.

Kaynak:Haber7.com

Muhsin Başkan'ın sitemli vedası

Muhsin Başkan'ın sitemli vedası


Dünya hayatı için üstad Necip Fazıl Kısakürek:

“Eti zehir,yağı zehir,balı zehir dünyada,

Bütün fani lezzetlere darılmadan geçilmez” diyor.

Bazı insanlara dışarıdan da baksanız, yakından tanımasanız da bu dünya için yaratılmadığını düşünürsünüz.. Onlar eti zehir, yağı zehir, balı zehir bu dünyaya fazla gelecek kadar dürüst, çilekeş, civanmert, yiğit ve bir o kadarda naif ve incedirler. Dünya hayatını ve nimetlerini hep küçümsemişlerdir.

Dünya hayatı adına en ufak bir lekenin onlara bulaştığını müşahade edemezsiniz. Onları içinde bulundukları konum ile izah edilemez bir tevekkül ve doygunluk içinde bulursunuz. Çamurda yürüse de üzerine pislik bulaştırmayan insanlar gibi, onların da yaşadıkları hayatın kötü yönlerine bulaşmamalarını hayretle anarsınız.Menfaatlerinin ve hesaplarının değil, ideallerinin gösterdiği yerdedirler.

Uğrunda fedakarlık yapılacak mukaddesler ve inandıkları doğruları adına her türlü çileye katlanan bu alicenap ruhlar , bu özellikleri ile dost ve düşman, etrafındaki herkesin sevgisini ve takdirini kazanmışlardır.

Böyle fedakar ruhların “ Öyle er oğlu er yiğitler, adam gibi adamlar vardır ki , Allaha verdikleri sözü yerine getirdiler. Onlardan bir kısmı ise sıralarını beklemektedirler “ diye tarif edildiğini bilirsiniz.

Ruhumuza bu düşünceleri ilham eden , basiretle anlayacağınız gibi, Berit dağlarında yitirdiğimiz, ve şimdi rahmetle andığımız , Anadolu ‘ nun yetiştirdiği bir civanmert, Muhsin Yazıcıoğlu ‘ dur.. O , Anadolu ‘nun sevdiği ve takdir ettiği bir siyasetçi ve bundan önce kamil bir “insan”dı. Bir kısım mülahazalarla kendi partisine oy vermeyen milyonların kalbinde dahi yaşadığı hayatla müstesna bir yer edinmiştir.

Siyasi başarılarının ötesinde , insanlığı ve idealleri ile gönüllerdedir. Siyasete menfaati için değil, mefkure ve prensipleri uğruna devam ettiğine olan güven tamdır. Bu sebeple hizmet olarak bildiği bu yolda idealleri uğruna, hasbi niyetlerle, kısıtlı imkanlarla dağları aşmaya çalışan .bu yiğidimiz aynı zamanda alnı valalı, anlı şanlı şehidimizdir.

Birçok siyasetçinin unutulacağı gelecek asırlarda şehadeti ile, fedakarlığı ile asırlar boyu anılacaktır. Kendi ifadesi ile "acı, zulum " kiraladığı o ilkel helikopter onu peygamberine ulaşan şehitler kervanına götürmüştür.

" Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber "

Dünya konusunda en son konuşmalarında:

"Bir saniyenize bile hakim değilsiniz. Bir saniyesine bile hakim olamadığınız, hükmedemediğiniz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız."

diyerek ibretli bir mesaj bırakıyordu.

Mamak’ta geçirdiği 7,5 yılı ve orada Rabbine teveccüh ettiği satırları şimdi okuyabiliyoruz.

Dualar gibi yükselir ümitlerim
Güneşle kol kola kırlarda koşarak
Siz peygamber çiçekleri toplarken
Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde
Ben sonsuzluğu düşünüyorum
Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Anadolu' nun çileli şehit anaları gibi onun anasınında kendisinden dua isteyen oğlunu bir daha bağrına basma arzusu uhrevi sabahlara kaldı. .Kızı babalarının kendilerine ne kadar merhametli olduğunu anlatyor. O şimdi merhametlilerin en merhametlisinin huzurunda, ulaşmak istediği sonsuzluğun sahibinin makamında, hep üşüdüğü, balı bile zehir şu dünya hayatının rağmına "Errefikal ala " diyerek nimetlere mazhar oluyor.

Onlara günler sonra ulaşabilen bizler, “oyuncak zaferlerin “ peşinde koşaduralım, gerçek alperenler menzile vardılar bile. Onların sitemli vedalarından ibret ile sahip çıkılması gereken ruhlara vaktinde sarılmalıyız. Uhrevi sabahlara uzanmayan hülyaların değil, insanlığın, faziletin , hasbiliğin peşinde olmalıyız.

Tarihe mal olan ruhlar, insanlığa hizmete adanmış hasbi ruhlardır. Gerisi zihinlerde yok olup gitmeye mahkum bomboş hayatlardan ibarettir.

Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler

Kaynak: Saim ŞENDİL / Haber 7

Muhsin baskanin hucredeyken tek istegi

Muhsin baskanin hücredeyken tek istegi

TRT, BBP lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nu anmak için “Bir Beyaz Ölüm” adlı çok güzel bir programa imza attı. Emeği geçenleri kutluyorum. Programda Sayın Yazıcıoğlu cezaevi yıllarını da anlatıyordu.

12 Eylül darbesi olduğunda Ankara dışında olan Yazıcıoğlu, darbenin hemen ardından bazıları gibi kaçıp saklanmak yerine Ankara’ya gelir ve dava arkadaşlarının durumunu ve ne halde olduklarını araştırır. İhtiyaçları olup olmadığını yoklar. Birkaç gün sonra kendisi de tutuklanır. .

Gözleri bağlı olarak getirildiği Mamak’ta kendisine 26 gün ağır işkence yaparlar. Bedenine bağlanan aparatlarla kendisine her gün saatlerce elektrik verilir, bir kalasa bağlanıp tavana asılır, sürekli darp edilir. Elektrikten parmak uçları yanar, dayaktan ayakaltları pişer, başında derin yaralar açılır. Tavana asılmaktan sırtı ve kolları morarır. Doktor muayenesinde bunlar kayıtlara aynen geçerse de işkenceden olduğu yazılmaz.

26 günün ardından 5.5 yılı tek kişilik hücrede olmak üzere tam 7.5 yıl cezaevinde kalır. Kendisine isnat edilen veya işlemediği halde işlemiş gibi itiraf etmesi istenen suçları işkence altında bile üstlenmez. Neticede 7.5 yıl sonra tahliye edilir.
Buraya kadar olanlar Yazıcıoğlu’nun anlattıkları�
Şimdi biz gelelim tevazusundan çok az kişiye anlattığı bazı ayrıntılara�
Aradan geçen 7.5 yılın ardından “haydi serbestsin” denildiğinde Yazıcıoğlu diğer arkadaşları da çıkmadan cezaevinden ayrılmak istemez. Önüne konan tahliye kâğıdını imzalamaz. Kendisini zoraki serbest bıraktıklarında ise ilk işi, içeride kalan arkadaşlarına ve geride kalan yakınlarına yardım edecek organizasyon yapmak olur. İçeride tek bir kişi kalmayıncaya değin bu çalışmalarını sürdürür.
Yazıya başlık olan konuyu geçtiğimiz Cuma günü yakın dostu sanatçı Bedirhan Gökçe’den dinledim.
Yazıcıoğlu 5.5 yılını geçirdiği daracık tek kişilik hücrede kalırken gözlerini kaybetme riski ile karşı karşıya gelir. Cezaevi yöneticileri mahkûmlara eziyet olsun diye hücrelerin duvarlarını beyaza boyarlar. Yani badana yaparlar. Meğer bu durum kar körlüğü etkisi yapıyormuş.
Kar körlüğü tedbir almamış kişilerin göz bebeği üzerinde yaptığı etkiye verilen ad. Güneşin parlak olduğu zamandan çok havanın kapalı olduğu bulutlu ve sisli havalarda görülüyor. Güneşli havalarda göz kendisini fazla ışıktan korumak için göz bebeğini küçültür buda fazla ışık almayı önler. Bulutlu ve kapalı havalarda ise gözlerimiz daha iyi görmek için göz bebeğini ihtiyaç olan miktarda büyütür. Yani badanalı loş bir hücre kar körlüğü ve görme yetisini kaybetmek için daha uygun bir ortam oluşturuyor.
Kör olmamak için�
Hücrede geçen günler içinde zamanla görmesinde sorun hisseden Muhsin Yazıcıoğlu, bu tuzağı aşmak için bir yöntem geliştirir. Gardiyanla kurduğu iyi iletişim sayesinde kendisinden belli aralıklarla maydanoz veya marul ister. Sürekli beyaza bakmamak için ara ara dakikalarca bu küçük yeşillikleri seyreder. Sararmaya yüz tutarken de onları yer. Bu sayede başka bir renkle de göz teması kurmakla kalmaz, aynı zamanda dışarıdaki yeşillikler ve doğa ile ilgili hayaller kurarak zihnini ve hayal dünyasını diri tutar.
Örneğin gazeteci Reha Muhtar TRT adına yıllarca yurtdışında görev yaptı. Devletin kendisine sunduğu imkânlardan yararlandı. Özel televizyonlara geçip anchorman olarak reyting rekorları kırarken kullandığı en etkili fragmanda hatırlarsanız bir feryadı figan halde “nerde bu devlet” haykırışı duyulurdu. Nerde bu devlet?

Siyaset, spor, sanat, iş ve medya dünyasının önde gelen isimlerinden çoğunu yakından tanırım. Çoğu bu devletin nimetlerinden yararlanmışlardır. Bunlar arasında herhangi bir nedenle de olsa devlete sitem etmeyen çok az kişiye denk geldim.

Fakat cezaevinde ağır işkencelere maruz kalan, 7.5 yıl süren cezaevi hayatının ardından pardon denilerek salıverilen Muhsin Yazıcıoğlu bir kez bile olsun devletine sitem etmedi. Teşkilatını da bu anlayışla konumlandırdı. Dün cenazesine katılan on binlerce seveni, kaza sonrası kendisine geç ulaşıldı diye devlete ve hükümete sitem etmedi, ortalığı velveleye vermedi. Takdire razı oldu.
İnsan gibi insan�
Geçtiğimiz hafta Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne yazdı. Önceki ay, Muhsin Başkan ile birlikte Ankara Karşıyaka Mezarlığı'nda ülkücülerin mezarlarıyla birlikte Deniz Gezmiş'in, Mahir Çayan'ın mezarlarını da saygı içinde ziyaret ederler. Bu gerçekten muhteşem bir tablo� Müthiş bir özgüven�
1991'in hemen başı� Bursa cezaevi savcısı, cezaevinde yatan ülkücü ve solcu tutukluların açık görüş hakkını kaldırınca soluğu orada alır. Yüksek bir yere çıkıp, solcu ve sağcı tutuklulara birlikte hitap eder. İşkencenin insanlık suçu olduğunu, solcu-sağcı fark etmeyeceğini, kime yapılırsa yapılsın, bu suçun karşısında olmak gerektiğini anlatır. Sonra Alevi bir solcu tutuklunun yaşlı annesiyle samimi bir sohbet eder. Moral verir. İçeri girer solcu tutukluları da ziyaret eder.

Yeri gelmişken, Muhsin Başkan ile olan bir hatıramı nakledip yazımı o şekilde bağlayayım.
Muhsin Bey 24 Aralık 1995 seçimlerine Anavatan Partisi listesinden girmişti. Seçimin ardından en çok merak edilen ne zaman ANAP’tan istifa edip yeniden BBP’ye dönecekleri konusuydu. Kendisine bu soruyu yöneltmek üzere seçimin üzerinden birkaç gün geçmeden kendisini o tarihlerde yapım ve sunuculuğunu üstlendiğim Bizim Kürsü programına davet ettim. Programın reklam arasında sohbet ederken, Sivas’ta ikinci milletvekilini çok az oy farkıyla kaçırdık dedi�
Kolayı var Sayın Başkanım dedim� Nasıl dedi� Alevi vatandaşlarımızın da bir insan olarak sizlere sempati ve ilgi duyduğunu tahmin ediyorum. Fakat sandık görevlileri partizan olur. Gerek sayımda, gerekse de tutanak tutup Seçim Kurulu’na sonuçları yansıtmada illa ki siyasi etik dışı bazı suiistimaller olur. Rastgele Alevi vatandaşlarımızın yoğun olduğu yerlerden 3�5 sandığa itiraz edin. Göreceksiniz belli oranda artış olacaktır dedim.
Ertesi günü akşam saatlerinde aradı. Osman Bey sayenizde bir milletvekili daha kazandık dedi. Daha sonra ne zaman karşılaşsak bunu hatırlatırdı.
İsmet İnönü’nün vefatının ardından Anıtkabir’in bir köşesine gömülmesi söz konusu olunca, kamuoyunda uzun süre bunu hak edip etmediği tartışıldı. Fakat Sayın Yazıcıoğlu’nun Türk Milleti açısından büyük değeri olan Tacettin Dergâhı’na defnedilmesine hiç kimse haklı olarak itiraz etmedi. Hayatını bu ülkenin tam bağımsızlığına ve ülküsüne adayan bu abide şahsiyete İstiklal Marşımızın yazıldığı mekânın avlusuna gömülmek çok yakıştı.

Ruhu Şad olsun. Allah şefaatlerine nail eylesin.

Not: Dünkü yazımda İHA muhabiri İsmail Güneş’in, 112 ile yaptığı telefon görüşmesinin son bölümlerinde, ''Bu adam kim yaaa..” dediğinin duyulduğunu, bu durumun kazanın etkisi ile oluşan ağır travma karşısında gerçekleşebilecek bir halüsünasyon mu olduğunu, yoksa gerçekten birini gördü mü? diye sormuştum.

Son olarak yeni birkaç soru sormak istiyorum. İHA muhabiri İsmail Güneş soğuktan korunmak için öldüğünü düşündüğü diğer kişilerin ceketlerini alıp 4 kat giyindiğine göre, acaba şarjı biten kendi cep telefonu yerine neden diğerlerinin cep telefonlarını kullanıp bir yerlere ulaşmayı denemedi? Bu telefonlar daha sonra bulundu mu? Bir diğer konuda, telefon görüşmesinde helikopterin içinde olduğunu söylüyordu. Kurtarma ekipleri oraya ulaştığında her biri sağa sola dağılmış insanlarla mı karşılaştılar, yoksa helikopterin içinde insanlar var mıydı?

Olayın suikast olabileceğini ima etmeye çalışmıyorum. Bana göre en büyük suikast, o hava koşullarında helikopterin kalkmasına ve sis bulutuna sürülmesine izin vermektir. Başkanı bile bile ölüme götürmektir Bir de şu var: BBP’nin demirbaşına kayıtlı helikopter olmadığı halde, haberlerde sürekli ‘BBP helikopteri’ demek ne oluyor acaba? Helikopterin ait olduğu firmanın gerçek sahipleri gizleniyor olmasın?

Kaynak: Prof. Dr. Osman ÖZSOY � Haber7

Basbug Muhsin Yazicioglu

Basbug Muhsin Yazicioglu

Cenazenin kalabalık olacağı sabahtan belliydi. Sadece memleketi Sivas'tan değil, Türkiye'nin dört bir yanından başkente doğru araçlar akarken, şehir merkezinde trafik güçlükle ilerliyordu. Anadolu insanı, akın akın otobüslerin camlarına astığı posterlerle Muhsin Yazıcıoğlu'nu son yolculuğuna uğurlamaya geliyordu.

İlk tören Meclis'teydi. Siyasetin eski yeni bütün simaları oradaydı. En zor zamanlarda bile 'millî iradeye' yaptığı vurgularla tanınan Yazıcıoğlu, Meclis'e omuzlarda veda etti. Hüzünlü bir görüntüydü.

Asıl tören Kocatepe Camii'ndeydi. Camiye çıkan bütün yollar insan seli. Mahşeri bir kalabalık... Araçla ulaşmak imkânsız. Caminin avlusu, ağzına kadar dolu. Kalabalık avlunun dışına taşmış durumda. Kabına sığmayan gençler çoğunlukta. Yaşlı ve kadınlar da azımsanmayacak oranda.

Kitleye sağduyu hakim. İzdihama yol açmamak için herkes son derece dikkatli. Taşkınlık yok. Gözler yaşlı. Yüzlerde hüzün. Sürekli tekbir ve dua...

Kalabalıkları buraya toplayan ne parti organizasyonu ne de siyasî yakınlık. Muhsin Yazıcıoğlu'na duyulan sevgi. Son görevi yapma düşüncesi... "Ben İzmir'den sırf cenaze namazı için geldim." diyen gençlere de rastladım, ta Erzurum'dan geldiğini söyleyenlere de. Bırakın BBP'yi, siyasetle ilişkisi olmayanlar çoğunlukta sanki.

Bir vatandaş, "Benim siyasetle işim olmaz. Yazıcıoğlu'nu seviyordum, o yüzden geldim." dedi.

Belli ki insan mahşeri kendiliğinden oluşmuş. Küçük gruplar halinde kimi otobüsle kimi de özel araçlarıyla uzak yakın demeden koşup gelmişler. Ben, son yıllarda ne cenaze ne de bir başka organizasyonda bu kadar kalabalığı bir arada görmedim.

Yazıcıoğlu, birkaç hafta önce seçimi konuştuğu bir televizyon programında "Sandığın sultanı olamadım ama gönüllerin sultanı oldum." demişti. Kocatepe Camii'nden taşan kalabalık, bu sözün doğruluğunu tasdik ediyor. Adını verdiği 'büyük birliği' kendi cenazesinde sağladı.

Bir genç, caminin merdivenlerinden aşağıya doğru büyütülmüş eski bir fotoğrafı tutuyor. Renkli değil. Siyah beyaz günlerden kalma. Karlı bir kış günü omuzlarda taşınan bir cenazeden enstantane. Dikkatlice baktığımı gören bir arkadaş, "Bu unutulmaz bir fotoğraf, İstanbul'da ülkücü Mustafa Erol'un cenazesinden." dedi.

Caminin avlusunda dikkat çeken pankartlar da var. Birinde 'Sevdan da, kavgan da bizimdir yiğit adam' diye yazıyor. 'Seni hiç unutmayacağız' yazan atkılar göze çarpıyor. Tekbir ve dualar hiç susmuyor. Küçük grupların zaman zaman cılız da olsa dile getirdikleri 'Şehitler ölmez vatan bölünmez' sloganı tepki çekiyor ve anında tekbirlerle bastırılıyor.

Siyaset erkânı tam kadro camide. Siyasetçilerin cenaze törenlerinde görmeye pek alışık olmadığımız Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, en ön safta. Bir jest olduğu kesin. Yazıcıoğlu, sadece milletvekilliği yaptı. Hükümetlerde görev almadı. Bir devlet yöneticiliği yok.

Başbuğ'un cenazeye katılmasının bir başka anlamı olabilir mi? Malum, Muhsin Yazıcıoğlu'nun en zor yılları Mamak'ta geçti. 12 Eylül askerî darbesinin sonucu. Hücrede kaldı, işkencelere uğradı. Başbuğ'un cenazede bulunması acaba bir özür anlamı taşır mı? Veya iade-i itibar. Niye olmasın?

Yazıcıoğlu, askerî darbelere en sert tepki veren siyasetçilerdendi. 28 Şubat'ta sivil siyasete müdahaleyi kabullenemedi. İtirazını yüksek sesle dile getirmekten çekinmedi. O süreçte, "Millete çevrilen namluya selam durmam." dedi.

Cenaze töreninde ilginç simalar vardı. Rahşan Ecevit, onlardan biriydi. İlerlemiş yaşına rağmen uzun süre ayakta bekledi. Cenaze namazını Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu kıldırdı. Yazıcıoğlu'ndan söz ederken söylediği bir cümle dikkat çekiciydi: 'O istikamet sahibiydi'. Caminin içini dışını dolduran yüz binler bu sözü tasdik etti. Ebedi istirahatgâhı olarak seçilen Taceddin Dergâhı, Muhsin Yazıcıoğlu'nun misyonuyla örtüştü. Oraya yakıştı.

Biz de şehadet ediyoruz ki; Yazıcıoğlu istikamet sahibiydi, mekânı cennet olsun...

Kaynak: MUSTAFA ÜNAL - ZAMAN