11 Ekim 2009 Pazar

Resûlullâh Efendimiz'in (s.a.v) Ehl-i Beyti

Resûlullâh Efendimiz'in (s.a.v) Ehl-i Beyti
11 Ekim 2009 Pazar - 11 Oktober 2009 Sonntag

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) ehl-i beyti mü'minlerin anneleri olan zevceleri (hanımlari) ile Hz. Fatima, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir (radıyallahü anhüm).

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) bir gün Hz. Ali, Hz. Fatima, Hz. Hasan ve Hz.Hüseyin'i mübarek libasının altına almış ve Ahzab Suresi’nin “…Ey ehl-i beyt, Allah sizden ancak kiri götürmeği ve sizi tertemiz kılmayı dilemektedir.” mealindeki 33. âyetini, okumuşlar ve şöyle duâ buyurmuşlar (tercümesi): "Ilahi! Bunlar benim ehl-i beytimdir. Benim hanedanımın havâssından (şeçilmişlerinden)dir. Bunlari pâk olmayan şeylerden, günahlardan berî (uzak) tut. Bunları tam bir taharet ve nezahete (temizliğe) mazhar buyur (kavuştur)."

Peygamber Efendimiz'in âlinin ilk safında ehl-i beyti bulunmaktadır. Esasen bütün müttakî, hakikaten Allah'tan korkan ve Allâhü Teâlâ'nın korumasında olan) mü'minler de Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) âlindendir.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) evlâtlari; Abdullah, Ibrâhim ve Kasım; Zeynep, Rukiye Ümm-ü Gülsüm, ve Hz. Fâtima'dir (r. anhüm). Peygamber Efendimiz'in mübarek zürriyetleri (nesli), muhtereme kızı Hz. Fatima'dan devam etmiştir. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in kiyamete kadar devam edecek nesilleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mübarek zürriyetleridir.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) Hz. Fatıma'ya çok muhabbet gösterirlerdi. Âhirete irtihallerinden sonra ehl-i beytinden kendisine ilk kavuşan Hz. Fatima (r.anha)dır. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e (r.anhümâ) muhabbet ve iltifatlari da pek ziyade idi. "Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendisidir." ve "Her kim Hasan ve Hüseyin'i severse mutlak heni sevmiş olur; her kim onlara bugz (düşmanlık) ederse muhakkak bana buğz (düşmanlık) etmiş olur." buyurmuslardir.

Bütün müsümanlar ve bilhassa Ashâb-ı Kiram, Resulullah Efendimiz'in ehl-i beytine -hiçbir ayırım yapmadan- büyük bir hürmet ve muhabbet göstermişlerdir. (Radıyallahü anhüm)
Anahtar Kelimeler: Resulullah Efendimizin (s.a.v.) ehl-i beyti - Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) ehl-i beyti - Ahzab Suresi ayet 33 - Hz. Ali - Hz. Fatima - Hz. Hasan - Hz. Hüseyin -

Nasîhatin âdâbı

Nasîhatin âdâbı
11 Ekim 2009 Pazar

Bir zât Abbâsi halîfelerinden Me'mûn'a sert bir lîsân ile nasîhat edince halîfe şöyle dedi:

"Efendi, tatlı konuş. Allâhü Teâlâ senden daha iyisini (Mûsa a.s.) benden daha kötüsüne (Firavun'a) gönderdi de ona yumuşak konuşmayı emretti" ve (meâlen): "Ona yumuşak dille söz söyleyin, belki ögüt dinler veya korkar." (Tâhâ sûresi, âyet 44) buyurdu.

Irşad edecek, nâsihatte bulunacak zât, peygamberlere uymalı ve onların sünneti, ahlâkı üzere olmalidir.
Anahtar Kelimeler: Nasihat - Nasihatin adabi - Nasihat'in adabi - Nasihatin önemi - Nasihatın adabı - Nasîhatin âdâbı

9 Ekim 2009 Cuma

Latîfe ve Alay etmek

Latîfe ve Alay etmek
09 Ekim 2009 Cuma


Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Kardesinle münâkasa etme ve ona saka yapma."

Sakada yasaklanan, onda ifrât (asiri) derecesine varmaktir. Zîrâ bu, cok gülmeye sebep olur. Cok gülmek ise kalbi öldürür. Resûlullâh (s.a.v.) bir hadîs-i serîflerinde söyle buyurdular: "Ben elbette latîfe ederim, ama ancak hakki söylerim."

Resûlullâh (s.a.v.) Suheyb (r.a.)'a "Gözün agridigi hâlde hurma mi yiyorsun ?" deyince Suheyb (r.a.) "Agrimayan tarafi ile yiyorum." demis ve Resûlullâh (s.a.v.) tebessüm etmisti.

Alay etmek haramdir. Allâhü Teâlâ "Bir kavim diger kavim ile alay etmesin..." (Hucurât sûresi, âyet 11) buyurmustur. Bunun mânasi kücük düsürmek ve insanlarin kusurlarina dikkat cekmektir. Bu, cogu kere sözlü ve fiilî olarak anlatmak seklinde olur. Resûlullâh (s.a.v.) söyle buyurmustur: "Insanlarla alay edenler icin cennetten bir kapi acilir ve "gel gel" denilir. Sikintili ve dertli olarak gelir fakat kapi kapanir. Sonra baska bir kapi acilir. "Gel gel" diye cagrilir. Sikintili ve dertli olarak geldiginde kapi yine kapanir. Bu hal o kadar devam eder ki, cennetin kapisi acilip "gel" dedikleri hâlde adam artik gitmez."

Muaz bin Cebel (r.a.)'in rivâyet ettigi bir hadîs-i serîfte söyle buyurmustur: "Kim din kardesini tevbe ettigi bir günâhindan dolayi ayiplarsa ayni hatâyi islemeden ölmez." Anahtar Kelimeler: Latife - Saka - Alay - Dalga - Latife ve Alay - Saka ve Dalga - Latife yapmak - Alay etmek - Saka yapmak - Dalga gecmek - şaka -

8 Ekim 2009 Perşembe

Kibirlilerin Azâbı

Kibirlilerin Azâbı
08 Ekim 2009 Persembe


Enes bin Mâlik (r.a.)'in rivâyet ettigi bir hadîs-i serîfte söyle buyurulmustur: "Cehennemde tabutlar vardir. Icine kibirlenenler konulur ve onlarin üzerine (hic kimseyi görmesinler ve hic kimse de onlari görmesin diye) kilitlenir." Böyle daraltilarak onlarin cehennemde azaplari siddetlenir."

Amr bin Şuayb (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmuştur: "Kibirlenenler kıyâmet gününde küçük karınca gibi adamlar sûretinde yaratılırlar. Onları her yerden zillet kuşatır. Cehennemde Bûles denen bir hapishâneye götürülürler. Cehennem ateşi onları kuşatır. Cehennem ehlinin bedenlerinden çıkan usâreden (kan, irin...) içerler."

Kibirlilerin âhirette insan sûretinde fakat küçük karınca kadar olmaları, onları amellerine uygun olarak zilletle ve hakâretle cezalandırmak içindir.

Abdullah bin Selâm (r.a.) bir gün çarşıda sırtında bir yük odun olduğu hâlde yürüyordu. Ona, 'Bunu yapmaya seni ne sevk etti ? Hâlbuki Allah seni bundan zengin kılmıştır.', denildi. O şöyle cevap verdi: Kibri defetmek istedim. Resûlullâh'ın (s.a.v.); "Kalbinde hardal tânesi kadar kibir olan kimse (azap görmeden ve rezil olmadan) cennete giremez." buyurduğunu işittim.

Bâzı kötü huylar

Bâzı kötü huylar
08 Ekim 2009 Persembe

Müslüman, din kardeşini küfür ile veyâ fâsıklıkla suçlamaz. Eger o kardeşi bunlardan uzak ise suçlama kendine döner. Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Bir kimse başka birini küfürle ve fısk ile şuçlamasın. Eger şuçladıgı kimsede bunlar yoksa küfür ve fısk kendine gelir." buyurmuştur.

Müslüman, bir insanı işledigi günah sebebiyle ayıplamaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Kim kardeşini (işledigi, ama sonra tevbe ettigi) bir günahından dolayı ayıplarsa, o günahı işlemedikçe ölmez." buyurmuştur.

Müslüman, Allâh'a çok yemin etmez. Cünkü çok yemin etmek, Allâh'ın ismini hafîfe almaktır. Müslüman, insanlari yüzüne karşı medhetmekten, çok şaka yapmaktan, sözlerinden yanlış mânâların anlaşılmasından uzak durur. Müslüman, büyüklerinin karşısında sesini yükseltmez.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Müslümanların kusurlarını ve gizli hâllerini araştırmayınız, aranızdaki münâsebeti koparmayınız, birbirinize yüz çevirip dargın durmayınız. Ey Allâh'ın kulları, kardeş olunuz." buyurmuştur. Anahtar Kelimeler: Bazi kötü huylar - Bâzı kötü huylar - kotu huylar -

6 Ekim 2009 Salı

Allah'ın kula muhabbeti

Allah'ın kula muhabbeti
06 Ekim 2009 Sali


Allâhü Teâlâ'nın bir kulu sevmesi için o kulun günahlardan arınması şarttır. Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyurulmuştur: (meâlen) "Allâhü Teâlâ da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiretle örtsün, yarlığasın." (Âl-i Imran sûresi, âyet 31)

Bir hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: "Kulum nafile ibadetlerle bana öyle yaklaşır ki ben de onu severim."

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

• "Muhakkak Allâhü Teâlâ dünyayı sevdiğine de sevmediğine de verir. İmânı ise ancak sevdiğine verir."
• "Kim Allah için tevâzû gösterirse Allah onu yüceltir, kim kibirlenirse onu alçaltır. Zâtını çok zikredeni Allah sever. Sonra da onun işiten kulağı olur."

Allâhü Teâlâ'nın kulunu sevmesinin alâmeti onu diğer şeylerden uzaklaştırması ve zâtı ile diğer sebepler arasına mâni koymasıdır.

Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah bir kulunu sevdiği zaman onu belâya müptelâ eder (uğratır), fazla sevdiği zaman iktinâ eder." Onu iktinâ etmesinin mânâsı sorulunca "Onun malını ve ehlini almasıdır." buyurdu.

• "Allah bir kulunu sevdiği zaman onu belâya müptela kılar, eğer sabrederse ve razı olursa onu mümtaz kullarından kılar."

Kulun Allah'a olan muhabbetinin alâmeti, Allah'ın sevdiği şeyleri kendi sevdiği şeylere tercih etmesi, Allah'ı çok zikretmesi ve Allah'a münâcâtın kendisine başka şeylerden daha sevimli olmasıdır.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Fuzuli konuşmanın zararları

Fuzuli konuşmanın zararları
05 Ekim 2009 Pazartesi


Faydası olmayan şeyleri konuşarak vakit zâyi edilmemelidir. Insan ömrünü nerede harcadıgından hesâba cekilecektir. Zirâ o hayırlı olanı kötü olan ile degiştirmiş olur. Cünkü boşa gecirdigi zamanlarda Allâhü Teâlâ'yı zikretseydi veya sükût edip tefekkür ile meşgul olsaydı elbette büyük derecelere nâil olurdu.

Resûlullâh (s.a.v) buyurdular ki: "Kişinin mâlâyânîyi (faydasız şeyleri) terk etmesi, onun müslümanlıgının güzelligindendir."

Fazla konuşmak, tekrârında fayda olmayan şeyleri tekrar etmek ve lüzûmundan fazla konuşmaktır. Resûlullâh (s.a.v) buyurdular ki: "Dilini fazla konuşmaktan tutan ve malının fazlasını infâk eden kimseye müjdeler olsun."

Bilal bin Hâris (r.a), Resûllulâh (s.a.v)'in şöyle buyurdugunu rivayet eder: "Bir kimse ulaşacagı makamı düşünmeden Allah'ın razı oldugu bir kelimeyi konuşur, Allah onun icin bu konuşmasına mukâbil Allâh'a kavuşacagı güne kadar rizâsını yazar. Bir kimse ulaşacagı makamı düşünmeden Allâh'ın gazaplandıgı bir kelimeyi konuşur ve Allâh ona kıyâmete kadar gazabını yazar."

Tâbiîn 'in büyüklerinden Hz. Alkame (r.a) şöyle derdi: "Nice söylenecek söz ve hadîs-i şerîf var ama Bilal bin Hâris'in rivâyet ettigi (yukarıdaki) hadîs-i şerîf beni ondan men etti."

4 Ekim 2009 Pazar

Israf ile alakali bilgi

Israf ile alakali bilgi
04 Ekim 2009 Pazar


Isrâf, kat'î delillerle harâmdir. Isrâf, kalbin hastaliklarindandir ve kötü bir ahlâktir. Isrâf hakkinda Allâhü Teâlâ (mealen): "... Isrâf etmeyiniz. Şüphe yok ki o, isrâf edenleri sevmez." (A'raf Sûresi, âyet 31) buyurmuştur.
Bu âyet, Allâhü Teâlâ'nin israf eden kulunu sevmediginin delillerindendir. Allâh'in muhabbetine mani olan şeyden daha cirkin bir şey yoktur. Isrâf, Allâh'in muhabbetinin ortadan kalkmasina sebep olur.

Diger bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmuştur: " ... Ve sacip savurma. Şüphe yok ki, sacip savuranlar, şeytanlarin kardeşleridir." (Isrâ Sûresi, âyet 26-27) Yâni şerlilikte şeytân gibidirler. Şeytanlarin dostlari ve tâbîleridirler. Şeytanin kardeşi, şeytandir. O hâlde şeytanin kardeşligini düşünmek gerekir. Şeytandan daha habîs ve rezil ne vardir ? Öyleyse şeytanin kardeşliginden daha kuvvetli bir kötüleme yoktur.

Allâhü Teâlâ mali müsriflere vermekten de, onlari isimlerin en cirkinlerinden biri ile tâbir ederek şöyle men'eder (meâlen): "Mallarinizi sefîh (beyinsiz) lere vermeyin." (Nisâ Sûresi, âyet 5)

Resûlullâh (s.a.v) Efendimiz de mali meşrû olmayan yerlerde harcayarak zâyi etmekten men etmiştir. Ebû Berze (r.a.)'in rivâyet ettigi hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Kul, kiyâmet gününde dört şeyden suâl edilinceye kadar ayagi bulundugu yerden ayrilmaz:

- 1. - Ömrünü nerede tükettiginden
- 2. - Ilmiyle ne amel ettiginden
- 3. - Malini nerede kazandigindan ve mali nerede harcadigindan
- 4. - Vücûdunu (sihhatini) nerede tükettiginden."

Yâni, ömrünü hayir da mi şerde mi harcadi ? Malini helâl yoldan mi, haram yoldan mi kazandi ? Malini hayirda mi günahta mi harcadi ? Vücûdunu Allâh'a ibâdet ederek mi yoksa nefsinin hevâsinda mi tüketti ?

3 Ekim 2009 Cumartesi

Dini yasamak icin gerekli 4 sey

Dini yaşamak için gerekli 4 şey

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; İnsana dinini yaşamak için yeterli gelecek 4 söz vardır. Onlar da şunlardır.

1. Ameller (eylemler) niyetlere göredir....
2. Kendini ilgilendirmeyen (malayani) şeyleri terketmesi, kişinin güzel (akıllı, bilinçli) müslüman olduğunu gösterir.
3. Bir mü’min, kendi için istediğini din kardeşi için de istemelidir. Bunu yapmadıkça imanda olgunluğa eremez.
4. Allah’ın koyduğu helaller bellidir, haramlar da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır.
(Onları insan açıkça bilemez, ama vicdanı bir kanaat belirler).

Hadis (Ebu Davud)
Anahtar Kelimeler: ibadet - namaz - secde - Dini yasamak icin gerekli 4 sey - Dini yaşamak için gerekli 4 şey -

2 Ekim 2009 Cuma

Cevremizi hakiki muminlerle kurmak

Çevremizi hakikî mü'minlerle kurmak
Cuma özel / 02 Ekim 2009 Cuma


Aziz ve muhterem Müslümanlar!

İslâm dini hayat dinidir. Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatında her Müslümanın İslâm nizamına uygun yaşaması lâzımdır. Her mü'min çevresini dindar, hakperest mü'minlerle kurmakla mükelleftir. İnsanın her iki hayatını kazanıp kurtarabilmesi, yaşadığı çevresi ve işbirliği yaptığı arkadaşlarıyla alâkalıdır.

Mü'min şuurlu ve faziletli insandır. İslâmî hayattan uzak olanlarla teşrîk-i mesaî yapmaz. Gayrımüslimden farksız yaşayan bozulmuş insandan, yılandan ve akrepten kaçar gibi uzak durur. Zira canavarlar arkadaş olan, canavarlaşır Melekmisal mü'minlerle beraber olan, meleklesin Çürük meyvelerin arasında fazla kalan sağlam meyve de çürür.

Dinimiz çevre ve arkadaş üzerinde ciddiyetle durmakta ve bizleri lâyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle ikaz etmektedir. Meallerini arzedeceğim âyetler mü'minlerin ancak ve ancak gerçek Müslümanlarla kader birliği yapmalarını, îman ve İslâm'ın hakikatları dairesinde münasebetlerini devam ettirmelerini emretmektedir.

Mâide Sûresi, âyet 55-56'da şöyle buyurulmaktadır:

"Sizin dostunuz, yardımcınız ancak Allah’tır, O'nun peygamberidir. Allah'ın emirlerine boyun eğici olarak (İslâm şeriatına bağlı, îman ve Kur'ân hakikatlarına sımsıkı sarılan) namazını dosdoğru kılan, zekâtını veren mü'minlerdir. Kim Allah'ı, peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah'tan yana olanlar üstün gelirler."

Yine Tevbe Sûresi, âyet 19'da şöyle buyurulmaktadır:

"Ey mü'minler! Allah'a karşı gelmekten korkun! îmanda, söz ve davranışlarında doğru olanlarla beraber olun!"

Aziz mü'minler!

Mü'min ve Müslüman olarak yaşamak ve can vermek isteyen herkes Kur'ân-ı Kerîm'in rehberliğinde etrafına ciddiyetle bakmalı! Kimlerle beraber olduğunu, hayatın her safhasında kimleri takip ettiğini, hangi safta yer aldığını düşünmeli! Şunun bunun hatırı için değil, Hakk'ın hatırı için imanlılar sarında yerini almalı! îmana ve Kur'ân'a hizmet etmelidir. Mü'minler bunu yapmaya mecburdurlar. Rabbimizin en başta bizden istediği budur. Müslümanlar bu âyetlerin ışığında yerini, yolunu, safını, sınıfını tâyin etmezse; hakikî mü'minlerle omuz omuza, el ele, diz dize yaşamak devletine eremezse hayatın mânâsı kaybolur. Beklenen netice alınamaz. Günahkâr bir çevrede, gaflet uykusunda geçen ömür sermayesi inşam iflâsa götürür.

Bilirsiniz ki: İnsanlar çevrenin tesiri altında kalırlar. Hususan gençlerimizin, mekteplere giden yavrularımızın bozuk çevrenin tozu dumanı içinde, itikadı ve ahlâkı bozuk arkadaşlar arasında bozulmadan kalacaklarını ve kendilerini kurtaracaklarını sanmak aldanmaktır.

Ailesinden, hizmet ehli ve hamiyetli mü'minlerden kurtarıcı bir el ellerinden tutmazsa, gençlerin dünya ve âhiret hayatları tehlikededir. Onlara mümkün olduğu kadar iyi arkadaş, güzel bir çevre bulmak, imanlı ve ahlâklı gençlerle beraber kalmalarını sağlamak, bu çok mühim işe yardımcı olmak hepimizin vazifesidir.

Asrımız felâketler ve helâketler asrıdır. Yüzlerce günahın insanlara birden hücum ettiği fitne ve fesat asrıdır. Dağlar gibi dalgaları bulunan bir denize benzemektedir. Kur'ân ve îman gemisine binmeyen, boğulmaktan kurtulamaz. Herkesi bu tufandan kurtulmak için îman ve islâmiyet gemisine binmeye davet ediyoruz. Bu davet, Allah ve Resulü'nün davetidir. Bu davete gelmeyen, peygamber oğlu ve hanımı da olsa boğulmaktan kurtulamaz.

Evet, kimileri servet ve sefahet bataklığında; kimileri faiz ve dolandırıcılık bataklığında; kimileri siyaset, enaniyet, gurur ve kibir bataklığında boğulmaktadır. Bütün bu bataklıkları kurutacak, insanları boğulmaktan kurtaracak çâre dindir, îmandır. Allah nizamı olan yüce Kur'ân'dır.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şu hadîs-i şerîfleriyle bizi îkaz ediyor: "İnsan dostunun dini üzerinedir. Şu halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye dikkat etsin! Kötü dosttan sakın! Zira onunla tanınırsın! Ancak gerçek mü'minlerle arkadaş ol! Fâsıkla dostluk kurma! Onun kötülüğünü öğrenirsin! Kişi ancak sevdiği ve münasebet kurduğuyla beraberdir."

Hülâsa: Arkadaşlarımız, dostlarımız akıllı, ahlâklı ve dindar olmalıdır. Bu sıfatları taşımayan kişiler dost görünse de aldanmamalıdır. îmanı sağlam, ameli sâlih, ahlâkı güzel arkadaşlar bulalım ve onlardan ayrılmayalım!

1 Ekim 2009 Perşembe

Peygamber Efendimiz (s.a.v) nasıl şakalaşırdı ?

Peygamber Efendimiz (s.a.v) nasıl şakalaşırdı ?
01 Ekim 2009 Persembe


Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır. Peygamberimizin yaptığı şakalar lüzumsuz ve yersiz değildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ Allah'ın elçisi olması dolayısıyla ciddi¸ vakarlı¸ ağırbaşlı¸ heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı görev¸ üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın...

Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur¸ şakalaşır¸ tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı¸ insanlar Peygamberimize yanaşamazlar¸ ona soru bile soramazlardı. Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz¸ bazen ortamın yumuşatılması¸ insanların rahatlatılması gerekir. Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır.

Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:

"Kul şaka ile de olsa yalanı¸ doğru bile olsa lüzumsuz tartışmayı bırakmadıkça tam inanmış bir mü'min olamaz."

Peygamber Efendimiz bir yandan yeri geldikçe şaka yaparken¸ diğer yandan da Sahabîlerin yersiz şaka yapmamaları konusunda uyarıda bulunurlardı.

"Arkadaşlarınla ağız kavgası yapma¸ bir söz verip de tutmamazlık etme."

Etrafındakiler sordular:

"Yâ Resulallah¸ siz de şaka yapıyorsunuz."

Çelişkili gibi görünen bu durumu Peygamberimiz şöyle cevapladı:

"Evet¸ ben de şaka yaparım¸ fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim."

Bunun yanında¸ Peygamberimiz insanlarla alay etmez¸ hafife almaz¸ dalga geçmez¸ küçük düşürmez¸ mahcup etmez¸ zor durumda bırakmaz¸ "işletme" gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı. Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla¸ hanımlarıyla¸ yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.

Peygamberimiz çocukları çok severdi. Onlarla ilgilenir¸ sevindirirdi. Çocuklar Peygamberimizden hiç kaçmazlar¸ nerede görseler hemen yanına gelirler¸ çevresini sararlardı. Hazret-i Enes'in kendisi de Peygamberimizin hizmetine on yaşlarında iken girmişti. Bir defasında Efendimiz kendisine:

"Ey iki kulaklı adam" diye takılmıştı.

Peygamberimiz aile içinde mükemmel bir eş¸ şefkatli ve sevimli bir babaydı. Zaman zaman eşleriyle de şaka yapar¸ onlarla olan samimiyetini geliştirirdi. Hazret-i Âişe genç ve zeki bir hanım olduğu için Peygamberimiz ona ayrı bir ilgi gösterirdi.

Hazret-i Âişe anlatıyor:

Ben zayıf¸ ince belli genç bir hanımdım. Bir seferde Peygamberimizle birlikte bir yolculuğa çıktım. Peygamberimiz bir yerde Sahabîlere:

"Siz ilerleyin" dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana:

"Gel seninle yarışalım" dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.

Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde Sahabîlere:

"Siz ilerleyin" dedi ve ikimiz yalnız kaldık.

"Gel yarışalım" dedi. O zamanlar ben kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek:

"Bu defaki benim seni geçişim¸ o gün beni geçişine bedel olsun' buyurdu."

Peygamber Efendimizin kendi aile içindeki bir latifesini de Numan bin Beşir rivayet ediyor:

Bir gün Hazret-i Ebû Bekir¸ Peygamber Efendimizin huzuruna girmek için izin istedi. Kızı ve Peygamberimizin hanımı Âişe'nin Efendimize bağırdığını işitti.

"Resulullaha nasıl bağırırsın?' diye elini kaldırarak bir tokat atmaya davrandı. Fakat Peygamberimiz bırakmadı. Ebû Bekir kızgın olarak ayrıldı¸ çıktı.

Ebû Bekir çıktıktan sonra Peygamber Efendimiz Âişe' ye:
"Gördün mü¸ seni nasıl kurtardım adamın elinden...' dedi.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ebû Bekir tekrar müsaade isteyerek Peygamberimizin huzuruna girdi. Bu sefer Efendimizle Âişe'yi barışmış görünce sevindi ve Peygamberimize dönerek şöyle dedi:

"Beni nasıl kavganıza kattıysanız¸ barışınıza da katar mısınız?"

Peygamberimiz:
"Kattık¸ kattık' buyurdu."

Peygamberimizin aile içinde şöyle bir latifesi de olmuştu:
Adamın biri Peygamberimizin amcasıoğlu Abdullah bin Abbas'a sordu:
"Peygamber Efendimiz şaka yapar mıydı?"
"Evet¸ yapardı."
"Şakalarından bir örnek verir misiniz?"
Bir gün hanımına bol bir elbise giydirdikten sonra;
"Güle güle giy¸ Allah'a şükret ve gelinler gibi yerde sürü' diye takıldı."
Peygamberimiz kimsesiz¸ fakir¸ yoksul¸ herkesin yüz vermediği¸ ilgilenmediği insanlarla küçük şakalar yapar¸ kalplerini kazanırdı.

Enes bin Mâlik anlatıyor:
Bir gün adamın biri Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve kendisinden bir binek hayvanı istedi.
Peygamberimiz ona¸ 'Peki¸ sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi?' diye takıldı.
Adamcağız¸ 'Yâ Resulallah¸ ben sizden bir binek istiyorum¸ dişi deve yavrusunu ne yapayım?"
Peygamber Efendimiz gülerek:
‘Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?' buyurdu.

Peygamberimizin dadısı ve Zeyd bin Hârise'nin hanımı Ümmü Eymen¸ bir gün Peygamber Efendimize gelir ve onu evine davet eder:
"Yâ Resulallah¸ beyim sizi davet ediyor."
"O da kim¸ hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?"
"Beyimin gözlerinde beyazlık yok yâ Resulallah!"
"Evet¸ gözlerinde beyazlık var."
"Vallahi yok yâ Resulallah."
"Hiçbir insan yoktur ki¸ gözlerinde beyazlık bulunmasın."

Peygamberimizin buna benzer bir latifesini Hasan-ı Basrî Hazretleri rivayet ediyor: Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek:

"Yâ Resulallah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi.
Peygamber Efendimiz:
"Yaşlı kadınlar Cennete giremez" diye ona takıldı.
Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.
Peygamber Efendimiz¸ Sahabîlere:
"Gidin ona söyleyin¸ 'Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin.' Cenab-ı Hak¸ 'Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da¸ eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı yaşta genç kızlar yaptık' buyurmuyor mu?" (Vakıa Sûresi¸ 36.)

Peygamberimizin bir başka latifesini de Enes bin Mâlik'ten dinleyelim:

Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir Peygamberimize her gelişinde kendi yetiştirdiği ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da¸ Peygamber Efendimiz ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldururdu. Gelen hediyelere bu şekilde karşılık verdikten sonra da şöyle buyururdu: "Zahir bizim çölümüz¸ biz de onun şehriyiz."

Peygamberimiz Zahir'i çok severdi. Halbuki Zahir hiç de güzel değildi. Fizikî olarak son derece çirkin bir adamdı.

Bir gün pazarda çölden getirdiği malları satmaya çalıştığı bir sırada Peygamber Efendimiz gitti¸ sessizce yaklaştı¸ Zahir'i arkasından kucakladı ve elleriyle gözlerini kapadı. Zahir tutanın kim olduğunu göremiyordu. Tutan kimse bıraksın' diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla arkasından tutanın Efendimiz olduğunu anlayınca sırtını Peygamberimizin göğsüne iyice dayamaya başladı.

Zahir'in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber Efendimiz yüksek sesle: ‘Bu köleyi satıyorum¸ var mı alan?' diye seslenmeye başladı. Zahir boynu bükük¸ mahzun bir halde:
‘Yâ Resulallah¸ benim gibi değersiz bir köleye vallahi kuruş veren olmaz' deyince Peygamber Efendimiz: ‘Hayır¸ yâ Zahir¸ sen Allah katında hiç de değersiz değilsin' buyurdu .... Derleme: www.RamazanRehberi.Com - Anahtar Kelimeler: peygamber - efendimiz - şakaları - sakalari - saka - peygamberimizin sakalasmasi - peygamberimizin sakasi - peygamber efendimiz saka yaparmiydi ? - peygamber efendimiz sakalasirmiydi ?peygamber efendimizin sakalasmasi -

29 Eylül 2009 Salı

Peygamber Efendimiz (S.A.V) hakkinda

Peygamber Efendimiz (S.A.V) hakkinda
29 Eylül 2009 Sali - 29 September 2009 Dienstag


Peygamber Efendimiz (S.A.V.) 'in hayatı, muhacir, sahabe, ensar, Hz. Peygamberin ayak numarasına kadar daha birçok soruya kısa ve özlü cevaplar.


S 1: Peygamber Efendimiz hangi tarihte ve nerede dünya ya gelmiştir?

C 1: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V); Miladi 571 yılı nisan ayının yirmisine tekabül eden Rebi ul' evvel ayının 12. pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke' de dünyaya geldi.

S 2: Peygamber Efendimizin annesi, babası ve dedesinin isimlerini söyleyiniz.
C 2: Peygamber Efendimizin annesi, Amine validemiz, babası; Abdullah ve dedesi; Abdulmuttaliptir.

S 3: Peygamber Efendimizin ilk hanımı kimdir? Çocuklarının adlarını söyleyiniz:
C 3: Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.
Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,
Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.

S 4: İlk vahiy hangi tarihte, nerede ve Peygamber Efendimiz kaç yaşında iken indi?
C 4: İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında iken indi.

S 5: İlk Müslümanlar kimlerdir?
C 5: İlk Müslüman'lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.

S 6: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nereden nereye hicret etmiştir?
C 6: Peygamber Efendimiz 622 yılında Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir.

S 7: İslam tarihinde yapılan ilk Mescid hangisidir?
C 7: İslam tarihinde ilk yapılan mescid; Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicret ederken uğradığı, Kuba köyünde yapılan Kuba mescididir.

S 8: Ensar ve Muhacir kimlere denir?
C 8: Mekke'den hicret ederek Medine'ye gelen Müslümanlara "Muhacir"; Medine'nin yerli halkı olan ve Mekke'den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman'lara "Ensar" denir.

S 9: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nerede ve kaç yaşında ruhunu teslim etti?
C 9: Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine' de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.

S 10: Sahabe kime denir?
C 10: Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir.

S 11: Peygamber Efendimiz nerede defnedilmiştir? Kabrine ne ad verilmiştir?
C 11: Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere). Kabrinin bulunduğu yere " Ravza-i Mutahhare" denilmektedir.

Soru: Acaba kaynaklarda Hz. Peygamberin ayak numarası ile ilgili bilgi var mıdır?
Cevap (Meral Günel - İlahiyatcı): Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde müminlerin Hz. Peygamberle ilişkileri daha çok Ona iman etmek, Onu her şeyden çok sevmek, buyruklarına karşı çıkmayıp itaat etmek, getirdiği mesajı anlayıp uygulamada ve evrensel boyuta taşımada gayret sahibi olmak çerçevesinde ele alınmıştır. Peygamber sevgisinin ve Ona benzemeye çalışmanın bir tezahürü olarak İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren Müslümanlar büyük bir titizlikle Hz. Peygamberin vücud yapısı, giyim kuşamı alışkanlıkları ve ahlakı konusunda dikkatli bir gözlemci olmuşlar ve ulaştıkları bilgileri gelecek nesle aktarmışlardır. Burada önemli olan husus, insanın fizikî özelliklerini (saç tipi, boyu, ten rengi vb.) Ona benzetmek için bir sorumluluğu olmamasına karşılık ahlakî ve dinî hayatını düzenlerken sorumluluk taşımasıdır. Dolayısıyla bize düşen en önemli görev öncelikle Onun ahlakını öğrenip hayatımıza yerleştirmek olmalıdır. Sorunuza gelince, ilk okuyuşta bir şakaymış izlenimini veren bu soruya bir soruyla karşılık vermek nasıl olur? " Ayak numaraları ne zaman tespit edilmeye başlandı?" Bunun cevabı bilinmedikçe sorunuzu rakamsal olarak cevaplamak zor. Ancak genel olarak kaynaklarda Hz. Peygamberin ayak yapısına dair söylenenler; ayaklarının, ayak bilekleri ve parmaklarının irice ve kalınca olduğu, ayaklarının altının çukur (kemerli) olduğu, düztaban olmadığı, ayaklarının fazla etli olmayıp üzerinin pürüzsüz olduğu şeklindedir.
Anahtar Kelimeler: Peygamber Efendimiz - Hz. Muhammed (s.a.v)- Resulullah - Rasulullah - Hz. Peygamber - Peygamberimiz (S.A.V.) hakkında - hakkinda - Peygamberimizle ilgili - Peygamberimiz ile alakali - soru - sorular - cevap - cevaplar - Peygamber efendimiz nerede dogdu - nerede dünyaya geldi -

28 Eylül 2009 Pazartesi

EHL-I SÜNNETIN AMELDE MEZHEPLERI

EHL-I SÜNNETIN AMELDE MEZHEPLERI
28 Eylül 2009 Pazartesi - 28 September 2009 Montag

Fikih: Müslümânin mükellef oldugu, hükümleri (farz, vâcip, sünnet, müstehab, mübâh, harâm, mekrûh) anlatan ilimdir. Bilene fakîh denir.

Fakîhlerin en büyügü amelde imâmimiz olan, Imâm-i A'zam Ebû Hanife Nu'man bin Sâbit Hazretleri'dir. Hicrî 80 târihinde Kûfe'de dogmus ve Hicri 150 târihinde Bagdat'ta vefât etmistir. Imâm-i Mâlik Hazretleri ondan 10 yas kücüktür, Hicri 90 senedinde dogmus ve Hicri 179 târihinde Medîne-i Münevvere'de vefât etmistir.

Imâm-i A'zam Ebû Hanîfe Hazretleri'nin vefât ettigi gün Imâm-i Sâfiî Hazretleri dünyâya gelmistir ki dogumu Hicri 150 târihindedir. Hicri 204 senesinde Misir'da vefât etmistir. Imâm-i Sâfiî Hazretleri, Imâm-i Mâlik Hazretleri'nin talebelerinden idi. Imâm-i A'zam Ebû Hanîfe Hazretleri'nin talebeleri ile görüstü.

Imâm-i Safiî Hazretleri'nin talebelerinden olan Imâm Ahmed bin Hanbel Hazretleri Hicri 164 senesinde dogmus, Hicri 241 târihinde Bagdat'ta vefât etmistir.

Bu dört zâta (Eimme-i Erbea: Dört Imâm) denilir. Tamâmi, ehl-i sünnet ve cemâatin imâmlari, takvâ sâhibi ve hidâyet günesidirler. Ictihâd ettikleri mezhebe ve mezheplerinin mensûplarina; Hanefî, Mâlikî, Safiî ve Hanbelî denir.

27 Eylül 2009 Pazar

Salavat getirilecek yer ve zamanlar

Salavat getirilecek yer ve zamanlar
27 Eylül 2009 Pazar - 27 September 2009 Sonntag


"Mani bulunmamak şartıyla, her zaman salevat getirmek müstehabdır" deniyor. Müstehab olduğu yerler nelerdir?

Bazılarını İbni Abidin hazretleri şöyle bildiriyor:

1- Cuma günü ve cuma gecesi,
2- Sabah akşam, mescide girerken çıkarken,
3- Peygamberimizin kabrini ziyaret ederken,
4- Safa ile Merve’de,
5- Ezan okunurken,
6- İkamet edilirken,
7- Duanın başında, ortasında ve sonunda,
8- Telbiyeyi bitirdikten sonra,
9- Bir yere toplanırken ve oradan dağılırken,
10- Abdest alırken,
11- Abdestten sonra,
12- Bir şey unutulduğu vakit,
13- Vaaz ederken
14- Hadis okumaya başlarken
15- Hadis okumayı bitirince,
16- Kulak çınlarken,
17- Dini sual sorarken,
18- Fetva yazarken,
19- Kitap yazarken,
20- Hoca derse başlarken,
21- Talebe derse girince,
22- Kız istemeye gidenin,
23- Evlenenin ve evlendirenin,
24- Peygamber efendimizin ismini her işittiği veya yazdığı zaman,
25- Mühim işlerin başında,
26- Zikre başlarken,
27- Cenaze namazında ve namazda teşehhütten sonra salevat okumak sünnettir.
28- Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehabdır. (Redd-ül-muhtar)
29- Gül koklarken; Resulullahın mübarek teri, gül gibi kokardı.
30- Müsafeha ederken,
31- Pilav yerken.


Yukarıdaki hususların bazıları hadis-i şerifle de bildirilmiştir:

Cuma günü ve gecesi çok salevat getirene şefaat ederim. [Beyheki]

Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur. [Dare Kutni]


Ezanı işitince tekrar edip bana salevat getirin! [Buhari]


Dua perdelidir, salevat getirilince, perdeler yırtılır, dua kabul olur. [Taberani]

Allahü teâlâyı zikretmeden ve Resulüne salevat getirmeden toplanıp dağılmak, leşten dağılmak gibidir. [İ.Ahmed]

Bir toplulukta Allahü teâlâ anılmaz ve peygamberine salevat getirilmezse, o topluluk, kıyamette, hasret ve nedamet çekerler. [Tirmizi]

Abdestten sonra, on defa salevat getirenin gamı gider, duası kabul olur. [Ey Oğul İlmihali]

Söyleyeceği şeyi unutan, hatırlamak için bana salât-ü selam getirsin! [İbni Sünni]

Meclislerinizi bana salât-ü selam getirmekle süsleyin! [Deylemi]

Namaz kıldıktan sonra dua ederken önce Allahü teâlâya layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salevat getir, sonra dua et! [Tirmizi]

Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da “Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!” desin! [Müslim]

İsmim anılınca salevat okumayan, cimrilerin cimrisidir. [Tirmizi]

Yanında anıldığım halde bana salevat getirmeyenin burnu sürtülsün! [Tirmizi]

İsmim anılınca, salevat getirmeyen, zelil olsun! [Tirmizi]

İsmim anılınca salevat okumayan, cimrilerin cimrisidir. [Tirmizi]

Gül koklayıp da bana salevat getirmeyen, bana eziyet etmiş olur. [Şir'a]

İki müslüman, selamlaşıp müsafeha eder ve bir de bana salevat-ı şerife okursa, yeni doğmuş gibi bütün günahları temizlenir. [R.Nasıhin]

Bana bir salevat getirene, Allah ve melekleri 70 salât getirir. [İ. Ahmed]

Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır. [Tirmizi]

Bana çok salevat getirenin dertleri gider, günahları affolur. [Tirmizi]

Anahtar Kelimeler: selavat - salavat getirilecek yer ve zamanlar - selavat getirme - salavat getirmek - salevat -

25 Eylül 2009 Cuma

Osmanli'nin Saglik Hizmetleri

Osmanli'nin Saglik Hizmetleri
25 Eylül 2009 Cuma


Saglik, Insanogluna verilmis en büyük nimettir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v). Hz. Abbâs'a (r.a) hitaben: "Ey Abbâs, Ey Resûlullah'in amcasi, Allâhü Teâla'dan dünyâda ve âhirette âfiyet iste" ve "Ey Allâh'in kullari, tedâvî olunuz, zîra, Allâhü Teâla hicbir hastalik yaratmamistir ki ondan halâs icin bir devâ yaratmamis olsun" buyurmuslardir. Bedenin ve fikrin rahati ancak sihhat ile oldugu icin hayât ve sihhate edilecek hizmet en hayirli hizmettir.

Bu husûsa hakkiyla vâkif olan Osmanli, her devirde memleketin her kösesinde pek mühim ve övülmeye lâyik nice saglik müesseseleri vücûda getirmis ve halkin kukara ve kimsesizlerinden binlerde hastanin sihat ve âfiyetlerini temin etmek hizmetinde bulunmustur. Husûsiyel ikinci Abdülhamîd Han'in hizletleri takdîre sayandir. Genis hudûdlarina ragmen devletin her kösesine bîmârhâne, timarhâne, sifâhâne veya dârüssifâ denilen hastahâneler tesis etmislerdir. Bunlardan bazilari sunlardir:

  • 30 Aralik 1898'de Gülhane Serîriyât Hastahânesi ve Tabâbet-i Askeriye Tatbikat Mektebi;

  • 1899'da Sisli tepelerinde Sultanin bizzat bütün masraflarini üstlendigi Hamîdiye Etfal Hastahâne-i Âlisi insa edildi.

  • Kastamonu ve Hüdâvendigâr vilâyetlerinde hastahâneler, tesis edildi. Adana, Ankara, Aydin ve Konya vilâyetlerinin bir cok mahallelerine seyyar hastahâneler ve doktorlar gönderilmistir.

Cicek hastaligi icin Medîne-i Münevvere ve Basra gibi uzak mahallere dahi bircok masraflarla "Asi istihzârhâneleri" acilmis ve Devlet-i Aliyyenin en ücrâ yerlerine ve en kücük köylerine dahi bircok sehâdetnâmeli ve muvazzaf asicilar gönderilerek oradaki vatan evlâdina meccânen asilar yapilmis, cocuklarin dogumundan alti aya kadar asilandirilmalari da temin edilmistir.

Kuduz illetine karsi Istanbul'da "Dâü'l -kelb Tedâvihânesi" Bagdad, Selanik, Sâm, Diyarbakir, Erzurum gibi bazi merkezlere ayrica "dâü'l-kelb ameliyathaneleri" tesîs olunmustur. Kagithane menba sulari toplanarak Istanbul'un bir cok mahallerinde insâ olunan Hamîdiye cesmelerine tevzî edilmistir. Böylelikle Galata, Beyoglu, Taksîm ve Sisli taraflarinda zuhur eden hastaliklara karsi tedbir alinmistir. Anahtar Kelimeler: Osmanli'nin Saglik Hizmetleri - Osmanli nin saglik hizmetleri - OSMANLI'NIN SAĞLIK HİZMETLERİ - osmanli zamaninda saglik - osmanli da saglik hizmeti -

24 Eylül 2009 Perşembe

Ebu'l Fârûk Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.)

Ebu'l Fârûk Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.)
24 Eylül 2009 Persembe


Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri, Rûmî 1304 (Hicrî 1305 - Mîlâdî 1888) yılında Silistre'de dünyâya geldiler. Babası, tahsîlini İstanbul'da tamamlamış ve Silistre'nin Satırlı Medresesi'nde yıllarca müderrislik yapmış Osman Efendi'dir. Dedesi ise Kaymak Hâfız nâmıyla mâruf bir zât olup 110 yaşına doğru vefat etmiş olan Mahmûd Efendi'dir.

Hocazâdeler olarak bilinen bu asîl ailenin ceddi İdris Bey'e dayanır. İdris Bey, Fâtih Sultan Mehmed tarafından Tuna Hanı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvîc edilmiş bir zâttır.

Babası Osman Efendi, İstanbul'da tahsîline devam ederken rüyasında, vücûdundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp etrafa ışıklar saçtığını görür. Rüyayı, sulbünden gelecek bir evladının dünyayı mânen aydınlatacağı şeklinde tâbir eder. Bu istidâdı; Fehim, Süleyman Hilmi, İbrahim ve Halil isimli dört oğlundan Süleyman Hilmi'de görür. Onun yetişmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz ve fevkalâde alâka gösterir.

Süleyman Efendi, ilk tahsilini Satırlı Medresesi'nde ve Silistre Rüşdiyesi'nde yaptı. Daha sonra babası, tahsilini tamamlamak üzere onu İstanbul'a gönderdi ve şu tavsiyede bulundu: "Oğlum! Usûl-i fıkıh ilmine iyi çalışırsan dîninde kuvvetli olursun, mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun."

İstanbul'da Fâtih dersiamları'ndan ve devrin meşhûr âlimlerinden Bafralı Ahmed Efendi'nin ders halkasına oturan Süleyman Efendi, birincilikle icâzet aldı. Bilâhare ihtisâsını yapmak üzere Süleymaniye Medreseleri, Medresetü'l-Mütehassısîn'in Tefsîr ve Hadîs şubesine girip birinci derece ile mezun oldu. Aynı zamanda giriş imtihanını birincilikle kazandığı Medresetü'l-Kuzât (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi)'dan da mezûn oldu. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular.

Ezelî takdîr olarak Silsile-i Sâdât'ın 33. ve son halkası kendilerinin nasibi olduğundan, Seyyidler Zinciri'nin 32. halkası Salâhuddîn ibnü Mevlânâ Siracüddîn (k.s.) Hazretleri'nden seyr ü sülûkunu tamamladılar. Sonra tecelliyâtın büyüklüğünden üztâzı, kendilerini İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-isânî (k.s.) Hazretleri'nin nisbet-i rûhâniyesine teslim ettiler. Dünyânın şu son zamanlarında ilâhi feyzden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr ü dâlâlet çukurundan îman ve ihlâs sahasına çekip çıkardılar, hâlen de çıkarmaktadırlar.

Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri, 16 Eylül 1959 (Hicrî 13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü irtihal buyurdular. (Kaddesallâhü sirrahü'l-e'azz). Ancak tasarruf ve irşadları tamâmiyle ve kemâliyle berdevamdır. Cenâb-ı Hakk sevenlerini ve bütün mü'minleri şefâatlerine nâil kılsın. Âmin.

23 Eylül 2009 Çarşamba

Iki Dunya Saadeti

Iki Dünya Saâdeti
23 Eylül 2009 Carsamba - 23 September 2009 Mittwoch

Mâlikî Ebu'l-Hasen eş-Şâzelî (k.s.) buyurdular ki:

"Şu sıfatlara sarılırsan iki cihan saâdetine nâil olursun:
* Allâhü Teâlâ'nın vahdâniyetine ve Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın peygamber olduğuna şehâdet et.
* Hikmete ermek istersen fuzûli kelâmı terk et.
* İbâdetin halâvetini (lezzetini) hissetmek istersen çok yemeyi terk et.
* Kendi nefsinin ayıplarını ıslâha muvaffak olmak istersen insanların ayıplarını araştırmayı terk et.
* Allah korkusunun kalbinde yer tutmasını dilersen Allâhü Teâlâ'nın zâtı hakkında tevehhümü terk et.
* Yüzünün nurlanmasını dilersen gece namazına devam et.
* Kıyamet gününün susuzluğundan kurtulmak istersen oruca devam et.
* Kabir azâbından selâmet dilersen necâsetten tahârete dikkat et, bütün haramlardan sakın ve şehvetleri terk et.
* Zengin olmak istersen kanâate devam et.
* İnsanların en hayırlısı olmak istersen onlara faydalı ol.
* Muhsinînden olmak istersen Allâhü Teâlâ'ya onu görüyormuş gibi ibâdet et. Zîra sen onu göremesen de o seni görür.
* İmânının kemâle ermesini dilersen ahlâkını güzelleştir.
* Allâhü Teâla'nın seni sevmesini dilersen müslüman kardeşlerinin ihtiyaçlarını gözet.
* Allâhü Teâlâ'nın itaatkâr kullarından olmak istersen onun sana farz kıldıklarını edâ et.
* Cuma guslüne devam et ki kıyâmet günü huzûr-ı ilâhîye günahsız varasın.
* Kıyâmet günü karanlığından selâmet içinde haşr olunmak için Allâh'ın mahlûkâtından kimseye zulmetme.
* Günahlarını azaltmak istersen devamlı istiğfar etmeyi terk etme.
* İnsanların en kuvvetlisi olmak istersen Allâhü Teâlâ'ya tevekkül et.
* Eğer Cenâb-ı Hakk'ın rızkına yağmur gibi bolluk vermesini dilersen dâima tahâret-i kâmile üzere bulun."

22 Eylül 2009 Salı

DHL Delivery Problem NR. 27255‏

DHL Delivery Problem NR.27255
Spam Mail / 22 Eylül 2009 Sali - 22 September 2009 Dienstag

Sevgili okuyucular dün aksam "DHL Delivery Problem NR." baslikli bir e-posta aldim. Eger sizlerde icinde eklenti bulunan böyle bir e-posta aldiysaniz sakin cevap vermeyin cünkü eklenti de Trojen bulunuyor. E-Mail de bulunan eklentiye tiklamaniz halinde Trojen sinsice devreye giriyor ve bilgisayarinizi esir aliyor. Basinizin agrimasini istemiyorsaniz e-posta yi Junk-E-Mail yada Bulk E-Mail adli klasöre yollayiniz. Böylece hem kendinizi korumus olursunuz hemde baska kullanicilara yardimda blunursunuz.


DHL Delivery Problem NR.27255
Kimden: DHL Delivery Support (services@dhl-support.com)
Gönderildi: Pazartesi, 21. Eylül 2009 18:52:27
Kime: --------@msn.com
1 Eklenti ===>> DHL_INVOI...zip (31,0 KB)


Hello!

We failed to deliver postal package sent on the 3rd of June in timebecause the recipient’s address is erroneous.Please print out the invoice copy attached and collect the package at our office.

DHL Delivery Support. Spam Mail, E-Mail, E-Posta, Internet, Virüs, Trojen

20 Eylül 2009 Pazar

Ramazan Bayraminiz mübarek olsun

Ramazan Bayraminiz mübarek olsun


AYISIGI BLOG olarak sevgili okurlarimizin ve tüm Islam aleminin Ramazan Bayramini en icten dileklerim ile kutlar, saglik mutluluk ve esenlikler dilerim. Sevdiklerinizle birlikte nice bayramlara insaAllah.
Ramazan Bayraminiz mübarek olsun - Ramazan Bayramınız mübarek olsun - Ramazan Bayramınız mübarek olsun - Ramazan Bayraminiz mübarek olsun
Saygilarimla
Blog Editörü

Esen rüzgardan daha cömert

Esen rüzgardan daha cömert


Resulullah Efendimiz, hayır yapma hususunda insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu ay ise, Ramazan ayı idi.

Cebrail, her sene Ramazan ayında Resulullah ile buluşur, ta ayın sonuna kadar Resulullah ona Kur’an-ı Kerim'i baştan sona okuyup dinletirdi.Cebrail’le buluştuğu zaman, Resulullah, hayır yapmada esen rüzgardan daha cömert olurdu.

(Buhari, Müslim)