7 Nisan 2010 Çarşamba

GÜZEL SÖZ

GÜZEL SÖZ
07 NISAN 2010 CARSAMBA



Helal ile beslersen çocuğunu,
Hürmet ile öder borcunu.
Haram ile beslersen onu,
Hakaret ile öder borcunu.

Allah'a küfür ettiren Facebook'u protesto edelim

Allah'a küfür ettiren Facebook'u protesto edelim
07 NISAN 2010 ÇARSAMBA


Facebook müslümanlar tarafından 3 gün boyunca protesto edilecek. Nedeni ise Allah'a ve Peygamber'e küfür dolu sayfalar.

Allah'a ve Hz. Muhammed'e hakeret içeren sayfaları ısrarla kaldırmayan Facebook 10-13 Nisan tarihleri arasında müslüman kullanıcılar tarafından protesto edilecek.

Türkler'in yoğun olarak katıldığı sosyal iletişim ağı Facebook'ta bir süredir Allah'a ve Hz. Muhammed'e karşı hakaret ve küfür içeren sayfalar göze çarpıyor.

http://www.facebook.com/group.php?gid=8832907735 sayfasında da olduğu gibi bu sayfanın üyeleri akıllarına gelen her türlü küfürü rahatça yazıyor.

Ancak Facebook yöneticileri tüm uyarılara rağmen sayfaları yayından kaldırmıyor, yahut çok yavaş davranıyor.

Bu duyarsızlıktan rahatsız olan Müslüman Türkler "10-13 Nisan arasında profilleri kapatıyoruz! Katıl Destek Ol!" diye bir grup kurdular. Grubun şu anda 23 bin üyesi bulunuyor.

FACEBOOK NASIL PASİF EDİLECEK ?

Gruba destek olanlar 3 gün boyunca Facebook hesaplarını pasif ederek tepkilerini gösterecek ve o sitelerin kapanması için eylem yapacaklar.

Kullanıcıların Facebook'u pasif etmeleri içinse; Hesap Ayarları'na girip "Hesabı Pasif Et" demeleri yeterli olacak.

Grubun protestosuna destek olanların sayısı ise çığ gibi büyüyor. Bu sayının protesto gününe kadar yüz binleri bulması bekleniyor. Anahtar Kelimeler: Allah'a küfrettiren Facebook'a ağır tepki - Allah'a küfür ettiren Facebook'a ağır tepki - Allah'a küfrettiren Facebook'u protesto edelim - Allah'a küfür ettiren Facebook'u protesto edelim - Allah'a küfrettiren Facebook'a tepki gösterelim - Allah'a küfür ettiren Facebook'a tepki gösterelim

AMELLERİN KARŞILIĞI NİYETLERE GÖREDİR

AMELLERİN KARŞILIĞI NİYETLERE GÖREDİR
07 NISAN 2010 CARSAMBA



Dünyâ ehlinin hâli dört kişinin hâli gibidir:

Allah'ın kendisine mal ve ilim verdiği kul: Bu kul bu mal nimetini harcamakta Rabb'inden korkar, o mal ve ilimle sıla-i rahimde bulunur (yakın akrabasını ziyaret eder), Allah'ın bu nimette hakkı olduğunu bilir. (Yani, Allah'ın hakkını Allah'ın rızâsının olduğu yere verir.). Bu kul, Allah katında en üstün derecelerdedir.

Allah'ın ilim verip mal vermediği kul: Bu kulun niyeti doğrudur. 'Eğer malım olsaydı falan (malını hayır­da harcayan) ın yaptığı gibi yapardım.' der. İşte o niye­tine göre karşılık görür ve ikisinin sevabı da aynıdır.

Allah'ın mal verip ilim vermediği kul: Bu kul ceha­leti yüzünden malını nefsinin hevâ ve hevesi yolunda harcar, nimeti infakta (malı harcamakta) Rabbinden korkmaz ve yakın akrabasını sıla-i rahimde bulunmaz (ziyaret etmez), Allah'ın bu malda hakkını tanımaz. İşte bu kimse Allah katında en kötü mertebededir.

Allah'ın mal da ilim de vermediği bir kul: Bu kul, 'Malım olsaydı bu malda (malını nefsinin arzu ve heve­si yolunda harcayan) falanın yaptığı gibi yapardım.' der. Bu da niyetine göre karşılık görecektir ve her ikisinin günahı da aynıdır.

TATLI TARİFİ: REVANİ (6 kişilik)

TATLI TARİFİ: REVANİ (6 kişilik)
07 NISAN 2010 CARSAMBA



Malzemeler: 6 adet yumurta, 3 çorba kaşığı irmik, 150 gr tercihan tereyağı, 1 çorba kaşığı tarçın, 2 çorba kaşığı şeker, 3 kaşık un

Şerbet için: 2 su bardağı şeker ve su

Yapılışı: Yumurtanın beyazı bir kaba koyulup beyaz bir köpük haline gelene kadar çırpılır. Sırasıyla yumur­tanın sarısı ve şeker ilave edilerek çırpmaya devam edi­lir. İrmik ve un katılır, biraz daha karıştırılır. Karışım, yağlanmış tepsiye bir buçuk parmak kalınlığında dökü­lür. Kızarıncaya kadar fırında pişirilir. Fırından çıkınca, üzerine kaynatılmış şerbet dökülür ve sogumaya birakilir ve sonrasinda servis edilir. Afiyet olsun. :)

6 Nisan 2010 Salı

İMAM MUHAMMED el-BÂKIR

İMAM MUHAMMED el-BÂKIR
06 NISAN 2010 SALI


Üstün biri olduğu ve imamlığı konusunda âlimlerin fikir birliği vardır. Hz. Hüseyin'in (r.a) torunudur. Tâbiîndedir. Medine'nin fakihlerinden ve bu fakihlerin de imamıdır.

Buhârî ve Müslim, Muhammed el-Bâkır'dan hadis rivayet etmişler.

Kendisine "el-Bâkır" (yaran, açan) ismi verilmesi şu nedenledir:

O ilmin kapalı, saklı tarafını açar, içini görür, aslını bilirdi. Bu nedenle ona "el-Bâkır" dendi.

İmam Muhammed, irfan duygusu hazinelerini açıp çevresindekilere dağıtırdı. Şaşkınlık verebilecek çok ince ve dikkat isteyen meseleleri rahat bir şekilde etrafına anlatırdı. Ancak kalp gözü kapalı ve kötü niyetli olanlar ondan faydalanamazdı.

Yine onunla alakalı şöyle denmiştir: Zamanında ilmi topladı, incelikleri ile anlattı. Her alanda üstünlüğü kazanıp devam ettirdi. Onun kalbi çok temizdi. İlmi ve zekâsı paktı. O, vakitlerini yüce Allah'a taatle geçirirdi.

BİR ŞİİR

BİR ŞİİR
06 NISAN 2010 SALI


Tövbekar ol gönül tarikten çıkma
Nâmertten şefaat şifadar olmaz
İyilik eyle, sakın bir gönül yıkma
Görüşme kötüyle onda ar olmaz

Dinleme dünyanın kiyl-i kalini
Düşürme üstüne el vebalini
Gözetle kâmilin bir kemalini
Zira böyle kişi bahtiyar olmaz

ABDULLAH BİN MES'ÛD (R.A.)

ABDULLAH BİN MES'ÛD (R.A.)
06 NISAN 2010 SALI

Ashâb-ı Kirâm'ın fazîletlilerinden ve fakîhlerinden pek büyük bir zâttır. Mekke-i Mükerreme'de doğmuş­tur. Henüz çocuk iken çobanlık yaptığı sırada Resûlul­lâh'ın (s.a.v.) mucizesini görüp Müslüman olmuştur. İlk Müslüman olanların altıncısıdır. Kalem sûresini oku­mak suretiyle Kureyşlilere Kur'ân-ı Kerîmin âyetlerini ilk duyuran zâttır. Bedir, Uhud, Hendek Gazvelerine iştirak etmiş, Rıdvan Bîatı'nda bulunmuştur.

Hz. Ömer anlatıyor: Bir sabah Resûlullâh (s.a.v.) ve Hz. Ebû Bekir ile mescide vardığımızda birisinin Kur'ân okuduğunu gördük. Resûlullâh (s.a.v.) onu dinliyordu. Ben 'Yâ Resûlallâh! Geç kalmadınız mı?' dedim. Eliyle bana dokunarak sus, dedi. Adam Kur'ân okuduktan sonra kalktı, rükû ve secde etti. Sonra duâ etmek ve istiğfarda bulunmak için oturdu. Resûlullâh (s.a.v.) "İste, istersen sana verilir." buyurdu. Sonra da "Kur'ân'ı indi­rildiği tazeliğiyle okumak isteyen İbn-i Mes'ûd'un kırâatiyle okusun." buyurdular.

Abdullah bin Mes'ûd anlatıyor: Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) "Bana Kur'ân oku da dinleyeyim." buyurdu. "Sa­na indirildiği hâlde ben nasıl olur da sana okuyabilirim?" dedim. "Ben onu başkasından dinlemeyi severim." bu­yurdular. Ben de Nisa sûresinden okumaya başladım. Nisa sûresinin 41. âyetine geldiğimde dizi ile bana do­kundu. Bir de baktım ki, gözlerinden yaşlar akıyordu.

Abdullah b. Mes'ûd, zayıf, kısa boylu ve bacakları çok ince idi. Bir gün Resûlullâh (s.a.v.) için erak ağacından misvak kesiyordu. Rüzgar estikçe dallarla birlikte salla­nıyordu. Oradakiler bu duruma güldüler. Resûlullâh (s.a.v.) "Niye gülüyorsunuz?" diye sorunca 'Ayağının in­celiğine gülüyoruz.' dediler. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): "Nefsim kudretinde bulunan Allah'a yemîn ede­rim ki, kıyamet günü İbn-i Mes'ûd'un ayakları mîzanda Uhud dağından daha ağır olacaktır." buyurdular.

ÖRTÜNMENİN HEDEFİ

ÖRTÜNMENİN HEDEFİ
06 NISAN 2010 SALI

İnsandaki edep ve haya duygusu örtünmeyi gerektirir. Örtünmede asıl gaye yüce Allah'ın rızasını kazanmaktır. Namaz ve oruç gibi ibadetleri emreden yüce Allah ibadetin içinde ve dışında örtünmeyi emretmiştir ve bunun ölçüsünü de belirlemiştir.

Bazıları, örf ve âdetinden dolayı örtünür. Örtünmenin yüce Allah'ın farz bir emri olduğunu bilmez. Bu kadınlar örtünün farz olduğunu bilip bundan sonra Allah'ın emrini yerine getirmek için örtünmeye devam etmelidir.

Bazıları örtüyü bir süslenme aracı olarak kullanır. Değişik desen ve modellerdeki kıyafetlerle kendilerini daha cazip bir hale getirir, dikkat çeker, çekmek isterler. Bu yanlıştır ve helâl değildir.

5 Nisan 2010 Pazartesi

TEVEKKÜL

TEVEKKÜL
05 NISAN 2010 PAZARTESI


Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Kim Allah'a tevekkül ederse, O ona yeter" (Talâk 65/3).

"Eğer müminseniz Allah'a tevekkül edin (güvenip dayanın)" (Mâide 5/23).


Ebû Musa Debîlî anlatır:

Bâyezid-i Bistâmî'ye, "Tevekkül nedir?" diye soruldu; o da bana, "Bu konuda sen ne diyorsun?" diye sordu. Ben de arkadaşlarımız içindeki âlimler bu konuda şöyle diyorlar:

"Tevekkül, seni sağından ve solundan yırtıcı hayvanlar ve yılanlar sarsa, bundan dolayı sırrında (kalbinde) bir hareketlenme (korku ve endişe) olmamasıdır."

Sehl bin Abdullah-ı Tüsterî demiştir ki:

"Tevekkül makamının evveli, kulun Allah Teâlâ'nın önünde yıkayıcının elindeki ölü gibi olmasıdır. Ölüyü yıkayan onu istediği tarafa çevirir; ölünün ona karsı hiçbir hareketi ve müdahalesi olmaz."

MEZHEBLERİN TARİHÇESİ

MEZHEBLERİN TARİHÇESİ
05 NİSAN 2010 PAZARTESİ

Resûlullâh (s.a.v.) zamanında vahiy gelirdi. Ashâb-ı Kiram bizzat Resûlullah'dan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler dinleyip, ilim öğrenirlerdi. Dâima Resûlullâh'ın mü­barek meclis ve huzurunda ilim nuru ile nurlanır, kalbleri saf, itikadları doğru, amelleri hâlis ve şüpheleri çözülmüş olurdu. Resûlullâh'ın (s.a.v.) vefatından sonra Ashâb-ı Kiram (aleyhimürrıdvân) İslâmiyet'in yayılması işini mü­him görüp ona çalıştılar. Bu yüzden Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadîs-i şerîflerden çok hükümler çıkarıp kitablara yaz­mağa elleri değmedi. Zîrâ onların çoğu müctehid oldukla­rından ihtiyaç olduğunda kendi içtihadı ile amel ederlerdi. Resûlullâh'ın (s.a.v.) mübarek meclisinde az bir zaman kalan bir Müslüman köylü, hikmet söylemeye başlardı.

Ashâb-ı Kirâm'dan sonra, tabiîn ve onlardan sonrakiler zamanında Müslümanlar ve hâdiseler çoğaldı, cahillik yaygın hâle geldi. Nice bid'at ve dalâletler türedi. Bunun için o zamanın âlimlerinin çalışıp ictihâd etmeleri, halka fetva vermeleri, Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadîs-i şerîflerden hükümler ve mezheb çıkarıp yazmaları ve insanlara öğ­retmeleri lâzım ve vâcib oldu. O büyük alimler de her mes'eleyi deliliyle, her suâli cevabı ve her müşkülü fetva­sı ile bildirdiler. Böylece mezhebler meydana geldi.

Her birine bir topluluk uydu. Kimi İmâm Ebû Hanîfe'ye, kimi İmâm Şafiî'ye, kimi İmâm Mâlik'e, kimi İmâm Ah-med'e, kimi Süfyân-ı Sevrî'ye, kimi Dâvud-ı Zâhiri'ye ve diğerlerine uydular (rahimehumullah). Fakat zamanımız­da ehli sünnetin dört mezhebi vardır. Diğerlerine uyan. kalmamıştır. Bütün bu müctehidler, amelî bazı mes'ele-lerde ayrı iseler de, itikadda birdirler; hepsi Ehl-i sünnet ve cemâattir. Müctehidlerin ihtilafları Allâhü Teâlâ'nın izni ile olmuştur. Bu imamların hepsi hidâyet üzeredir. Bir kişi amelde ve muamelâtta onlardan hangisine uyarsa ame­lini, alış verişini, nikâhını ve diğer işlerini bu imamlardan birine uyarak yaparsa doğrudur. Kıyamette sevaba kavu­şup Cennet'e girer.

4 Nisan 2010 Pazar

ASHÂB-I KİRÂM'IN RESÛLULLÂH'A BAĞLILIKLARI

ASHÂB-I KİRÂM'IN RESÛLULLÂH'A BAĞLILIKLARI
04 MART 2010 PAZAR


"Hele o, kendilerine yara isabet ettikten sonra Allah'ın ve peygamberin emrine icâbet edenler: mü­minler içinden bilhassa böyle ihsân ve ittikâ edenler (Allâh'dan korkanlar) için pek büyük bir ecir vardır." (Âli İmrân Sûresi, âyet 172)

Bu âyet-i kerîme Uhud'un akabinde 'Hamrâü'l-Esed' gazvesi hakkında nazil olmuştur. Ebû Süfyan ve arka­daşları Uhud'dan çekilip Revha denilen yere vardıkla­rında, 'Çoğunu öldürdük, âzı kaldı idi, niye bıraktık gel­dik. Her halde dönmeli ve köklerini kesmeliyiz.' diyerek dönüp Müslümanlara tekrar hücum etmek istemişlerdi.

Peygamber Efendimiz de bunu derhal haber almış ve onları yıldırmak, kendinin ve ashabının kuvvetini göster­mek için Ebû Süfyan'ı takip etmek üzere ashabını teşvîk etmiş ve 'Bugün bizimle beraber ancak dünkü günü­müzde hazır bulunanlar çıksın' buyurmuştu. Yetmiş kişi Peygamber Efendimizle beraber hareket ettiler.

Medine'ye sekiz mil mesafede bulunan Hamrâ-i Esed denilen yere kadar vardılar. Ashâb, yaralı idiler. Çok zahmet çekiyorlar, ama ecirlerini kaybetmemek için kat­lanıyorlardı. İçlerinde öyle yaralılar vardı ki nöbetleşerek birbirlerini sırtlarında taşıyorlardı. Biraz birisi yükle­niyor, biraz sonra, binen inip arkadaşını sırtına alıyordu.

Yine içlerinde saat saat birbirlerine dayanarak giden­ler bulunuyordu. Bunlar hep yaraların ızdırabından idi. Fakat Cenâb-ı Allah müşriklerin kalblerine korku verdi de kaçıp gittiler.

İşte bu âyet-i kerîme, bu hal içinde Resûlullâh'ın (s.a.v.) davetine icabet eden bu mü'minlerin fazîleti hakkındadır.

BİR BEYİT

BİR BEYİT
31 MART 2010 CARSAMBA



Eline zer alıp varsan "Efendi,, gel, buyur!" derler,

Eğer destin tehi varsan, Efendi'yi uyur derler.


(Andelibî)

Lügatçe: Zer: altın, Destin tehi: elin boş

EZAN ŞEFÂATE VESİLEDİR

EZAN ŞEFAATE VESİLEDİR
04 NİSAN 2010 PAZAR

Ezan okunurken müezzinin söyledikleri tekrarlanır. Hz. Muâviye (r a.) minberde iken müezzinin okuduğu ezanı Eshedü enne Muhammeden Resûlullâh'a kadar tekrar­ladı Müezzin "hayye alessalâh" deyince "Lâ havle vela kuvvete illâ billâhilaliyyilazîm" dedi. "hayyealelfelah" da da böyle dedi. Sonra ezanın kalanını da tekrarladı ve "Muhakkak biz Resûlullâhdan böyle işittik" buyurdu.

Ezan okunurken "Eşhedü enne Muhammeden Resû­lullâh" lafzını işittiği zaman, birincisinde 'sallallahu aleyke yâ Resûlallâh', ikincisinde de 'Karrat aynı bıke ya Resûlallâh' demek müstehaptır. Sonra başparmağının tırnağını öpüp gözleri üzerine koyarak 'Allâhümme metti'nî bissem'i ve'l-basari' derse Peygamber Efendimiz (s.a.v) cennette onun önderi olur."

3 Nisan 2010 Cumartesi

EZAN DUASI

EZAN DUASI
03 NISAN 2010 CUMARTESI


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Her kim ezanı işittiği zaman 'Allâhumme Rabbe hâzihı'd-da'veti't tâmmeti ve's-salâti'l-kâimeti âti Muhammedeni'l-vesîlete vel-fazîlete veb'ashü mekâmen mahmûdenillezî veattehû, inneke lâ tuhlifü'l-mîâd.' derse kıyamet günü o kimseye şefaatim vâcib olur.", buyurmuştur.

FATİH'İN DİLENCİ KARDEŞİ

FATİH'İN DİLENCİ KARDEŞİ
03 NISAN 2010 CUMARTESI

Fatih Sultan Mehmet Han karşısına çıkan dilenciye bir altın vermiş, fakat dilenci:

- Padişahım, ben senin kardeşinim, nasıl olur da sen bana tek bir altın verirsin? Deyince Fatih, dilenciyi yanına çağırıp sormuş:

- Sen benim kardeşim olduğunu nasıl iddia edebilir­sin? Dilenci de hemen:

- Padişahım, ikimiz de Âdem babamızın oğulları de­ğil miyiz? Bu cevaptan çok hoşlanan Sultan da şöyle mukabele etmiş:

- Eğer öteki kardeşlerimiz de duyacak olurlarsa, se­nin hissene bir altın bile düşmez!

MÜSLÜMAN ARI GİBİDİR

MÜSLÜMAN ARI GİBİDİR
03 NISAN 2010 CUMARTESI


Ebû Sebre (r.a.) buyurdu; Abdullah bin Amr (r.a.) bana Resûlullâhdan bir hadîs-i şerîf rivayet etti. Ben de onu anladım ve yazdım:

"Bismillâhirrahmânirrahîm, bu Abdullah bin Amr (r.a.) Resûlullâh'dan haber verdiğidir. O, Resûlullah Efendimiz'in şöyle (s.a.v.) buyurduğunu haber verdi:

"Muhakkak Allâhü Teâlâ fuhşiyyâtı (çirkin şeyleri) ko­nuşanı, fuhşiyyâtı işleyeni, kötü komşuluk edeni ve sılâ-i rahmi (yakın akraba ile münâsebetini) keseni sevmez.

Muhakkak mü'minin misâli arı gibidir ki güzel ve hoş olanı yer, ondan ancak güzel ve hoş olan çıkar ve bir şeye düşse onu ifsâd etmez, onu mahvetmez.

Yine mü'min bir parça kızıl altın gibidir ki ateşe konu­lup körüklense değişmez, tartılsa noksan gelmez. İşte bu mü'mindir."

Tâbiîn'in büyüklerinden Mücâhid (r.a.) buyurdu; Mek­ke'den Medîne'ye giderken Hz. Ömer'in yanında bulun­dum; Ondan sadece Resûlullâh'ın şu hadîs-i şerîfini işittim; Resûlullah (s.a.v.) buyurdu:

"Mü'min arı gibidir ki onunla dost olsan faydası olur; müşavere etsen (danışsan) faydası olur; yanında otursan faydası olur. Onun her hâlinde nice faydalar vardır. İşte arı da böyledir. O her cihetten faydalıdır."

İbnü'l-Esîr merhum diyor ki: Arıdan ibret almalıdır. Zîrâ arı ile müslüman arasında şöyle benzerlik vardır:

"Arı arıyı tanır, zekîdir, eziyeti az; menfaati çoktur, ka­naatkardır, gündüzleri dâima çalışır, pislikten uzaktı;, ye­diği temizdir. Zira başkasının kazandığını yemez. Amiri­ne itaat eder. Arıyı işinden geri bırakan bâzı âfetler var­dır; karanlık, sis, rüzgar, duman, su ve ateş. Müslüman için de kendisini ameli işlemekten geri koyan bazı âfetler vardır; gaflet zulmeti, şek (şüphe) sisi, fitne rüzgarı, ha­ram dumanı, bolluğa aldanmak suyu ve hevâ ateşi

MÜSLÜMAN MÛCİD İBN-İ FİRNÂS

MÜSLÜMAN MÛCİD İBN-İ FİRNÂS
03 NİSAN 2010 CUMARTESİ

M. 1483-1484, H. 888 yılında ölen Endülüslü Ebû'l-Kâsım Abbâs bin Firnâs, taşlardan cam imâl usûlünü keşfeden ilk kişi idi.

Minkâne ismini verdiği bir saat îmâl etmişti.

İbn-i Firnâs -Batıda ilk defa 1870 de bir uçak ile uçulmasından tam 450 sene önce- kanatları kuş tüylerinden yapılmış bir cihaz ile uçmuştur. Havada uzun müddet uçabilmiş fakat bu cihazın kuyruğu bulunmadığından yere konarken yaralanmıştı.

İbn-i Firnâs evinin içinde yıldızların, bulutların ve hat­tâ gökte çakan şimşeklerin bile seyredilebileceği bir de rasathane geliştirmiştir.

2 Nisan 2010 Cuma

EVDEKİ KAZALARA DİKKAT! YANIKLAR

EVDEKİ KAZALARA DİKKAT! YANIKLAR
02 MART 2010 CUMA

Çocukların karşılaştıkları kazaların başında yanıklar gelir. Böyle bir kaza ile karşılaşılmamak için bazı tedbir ve tavsiyeler:

• Çocuğunuzu evde yalnız bırakmayınız.

• Kibrit, çakmak vb. şeyleri çocuğunuzun erişemeye­ceği yerlere koyunuz.

• Yemek pişirirken tencere kulplarını, tava saplarını, ocağın arkasına doğru çeviriniz.

• Çocuğun asılıp çekebileceği masa örtüleri kullan­mayınız.

• Kucağınızda çocukla sıcak meşrubat içmeyiniz.

• Çocuğun kolayca ulaşabileceği yerlere sıcak bir şey bırakmayınız.

• Açık prizlere, priz koruyucularını yerleştiriniz.

• Banyodaki su ısıtıcınızdaki termostatı en fazla 50-55°C arasına getiriniz. Bir çocuk 70°C ısrnmış suda bir saniyeden daha kısa bir zamanda haşlanabilir.

• Evinizde bir yangın söndürücü bulundurunuz.

1 Nisan 2010 Perşembe

ÖRTÜNMENİN ÖLÇÜSÜ

ÖRTÜNMENİN ÖLÇÜSÜ
01 NİSAN 2010 PERSEMBE

Merhum Elmalılı Hamdi Yazır, Nûr sûresi'nin 31. âyetinin tefsirinde der ki:

"Kadınlar başlarını, saçlarını, kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını ve göğüslerini açık tutmayıp güzelce örtünsünler. İslâm öncesi kadınları da yalnız enselerini bağlar veya arkalarına bırakırlar, yakaları önden açılır, gerdanları ve gerdanlıkları açık olurdu, ziynet yerleri görünürdü.

İslâm dini, önce açıklığı yasaklamıştır. Sonra, kadınların başlarını örtüp başörtülerini yanları ve göğüsleri üzerine sarkıtmasını emretmiştir. Sadece tesettürün farz oluşu değil, onun ne şekilde olacağı da gösterilmiştir. Kadın edep ve nezaketinin en güzel ifadesi bundadır."

Kadınlara örtüyü emreden ikinci âyet şudur: "Ey peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, evlerinin dışına çıkarken cilbâblarını (dış elbiselerini) üzerlerine alsınlar. Bu, onların (iffetli) tanınması ve incitilmemesi için en uygunudur. Allah çok affedici ve çok esirgeyicidir" (Ahzâb 33/59).

O'NUN (c.c) GÜZEL İSİMLERİNDEN: el-KÂBID

O'NUN (c.c) GÜZEL İSİMLERİNDEN: el-KÂBID
01 NİSAN 2010 PERSEMBE


el-KÂBID: O (c.c), hikmeti gereği dilediğinin rızkını daraltan, ruhunu daraltandır. Canlıların ruhlarını alan da yine O'dur.