13 Temmuz 2010 Salı

ŞÂBÂN-I ŞERİF

ŞÂBÂN-I ŞERİF
13 TEMMUZ 2010 SALI


Bugün idrâk edeceğimiz Şaban ayı, Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin ayıdır. Bu itibarla bu ayda salevât-ı şerîfeye çok devam etmek lâzımdır. Yine mümkün oldukça İstiğfar ve İhlâs-ı Şerîf okumalı, teheccüd ve tesbîh namazları kılmalı ve hatm-i enbiyâ yapmalıdır.

Şaban ayı, şerefli, ulvî, berâta erdirici, ilâhî ihsana kavuşturucu, mü'minlere rahmet, kâfirlere gazap olan ve ilâhî nura nail eden bir aydır. Bu ayın birinci gecesinde, yani bu akşam, her rek'atte bir Fatiha, üç Âyetü'l-Kürsî ile bir tesbih namazı kılınır.
(Dua ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

12 Temmuz 2010 Pazartesi

TESBİH NAMAZI

TESBİH NAMAZI
12 TEMMUZ 2010 PAZARTESi


Tesbih namazı tevbenin, istiğfarın en büyüğü ve bütün vücutla yapılanıdır.

Resûlü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, muhterem amcaları Hz. Abbas'a (r.a.) hitaben tesbih namazi ile alakali şöyle buyurmuşlardır:

“Ey amca! Sana on haslet haber vermekle ikrâm etmiş olayım ki, onu işlediğin vakit günahının evveli ve âhiri, yenisi ve eskisi, hatâ ile ve kasten yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve âşikâr olanı mağfiret edilmiş olsun... Muktedir olursan bu tesbih namazını her gün kıl. Her gün kılamazsan ayda bir kere kıl. Onu da yapamazsan senede bir, onu da yapamazsan ömründe bir kıl.”

Tesbih namazı 4 rek’attır. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur. “Sübhanellahi velhamdü lillahi vela ilahe illallahü vallahü ekber vela havle vela kuvvete illa billahil aliyil-azim.”


Bu tesbih, namaz içinde şöyle okunur:

15 kere, Sübhaneke’den sonra (Fatiha’dan önce),

10 kere, zamm-ı süreden sonra,

10 kere, rükuda,

10 kere, rükudan kalkınca ayakta (kavmede),

10 kere, birinci secdede,

10 kere, iki secde arasındaki oturmada (celsede),

10 kere, ikinci secdede,

Birinci rek’atte okunan tesbihlerin adedi 75’tir. İkinci rek’atte aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de böyle kılınır. Birinci kadede (oturuşta) tahhiyyattan sonra salli ve barik, üçüncü rek’atte kalkınca önce sübhaneke okunur.

Tesbih namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır. Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi maksadıyla cemaetle de kılınabilir.

(Muhtasar İlmihal, Fazilet Neşriyat)

2010 Dünya Kupasi'nin sahibi İspanya

2010 Dünya Kupası'nın sahibi İspanya
12 Temmuz 2010 Pazartesi


2008 Avrupa Şampiyonu İspanya, 2010 Dünya Kupası'nın da sahibi oldu. Finalde Hollanda ile karşılaşan İspanyollar uzatmaya giden maçta 116. dakikada bulduğu golle tarihinde ilk kez Dünya Kupasi'na uzandı...

2010 Dünya Kupası final maçında İspanya, Hollanda'yı 116. dakikada Iniesta'nın attığı golle 1-0 yendi ve dünyanın 1 numaralı kupasının sahibi oldu.

İspanya'nın Dünya Kupa'larındaki en büyük başarısı simdiye kadar 4.'lüktü ve tarihlerinde ilk kez finale çıkmışlardı. Matadorlar ilk kez finale çıktıkları Dünya Kupası'nı müzelerine götürdü.


İSPANYA 1-0 HOLLANDA

Stat: Soccer City

Hakemler: Howard Webb (İngiltere), Darren Cann (İngiltere), Michael Mullarkey (İngiltere)

Hollanda: Maarten Stekelenburg, Gregory van der Wiel, John Heitinga, Joris Mathijsen, Giovanni van Bronckhorst (Dk. 105 Edson Braafheid), Dirk Kuyt (Dk. 71 Eljero Elia), Mark van Bommel, Wesley Sneijder, Nigel de Jong (Dk. 99 Rafael van der Vaart), Arjen Robben, Robin van Persie

İspanya: Iker Casillas, Sergio Ramos, Gerard Pique, Carles Puyol, Joan Capdevila, Xabi Alonso (Dk. 87 Cesc Fabregas) , Xavi, Andres Iniesta, Sergio Busquets, Pedro (Dk 60 Jesus Navas), David Villa (Dk. 105 Fernando Torres)

Gol: Dk. 116 İniesta (İspanya)

Sarı kartlar: Dk. 15 Van Persie, Dk. 22 Van Bommel, Dk. 28 De Jong, Dk. 54 Van Bronckhorst, Dk. 57 Heitinga, Dk. 84 Robben, Dk. 110 Van Der Wiel, Dk. 117 Mathijsen (Hollanda) // Dk. 17 Puyol, Dk. 23 Ramos, Dk. 67 Capdevilla, Dk. 117 İniesta, Dk. 120 Xavi (İspanya)

Kırmızı kart: Dk. 109 Heitinga (2. sarı karttan)(Hollanda)

11 Temmuz 2010 Pazar

DUA 3 ŞEKİLDE KABUL OLUR

DUÂ 3 ŞEKİLDE KABUL OLUR
11 TEMMUZ 2010 PAZAR

Hikmet ehli bir zat buyuruyor ki: Allahü teâlâ, edilen duâyı üç şekilde kabul eder:

1. Hemen, yani duâyı yaparken peşin kabul eder.

2. Kabul eder; ama hemen vermez, yani veresiye kabul eder. Biz istediğimiz kadar yalvaralım, gözyaşı dökelim, Allah diyelim. Peki, ne zaman verir? Ölürken verir, kabirde verir, mahşerde verir, mizanda verir, sırat köprüsünde verir, en son Cennette verir. Yani mutlaka verir.

3. Ne dünyada verir, ne de ahirette. Peki, ama Allahü teâlâ; “Ben duâları kabul ederim.” buyuruyor. Evet, kabul ediyor; ama o istenileni vermiyor, onun yerine başka şey veriyor. Belki de istediğimizden daha kıymetlisini veriyor. Ne kadar derdimiz, hastalığımız, başımıza gelecek belâ varsa, o duâya karşılık olarak hepsini alıyor.

Müminler Allahü teâlânın rızası için bir araya geldiklerinde, hiç konuşmasalar bile feyz, bileşik kaplardaki gibi, kalbden kalbe akar. Hele bir de, İmam-ı Rabbanî hazretleri gibi büyüklerin ismi zikredilirse, bu meclislere feyz, oluk oluk akar.

Bir Müslüman, sırf Allahü teâlânın rızası için bir başka Müslüman kardeşini ziyaret ederse, kendisine 100 000 nafile hac sevabı verilir. Müminin yüzüne sevgiyle bakanın, günahları dökülür.

Cebrail aleyhisselâm, 2 rekât namaz kılmış, bu 2 rekât namazı kılması tam 4000 ahiret senesi sürmüş. Sonra; “Yâ Rabbi! Kâinat yaratıldığından beri acaba böyle namaz kılan başka bir kulun var mı?” demiş. Allahü teâlâ buyurmuş ki:

“Ahir zamanda gelecek olan ümmet-i Muhammedden bir kulum, 2 rekât namaz kılacak, hatayla, kazayla, her türlü düşüncelerle ve kaç rekât kıldığını bilmeyerek kılacak. Onların birkaç dakikada kıldığı 2 rekât namaz, senin 4000 senede kıldığın namazdan daha makbul olacak.”

- Yâ Rabbi! Neden bu kadar kıymetli olacak?

- Çünkü onlar dünya sevgisinden uzaklaşacaklar, nefslerinin şerrinden kurtulmaya çalışacaklar, şeytanın vesvesesine aldanmayıp, Allahü ekber diyecekler…

10 Temmuz 2010 Cumartesi

ABDESTİN SÜNNETLERİ

ABDESTİN SÜNNETLERİ
10 TEMMUZ 2010 CUMARTESİ


1- Abdeste başlarken temiz olan elleri bileklere kadar yıkamak. Temiz olmayan elleri, -diğer uzuvları kirletme­sin diye- ilk önce yıkamak farzdır.

2- Abdeste Eûzü- Besmele ile başlamak.

3- Abdest almaya niyet etmek.

4- Ağza ve buruna su vermek ve bunlarda mübalağa yapmak, yani bol su vermek.

5- Misvak kullanmak

6- Abdest alırken tertibe riâyet etmek: Önce yüzü, sonra kolları yıkamak, sohra başı meshetmek, daha sonra da ayakları yıkamak.

7- Abdest uzuvlarını yıkarken sağ taraflardan baş­lamak: Önce sağ kolu, sonra sol kolu; önce sağ ayağı, sonra sol ayağı yıkamak.

8- Abdest azalarını üçer defa yıkamak. Bu üçten biri farz, diğer ikisi de sünnettir.

9- Elleri ve ayakları yıkamaya parmak uçlarından başlamak

10- El ve ayak parmaklarını hilallemek: el parmakları birbirine geçirilerek hilallenir. Ayak parmakları hilallenirken, sol elin serçe parmağı ile sağ ayağın serçe parma­ğından başlanması ve sol ayağın serçe parmağında bitirilmesi müstahsen (güzel)dir.

11- Abdest suyunu bıyıkların ve kaşların altlarına ulaştırmak.

12- Sakalın çeneden aşağıya uzamış kısmını mes­hetmek ve sık olan sakalı bir avuç su ile alt tarafından el parmaklarıyla hilallemek.

13- Başın tamamını bir su ile yani kaplama meshetmek,

14- Kulakları meshetmek.

15- Boynu meshetmek.

16- Abdest uzuvlarını iyice ovalamak.

17- Abdest uzuvlarını ara vermeden, peşpeşe yıkamak

9 Temmuz 2010 Cuma

CENNETE ANCAK ALLAH'IN RAHMETİ İLE GİRİLİR

CENNETE ANCAK ALLAH'IN RAHMETİ İLE GİRİLİR
09 TEMMUZ 2010 CUMA


Resûlullâh (s.a.v.) bir gün şöyle buyurdular: "Az önce Cebrail yanıma geldi ve dedi ki: 'Yâ Muhammed! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın kullarından biri, denizin ortasındaki adada bir dagin basinda Allah'a beş yüz sene ibadet etti. Allahü Teala ona parmak kalinliginda, tatli su akitan ve birikip dagin eteginde toplanan bir kaynak cikardi. Bir nar agaci, ibadet ettigi her günün gecesinde ona bir nar veriyordu. Akşam oldugunda inip abdestini aliyor ve bu nari yiyordu. Sonra kalkip namazini kiliyor ve eceli geldiginde, ruhunu secdede iken almasini ve secde halinde dirilinceye kadar, yerin veya başka şeyin cesedini bozmamasini Rabb'inden istiyordu. Allah da onun duasini kabul etti.

O kiyamet günü diriltilip Allah'in huzuruna cikarilinca Allahü Teala 'Kulumu rahmetimle cennete koyun'. buyurur. Kul 'Ya Rabbi! (işledigim) amelimle (gireyim)' der. Allahü Teala 'Kulumu rahmetimle cennete koyun'. buyurur. Kul 'Ya Rabbi! (işledigim) amelimle (gireyim)' der. Allahü Teala: 'Kulumun ameli ile benim ona verdigim nimeti kiyaslayin.' buyurur. Göz nimetinin beş yüz senelik ibadeti kapladigi anlaşilir. Vücuddaki diğer nimetler fazla­dan (şükredilmemiş) olarak kalır. Allâhü Teâlâ, 'Kulumu cehenneme atın.' buyurur. Kul, cehenneme doğru sürüklenince 'Yâ Rabbi! Rahmetinle beni cennete koy!' diye yal­varır. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, 'Onu geri getirin.' buyu­rur. Allâhü Teâlâ'nın huzurunda durdurulur. Allâhü Teâlâ: 'Ey kulum! Sen hiçbir şey değilken seni kim yarattı?' 'Şen yarattın Yâ Rabbi!' "Sana beş yüz sene ibâdet etmek için kim kuvvet verdi?' 'Sen verdin yâ Rabbi! 'Seni koca denizin ortasında bir dağa indiren, senin için tuzlu sudan tatlı su çıkaran, senede bir defa meyve veren ağaçtan her gece meyve verdiren, secde hâlinde ölmeyi arzu ettiğinde duanı kabul eden kimdir?' 'Sensin, yâ Rabbi!'

Allâhü Teâlâ, 'İşte bunlar benim rahmetim iledir ve an­cak rahmetimle seni cennete girdireceğim. Kulumu cen­nete girdirin. Ey kulum! Sen ne iyi bir kulsun!' buyurur ve onu cennete girdirir."

Kaynak: Fazilet Takvimi

7 Temmuz 2010 Çarşamba

AHİRETİ İNKAR EDENLER

AHİRETİ İNKAR EDENLER
07 TEMMUZ 2010 CARSAMBA


Allâhü Teâlâ En'âm sûresinin 27, 28 ve 29. âyetlerin­de âhireti inkâr edenlerin kıyamet gününde pek şiddetli bir azaba uğrayacaklarını ve pişmanlıklarının bir fayda vermeyeceğini buyurdular.

Müfessir Elmalılı Hamdi Efendi bu âyetlerin tefsirinde diyor ki:

Mü'minler, gayba (Allah'a ve Âhirete... görmeden) inanırlar.

Sen bunların, (bu kâfirlerin, yalanlayıcıların) ateşe tu­tulup da 'Ah geri döndürülse idik de, Rabbimizin âyetle­rini (olmuşları, olacakları evvelden haber veren delilleri ve işaretleri) yalanlamasa idik, biz de o mü'minlerden olsa idik!..' dedikleri vakit hallerini bir görsen... O ne feci', ne kötü' bir akıbet olacaktır. Önce hakkı inkâr edip yalan­layanlar, yanlış yola gidenler, sonunda böyle ateşe dü­şer, hatâlarının cezalarını görürler de gördükleri zaman yaptıklarına çaresiz pişman olurlar da geri dönmek ve doğru gitmek temennisinde bulunurlar. Fakat zanneder misiniz ki bu kâfirlerin o zamanki pişmanlıkları ve 'îmân etse idik' temennileri ciddî ve sadıkane bir îman eseridir?

Hayır, bundan evvel gizledikleri fenalıklar, nifakları (iki yüzlülükleri), çirkin işleri karşılarına çıkar, yüzlerine vurulur da bu ondandır. Yoksa geri çevrilmiş olsalardı yine dönecek ve muhakkak (yapmayınız diye) nehyolundukları şeyleri yapacaklardı. Şüphe yok ki bunlar bu sözlerinde, bu va'dlerinde yalancıdırlar. -Dünyâda böyle kaç defalar başları sıkışmış, pişmanlıklar gös­termişlerdir de ilk fırsatta yine eski yaptıklarını yap­mışlardır.

Ve dediler ki "Hayat şu bizim içinde bulunduğumuz alçak hayattan, dünyâ hayatından ibarettir. Biz öldükten sonra bir daha dirilecek, bir daha hayâta gelecek değiliz a..."

(Âhireti gördükten sonra dönseler yine böyle diye­cekler ve öyle yapacaklardı. Küfür ve isyanlar bunlara bu kadar ayrılmaz bir huy olmuştur. Bunun için, ne dö­nebilirler, ne döndürülürler.

Kaynak: Fazilet Takvimi

HZ. LOKMAN ALEYHİSSELAM

HZ. LOKMAN ALEYHİSSELAM
07 TEMMUZ 2010 CARSAMBA


Lokman aleyhisselâm Dâvûd aleyhisselâm devrinde yaşamıştır.

Allâhü Teâlâ, Lokman aleyhisselâma hikmet vermişti. Hikmet; dînde fıkıh, akıl ve sözde isabet etmek, doğ­ruyu bulmak demektir.

Lokman aleyhisselâm Dâvûd aleyhisselâma, ilmiyle, hikmetiyle vezirlik ederdi. O da: "Ne mutlu sana ey Lok­man! Şana hikmet verilmiş ve senden belâ, geri çevirilmiştir." derdi.

Kendisi, çok düşünen, çok susan, keskin ve iyi görüş­lü bir kuldu. O, Allah'ı sevmiş, Allah da onu sevmiş ve kendisine hikmet ihsan etmişti.

Bir adam Hz. Lokman'a "Neden halk, senin kapının önünde duruyor, sözlerini dinleyip kabul ediyor." dedi. Lokman aleyhisselâm:

"Ben, gözümü yumarım (harama bakmam), dilimi tutarım, ihtirasımı önlerim, nâmûs ve ırzımı koru­rum, kıyamımı (namazımı) uzatırım, verdiğim sözü yerine getiririm, müsâfirimi ağırlarım, komşumu gö­zetir, korurum, mâlâyâniyi (faydasız söz ve işi) bıra­kırım. İşte bunlar, beni gördüğün gibi yaptı." dedi.

Kendisine: "İnsanların en şerlisi hangisidir?" diye so­rulmuştu. Lokman aleyhisselâm "Kendisini, halkın kötü görmesine aldırış etmeyendir." dedi.



Lokman aleyhisselâm, oğluna bazı nasîhatinde,

"Ey oğulcuğum! Suskunluktan hiç pişman olma. Ko­nuşmak gümüş ise, susmak altındır."

"Ey oğulcuğum! Ben, konuşmaktan pişmanlık duy­muşum, fakat susmaktan hiç pişmanlık duymamışımdır."

"Ey oğulcuğum! Âlimlerle otur. Onların dizlerinin di­binden ayrılma. Çünkü Allah, yeri, göğün yağmuru ile dirilttiği gibi kalbleri de hikmet nuru ile diriltir."

"Ey oğulcuğum! Tevbeyi geciktirme. Çünkü ölüm ansızın gelir." demiştir.

Kaynak: Fazilet Takvimi

6 Temmuz 2010 Salı

ÇOCUKLARIMIZI NAMAZA ALIŞTIRMAK

ÇOCUKLARIMIZI NAMAZA ALIŞTIRMAK
06 TEMMUZ 2010 SALI

Edasıyla emrolunduğumuz beş vakit namaz, Rabbimize karşı borçlu olduğumuz ibâdetlerin en mühimidir. İslâm'ın birinci şartıdır. Akıllı ve baliğ (ergin) olan her müslüman için farz-ı ayındır. Bir insanın dinine karşı hürmeti, bağlılığı namaza olan rağbeti miktarıncadır. Kıyamette en evvel namazdan sorulacaktır. Kur'ân-ı Kerîm'in yüzden fazla âyetinde namaz zikrolunmuştur. Allâhü Teâlâ (meâlen): 'Îmân edip iyi işler yapan ve namaz kılıp zekât veren kimselerin Rableri yanında mükâfatları vardır ve onlara bir korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.' buyurmuştur. (Baka­ra Sûresi, âyet 277)

Aklı fikri olan bir Müslümanın namazı ihmâl etmesi caiz olmaz. Bir aile reîsi bütün ailesine, bir hoca da tale­belerine namaz kıldırmakla memurdur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 'Çocuklarınız aklı er­meye, iyiyi kötüyü fark etmeye başladıklarında na­maz ile emrediniz...' (S. Ebû Davud) buyurmuştur. Na­mazın İslâm dininde ne kadar mühim ve ne kadar mukaddes bir ibâdet olduğunu bu hadîs-i şerîf pek gü­zel göstermektedir.

Çocukları namaza sevk etmek, velileri üzerine bir vazîfedir. Yavrularımızın dînî, ahlâkî terbiyelerine dikkat et­mek, onları namaz gibi dînî vazîfelere alıştırmak, onların dindar ve nezih bir insan olarak yetişmelerine çalışmak mühim bir vazifedir. Çünkü yaş ağacı doğrultmak kolaydır. Bu hususta baba, anne ve hocaların aldırmama­ları affolunmaz hatâlardandır. Zîrâ namaz, İslâm'ın alâ­metidir, müminin miracıdır. Nefsi ıslah eden sebeplerin en büyüğü, sayılamayan nimetlerin şükrüdür. Müslüman, Mevlâ'sını namazla hatırlar, namazla onun dergâhına sığınır, rızâsını arar.

Velhasıl: Namaz, müslümarılıkta en büyük, en lüzum­lu bir ibâdettir. Artık uyanmalı, bu gibi ibâdetleri birer bü­yük nimet bilmeli, aile efradının dindar, nezih bir hayata sahip olarak yaşamalarını temine çalışmalı, bunun ak­sine olan hareketlerden kaçınmalıdır.

Kaynak: Fazilet Takvimi

5 Temmuz 2010 Pazartesi

HER GÜNÜN SADAKASI

HER GÜNÜN SADAKASI
05 TEMMUZ 2010 PAZARTESi

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Güneşin doğduğu her günde insanoğlunun vücudundaki her uzuv için bir sa­daka lâzımdır." buyurdular. Ashâb-ı Kiram,

"Yâ Resûlallah! Vereceğimiz sadakayı nereden bula­cağız?" diye sordular. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu ki: "Şüphesiz hayır kapıları çoktur. Tesbih (Sübhânallah), tahmid (elhamdülillah), tekbir (Allâhü Ekber), tehlil eder; (Lâ ilahe illallâh)der, iyiliği emredip, kötülükten sakındırır, yoldan zararlı şeyleri kaldırır, sağırlara sözü işittirir (anlamalarına yardımcı olur), âmâlara yol gösterir, bir ihtiyacını karşılamak isteyene yardımcı olur, kuvvetli ayaklarınla darda kalmış mahzunların yar­dımına koşar, kuvvetli kollarınla zayıflara yardım edersin. Bunların hepsi senin için nefsine karşı bir sadakadır.

Müslüman kardeşinin yüzüne karşı tebessüm etmen bir sadakadır. İnsanların yolundan taşları, dikenleri ve kemikleri atman bir sadakadır. Yolunu şaşırmış bir ada­ma yol göstermen de bir sadakadır."

Kaynak: Fazilet Takvimi

TRAFİK KAİDELERİNE DİKKAT!

TRAFİK KAİDELERİNE DİKKAT!
05 TEMMUZ 2010 PAZARTESİ

Akşamın alaca karanlığı, gece ve sabaha karşı olan sis, yağış ve koyu renkli vâsıtalar fark edilmeyi güçleş­tirir. Böyle hallerde hem görmek hem de görülmek için farları açık tutmak şarttır.
Stop lambalarının ve sinyalin çalışır vaziyette olması­na dikkat ediniz.

Dönmek veya şerit değiştirmek için mutlaka sinyal veriniz.

Sürücü koltuğunu fizikî yapınıza göre ayarlayınız.

Sağ-sol ve dikiz aynalarını ayarlayınız.

Yorgun, uykusuz, hattâ ağır yemek üzerine trafiğe çıkmayınız.

Dar ve iklim şartlarına uymayan elbiseler rahat araç kullanmaya mâni olur.

Erkeklerin kalın tabanlı, hanımların topuklu ayakkabı giymeleri pedal hâkimiyetini zorlaştırır.

KUR'AN-I KERİMİN FAZİLETİ

KUR'ÂN-I KERİMİN FAZİLETİ
05 TEMMUZ 2010 PAZARTESİ

Abdullah bin Mesûd Hazretlerinden: "Bu Kur'ân, Allah'ın (c.c) verdiği bir ziyafettir. Kimin ondan bir şeyler öğrenmeye gücü yeterse öğrensin. Zîrâ hayırdan en çok mahrum olan ev, içinde'Allah'ın kitabından hiçbir şeyin olmadığı (okunup, öğretilmediği) evdir. İçinde Kur'ân'dan hiçbir şeyin bulunmadığı ev, tamir edilme­yen harabe ev gibidir."

Kaynak: Fazilet Takvimi

4 Temmuz 2010 Pazar

SULTAN ABDÜLMECİD HAN

SULTAN ABDÜLMECİD HAN
04 TEMMUZ 2010 PAZAR

Sultan Abdülmecid 25 Nisan 1823 Cuma günü dün­yâya gelmiş, 1 Temmuz 1839 senesi Pazartesi günü saltanatı başlamış, 39 yaşının içinde 25 Haziran 1861 Salı günü vefat etmiştir. Kabri, Sultan Selim Camii ya­nındaki türbesindedir.

Tahsil ve terbiyesine babası Sultan İkinci Mahmud Han'ın fevkalâde ehemmiyet verdiği Sultan Abdülmecid, zekâsı, zarafet ve nezâketi ile meşhurdu. İşlerinde gayet idareli ve iyilikseverdi, elinden zulüm gelmezdi. Evlâtla­rının tahsil ve terbiyesine son derece dikkat ederdi.

Sultan Abdülmecid Han birçok dahilî ıslahatlar yap­mış, Mekke ve Medine'ye muazzam hizmetlerde bulun­muştur. Yaptığı hizmetler "Mecidî Tâmiratı" adıyla târi­he mâl olmuştur.

1837'de Amerikalı ressam Mors ve arkadaşı Cham-berlain tarafından îcâd edilen elektirikli telgraf cihazı Avrupalı hükümetlerden ilgi görmezken Sultan Abdülme­cid Han bizzat alâkadar olmuş ve Beylerbeyi Sarayı'nda yapılan ilk telgraf denemesinden sonra Mors'a verilmek üzere bir berat ve murassa bir nişan göndermiştir.

Kaynak: Fazilet Takvimi

'BU ÜMMETİN EN HAYIRLISI EBÛ BEKİR VE ÖMER'DİR"

''BU ÜMMETİN EN HAYIRLISI EBÛ BEKİR VE ÖMER'DİR"
04 TEMMUZ 2010 PAZAR


Hz. Ali (k.v.), Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'in aleyhinde konuşulduğunu işitti ve minbere çıkıp buyurdu ki:

"Yazık o kimselere ki, Kureyş'in uluları ve Müslümanla­rın babaları olan iki zâtı dile alıyorlar Takva sahibi olan mü'minler bu iki zâtı (Ebû Bekir'i ve Ömer'i) sever. Bun­lara ancak fâcir ve denî olanlar buğzeder. İkisi de Resû­lullâh Hazretlerine sâdık ve vefakâr oldular. Resûlullâh ikisi kadar kimseyi sevmez ve onlar kadar kimsenin fikri­ne itibâr etmezdi.

Resûlullâh ikisinden de razı olduğu halde âhirete gitti ve ikisinden de bütün mü'minler razı idi.

Resûl-i Ekrem'in emriyle Ebû Bekir imâm olup dokuz gün mü'minlere namaz kıldırdı ve ondan sonra mü'min­ler, isteyerek ve rızâları ile Ebû Bekr'e bîat eylediler. Hâşimoğlu hanedanından ona ilk bîat eyleyen ben idim. Kendisi hilâfeti istemezdi, bizlerden birimizin bu yükü yüklenmesini arzu ederdi. Vallahi bizlerin en hayırlısı, en merhametlisi, en müttakîsi (Allah'tan korkanı) ve yaşça başta geleni idi. Resûllâh (s.a.v.)in sîreti üzere gitti.

Ondan sonra Ömer halîfe oldu. O da Hazret-i Pey­gamberin ve dostunun yolundan gitti. Vallahi o pek mer­hametli idi. Mazluma yardım ve merhamet eylerdi. Allah'ın emrinde kötüleyicinin dilinden korkup sakın­mazdı. Zannederdik ki, onun lisanı üzere bir melek ko­nuşuyor. Allâhü Teâlâ onunla İslâm'ı azîz kıldı ve onun­la münafıkların kalblerine korku ve mü'minlerin kalblerine muhabbet verdi.

Onun gibi kimi bulabilirsiniz Allâhü Teâlâ bu ikisinin yolu üzere gitmeğe bizleri muvaffak eylesin. Onların de­recesine yarmak, ancak onların ardınca gitmek ve onları sevmek ile olur. Beni seven ikisini de sevsin. Onlara düşmanlık eden bana düşmandır. Ben de o kimseden berî olurum. Uyanık olunuz ki, peygamberlerden sonra bu ümmetin en hayırlısı Ebû Bekir ve Ömer'dir.

Bundan sonra kim onların aleyhinde böyle söz söy­lerse hakkında iftira cezası icra ederim..." (İbn-i Asakir Tarihi ve Kısas-ı Enbiyâ)

Kaynak: Fazilet Takvimi

3 Temmuz 2010 Cumartesi

MARİFETNAME'DEN SEÇMELER - Vücudun sıhhatli olması için tavsiyeler:

MÂRİFETNÂME'DEN SEÇMELER
Vücudun sıhhatli olması için tavsiyeler / 03 Temmuz 2010 Cumartesi


Yazın soğuk, kışın sıcak gıdalar, tercih edilir.

Buğday ekmeği, koyun eti, tavuk eti, hafif tatlılar ile meyvelerden incir ve kuru inciri yemeğinden eksik etme­melidir.

Lokmaları küçük alıp çok çiğnemelidir.

İştahsız iken yemek yememeli, yemek, iştah varken, doymadan bırakılmalıdır.

Yediğini hazmetmeden tekrar yemek yememeli,

Yemek vakitlerine dikkat etmeli, yemeği geç saate bırakmamalı, çok çeşitli yemek yememelidir.

Ekşi gıdalar zararlıdır, ihtiyarlığı çabuklaştırır. Tatlı gı­dalar mideyi rahatlatır, bedeni ısıtır. Tuzlu gıdalar bedeni kurutur. Tatlının zararını ekşi telâfi eder. Ekşiler tatlı ile gi­der. Tuzsuzlar tuzluyu, tuzlular tuzsuzu mutedil eder.

Balıkla beraber süt zararlıdır. Süt ile ekşi yiyecekler de iyi değildir.

Kuru üzümle ekmek yiyen sıhhatli olur.

Bedeni zayıf olana badem, fıstık, fındık, nohut, buğ­day, pirinç faydalıdır.

Çok şişman olan, yemeği azaltıp, hareketi artırmalı ve sert yerde yatmalıdır.

Uykusu ağır ve uzun olanın hafif gıdaları tercih etme­si uykusunu hafifletir. Uykusuzluğa mübtela olanı ha­mam rahatlatır. Süt ve benzeri şeyler ile uyku gelir.

Su, yemekten iki saat sonra içilirse faydalıdır. Yemek arasında ve hemen sonra su içmek iyi değildir. Su hara­reti normale getirir.

Aç karnına, terli iken, hamam üzerine, meyve üzerine, kavun üzerine su içmek ve çok soğuk içmek iyi değildir. Çok susamışsa yavaş yavaş içer. Her nefeste üç yudum içer ve üç nefesten fazla içmez. Ayakta su içmek hatâdır, ancak zemzem şifâdır. İncir ve sinameki kabızı yumuşatır. Midede gıda bozulursa kusmalıdır. Küçük ve büyük abdesti fazla tutmak zararlıdır, ihtiyar­lığı çabuklaştırır. (E. İbrahim Hakkı (k.s.), Mârifetnâme)

Kaynak: Fazilet Takvimi

2 Temmuz 2010 Cuma

SÜLEYMAN ALEYHİSSELAM VE BAYKUŞ

SÜLEYMAN ALEYHİSSELÂM VE BAYKUŞ
02 TEMMUZ 2010 CUMA


Ka'bü'l-Ahbâr (r.a.) Hz. Ömer'in huzurunda şöyle an­lattı: "Ey Emîrulmü'minîn, geçmiş peygamberlerin kitablarında okuduğum en acayip şeyi sana haber vereyim. Bir peçeli baykuş, Süleyman aleyhisselâmın yanına gel­di, selâm verdi. Hz. Süleyman selâmını aldı. Sonra ara­larında şöyle konuşma geçti:

"Ey baykuş, neden topraktan bitenlerden yemezsin?"

"Hz. Âdem topraktan biten şey (buğday) sebebiyle cennetten çıkarıldı." dedi.

"Niçin su içmezsin?" diye sordu;

"Çünki Nûh aleyhisselâmın kavmi suda boğuldu." dedi.

"Neden îmar edilmiş mâmur yeri terk edip harabeleri mesken tutarsın."

"Harabeler Hz. Allah'ın mirasıdır, ben de Hz. Allah'ın mîrâsında otururum.

"Harabe üstüne konduğunda ne dersin?";

"Burada yiyip içerek geçinenler hani nerededir?" derim.

"Ya îmar edilmiş yer üzerinden geçsen ne dersin?";

"Yazık Âdemoğluna ki önünde nice güçlükler varken nasıl rahat uyumaktadır?" derim.

"Gündüzleri niçin çıkmazsın?"

"Âdemoğlunun kendisine ettiği zulmün çokluğundan..." dedi.

"Öterken ne dersin?"

"Ey gafil, âhiret yolculuğun için azık hazırla! derim ve 'Subhane hâlikun Nur' diye zikrederim." dedi.

Bunun üzerine Hz. Süleyman (a.s.) şöyle buyurdu: "Kuşlar içinde insanoğluna bu kadar güzel nasîhat eden ve bundan daha şefkatli olanı yoktur. Câhillerin ondan nef­ret etmeleri, onu uğursuz saymaları ne acayip şeydir!.."

Kaynak: Fazilet Takvimi

İTİKADDA VE AMELDE MEZHEB

İTİKADDA VE AMELDE MEZHEB
02 TEMMUZ 2010 CUMA

Erkek ve kadın her Müslümanın îtikatta ve amelde mezhebini öğrenip bilmesi vaciptir. Mezheb, ictihâd ehli­yetine sahip âlimin edille-i şer'iyyeden (kitap, sünnet, icmâ ve kıyas) çıkardığı mesele ve hükümlerdir.

'İtikatta mezhebin hangisidir?' denirse, "Ehl-i sünnet ve cemâat mezhebidir." demelidir. Ehl-i sünnet ve ce­mâat demek, Resûlüllâh'ın (s.a.v.) ashabı ve.cemâati (radıyallâhü anhüm) demektir. Onların her biri İslâm di­ninin nurudur. Onların itikadı nasıl ise ben de o îtikad üzereyim, demelidir.

Ehl-i sünnetin itikatta imâmı ikidir. Birisi İmâm Ebû Mansûr-i Mâturîdî, diğeri İmâm Ebü'l-Hasan Eş'arî'dir.

Hanefî âlimleri îtikatta İmâm Ebû Mansûr'u, Şafiî âlim­leri ise İmâm Ebü'l-Hasan Eş'arî'yi imâm edinmişlerdir. Bu iki imâm arasında birkaç îtikat meselesinde fark var­dır. Bu iki imâm, ehl-i hidâyet ve ehl-i sünnettir.

Ehl-i sünnet ve cemâat mezhebi haktır, doğrudur. Hadîs-i Şerîf'te "Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırkadan başkası cehennemliktir." 'O hangi fırkadır?' diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." buyurmuştur. İtikadı, Ashâb-ı Kirâm'ın itikadına uygun olanlara Ehl-i Sünnet, Fırka-i Naciye, Ehl-i Hak denir. Buna uymayanlara Ehl-i Bid'at, Fırak-ı Dâlle denir.

"Amelde mezhebin hangisidir?" denirse, Hanefî mezhebindekiler "İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe mezhebidir." de­melidir. Şafiî, Hanbeli ve Maliki mezhebindekiler de mensubu bulundukları mezhebi söylerler.

Kur'ân-ı Kerîm'de ve Hadîs-i şerîflerde farz, haram, he­lâl gibi hükümlerin bazısı açıktır, herkes anlar. Bazısı gizli­dir, onları ancak müctehid olan âlimler anlar. Allâhü Teâlâ içtihada ehil olan âlimlere çalışıp hükümler çıkarmalarını, Kur'ân-ı Kerîm ve Resûlullâh'ın sözü ve fiilleri ile ve Ashâb-ı Kirâm'ın icmâ'ı ile gizli olanları delillerle ve kıyâs ile meydana çıkarıp anlatmalarını, bunlarla amel etmelerini ve müctehid olmayanlara öğretmelilerini emretmiştir. Müc­tehid olmayanlar bu müctehidlerden birine uymak ve onla­rı taklîd etmek ile emrolunmuşlardır.

Kaynak: Fazilet Takvimi

BİR BEYİT

BİR BEYİT
02 TEMMUZ 2010 CUMA


Garabetin bu da bir nev'idir ki, insanlar
Hakîkati bulayım der de başka yolda yürür
Tesadüf eylese bir yerde ez-kazâ bir gün
Hakikat onlara, onlar hakîkate tükürür.
(Ferîd Kam)

Garabet: Gariplik, acaiblik. Nevi': Çeşit, tür. ez-kaza: Şayet

1 Temmuz 2010 Perşembe

EZAN VE KAMETE DAİR BAZI HÜKÜMLER

EZAN VE KAMETE DAİR BAZI HÜKÜMLER
01 TEMMUZ 2010 PERSEMBE


Bir namazın vakti gelmeden ezan okumak caiz değildir. Okunursa iadesi lâzım gelir. Bunda, namaz vakitlerinin temkîne riâyet edilerek hesaplanmasının ehemmiyeti ortaya çıkar.

Cuma namazından başka bir farz için birden ziyade ezan ve hiçbir farz namaz için birden fazla kamet caiz değildir. Bir camide ezan ve kametle vakit namazı kılındıktan sonra yalnız veya cemaatle aynı namaz için tekrar ezan ve kamet okunmaz.

Vitir, bayram namazları ile teravih vs. nafile namaz larda kamet yoktur.

Ezan ile kamet, vakit namazları için sünnet olduğu gibi kaza namazları için de sünnettir.

Birkaç kaza namazı başka başka yerlerde kaza edildiği takdirde her biri için ezan ve kamet lazımdır. Aynı yerde kaza edildiği takdirde -her biri için hem ezan hem de kamet daha faziletli ise de- ilk kaza edilecek namaz için ezan ve kamet okunup, diğerleri için sadece kamet okunması kâfidir.

Kamet ile namaz arasında yemek, içmek gibi bir şey olursa kameti iade etmek gerekir.

Yalnız kendisi için okuyacak olsa bile ezanı oturarak okumak mekruhtur.

Kadınların, cünüplerin ve bunamış kimselerin ezan okuması ve kamet getirmesi mekruhtur. Abdestsiz kimsenin kamet okuması da mekruhtur.

Müezzinin ezan ve kamet esnasında konuşması ve selâm alması mekruhtur.

Ezan okunurken işitenlerin susmaları, hatta Kur'ân okuyan kimsenin de durup ezanı dinlemesi efdaldir.

Ezan ve kameti işiten kimsenin bunları müezzin gibi kendi kendine okuması; 'Eşhedü enne Muhammeden Resûlullâh' denirken salevât getirmesi, 'Hayye ale's- salâh ve hayye ale'l-felâh' denirken de 'Lâ havle vela kuvvete illâ billâh' demesi müstehabdır.

Müezzin ezanda 'Hayye ale's-salâh' derken yüzünü sağ tarafa, 'Hayye ale'l-felâh' derken de sol tarafa çevirir.

Kaynak: Fazilet Takvimi

'Windows Live Bugün' penceresini kaldirin

'Windows Live Bugün' penceresini kaldirin
01 TEMMUZ 2010 PERSEMBE

Milyonlarca MSN kullancısı, oturum açtığında otomatik 'Windows Live Bugün' penceresinin açılmasından nefret ediyor.. Bu sorundan nasıl kurtulacağınızı biliyor musunuz ?

Messenger açtığınızda Live Today penceresinin bir süre sonra otomatik olarak açılması canınızı sıkıyorsa, bunu değiştirebilirsiniz.


İŞTE İZLEYECEĞİNİZ YOL

1. Öncelikle 'Menü'den -Araçlar ve oradan da -Özellikler'i tıklayın..

2. Seçenekler'den -Oturum Aç sekmesini tıklayın...

3. Oturum Aç'ta açılan sekmede 4. sıradaki 'Messenger'da oturum açtığımda Windows Live Bugün'ü görüntüle' seçeneğini kaldırın..

4. Son olarak 'uygula' ve 'tamam' dediğiniz de artık otomatik olarak açılan pencere açılmamış olacak...