Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyuruyor ki; İnsana dinini yaşamak için yeterli gelecek 4 söz vardır. Onlar da şunlardır.
1. Ameller (eylemler) niyetlere göredir....
2. Kendini ilgilendirmeyen (malayani) şeyleri terketmesi, kişinin güzel (akıllı, bilinçli) müslüman olduğunu gösterir.
3. Bir mü’min, kendi için istediğini din kardeşi için de istemelidir. Bunu yapmadıkça imanda olgunluğa eremez.
4. Allah’ın koyduğu helaller bellidir, haramlar da bellidir. İkisi arasında şüpheli şeyler vardır. (Onları insan açıkça bilemez, ama vicdanı bir kanaat belirler).
3 Ekim 2009 Cumartesi
Dini yasamak icin gerekli 4 sey
2 Ekim 2009 Cuma
Cevremizi hakiki muminlerle kurmak
Cuma özel / 02 Ekim 2009 Cuma
Aziz ve muhterem Müslümanlar!
İslâm dini hayat dinidir. Ferdî, ailevî ve içtimaî hayatında her Müslümanın İslâm nizamına uygun yaşaması lâzımdır. Her mü'min çevresini dindar, hakperest mü'minlerle kurmakla mükelleftir. İnsanın her iki hayatını kazanıp kurtarabilmesi, yaşadığı çevresi ve işbirliği yaptığı arkadaşlarıyla alâkalıdır.
Mü'min şuurlu ve faziletli insandır. İslâmî hayattan uzak olanlarla teşrîk-i mesaî yapmaz. Gayrımüslimden farksız yaşayan bozulmuş insandan, yılandan ve akrepten kaçar gibi uzak durur. Zira canavarlar arkadaş olan, canavarlaşır Melekmisal mü'minlerle beraber olan, meleklesin Çürük meyvelerin arasında fazla kalan sağlam meyve de çürür.
Dinimiz çevre ve arkadaş üzerinde ciddiyetle durmakta ve bizleri lâyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle ikaz etmektedir. Meallerini arzedeceğim âyetler mü'minlerin ancak ve ancak gerçek Müslümanlarla kader birliği yapmalarını, îman ve İslâm'ın hakikatları dairesinde münasebetlerini devam ettirmelerini emretmektedir.
Mâide Sûresi, âyet 55-56'da şöyle buyurulmaktadır:
"Sizin dostunuz, yardımcınız ancak Allah’tır, O'nun peygamberidir. Allah'ın emirlerine boyun eğici olarak (İslâm şeriatına bağlı, îman ve Kur'ân hakikatlarına sımsıkı sarılan) namazını dosdoğru kılan, zekâtını veren mü'minlerdir. Kim Allah'ı, peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah'tan yana olanlar üstün gelirler."
Yine Tevbe Sûresi, âyet 19'da şöyle buyurulmaktadır:
"Ey mü'minler! Allah'a karşı gelmekten korkun! îmanda, söz ve davranışlarında doğru olanlarla beraber olun!"
Aziz mü'minler!
Mü'min ve Müslüman olarak yaşamak ve can vermek isteyen herkes Kur'ân-ı Kerîm'in rehberliğinde etrafına ciddiyetle bakmalı! Kimlerle beraber olduğunu, hayatın her safhasında kimleri takip ettiğini, hangi safta yer aldığını düşünmeli! Şunun bunun hatırı için değil, Hakk'ın hatırı için imanlılar sarında yerini almalı! îmana ve Kur'ân'a hizmet etmelidir. Mü'minler bunu yapmaya mecburdurlar. Rabbimizin en başta bizden istediği budur. Müslümanlar bu âyetlerin ışığında yerini, yolunu, safını, sınıfını tâyin etmezse; hakikî mü'minlerle omuz omuza, el ele, diz dize yaşamak devletine eremezse hayatın mânâsı kaybolur. Beklenen netice alınamaz. Günahkâr bir çevrede, gaflet uykusunda geçen ömür sermayesi inşam iflâsa götürür.
Bilirsiniz ki: İnsanlar çevrenin tesiri altında kalırlar. Hususan gençlerimizin, mekteplere giden yavrularımızın bozuk çevrenin tozu dumanı içinde, itikadı ve ahlâkı bozuk arkadaşlar arasında bozulmadan kalacaklarını ve kendilerini kurtaracaklarını sanmak aldanmaktır.
Ailesinden, hizmet ehli ve hamiyetli mü'minlerden kurtarıcı bir el ellerinden tutmazsa, gençlerin dünya ve âhiret hayatları tehlikededir. Onlara mümkün olduğu kadar iyi arkadaş, güzel bir çevre bulmak, imanlı ve ahlâklı gençlerle beraber kalmalarını sağlamak, bu çok mühim işe yardımcı olmak hepimizin vazifesidir.
Asrımız felâketler ve helâketler asrıdır. Yüzlerce günahın insanlara birden hücum ettiği fitne ve fesat asrıdır. Dağlar gibi dalgaları bulunan bir denize benzemektedir. Kur'ân ve îman gemisine binmeyen, boğulmaktan kurtulamaz. Herkesi bu tufandan kurtulmak için îman ve islâmiyet gemisine binmeye davet ediyoruz. Bu davet, Allah ve Resulü'nün davetidir. Bu davete gelmeyen, peygamber oğlu ve hanımı da olsa boğulmaktan kurtulamaz.
Evet, kimileri servet ve sefahet bataklığında; kimileri faiz ve dolandırıcılık bataklığında; kimileri siyaset, enaniyet, gurur ve kibir bataklığında boğulmaktadır. Bütün bu bataklıkları kurutacak, insanları boğulmaktan kurtaracak çâre dindir, îmandır. Allah nizamı olan yüce Kur'ân'dır.
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şu hadîs-i şerîfleriyle bizi îkaz ediyor: "İnsan dostunun dini üzerinedir. Şu halde sizden her biriniz dost edineceği kimseye dikkat etsin! Kötü dosttan sakın! Zira onunla tanınırsın! Ancak gerçek mü'minlerle arkadaş ol! Fâsıkla dostluk kurma! Onun kötülüğünü öğrenirsin! Kişi ancak sevdiği ve münasebet kurduğuyla beraberdir."
Hülâsa: Arkadaşlarımız, dostlarımız akıllı, ahlâklı ve dindar olmalıdır. Bu sıfatları taşımayan kişiler dost görünse de aldanmamalıdır. îmanı sağlam, ameli sâlih, ahlâkı güzel arkadaşlar bulalım ve onlardan ayrılmayalım!
1 Ekim 2009 Perşembe
Peygamber Efendimiz (s.a.v) nasıl şakalaşırdı ?
01 Ekim 2009 Persembe
Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır. Peygamberimizin yaptığı şakalar lüzumsuz ve yersiz değildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)¸ Allah'ın elçisi olması dolayısıyla ciddi¸ vakarlı¸ ağırbaşlı¸ heybetli bir insandı. Bu hali zaten normaldi. Çünkü taşıdığı görev¸ üstlendiği vazife bunun gereğiydi. Ancak her haliyle o da bir insandı. Hem de çok cana yakın...
Herkese samimi ve içten davranırdı. Zaman olur¸ şakalaşır¸ tatlı ve güzel bir hava oluştururdu. Çünkü başka türlü olsaydı¸ insanlar Peygamberimize yanaşamazlar¸ ona soru bile soramazlardı. Zaten insan her zaman ciddi ve ağır meseleleri konuşamaz¸ bazen ortamın yumuşatılması¸ insanların rahatlatılması gerekir. Herkes gibi Peygamberimiz de şaka yapar¸ lâtifeli konuşur¸ ama hiçbir zaman yalan söylemezdi. Çünkü şaka yollu da olsa¸ yalan yalandır.
Ebû Hüreyre'nin rivayetine göre Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Kul şaka ile de olsa yalanı¸ doğru bile olsa lüzumsuz tartışmayı bırakmadıkça tam inanmış bir mü'min olamaz."
Peygamber Efendimiz bir yandan yeri geldikçe şaka yaparken¸ diğer yandan da Sahabîlerin yersiz şaka yapmamaları konusunda uyarıda bulunurlardı.
"Arkadaşlarınla ağız kavgası yapma¸ bir söz verip de tutmamazlık etme."
Etrafındakiler sordular:
"Yâ Resulallah¸ siz de şaka yapıyorsunuz."
Çelişkili gibi görünen bu durumu Peygamberimiz şöyle cevapladı:
"Evet¸ ben de şaka yaparım¸ fakat şaka yaparken bile sadece hakikati söylerim."
Bunun yanında¸ Peygamberimiz insanlarla alay etmez¸ hafife almaz¸ dalga geçmez¸ küçük düşürmez¸ mahcup etmez¸ zor durumda bırakmaz¸ "işletme" gibi olumsuz tavırları hoş karşılamazdı. Peygamberimizin yaptığı şakalar yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla¸ hanımlarıyla¸ yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.
Peygamberimiz çocukları çok severdi. Onlarla ilgilenir¸ sevindirirdi. Çocuklar Peygamberimizden hiç kaçmazlar¸ nerede görseler hemen yanına gelirler¸ çevresini sararlardı. Hazret-i Enes'in kendisi de Peygamberimizin hizmetine on yaşlarında iken girmişti. Bir defasında Efendimiz kendisine:
"Ey iki kulaklı adam" diye takılmıştı.
Peygamberimiz aile içinde mükemmel bir eş¸ şefkatli ve sevimli bir babaydı. Zaman zaman eşleriyle de şaka yapar¸ onlarla olan samimiyetini geliştirirdi. Hazret-i Âişe genç ve zeki bir hanım olduğu için Peygamberimiz ona ayrı bir ilgi gösterirdi.
Hazret-i Âişe anlatıyor:
Ben zayıf¸ ince belli genç bir hanımdım. Bir seferde Peygamberimizle birlikte bir yolculuğa çıktım. Peygamberimiz bir yerde Sahabîlere:
"Siz ilerleyin" dedi. Onlar gidince ikimiz arkada yalnız başına kaldık. Bana:
"Gel seninle yarışalım" dedi ve koşmaya başladık. Ben kendisini geçtim.
Aradan birkaç yıl geçmişti. Yine onunla birlikte bir yolculukta iken bir yerde Sahabîlere:
"Siz ilerleyin" dedi ve ikimiz yalnız kaldık.
"Gel yarışalım" dedi. O zamanlar ben kilo almıştım. Önceki yarışmayı da unutmuştum. Koşmaya başladık. Fakat bu sefer de o beni geçti. Gülümseyerek:
"Bu defaki benim seni geçişim¸ o gün beni geçişine bedel olsun' buyurdu."
Peygamber Efendimizin kendi aile içindeki bir latifesini de Numan bin Beşir rivayet ediyor:
Bir gün Hazret-i Ebû Bekir¸ Peygamber Efendimizin huzuruna girmek için izin istedi. Kızı ve Peygamberimizin hanımı Âişe'nin Efendimize bağırdığını işitti.
"Resulullaha nasıl bağırırsın?' diye elini kaldırarak bir tokat atmaya davrandı. Fakat Peygamberimiz bırakmadı. Ebû Bekir kızgın olarak ayrıldı¸ çıktı.
Ebû Bekir çıktıktan sonra Peygamber Efendimiz Âişe' ye:
"Gördün mü¸ seni nasıl kurtardım adamın elinden...' dedi.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra Ebû Bekir tekrar müsaade isteyerek Peygamberimizin huzuruna girdi. Bu sefer Efendimizle Âişe'yi barışmış görünce sevindi ve Peygamberimize dönerek şöyle dedi:
"Beni nasıl kavganıza kattıysanız¸ barışınıza da katar mısınız?"
Peygamberimiz:
"Kattık¸ kattık' buyurdu."
Peygamberimizin aile içinde şöyle bir latifesi de olmuştu:
Adamın biri Peygamberimizin amcasıoğlu Abdullah bin Abbas'a sordu:
"Peygamber Efendimiz şaka yapar mıydı?"
"Evet¸ yapardı."
"Şakalarından bir örnek verir misiniz?"
Bir gün hanımına bol bir elbise giydirdikten sonra;
"Güle güle giy¸ Allah'a şükret ve gelinler gibi yerde sürü' diye takıldı."
Peygamberimiz kimsesiz¸ fakir¸ yoksul¸ herkesin yüz vermediği¸ ilgilenmediği insanlarla küçük şakalar yapar¸ kalplerini kazanırdı.
Enes bin Mâlik anlatıyor:
Bir gün adamın biri Peygamber Efendimizin huzuruna geldi ve kendisinden bir binek hayvanı istedi.
Peygamberimiz ona¸ 'Peki¸ sana bir dişi deve yavrusu vereyim mi?' diye takıldı.
Adamcağız¸ 'Yâ Resulallah¸ ben sizden bir binek istiyorum¸ dişi deve yavrusunu ne yapayım?"
Peygamber Efendimiz gülerek:
‘Bütün develer dişi deve yavrusu değil midir?' buyurdu.
Peygamberimizin dadısı ve Zeyd bin Hârise'nin hanımı Ümmü Eymen¸ bir gün Peygamber Efendimize gelir ve onu evine davet eder:
"Yâ Resulallah¸ beyim sizi davet ediyor."
"O da kim¸ hani şu gözlerinde beyazlık olan adam mı?"
"Beyimin gözlerinde beyazlık yok yâ Resulallah!"
"Evet¸ gözlerinde beyazlık var."
"Vallahi yok yâ Resulallah."
"Hiçbir insan yoktur ki¸ gözlerinde beyazlık bulunmasın."
Peygamberimizin buna benzer bir latifesini Hasan-ı Basrî Hazretleri rivayet ediyor: Bir gün yaşlı bir kadın Peygamberimize gelerek:
"Yâ Resulallah! Cennete girmem için bana dua eder misiniz?" dedi.
Peygamber Efendimiz:
"Yaşlı kadınlar Cennete giremez" diye ona takıldı.
Bunun üzerine kadın ağlayarak oradan ayrıldı.
Peygamber Efendimiz¸ Sahabîlere:
"Gidin ona söyleyin¸ 'Sen Cennete yaşlı olarak giremezsin.' Cenab-ı Hak¸ 'Biz onları yepyeni bir yaratılışla yarattık da¸ eşlerine sevgi ile düşkün hep aynı yaşta genç kızlar yaptık' buyurmuyor mu?" (Vakıa Sûresi¸ 36.)
Peygamberimizin bir başka latifesini de Enes bin Mâlik'ten dinleyelim:
Çöl halkından Zahir adında bir adam vardı. Zahir Peygamberimize her gelişinde kendi yetiştirdiği ürünlerden hediyeler getirirdi. Şehirden çöle döneceği zaman da¸ Peygamber Efendimiz ihtiyacı olan şeylerle onun heybesini doldururdu. Gelen hediyelere bu şekilde karşılık verdikten sonra da şöyle buyururdu: "Zahir bizim çölümüz¸ biz de onun şehriyiz."
Peygamberimiz Zahir'i çok severdi. Halbuki Zahir hiç de güzel değildi. Fizikî olarak son derece çirkin bir adamdı.
Bir gün pazarda çölden getirdiği malları satmaya çalıştığı bir sırada Peygamber Efendimiz gitti¸ sessizce yaklaştı¸ Zahir'i arkasından kucakladı ve elleriyle gözlerini kapadı. Zahir tutanın kim olduğunu göremiyordu. Tutan kimse bıraksın' diye çabalamaya başladı. Bu arada göz ucuyla arkasından tutanın Efendimiz olduğunu anlayınca sırtını Peygamberimizin göğsüne iyice dayamaya başladı.
Zahir'in bu neşeli hareketinden hoşlanan Peygamber Efendimiz yüksek sesle: ‘Bu köleyi satıyorum¸ var mı alan?' diye seslenmeye başladı. Zahir boynu bükük¸ mahzun bir halde:
‘Yâ Resulallah¸ benim gibi değersiz bir köleye vallahi kuruş veren olmaz' deyince Peygamber Efendimiz: ‘Hayır¸ yâ Zahir¸ sen Allah katında hiç de değersiz değilsin' buyurdu .... Derleme: www.RamazanRehberi.Com - Anahtar Kelimeler: peygamber - efendimiz - şakaları - sakalari - saka - peygamberimizin sakalasmasi - peygamberimizin sakasi - peygamber efendimiz saka yaparmiydi ? - peygamber efendimiz sakalasirmiydi ?peygamber efendimizin sakalasmasi -
29 Eylül 2009 Salı
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hakkinda
Peygamber Efendimiz (S.A.V) hakkinda29 Eylül 2009 Sali - 29 September 2009 Dienstag
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) 'in hayatı, muhacir, sahabe, ensar, Hz. Peygamberin ayak numarasına kadar daha birçok soruya kısa ve özlü cevaplar.
S 1: Peygamber Efendimiz hangi tarihte ve nerede dünya ya gelmiştir?
C 1: Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V); Miladi 571 yılı nisan ayının yirmisine tekabül eden Rebi ul' evvel ayının 12. pazartesi gecesi tan yeri ağarırken Mekke' de dünyaya geldi.
S 2: Peygamber Efendimizin annesi, babası ve dedesinin isimlerini söyleyiniz.
C 2: Peygamber Efendimizin annesi, Amine validemiz, babası; Abdullah ve dedesi; Abdulmuttaliptir.
S 3: Peygamber Efendimizin ilk hanımı kimdir? Çocuklarının adlarını söyleyiniz:
C 3: Peygamber Efendimizin ilk hanımı Hz. Hatice validemizdir. Efendimizin altısı Hz. Hatice validemizden, birisi Mısırlı hanımı Meryem validemizden olmak üzere yedi çocuğu dünyaya gelmiştir.
Erkek evlatları: Kasım, Abdullah ve ibrahimdir,
Kız evlatları: Zeynep, Rukiye, Ümmügülsüm ve Fatımadır.
S 4: İlk vahiy hangi tarihte, nerede ve Peygamber Efendimiz kaç yaşında iken indi?
C 4: İlk vahiy 610 yılında, Nur dağındaki Hira mağarasında, Peygamber Efendimiz 40 yaşında iken indi.
S 5: İlk Müslümanlar kimlerdir?
C 5: İlk Müslüman'lar ( kadınlardan) Peygamber Efendimizin eşi Hz. Hatice validemiz, çocuklardan Hz. Ali, kölelerden Hz. Zeyd b. Haris ve büyüklerden Hz. Ebu Bekir dir.
S 6: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nereden nereye hicret etmiştir?
C 6: Peygamber Efendimiz 622 yılında Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir.
S 7: İslam tarihinde yapılan ilk Mescid hangisidir?
C 7: İslam tarihinde ilk yapılan mescid; Peygamber Efendimizin Mekke'den Medine'ye hicret ederken uğradığı, Kuba köyünde yapılan Kuba mescididir.
S 8: Ensar ve Muhacir kimlere denir?
C 8: Mekke'den hicret ederek Medine'ye gelen Müslümanlara "Muhacir"; Medine'nin yerli halkı olan ve Mekke'den hicret edenlere her türlü yardımı yapan Müslüman'lara "Ensar" denir.
S 9: Peygamber Efendimiz hangi tarihte, nerede ve kaç yaşında ruhunu teslim etti?
C 9: Peygamber Efendimiz 632 yılında Medine' de 63 yaşında iken ruhunu teslim etti.
S 10: Sahabe kime denir?
C 10: Peygamber Efendimizi gören ve Müslüman olarak ölen kimselere sahabe denir.
S 11: Peygamber Efendimiz nerede defnedilmiştir? Kabrine ne ad verilmiştir?
C 11: Peygamber Efendimiz vefat ettiği yere defn edilmiştir (Suudi Arabistan- Medineyi Münevvere). Kabrinin bulunduğu yere " Ravza-i Mutahhare" denilmektedir.
Soru: Acaba kaynaklarda Hz. Peygamberin ayak numarası ile ilgili bilgi var mıdır?
Cevap (Meral Günel - İlahiyatcı): Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde müminlerin Hz. Peygamberle ilişkileri daha çok Ona iman etmek, Onu her şeyden çok sevmek, buyruklarına karşı çıkmayıp itaat etmek, getirdiği mesajı anlayıp uygulamada ve evrensel boyuta taşımada gayret sahibi olmak çerçevesinde ele alınmıştır. Peygamber sevgisinin ve Ona benzemeye çalışmanın bir tezahürü olarak İslam'ın ilk dönemlerinden itibaren Müslümanlar büyük bir titizlikle Hz. Peygamberin vücud yapısı, giyim kuşamı alışkanlıkları ve ahlakı konusunda dikkatli bir gözlemci olmuşlar ve ulaştıkları bilgileri gelecek nesle aktarmışlardır. Burada önemli olan husus, insanın fizikî özelliklerini (saç tipi, boyu, ten rengi vb.) Ona benzetmek için bir sorumluluğu olmamasına karşılık ahlakî ve dinî hayatını düzenlerken sorumluluk taşımasıdır. Dolayısıyla bize düşen en önemli görev öncelikle Onun ahlakını öğrenip hayatımıza yerleştirmek olmalıdır. Sorunuza gelince, ilk okuyuşta bir şakaymış izlenimini veren bu soruya bir soruyla karşılık vermek nasıl olur? " Ayak numaraları ne zaman tespit edilmeye başlandı?" Bunun cevabı bilinmedikçe sorunuzu rakamsal olarak cevaplamak zor. Ancak genel olarak kaynaklarda Hz. Peygamberin ayak yapısına dair söylenenler; ayaklarının, ayak bilekleri ve parmaklarının irice ve kalınca olduğu, ayaklarının altının çukur (kemerli) olduğu, düztaban olmadığı, ayaklarının fazla etli olmayıp üzerinin pürüzsüz olduğu şeklindedir.
Anahtar Kelimeler: Peygamber Efendimiz - Hz. Muhammed (s.a.v)- Resulullah - Rasulullah - Hz. Peygamber - Peygamberimiz (S.A.V.) hakkında - hakkinda - Peygamberimizle ilgili - Peygamberimiz ile alakali - soru - sorular - cevap - cevaplar - Peygamber efendimiz nerede dogdu - nerede dünyaya geldi -
28 Eylül 2009 Pazartesi
EHL-I SÜNNETIN AMELDE MEZHEPLERI
28 Eylül 2009 Pazartesi - 28 September 2009 Montag
Fikih: Müslümânin mükellef oldugu, hükümleri (farz, vâcip, sünnet, müstehab, mübâh, harâm, mekrûh) anlatan ilimdir. Bilene fakîh denir.
Fakîhlerin en büyügü amelde imâmimiz olan, Imâm-i A'zam Ebû Hanife Nu'man bin Sâbit Hazretleri'dir. Hicrî 80 târihinde Kûfe'de dogmus ve Hicri 150 târihinde Bagdat'ta vefât etmistir. Imâm-i Mâlik Hazretleri ondan 10 yas kücüktür, Hicri 90 senedinde dogmus ve Hicri 179 târihinde Medîne-i Münevvere'de vefât etmistir.
Imâm-i A'zam Ebû Hanîfe Hazretleri'nin vefât ettigi gün Imâm-i Sâfiî Hazretleri dünyâya gelmistir ki dogumu Hicri 150 târihindedir. Hicri 204 senesinde Misir'da vefât etmistir. Imâm-i Sâfiî Hazretleri, Imâm-i Mâlik Hazretleri'nin talebelerinden idi. Imâm-i A'zam Ebû Hanîfe Hazretleri'nin talebeleri ile görüstü.
Imâm-i Safiî Hazretleri'nin talebelerinden olan Imâm Ahmed bin Hanbel Hazretleri Hicri 164 senesinde dogmus, Hicri 241 târihinde Bagdat'ta vefât etmistir.
Bu dört zâta (Eimme-i Erbea: Dört Imâm) denilir. Tamâmi, ehl-i sünnet ve cemâatin imâmlari, takvâ sâhibi ve hidâyet günesidirler. Ictihâd ettikleri mezhebe ve mezheplerinin mensûplarina; Hanefî, Mâlikî, Safiî ve Hanbelî denir.
27 Eylül 2009 Pazar
Salavat getirilecek yer ve zamanlar
Salavat getirilecek yer ve zamanlar27 Eylül 2009 Pazar - 27 September 2009 Sonntag
"Mani bulunmamak şartıyla, her zaman salevat getirmek müstehabdır" deniyor. Müstehab olduğu yerler nelerdir?
Bazılarını İbni Abidin hazretleri şöyle bildiriyor:
1- Cuma günü ve cuma gecesi,
2- Sabah akşam, mescide girerken çıkarken,
3- Peygamberimizin kabrini ziyaret ederken,
4- Safa ile Merve’de,
5- Ezan okunurken,
6- İkamet edilirken,
7- Duanın başında, ortasında ve sonunda,
8- Telbiyeyi bitirdikten sonra,
9- Bir yere toplanırken ve oradan dağılırken,
10- Abdest alırken,
11- Abdestten sonra,
12- Bir şey unutulduğu vakit,
13- Vaaz ederken
14- Hadis okumaya başlarken
15- Hadis okumayı bitirince,
16- Kulak çınlarken,
17- Dini sual sorarken,
18- Fetva yazarken,
19- Kitap yazarken,
20- Hoca derse başlarken,
21- Talebe derse girince,
22- Kız istemeye gidenin,
23- Evlenenin ve evlendirenin,
24- Peygamber efendimizin ismini her işittiği veya yazdığı zaman,
25- Mühim işlerin başında,
26- Zikre başlarken,
27- Cenaze namazında ve namazda teşehhütten sonra salevat okumak sünnettir.
28- Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemin ismini işitenin ömründe bir defa salevat getirmesi farz, okuyunca, yazınca, söyleyince, işitince ilkinde söylemek vacip, tekrarında müstehabdır. (Redd-ül-muhtar)
29- Gül koklarken; Resulullahın mübarek teri, gül gibi kokardı.
30- Müsafeha ederken,
31- Pilav yerken.
Yukarıdaki hususların bazıları hadis-i şerifle de bildirilmiştir:
Cuma günü ve gecesi çok salevat getirene şefaat ederim. [Beyheki]
Cuma günü 80 salevat getirenin, 80 yıllık günahı affolur. [Dare Kutni]
Ezanı işitince tekrar edip bana salevat getirin! [Buhari]
Dua perdelidir, salevat getirilince, perdeler yırtılır, dua kabul olur. [Taberani]
Allahü teâlâyı zikretmeden ve Resulüne salevat getirmeden toplanıp dağılmak, leşten dağılmak gibidir. [İ.Ahmed]
Bir toplulukta Allahü teâlâ anılmaz ve peygamberine salevat getirilmezse, o topluluk, kıyamette, hasret ve nedamet çekerler. [Tirmizi]
Abdestten sonra, on defa salevat getirenin gamı gider, duası kabul olur. [Ey Oğul İlmihali]
Söyleyeceği şeyi unutan, hatırlamak için bana salât-ü selam getirsin! [İbni Sünni]
Meclislerinizi bana salât-ü selam getirmekle süsleyin! [Deylemi]
Namaz kıldıktan sonra dua ederken önce Allahü teâlâya layık olduğu şekilde hamd et, sonra bana salevat getir, sonra dua et! [Tirmizi]
Kulağı çınlayan beni hatırlasın, bana salevat-ı şerife getirsin. Sonra da “Beni hayırla anana Allah rahmet etsin!” desin! [Müslim]
İsmim anılınca salevat okumayan, cimrilerin cimrisidir. [Tirmizi]
Yanında anıldığım halde bana salevat getirmeyenin burnu sürtülsün! [Tirmizi]
İsmim anılınca, salevat getirmeyen, zelil olsun! [Tirmizi]
İsmim anılınca salevat okumayan, cimrilerin cimrisidir. [Tirmizi]
Gül koklayıp da bana salevat getirmeyen, bana eziyet etmiş olur. [Şir'a]
İki müslüman, selamlaşıp müsafeha eder ve bir de bana salevat-ı şerife okursa, yeni doğmuş gibi bütün günahları temizlenir. [R.Nasıhin]
Bana bir salevat getirene, Allah ve melekleri 70 salât getirir. [İ. Ahmed]
Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır. [Tirmizi]
Bana çok salevat getirenin dertleri gider, günahları affolur. [Tirmizi]
Anahtar Kelimeler: selavat - salavat getirilecek yer ve zamanlar - selavat getirme - salavat getirmek - salevat -
25 Eylül 2009 Cuma
Osmanli'nin Saglik Hizmetleri
Osmanli'nin Saglik Hizmetleri25 Eylül 2009 Cuma
Saglik, Insanogluna verilmis en büyük nimettir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v). Hz. Abbâs'a (r.a) hitaben: "Ey Abbâs, Ey Resûlullah'in amcasi, Allâhü Teâla'dan dünyâda ve âhirette âfiyet iste" ve "Ey Allâh'in kullari, tedâvî olunuz, zîra, Allâhü Teâla hicbir hastalik yaratmamistir ki ondan halâs icin bir devâ yaratmamis olsun" buyurmuslardir. Bedenin ve fikrin rahati ancak sihhat ile oldugu icin hayât ve sihhate edilecek hizmet en hayirli hizmettir.
Bu husûsa hakkiyla vâkif olan Osmanli, her devirde memleketin her kösesinde pek mühim ve övülmeye lâyik nice saglik müesseseleri vücûda getirmis ve halkin kukara ve kimsesizlerinden binlerde hastanin sihat ve âfiyetlerini temin etmek hizmetinde bulunmustur. Husûsiyel ikinci Abdülhamîd Han'in hizletleri takdîre sayandir. Genis hudûdlarina ragmen devletin her kösesine bîmârhâne, timarhâne, sifâhâne veya dârüssifâ denilen hastahâneler tesis etmislerdir. Bunlardan bazilari sunlardir:
- 30 Aralik 1898'de Gülhane Serîriyât Hastahânesi ve Tabâbet-i Askeriye Tatbikat Mektebi;
- 1899'da Sisli tepelerinde Sultanin bizzat bütün masraflarini üstlendigi Hamîdiye Etfal Hastahâne-i Âlisi insa edildi.
- Kastamonu ve Hüdâvendigâr vilâyetlerinde hastahâneler, tesis edildi. Adana, Ankara, Aydin ve Konya vilâyetlerinin bir cok mahallelerine seyyar hastahâneler ve doktorlar gönderilmistir.
Cicek hastaligi icin Medîne-i Münevvere ve Basra gibi uzak mahallere dahi bircok masraflarla "Asi istihzârhâneleri" acilmis ve Devlet-i Aliyyenin en ücrâ yerlerine ve en kücük köylerine dahi bircok sehâdetnâmeli ve muvazzaf asicilar gönderilerek oradaki vatan evlâdina meccânen asilar yapilmis, cocuklarin dogumundan alti aya kadar asilandirilmalari da temin edilmistir.
Kuduz illetine karsi Istanbul'da "Dâü'l -kelb Tedâvihânesi" Bagdad, Selanik, Sâm, Diyarbakir, Erzurum gibi bazi merkezlere ayrica "dâü'l-kelb ameliyathaneleri" tesîs olunmustur. Kagithane menba sulari toplanarak Istanbul'un bir cok mahallerinde insâ olunan Hamîdiye cesmelerine tevzî edilmistir. Böylelikle Galata, Beyoglu, Taksîm ve Sisli taraflarinda zuhur eden hastaliklara karsi tedbir alinmistir. Anahtar Kelimeler: Osmanli'nin Saglik Hizmetleri - Osmanli nin saglik hizmetleri - OSMANLI'NIN SAĞLIK HİZMETLERİ - osmanli zamaninda saglik - osmanli da saglik hizmeti -
24 Eylül 2009 Perşembe
Ebu'l Fârûk Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.)
Ebu'l Fârûk Süleyman Hilmi Tunahan (K.S.)24 Eylül 2009 Persembe
Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri, Rûmî 1304 (Hicrî 1305 - Mîlâdî 1888) yılında Silistre'de dünyâya geldiler. Babası, tahsîlini İstanbul'da tamamlamış ve Silistre'nin Satırlı Medresesi'nde yıllarca müderrislik yapmış Osman Efendi'dir. Dedesi ise Kaymak Hâfız nâmıyla mâruf bir zât olup 110 yaşına doğru vefat etmiş olan Mahmûd Efendi'dir.
Hocazâdeler olarak bilinen bu asîl ailenin ceddi İdris Bey'e dayanır. İdris Bey, Fâtih Sultan Mehmed tarafından Tuna Hanı nasbedilmiş ve üstelik kendisine kız kardeşi tezvîc edilmiş bir zâttır.
Babası Osman Efendi, İstanbul'da tahsîline devam ederken rüyasında, vücûdundan kopan bir parçanın gökyüzüne çıkıp etrafa ışıklar saçtığını görür. Rüyayı, sulbünden gelecek bir evladının dünyayı mânen aydınlatacağı şeklinde tâbir eder. Bu istidâdı; Fehim, Süleyman Hilmi, İbrahim ve Halil isimli dört oğlundan Süleyman Hilmi'de görür. Onun yetişmesi için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz ve fevkalâde alâka gösterir.
Süleyman Efendi, ilk tahsilini Satırlı Medresesi'nde ve Silistre Rüşdiyesi'nde yaptı. Daha sonra babası, tahsilini tamamlamak üzere onu İstanbul'a gönderdi ve şu tavsiyede bulundu: "Oğlum! Usûl-i fıkıh ilmine iyi çalışırsan dîninde kuvvetli olursun, mantık ilmine iyi çalışırsan ilminde kuvvetli olursun."İstanbul'da Fâtih dersiamları'ndan ve devrin meşhûr âlimlerinden Bafralı Ahmed Efendi'nin ders halkasına oturan Süleyman Efendi, birincilikle icâzet aldı. Bilâhare ihtisâsını yapmak üzere Süleymaniye Medreseleri, Medresetü'l-Mütehassısîn'in Tefsîr ve Hadîs şubesine girip birinci derece ile mezun oldu. Aynı zamanda giriş imtihanını birincilikle kazandığı Medresetü'l-Kuzât (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi)'dan da mezûn oldu. Böylelikle devrinin aklî ve naklî ilimlerinde en yüksek dereceyi ihrâz etmiş oldular.
Ezelî takdîr olarak Silsile-i Sâdât'ın 33. ve son halkası kendilerinin nasibi olduğundan, Seyyidler Zinciri'nin 32. halkası Salâhuddîn ibnü Mevlânâ Siracüddîn (k.s.) Hazretleri'nden seyr ü sülûkunu tamamladılar. Sonra tecelliyâtın büyüklüğünden üztâzı, kendilerini İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-isânî (k.s.) Hazretleri'nin nisbet-i rûhâniyesine teslim ettiler. Dünyânın şu son zamanlarında ilâhi feyzden nasipleri bulunan insanları yüksek himmetleriyle küfr ü dâlâlet çukurundan îman ve ihlâs sahasına çekip çıkardılar, hâlen de çıkarmaktadırlar.
Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri, 16 Eylül 1959 (Hicrî 13 Rebîulevvel 1379) Çarşamba günü irtihal buyurdular. (Kaddesallâhü sirrahü'l-e'azz). Ancak tasarruf ve irşadları tamâmiyle ve kemâliyle berdevamdır. Cenâb-ı Hakk sevenlerini ve bütün mü'minleri şefâatlerine nâil kılsın. Âmin.
23 Eylül 2009 Çarşamba
Iki Dunya Saadeti
23 Eylül 2009 Carsamba - 23 September 2009 Mittwoch
Mâlikî Ebu'l-Hasen eş-Şâzelî (k.s.) buyurdular ki:
"Şu sıfatlara sarılırsan iki cihan saâdetine nâil olursun:
* Allâhü Teâlâ'nın vahdâniyetine ve Muhammed Mustafa (s.a.v.)'nın peygamber olduğuna şehâdet et.
* Hikmete ermek istersen fuzûli kelâmı terk et.
* İbâdetin halâvetini (lezzetini) hissetmek istersen çok yemeyi terk et.
* Kendi nefsinin ayıplarını ıslâha muvaffak olmak istersen insanların ayıplarını araştırmayı terk et.
* Allah korkusunun kalbinde yer tutmasını dilersen Allâhü Teâlâ'nın zâtı hakkında tevehhümü terk et.
* Yüzünün nurlanmasını dilersen gece namazına devam et.
* Kıyamet gününün susuzluğundan kurtulmak istersen oruca devam et.
* Kabir azâbından selâmet dilersen necâsetten tahârete dikkat et, bütün haramlardan sakın ve şehvetleri terk et.
* Zengin olmak istersen kanâate devam et.
* İnsanların en hayırlısı olmak istersen onlara faydalı ol.
* Muhsinînden olmak istersen Allâhü Teâlâ'ya onu görüyormuş gibi ibâdet et. Zîra sen onu göremesen de o seni görür.
* İmânının kemâle ermesini dilersen ahlâkını güzelleştir.
* Allâhü Teâla'nın seni sevmesini dilersen müslüman kardeşlerinin ihtiyaçlarını gözet.
* Allâhü Teâlâ'nın itaatkâr kullarından olmak istersen onun sana farz kıldıklarını edâ et.
* Cuma guslüne devam et ki kıyâmet günü huzûr-ı ilâhîye günahsız varasın.
* Kıyâmet günü karanlığından selâmet içinde haşr olunmak için Allâh'ın mahlûkâtından kimseye zulmetme.
* Günahlarını azaltmak istersen devamlı istiğfar etmeyi terk etme.
* İnsanların en kuvvetlisi olmak istersen Allâhü Teâlâ'ya tevekkül et.
* Eğer Cenâb-ı Hakk'ın rızkına yağmur gibi bolluk vermesini dilersen dâima tahâret-i kâmile üzere bulun."
22 Eylül 2009 Salı
DHL Delivery Problem NR. 27255
Spam Mail / 22 Eylül 2009 Sali - 22 September 2009 Dienstag
Sevgili okuyucular dün aksam "DHL Delivery Problem NR." baslikli bir e-posta aldim. Eger sizlerde icinde eklenti bulunan böyle bir e-posta aldiysaniz sakin cevap vermeyin cünkü eklenti de Trojen bulunuyor. E-Mail de bulunan eklentiye tiklamaniz halinde Trojen sinsice devreye giriyor ve bilgisayarinizi esir aliyor. Basinizin agrimasini istemiyorsaniz e-posta yi Junk-E-Mail yada Bulk E-Mail adli klasöre yollayiniz. Böylece hem kendinizi korumus olursunuz hemde baska kullanicilara yardimda blunursunuz.
DHL Delivery Problem NR.27255
Kimden: DHL Delivery Support (services@dhl-support.com)
Gönderildi: Pazartesi, 21. Eylül 2009 18:52:27
Kime: --------@msn.com
1 Eklenti ===>> DHL_INVOI...zip (31,0 KB)
Hello!
We failed to deliver postal package sent on the 3rd of June in timebecause the recipient’s address is erroneous.Please print out the invoice copy attached and collect the package at our office.
DHL Delivery Support. Spam Mail, E-Mail, E-Posta, Internet, Virüs, Trojen
20 Eylül 2009 Pazar
Ramazan Bayraminiz mübarek olsun
Saygilarimla
Esen rüzgardan daha cömert
Resulullah Efendimiz, hayır yapma hususunda insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu ay ise, Ramazan ayı idi.
Cebrail, her sene Ramazan ayında Resulullah ile buluşur, ta ayın sonuna kadar Resulullah ona Kur’an-ı Kerim'i baştan sona okuyup dinletirdi.Cebrail’le buluştuğu zaman, Resulullah, hayır yapmada esen rüzgardan daha cömert olurdu.
19 Eylül 2009 Cumartesi
Iyi ki o insanlar var
Allah buyuruyor ki: “Şüphesiz ben, yer yüzünde yaşayanların isyanlarından dolayı onlara ceza vermek istediğimde, Evlerim olan mescidleri maddi ve manevi onarıp şenlendirenlere; Sırf benim hoşnut olmam için birbirini çıkarsız sevenlere; Seherlerde gerek kendilerinin, gerek diğer insanların işledikleri günahlar için Allah’tan (bağışlanma) dileyenlere bakıyorum ve azabımı yeryüzünden (bunlar sebebiyle) çeviriyorum."
18 Eylül 2009 Cuma
Hayat bir imtihandir
Hayat bir imtihandırCuma özel / 18 Eylül 2009 Cuma
Aziz ve muhterem Müslümanlar!
Dünya dershanesinin en şuurlu talebesi insandır. Beşikten mezara kadar ilim okuyup öğrenmeye muhtaç olan insamin hayat kitabı Kur'ân-ı Azîmüşşan'dır. İnsan onu okumaya, emir ve yasaklarina göre hayatını düzenlemeye mecburdur. Zira bu dershanenin yegâne kitabı odur. Kabir kapısından içeri girince bütün sorular ondan çıkacaktır. Kur'ân'ı bilmeyen ve yaşamayan, imtihanda başarılı olamaz; geçer not alamaz!
Dünya mektebinin ebedî muallimi Hz. Muhammed'dir (sav). O'nu tanımayan, sevmeyen, Sünnet-i Seniyye'sine uymayan, îman diplomasını sağlam elde edemez! Herkes Allah Resülü'nü dinleyip O'na itaat etmeye muhtaçtır. Bu imtihan salonu olan dünyaya gelen herkes Kur'ân'ı okuyacak, O muallim-i ekberi dinleyecek, O'nun hakîkî varisleri olan âlimlerden bilmediklerini sorup öğrenecek, geçer not almaya çalışacaktır.
Emrimize verilen, hizmetimize sunulan herşey imtihanda faydalanacağımız birer malzemedir. Mal, mülk, çoluk, çocuk, varlık, yokluk, güzellik, çirkinlik hep imtihan içindir. Bu hakikate işaret eden Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurur: "Va'lemû ennemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitneh." Yâni: "Biliniz ki, mallarınız da, evlâtlarınız da ancak birer imtihandır."
Aziz mü'minler! "İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahat ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaretle ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gönderilmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür, İnsan bir yolcudur. Sahavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder."
Her iki hayatın levazımatı Mâlikü'l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat insan o levazımatı cehlinden dolayı tamamen bu fânî hayata sarfediyor. Halbuki ömür sermayesinden en az onda birini dünya hayatına, onda dokuzunu sonsuz hayata sarfetmek gerektir. Aldanmakta fayda yoktur.
"Dünya madem fânîdir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Halân ve Kerîm bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem '"Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs'ahâ' sınınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.
Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın. Âhiretini dünyaya feda etmesin. Hayat-ı ebediyyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın. Mâlâyânî şeylerle ömrünü telef etmesin. Kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin. Selâmetle kabir kapısını açıp saâdet-i ebediyeye girsin."
Aziz mü'minler! "Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı îman ile hayatlandınnız ve ferâizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz."
Unutmayınız ki: Hayatı veren Allah'tır ve hayatı rızıkla idame eden de O'dur ve levazımat-ı hayatı ihzar eden yine O'dur ve hayatın âlî gayeleri O'na aittir ve mühim neticeleri O'na bakar. Yüzde 99 meyvesi O'nundur. İnsan vazifesini istikametle yaparsa bu fânî hayatta bakî bir hayatı kazanır. Zira kâinatın ruhu, nuru, mâyesi, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatın hayatı da dindir, îmandır. Din bir imtihandır. "Ticaret ve memuriyet için mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâl'ine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîm'lerine kavuşacaklar. Yâni: Esbap dağdağasından ve vasıtaların karanlık perdelerinden kurtulup Rabb-i Rahîm'lerine makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya herkes kendi Hâlık'ı ve Mâbud'u ve Rabb'i ve Seyyid'i ve Mâlik'i kim olduğunu bilecek ve bulacaklar."
İnsanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş fikirleri ve ebedî saadetlerinin nevilerine yayılmış arzulan gösterir ki: Bu insan ebed için yaratılmıştır ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir, bir diyar-ı gurbettir. Ve âhiretine bir bekleme salonudur.
Ey insan! Senin iktidarın kısa, bekan az... Yâni burada az duracaksın! Hayatın mahdut, ömrünün günleri mâdud ve herşeyin fânîdir. Öyleyse şu kısa, fânî Ömrünü fânî şeylere sarfetme ki fânî olmasın! Bakî şeylere sarfet ki bakî kalsın!
"Ayâ bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Hâşâ! Belki insan ebede meb'ustur ve saâdet-i ebedîyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe görecek! Ya taltif veya tokat yiyecek!"
Fahr-i Cihan Efendimiz îkaz ediyor: "Her kul hangi amel, iş ve hayat üzere ölürse o amel üzerine dirilir." Veyahut, "Yaşadığınız gibi ölür, öldüğünüz gibi dirilir, haşrolursunuz!"
Rabbim cümlemizi hayat imtihanında muvaffak eylesin, âmin. Anahtar Kelimeler: Hayat bir imtihandir - Hayat bir imtihandır - Yasam bir imtihandir - Yaşam bir imtihandır -
15 Eylül 2009 Salı
Bu gece 'Bin aydan daha hayirli gece'
Bu gece 'Bin aydan daha hayirli gece'15 Eylül 2009 Sali
Kuran'i Kerim'in indirilmeye baslandigi Hz. Muhammed'e (s.a.v) elçilik görevinin verildigi gece olarak, her yil Ramazan ayi'nin 27'nci gün'ü kutlanan Kadir Gecesi' bu gece kutlanacak.
Bu gecede mevlitler okunacak, dualar edilecek, televizyonlar bazi camilerden canli yayinlar yapacak.
Diyanet Isleri Baskanligi bu yil, Kadir Gecesi’nde vatandaslarin kolay ulasabilecegi ve halkin yogunlukla ziyaret ettigi yurtçapindaki 2 bin 194 cami'yi, ibâdet etmek isteyenler için sabaha kadar açik tutacak.
Istanbul'da Sultan Ahmet, Eyüp Sultan, Fatih, Hirka-i Serif, Süleymaniye, Beyazit, Yildiz Hamidiye, Büyük Mecidiye, Sinan Pasa, Yusa, Yakuplu Merkez, Bezm-i Alem Valide Sultan, Sümbül Efendi, Ayazma, Hoca Ali Riza camilerinin aralarinda bulundugu 72 camide vatandaslar sabaha kadar ibadet edebilecek.
CAMILER KAPANMAYACAK
Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu mübarek zaman diliminde Kadir Gecesi'nin oldugu bildiriliyor. Edilen dualarin son derece makbul oldugu bu 10 günlük sürede itikafa girmek isteyenler için Diyanet Isleri Baskanligi, ülke genelinde 758 cami belirledi. Ayrica Ramazan'in 26. gününü 27. gününe baglayan gece büyük coskuyla kutlanan Kadir Gecesi de tüm camilerin sabaha kadar açik olacagi bildirildi.
Kadir Gecesi'nde ne yapilir ?
15 Eylül 2009 Sali
Bu gece dört rek'at Kadir Gecesi namazi kilinir:
1'inci rek'atte: 1 Fatihâ, 3 Innâenzelnâhü....,
2'inci rek'atte: 1 Fatihâ, 3 Ihlas-i serif,
3'üncü rek'atte: 1 Fatihâ, 3 Innâenzelnâhü....,
4'üncü rek'atte: 1 Fatihâ, 3 Ihlas-i serif okunur.
Namazdan sonra:
1 defa, "Allâhü ekber Allâhü ekber. Lâ ilâhe illalahü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi'l-hamd."
100 Elem nesrah leke... sûresi,
100 Innâ enzelnâhü... sûresi,
100 defa da Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v) Hz. Âise vâlidemize ögrettigi "Allâhümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbü'l afve fâ'fü annî" duâsi okunur ve duâ edilir.
Mümkünse, bir de tesbih namazi kilmalidir. (Duâ ve Ibâdetler, Fâzilet Nesriyât)
Kadir Gecesi'nin fazileti
15 Eylül 2009 Sali
Ashâb-i Kirâm, Allahü Teâlâ'nin Kadir Gecesi hakkinda (bin aydan hayirlidir) meâlindeki âyet-i kerîmesine sevindikleri kadar hicbir seye sevinmediler.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ashâbina Israilogullarindan dört kisiyi anlatti. Bunlar -göz acip yumuncaya kadar bir zaman dahi Allah'a âsî olmadan- seksen sene ibâdet etmislerdir. Resûlullah'in (s.a.v.) ashâbi da bundan dolayi hayret etmislerdi. Cebrâil (a.s.) geldi ve:
"Yâ Muhammed! Sen ve ashâbin bu zâtlarin, göz acip yumuncaya kadar kisa bir vakitte bile Allah'a isyan etmeden seksen sene ibâdet etmelerine hayret ettiniz. Allahü Teâlâ senin üzerine bundan hayirlisini indirdi." dedi ve "Innâ enzelnâhü fî leyleti'l kadr.....", "Biz, onu Kadir Gecesi'nde indirdik." meâlindeki âyet-i kerîmesi ile baslayan Kadr Sûresi'ni sonuna kadar okudu. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) cok mesrûr oldu, sevindi.
Anahtar Kelimeler: Kadir Gecesi'nin fazileti - Kadir Gecesinin fazileti - Kadir Gecesi nin fazileti - Kadir Gece'sinin fazileti - Kadir Gece sinin fazileti
Kadir Gecesi'nin hususiyetleri
15 Eylül 2009 Sali
Cenâb-i Hakk, bâzi kiymetli seyleri bircok hikmetler icin gizlemistir. Kullarinin bütün ibâdet ve tâatlere râgbet etmesi icin rizâsini ibâdet ve tâatlerde; büyük-kücük günahlardan kacinmalari icin gadabini günahlarda; bütün isimlerine ta'zîm edilmesi icin Ism-i A'zam'i Kur'ân-i Kerîm'de; bütün namazlarin muhafazasi icin salât-i vüstâ (orta namazi)ni; günün tamaminda; duâ edilmesi icin cuma günündeki icâbet saatini; hic kimseyi hor ve hâkir görmemek icin velî kullarini; Ramazan'in her gecesini ibâdet ve tâatle ihyâ edip daha cok sevap kazansinlar diye de Kadir Gecesi'ni gizemistir.
Bununla beraber Resûlü Ekrem Efendimiz (s.a.v.), Kadir Gecesi'nin bâzi alâmetlerini söyle bildirmistir: "O gece gökyüzü parlak ve bulutsuz olur. Hava ne soguktur ne de sicak, lâtif olur. O gecenin sabahinda günes ziyâsiz (solgun) olarak dogar."
Kadir Gecesi, icerisinde Kur'ân-i Kerîm inzâl olunan mübârek gecedir. Bu gecenin pek cok husûsiyetinden birkaci:
1- Bu gece ibâdet (icerisinde Kadir Gecesi olmayan) bin ayda yapilan ibâdetten daha hayirlidir. Resûlullah Efendimiz'e (s.a.v.) kendisinden önceki ümmetlerin ömrü gösterildi. Ümmetinin ömürlerini kisa gördü. Bunun üzerine Hz. Allah bin aydan daha hayirli olan Kadir Gecesi'ni ihsân etti.
2- Kadir Gecesi'nde meleklerin ve rûhun inmesi. Melekler bu gecenin esrârini görmek üzere inerek yeryüzünü doldurdugu icin bu geceye darlik mânâsina olan "Kadir" ismi verilmistir.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: "Kadir Gecesi olunca Allahü Teâlâ, Cebrâil'e (a.s) emrede. Cebrâil (a.s) yanlarinda yesil bir sancakla melekler ile yeryüzüne inip sancagi Kâbe'nin üzerine dikerler. Cebrâil (a.s) bu gece melekleri tesvik eder. Onlar da her ayakta durana, oturana, namaz kilana ve zikredene selâm verirler ve onlarla musâfaha ederler. Yaptiklari duâlara âmin derler. Bu, fecir vaktine kadar devâm eder."
3- Bu gece, fecir vaktine kadar selâmettir.
Cirkin islerinizi ifsa etmeyin
Peygamber Efendimiz buyuruyor: "Ümmetimin hepsi affa mazhar olacaktır, günahı aleni işleyenler hariç. Kişinin geceleyin işledigi kötü bir ameli Allah örtmüştür."
Ama sabah olunca o: "Ey falan, bu gece ben şu şu işleri yaptım!" der. Böylece o, geceleyin Allah kendini örtmüş olduğu halde, sabahleyin, üzerindeki Allah'ın örtüsünü açar. İşte bu, günahı aleni işlemenin bir çeşididir. (Buhari, Edeb 60)
14 Eylül 2009 Pazartesi
Hz. Ibrahim (A.S.) ve on suhuf
Hz. Ibrahim (A.S.) ve on suhuf
14 Eylül 2009 Pazartesi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Allahü Teala, Hz. Ibrahim'e on sahife indirmistir." buyurdular. Ebû Zerr(r.a); "Ya Resulallah, bu suhufta neler vardi ?" diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Tamâmi nasîhatten ibârettir." buyurdular. O nasihatlerden:
- "Ey halkin basina gecen gururlu hükümdar! Ben seni dünya servetini birbiri üzerine yigmak icin degil, mazlumun hakkini zalimden alasin diye gönderdim. Zîrâ ben, kâfir de olsa mazlumun duasini geri cevirmem."
- "Akil sâhibi olup da nefsine maglup olmamis kisi vaktini (gününü) dörde taksim etmelidir; birinde Rabbine ibâdet etmeli, digerinde Allah'in yarattiklarindaki san'atini ve kendisine verdigi nimetleri tefekkür etmeli, bir digerinde nefsini muhâsebe etmeli, hesâba cekmeli, bir vakitte ise yiyecek ve iceceklerin helal yoldan temini ile mesgul olmalidir."
- "Akilli olan kimse bedenini ancak üc seyde kullanmalidir: Ahiret amelinde, dünyadaki islerini yoluna koymakta ve ahiret binegi olan vücudunu haram olmayan seylerden faydalandirmakta."
- "Akilli kimseye layik olan, zamanini bilmek, icabina göre bir meslek tutmak ve dilini muhafaza etmek, (mes'uliyet bakimindan) sözün amelden sayildigini bilmek ve dilini ancak kendisi icin lüzumlu ve faydali olan seylere kullanmak."




