30 Ekim 2010 Cumartesi

Yaz saati sona eriyor

Yaz saati sona eriyor
30 Ekim 2010 Cumartesi


Yaz saati uygulaması sona eriyor. 31 Ekim Pazar günü (Cumartesi gününü, Pazar gününe bağlayan gece) saat 04.00'de saatler 1 saat geri alınacak.

Yaz saati uygulamasına 28 Mart 2010 tarihinde geçilirken, saatler 03.00'te bir saat ileri alınmıştı. Gün ışığından daha fazla yararlanmak amacıyla yapılan uygulamaya ilişkin Bakanlar Kurulu kararı da 19 Mart tarihli Resmi Gazete'de yayımlanmıştı. Buna göre yaz saati, bir başka deyişle 'ileri saat' uygulaması, 28 Mart Pazar günü saat 03.00'te saatlerin bir saat ileri alınmasıyla başlarken, 31 Ekim Pazar günü saat 04.00'te saatlerin 1 saat geri alınmasıyla sona erecek.

Yaz saati uygulamasıyla, akşam saatlerinde en yüksek değerine ulaşan enerji talebinin (puant gücü) azaltılması hedefleniyor. Geçmiş yıllara bakıldığında yaz saati uygulaması, Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle birlikte Mart ayının son pazar günü başlayıp, Ekim ayının son pazar günü bitiyor.

Yaz saati uygulamasıyla her yıl ''orta ölçekli'' bir hidroelektrik santralinin yıllık üretimi kadar tasarruf sağlanıyor. İleri saat uygulamasıyla işe erken başlamak ve çıkmak, aydınlatma, ısıtma, soğutma açısından önem taşıyor. Enerji Bakanlığı hesaplarına göre, yaz saati uygulamasıyla yıllık 600-700 milyon kilovat saat (kWh) tasarruf sağlanıyor.

Kaynak: AA

28 Ekim 2010 Perşembe

BİR MUAŞERET ADABI

BİR MUAŞERET ÂDABI
28 EKİM 2010 PERSEMBE - 20 ZİLKADE 1431


Bir şey alırken sağ el ile alınır, sağ el ile yenilir, içilir ve musâfaha yapılır, abdest azalarını yıkamaya başlar­ken sağdan başlanır, ayakkabı ve elbise giyerken sağ taraf ile başlanır, cami ve mescidlere, evlere, odalara sağ ayak ile girilir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Sağ elinizle yiyiniz, sağ elinizle içiniz, sağ elinizle alınız ve sağ elinizle veri­niz. Çünkü şeytan sol eliyle yer, sol eliyle içer, sol eliyle verir ve sol eliyle alır." buyurmuştur.

Kirli ve pis şeyler sol elle tutulur. Kiri temizlemek, bur­nu temizlemek, sümkürmek, istincâ yapmak veya bir necaseti (pisliği) yıkamak için sol el kullanılır. Ancak sol elin kesik olması veya bir hastalık gibi mazeretten dola­yı bunlar sağ elle yapılabilir.

Bir kimseye kitap veya herhangi bir şey sağ elle verilir.

Makam ve fazilet bakımından kendisinden üstün biriy­le yürürken, o kimseyi sağına alarak solundan yürünür.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 30 Temmuz 2010 Cuma - 18 Şaban 1431

24 Ekim 2010 Pazar

İMÂM ÂHMED BİN HANBEL'DEN HİKMETLER

İMÂM ÂHMED BİN HANBEL'DEN HİKMETLER
24 EKİM 2010 PAZAR - 16 Zilkade 1431


• Yalan söylemek emniyeti yok eder.

• Kibirli adamda akıl yoktur.

• Üstünlük; fazilet, ilim ve irfan iledir. Sende olmayan meziyyetler ile seni medhedenin sende bulunmayan kötülük ile seni kötüleyeceğine emin ol.

• İlim öyle yüce bir rütbedir ki azli yoktur.

• Günahlar manevî hastalıklara sebep olduğu gibi te­mizliğe riayet, dikkat etmemek de maddi hastalıklara se­bep olur.

• Kusursuz arkadaş arayanlar arkadaşsız kalırlar.

• Senden bir şey istediği vakit vermediğin için sana kızgınlık gösteren, sâdık dost değildir.

• Her şey için kerem vardır, kalbin keremi Rabb'inden razı olmaktır.

• Bir kimsenin sâdık dostunun ölümü kendisi için zillettir.


Kaynak: Fazilet Takvimi / 30 Temmuz 2010 Cuma - 8 Şaban 1431

8 Ekim 2010 Cuma

KOMŞU HAKKI NEDİR BİLİR MİSİN ?

KOMŞU HAKKI NEDİR BİLİR MİSİN ?
08 EKİM 2010 CUMA - 30 ŞEVVAL 1431


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: "Komşunun hakkı nedir bilir misin?

Senden yardım istediği zaman yardım edersin.

Senden borç isterse borç verirsin.

Fakir düştüğü zaman tekrar borç verirsin.

Hastalanınca ziyaret edersin.

Ona bir hayır ulaşırsa tebrik edersin.

Başına bir felâket geldiğinde taziye
(tesellî)
edersin.

Vefat edince cenazesine iştirak edersin.

İzni olmadan bina yükselterek rüzgârını kesmezsin.

Tencerendeki yemeğin kokusu ile onu rahatsız et­mez, yemekten ona da ayırırsın.

Meyve satın aldığın zaman ona da hediye edersin. Eğer hediye etmezsen meyveyi evine gizlice getirirsin. Çocuğun o meyveleri dışarı çıkarıp onun çocuğunu im­rendirmesin.


Kaynak: Fazilet Takvimi / 29 Temmuz 2010 Perşembe - 17 Şaban 1431

KABİR AZABINI HAFİFLETEN ŞEYLER

KABİR AZABINI HAFİFLETEN ŞEYLER
08 EKİM 2010 CUMA - 30 ŞEVVAL 1431


Ebû Hureyre'den (r.a.):

Resûlullâh (s.a.v.) ile beraber yürüyorduk. İki kabre rastladık. Resûlullâh (s.a.v.) durunca biz de durduk. Resûlullâh'ın (s.a.v.) rengi değişmeye başladı. Hattâ gömleğinin kolu titredi.

'Size ne oluyor yâ Resûlallâh?' dedik.

'Benim duyduğumu siz duymuyor musunuz?' buyurdu.

'Ne duyuyorsunuz, yâ Resûlallâh?' dedik. Buyurdu ki:

'Şu iki kişi küçük (zannettikleri, gördükleri) bir günah­tan dolayı kabirlerinde şiddetli bir azab görüyorlar.'

Biz: 'Nedir o?' diye sorduk.

'Birisi idrardan tam kaçınmazdı. Diğeri de dili ile in­sanlara eziyet eder, aralarında söz taşırdı.' buyurdu. Sonra iki hurma dalı istedi. Her kabre bir tane dikti.

Biz: 'Bunun onlara faydası olur mu?' diye sorduk.

'Evet, bunlar kurumadıkları müddetçe azapları hafif­letilir' buyurdu.


Kaynak: Fazilet Takvimi / 29 Temmuz 2010 Perşembe - 17 Şaban 1431

6 Ekim 2010 Çarşamba

YEMEĞE BAŞLARKEN BESMELE ÇEK

YEMEĞE BAŞLARKEN BESMELE ÇEK
06 EKIM 2010 ÇARŞAMBA - 28 ŞEVVAL 1431

Yeme - içmeye besmele ile başlamak, kalkarken de Allah'a hamd ile kalkmak yemek âdâblarındandır. Böyle yapmak, kişinin yemeğinin bereketli olmasına ve şeytanın uzaklaşmasına sebep olur.

Ashâb-ı Kiram Resûlullâh'a, "Yâ Resûlallâh! Biz yedi­ğimiz halde doymuyoruz." dediler. Resûlullâh (s.a.v.) "Herhalde siz yemeğinizi ayrı ayrı yiyorsunuz." buyur­dular. Sahabe, evet, deyince Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Yemeğinizin etrafına toplanınız ve besmele çekiniz. Böyle yaparsanız Allâhü Teâlâ ye­meği size bereketli kılar."

Câbir bin Abdullah (r.anhümâ) Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etti: "Bir kimse evine girerken ve yemek yerken besmele çekerse, şeytan, kardeşlerine, arkadaşlarına bu gece (Allah'ın ismi zikredildiği için) size ne kalacak yer var, ne de akşam yemeği var, der. Şayet o kimse eve girerken besmele çekmezse şeytan, yardımcılarına, gece kalmak için burada yeriniz var, der. Yemek yerken de besmele çekmezse, bu gece hem kalacak yeriniz, hem de akşam yemeği var, der."

Hz. Huzeyfe (r.a.) anlatıyor: Biz Resûlullâh (s.a.v.) ile beraber bir sofranın etrafında bulunduğumuzda Resû­lullâh (s.a.v.) yemeğe başlamadan biz de ellerimizi uzat­mazdık. Yine bir gün yemek için toplanmıştık. O esnada bir bedevî geldi sanki eli sofraya doğru süratlice itiliyordu. Elini sofraya uzatınca Resûlullâh (s.a.v.) hemen onun elini tuttu. Biraz sonra küçük bir kız geldi sanki onun eli de sofraya doğru süratlice itiliyordu. Tam elini yemeğe uzatırken Resûlullâh (s.a.v.) onun da elini tuttu ve şöyle buyurdu:

"Şeytan, besmele çekilmeyen yemekten yiyebilir. Şeytan bu yemekten yiyebilmek için bu bedevî ile geldi, ben elini tuttum. Bu yemekten yiyebilmek için bu kız çocuğu ile geldi, onun da elini tuttum. Nefsim kudre­tinde olan Allah'a yemin ederim ki, bu adam ve kızın elini tuttuğum zaman şeytanın eli de benim elimde idi."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 Temmuz 2010 Çarşamba - 16 Şaban 1431

2 Ekim 2010 Cumartesi

ANNE VE BABAYA İYİLİK ETMEK

ANNE VE BABAYA İYİLİK ETMEK
02 EKİM 2010 CUMARTESİ - 24 ŞEVVAL 1431

Bir kişi Peygamber Efendimiz'e gelip cihâd etmek için izin istedi. Resûlullah (s.a.v.) 'Annen baban hayatta mı?' buyurdu. O kişi 'Evet' deyince Resûlullah (s.a.v.) 'onların hizmetinde (rızâlarını kazanmak için) çalış' buyurdular.

Onlara iyilik; ihtiyaçlarını görmek, sıkıntılarını gidermek, onlara çocuklara muamele edildiği gibi yumuşak­lıkla muamele etmek, kendilerinden ve ihtiyaçlarından dolayı sıkılmamak, onlara hizmeti birçok nafile ibâdet­ten faziletli görmek, namazlardan sonra onlara duâ et­mektir. Onların yorulmasına fırsat vermemek, onlara karşı sesi yükseltmemek ve eziyet etmemek, yiyecek ve içeceklerin en güzellerini onlara ikram etmek ve onlar­dan izinsiz yolculuğa çıkmamaktır.
Ancak dîne aykırı olan arzu ve işlerinde onlara uyul­maz. Meselâ beş vakit namaz, zekât, oruç, keffâret, ne­zir gibi ibâdetleri terk etmek, zina etmek, içki ve şarap içmek, adam öldürmek, hırsızlık yapmak gibi haram olan isteklerinde onlara itaat edilmez. Çünkü Peygamber Efendimiz "Allâhü Teâlâ'ya isyan olan işlerde mahlûka itaat olunmaz." buyurmuştur.

Dînin razı olacağı ve mürüvvetin icâbı olan, meselâ yemek içmek, giymek gibi ihtiyaçlarını karşılamak, cefâ etmemek, ağır söylememek, hastalıklarına bakmak, vefatlarında defnetmek gibi yardımlarda bulunmalıdır.

Kişi, ana babasına karşı öfkelendiğinde, küçük­ken kendini nasıl yetiştirdiklerini, geceleri uykusuz kaldıklarını, yorulduklarını ve şefkatle muamele et­tiklerini hatırlamalı, Allâhü Teâlâ'nın "Onlara güzel söz söyle." emrini unutmamalıdır.

Şayet öfkelenip emirlerine muhalefet edilirse, daha sonra yaptığına pişman olup, özür dilemeli ve tövbe etmelidir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 27 Temmuz 2010 Sali - 15 Şaban 1431

1 Ekim 2010 Cuma

YEME VE İÇMENİN BÂZI ÂDABI

YEME VE İÇMENİN BÂZI ÂDABI
01 EKİM 2010 CUMA - 23 ŞEVVAL 1431


Resûlullah Efendimiz'in (s.a.v.), yeme ve içme hu­susunda bâzı tavsiyeleri şunlardır:

1- Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak: İbn-i Abbas'tan (r.a.) rivayet olunan bir hadîs-i şerîfte Pey­gamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Yemek­ten önce ve sonra elleri yıkamak fakirliği giderir ve bu, bütün peygamberlerin sünnetidir."

2- Yemeği ayıplamamak: Peygamber Efendimiz, ye­nilmesi caiz olan hiçbir yemeği ayıplamaz, yiyeni de yermezdi. Ebû Hureyre (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: "Re­sûlullah (s.a.v.) hiçbir yemeği, hiçbir zaman ayıplamamış-yermemiştir. O bir yemekten hoşlanırsa yer, hoş­lanmazsa bırakırdı."

3- Ayakta yememek ve içmemek: Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle demiştir: "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ayak­ ta su içmeyi yasakladı. Yâ Resûlallâh, ayakta yemek için ne buyurursunuz?" diye soruldu. Bunun üzerine Peygam­ber Efendimiz (s.a.v.); "O daha kötüdür." buyurdu.

4- Yatarak yememek: Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kişinin yüz üstü yatarak yemek yemesini yasakladı."

5- Kendi önünden yemek: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yemek konulduğu zaman kendi önünden ye. Sofrada oturan diğer kimselerin önünden yeme." buyur­muştur.

6- Yiyeceğe ve içeceğe üflememek: İbn-i Abbas (r.a.) "Peygamberimiz (s.a.v.), yiyeceğe ve içeceğe üflemezdi. Su içerken de kabın içine doğru solumazdı." demiştir.

7- Yemekten sonra duâ etmek, Hz. Allah'a, verdiği nimetlerden dolayı şükretmek: Sahabeden Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.) demiştir ki: "Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yemek yedikten sonra: "Elhamdülillâhillezî et'amenâ ve sekânâ ve ce'alenâ müslimîn..." diye duâ ederdi ki, meali şudur: Bizleri yediren, içiren ve bizi Müslümanlar­dan kılan Allâhü Teâlâ'ya hamd ü senalar olsun...

Kaynak: Fazilet Takvimi / 24 Temmuz 2010 Cumartesi - 12 Şaban 1431

30 Eylül 2010 Perşembe

Orhan Gencebay - Hem Çare Hemde Dertsin

Orhan Gencebay - Hem Çare Hemde Dertsin
30 EYLÜL 2010 PERSEMBE



Hem çare hemde dertsin, sen hem bensin hem sensin,
İsterim kaderimiz hiç değişmesin,
Ağlamak inlemek yok artık bundan sonra,
Gözlerin her zaman gülsün gönlün sevinsin,

Her damla gözyaşı sanki o feleğe,
Gönlümün isyanının başkaldırışıdır,
Her damla mutluluk sanki o yıllara,
Gönlümün isyanının başkaldırışıdır,

Akan gözyaşlarım ızdıraptan değil,
Sevinç gözyaşlarıdır,

Hayat yaşanınca seven sevilince,
Kıymet bilinince dünya ne güzel,
Ömrüm senin olsun aşkım canın olsun,
Dünya bizim olsun sevmek ne güzel,

Gördüğün her güzellik seninle tamamlanır,
En güzel mutluluklar ancak senle yaşanır,
Ben aşık ben kölenim, senin için ölenim,
Gözlerin her zaman gülsün gönlün sevinsin,

Her damla mutluluk sanki o yıllara,
Gönlümün isyanının başkaldırışıdır,
Her damla gözyaşı sanki o feleğe,
Gönlümün isyanının başkaldırışıdır,

Akan gözyaşlarım ızdıraptan değil,
Sevinç gözyaşlarıdır,

Hayat yaşanınca seven sevilince,
Kıymet bilinince, dünya ne güzel,
Ömrüm senin olsun, aşkım canın olsun,
Dünya bizim olsun, sevmek ne güzel.
Photobucket

29 Eylül 2010 Çarşamba

SUDAN TASARRUF ETMENİN 21 PRATİK YOLU

SUDAN TASARRUF ETMENİN 21 PRATİK YOLU
29 EYLÜL 2010 ÇARŞAMBA - 21 ŞEVVAL 1431

Suyu tasarruf ederek çevreye yardımcı olabilmeniz için birçok kolay yol vardır. Bahçenizde daha da fazla su tasarrufu için aşağıdaki tavsiyeleri kullanın.

Bahçenizde su tasarrufu için fikirler

Arabanızı yıkamak: Bir kova kullanın. Arabanızı, durula suyunun çimene akacağı şekilde p edin. Bu şekilde çimeninizi sulayıp verimini artırabilirsiniz. Araba şampuanları, birçok gübreye benzer şeekilde, çimenler için yararlı olabilen fosfatlar içerir.

Çimeninizi kesmek: Çimenleri çok kısa kesmekten kaçının ve çimen kesiklerini, nemi yerde korumak üzere koruyucu tabaka olarak kullanın.

Bahçenizi sulamak: Sabah erkenden veya öğleden sonra geç saatlerde sulayarak suyun buharlaşarak israf edilmesini azaltabilirsiniz. Yağmur suyu depoları çok sıcak günlerde bahçeniz için su sağlayabilir.

Verimli şekilde sulamak: Sadece ihtiyaç duyulan yerleri sulamak için süzgeç veya hortumun ucuna takılan tetikli püskürtücüler kullanın.

Temizlik: Yaya yollarını, araba girişlerini ve taşlıkları temizlemek için hortum yerine süpürge kullanın.

Bahçeye bitki dikmek: Daha az su kullanan, daha az bakıma ihtiyaç duyan ve yabanil yaşamı çeken yerel doğal ve suya duyarlı bitkileri ve çimenleri seçin. Kimi doğa çimlerinin, kuraklığa daha dayanıklı derin kökleri vardır ve diğer tür çimenler kadar sulanmaya ihtiyaç duymaz.

Bitkileri sulamak: Bitkilerin yapraklarını değil, saplarının dibini sulayın. Su akıp gitmeden önce toprağın suyu ne kadar çabuk emdiğini görün.

Yeni bahçe yataklarını sulamak: Hepsinin doğru miktarda su almasını sağlamada yardımcı olacağı için, benzer sulama ihtiyaçları olan bitkileri gruplandırın.

Yaprak ve saman tabakası: Yaprak ve saman tabakasını kullanın ve toprağa çürümüfl yaprak ve bitki ile karışık gübre gibi organik maddeler katın. Bunlar toprağın nemli kalmasına ve buharlaşmanın yüzde 70′e varan oranda azalmasına yardımcı olur.

Sayacınızı kontrol edin: Yatmadan önce (veya hiçkimsenin su kullanmadığı zaman) sayacınızı kontrol edip ertesi sabah gösterdiği miktarla karşılaştırarak borulardaki sızıntılar ortaya çıkarılabilir. Daha fazla miktarı gösteriyorsa, ruhsatlı bir su tesisatçısı tarafından izlenip tamir edilmesi gereken bir sızıntı olabilir.

Banyonuzda su tasarrufu için fikirler

AAA sınıfı duş başlığı takmak gibi basit bir değişiklik, her yıl evinizde 50 dolara kadar su ve enerji tasarruf edebilir.

Musluklar: Su randımanı yüksek AAA sınıfı musluklar takın ve manivelalı ve sıcak ve soğuk suyu karıştırabilen modellerini göz önüne alın. AAA sınıfı muslukları standart musluk teçhizatından yüzde 50 oranında daha az su kullanır. Sızıntı yapan contaları daima değiştirin ve contaların ömrünü uzatmak için muslukları yumuşak bir şekilde kapatın.

Tuvaletler: Tuvaletin su deposundaki suyun sadece yarısını akıtmayı seçebilmek için AAA sınıfı çift hazneli su deposu taktırın. AAA sınıfı tuvaletler standart tekli su depolarından yüzde 67 oranında daha az su kullanır. Sızıntı yapan su depoları ve akıtma sistemleri, her gün binlerce litre suyu boşa , harcayabilecekleri için, derhal tamir edilmelidir. Depoya koyulan yiyecek renklendirici, tuvalette sızıntı olup olmadığını gösterecektir.

Traş olmak: Traş bıçağınızı durulamak için, tıpası kapatılmamış bir lavaboda akar suyun altına tutmak yerine, tıpalı lavaboya az bir su koyun.

Dişlerinizi fırçalamak: Fırçalarken musluğu açık tutmanız gerekmez. Fırçalamadan önce diş fırçanızı ıslatın ve ağzınızı çalkalamak için bir bardak su kullanın.

Çamaşırhanenizde su tasarrufu için fikirler

Elbiselerinizi yıkamak: Yük ayarlaması olan çamaşır makineleri, çamaşır yüküne uyacak flekilde ayarlanmalıdır. Makinenizi ayarlayamıyorsanız, mümkünse çamaşırlar makineyi dolduracak miktarda birikinceye kadar bekleyin.

4A sınıfı bir çamaşır makinesi alın: Bir dahaki çamaşır makinenizi satın alırken, en az 4A sınıfı bir makine almayı düflünün. Bunlar, eski üstten doldurmalı makinelerden daha az su, enerji ve deterjan kullanırlar.

Mutfağınızda su tasarrufu için fikirler

Bulaşıkları elde yıkamak: Bulaşıkları akar suyun altında değil, tıpası kapalı bir lavaboda durulayın.

Sebzeleri temizlemek: Sebzeleri akar su altında değil, tıpası tıkalı bir lavaboda ve su leğeninde yıkayın.

İçme suyu: Suyu, içilecek kadar soğuması için boşa akıtmanıza gerek kalmaması için buzdolabında bir kap soğuk su saklayın.

Otomatik bulaşık makineleri: Su ve enerji tasarruf etmek için bulaşık makineniz dolana kadar bekleyin. Daha yeni ve AAA sınıfı modeller eski bulaşık makinelerinden yüzde 64 oranında daha az su kullanır ve enerji tasarruf eder.

28 Eylül 2010 Salı

PEYGAMBERİMİZİ (S.A.V) SEVMENİN ALÂMETLERİ

PEYGAMBERİMİZİ (S.A.V.) SEVMENİN ALÂMETLERİ
28 EYLÜL 2010 SALI - 20 SEVVAL 1431


1. Resûlullah'a (s.a.v) uymak, onun sünnetini işle­mek, söz ve fiillerine uymak, menettiklerinden, yasakla­dıklarından geri durmak ve edepleriyle edeplenmektir.

2. Resûlullah'ın (s.a.v.) dinde yapılması için teşvik et­tiği hususları kendi nefsinin hevâsına (arzularına) tercih etmek, sünnetlerini işlemeye çalışmaktır.

Resûlullah (s.a.v.) Enes b. Mâlik'e (r.a.): "Yavrucu­ğum! Kalbinde kimseye karşı bir kötülük beslememeğe çalış, gücün yeterse gece ve gündüz bunu yap. Yavru­cuğum, bu benim sünnetimdir. Kim ki benim sünnetimi ihya ederse o kimse beni sevmiş olur. Kim beni severse o, cennette benimle beraberdir." buyurmuştur.

3. Bir iş insanların hoşuna gitmese de Allah'ın rızâ­ sına uygunsa onu tercih etmek.

4. Resûlullâhı çok hatırlamak, ona çok salavât-ı şerîfe okumaktır. Çünkü kim bir şeyi severse onu çok anar. Resûlullâhı çok anmakla beraber, ona çok hürmet et­mek, ismini söylerken, huşu içinde bulunmaktır. Nitekim Ashâb-ı Kiram, Resûlüllahın (s.a.v.) âhirete irtihâlinden sonra onu ancak huşu ve tevazu içinde anarlardı. Tabii­ nin çoğunun hâli de böyle idi.

5. Resûlullah'ın (s.a.v.) sevdiği kimseleri; ehl-i beytin­ den, pâk neslinden olanları, Ensârı ve Muhacirleri; bü­tün Ashâbmı sevmek ve onlara düşmanlık yapanlara düşman olmak, buğzedenlere buğzetmektir. Onun di­ninde bid'atler îcâd edip sünnetine muhalefet edenden uzaklaşmak, Resûlullah'ın dînine muhalif olan her şey kendisine ağır gelmektir.

6. Resûlüllah'ın getirmiş olduğu ve onunla insanları hidâyete sevkeftiği Kur'ân-ı Kerîm'i sevmektir.

7. Resûlullah'ın ümmetine şefkat ve merhamet et­mek, onlara nasîhat etmek, onlara faydalı olmaya, müş­külâtlarını gidermeye çalışmaktır. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) mü'minlere çok merhametli ve şefkatli idi.

8. Zâhid olmak; yâni kalbini dünyâya bağlamamaktır.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 Temmuz 2010 Cuma - 11 Saban 1431

26 Eylül 2010 Pazar

VELİ VE KERAMET

VELİ VE KERAMET
26 EYLÜL 2010 PAZAR - 18 SEVVAL 1431

Allâhü Teâlâ'ya tâat ve ibâdete devam eden, günah­lardan kaçınan, nefsinin lezzetlerine düşkün olmayan, mümkün olduğu kadar Allâhü Teâlâ'yı ve sıfatlarını bilen kişiye velî (evliya) denir.

Keramet ise; peygamberlik iddiası olmaksızın hariku­lade olan bir hususun peygamberin ümmeti olan velî zât­tan meydana gelmesidir. Eğer keramet îmân, amel-i sâlih ve ihlâs sahibin olmayandan görülürse ona istidrâc denir.

Evliyanın kerameti haktır, inkâr edilmemelidir. Zira; Kurân-ı Kerîm'de haber verilmiş, Sahâbe-i Kirâm'ın ek-serîsinden tevatür yoluyla (inkârı mümkün olmayacak surette) meşhur olmuştur. Meselâ Hz. Ömer'in Medîne'de minberde iken Iran, Nihâvend'deki İslâm askerini görmesi, kumandanları Sâriye'ye düşmanın tuzağına düşmemeleri için "Dağa!.." diye seslenmesi ye onlarin bunu işitmeleri, Hâlid bin Velid'in (r.a.) zehir içmesi ve zehrin ona zarar vermemesi gibi.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 Temmuz 2010 Persembe - 10 Saban 1431

25 Eylül 2010 Cumartesi

"HESABA ÇEKİLMEDEN KENDİNİZİ HESABA ÇEKİNİZ"

"HESABA ÇEKİLMEDEN KENDİNİZİ HESABA ÇEKİNİZ"
25 EYLÜL 2010 CUMARTESi - 17 SEVVAL 1431


Ey Allâhü Teâlâ'dan mağfiret talebinde olan din kar­deşler! Resûlullah (s.a.v.) "(Ahirette) hesaba çekilme­den kendinizi hesaba çekiniz." buyurdular. Bir gizli ve sessiz mahalde kıbleye dönerek otur. İlk önce şunu tefek­kür eyle ki bu âleme gelmekten ve gönderilmekten gaye ye maksad nedir. Gelenlerden hiç birisi kalmamış ve kalan da yok. Elbette ve elbette bir gün sıra sana gelip Azrail kapını çalacak, sen de öleceksin. Allah'ın emirle­rinden ve yasaklarından işlediğin ve terk ettiğin her şey­den; zerreye varıncaya kadar birer birer sorup ve cevâbı­nı isteyecekler ve sen de ister istemez cevâp vereceksin.
Hâl böyle olunca erginlik vaktinden şu ânına değin geçen ömrünün muhasebesini yapmalı; Allâhü Teâlâ'nın emir ve yasaklarından işlediğin ve terk ettiklerinden he­saba çekildiğin ânı iyice düşünmelisin.

Şöyle ki; gûyâ kıyamet kopmuş, bütün yaratılmışlar mahşere toplanmış ve mekândan münezzeh olduğu halde Allâhü Teâlâ, bütün Peygamberler, Ashâb-ı Ki­ram ve evliyanın tamâmının bulundukları hâli ve onların yanında mahcup olacağını düşün. Tefekkür et ki; yirmi dört saatin kaçı uyku, kaçı yemek-içmek, kaçı ibâdet ve kaçı günah ve faydasız işler ile geçmiştir.

Böylece geçen vakitlerden hesap ve azâb suâl ve cevap olunacak vakti güzelce düşün. Kendini ayıplaya­rak hepsine pişman olup istiğfar ederek bundan sonra da işlememeye azmet.

Bundan sonra îtikâda (inanmağa) ve (namaz oruç gibi) İslam'ın şartlarına dâir kitap hiç okumadı isen bulup oku­yarak bütün îtikâdını-inancını İslâm dînine ve ehl-i sünnet itikadına bağlamak lâzımdır. Zîrâ î'tikatta bid'at küfürdür itikad olmadıkça amel temelsiz bina gibidir.

Öyle olunca bu pişmanlık ile cân u gönülden tevbekâr olup Allah'ın farz kıldıklarını vakit ve zamânıyla edâ ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetini yapıp ve mustehab olanları dahi mümkün olduğu kadar islemeye gayret etmelidir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 21 Temmuz 2010 Carsamba - 9 Saban 1431

22 Eylül 2010 Çarşamba

NAMAZ

NAMAZ
22 EYLÜL 2010 CARSAMBA - 14 SEVVAL 1431

Sabah namazının farzı iki, akşam namazının farzı üç, öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları dörder rekattir.

Bu dört rek'atli olan farzlar seferde ikişer rekat kılınır.

Sabah namazının farzından evvel iki, öğle namazının farzından evvel dört, sonra iki, akşam ve yatsı namazları­nın farzlarından sonra ikişer rek'at namaz kılmak sünnet-i müekkededir. İkindi ve yatsı namazlarının farzlarından evvel dörder rek'at kılmak sünnet-i gayr-i müekkededir.

Yatsı namazından sonra üç rek'at vitr kılmak vaciptir.

Ramazân geceleri yatsı namazından sonra ve vitir­den evvel teravih kılmak sünnet-i müekkededir.

Namazın Şartları:

1- Namaz kılacak olan kimsenin abdestsiz ise abdest alması ve gusül lâzım ise gusletmesi

2- Bedeninde veya elbisesinde ve yâhud namaz kılacağı yerde necaset var ise temizlemesi

3- Avret yerini örtmesi

4- Kıbleye dönmesi

5- Namazı vaktinde kılması

6- Hangi vaktin namazını kılacak ise ona niyet etmesi şart ve farzdır.


Avret yeri erkekte göbeğinin altından dizinin altına kadardır. Kadınların yüzü ve elleri ile ayaklarından baş­ka her yeri avrettir, örtülmesi îcâb eder.


Namazın Erkânı - Namazın rükünleri:

1- İftitâh tekbiri (Allâhü Ekber),

2- Kıyam,

3- Kıraat,

4- Rükû',

5- Secde,

6- Kâde-i ahîre'dir.


Yani iftitâh tekbîriyle namaza girildikten sonra gücü yeter ise kıyam (ayakta durmak) ve iki rekatli namazların her rek'atında ve üç veya dört rek'atli namazların iki rek'â-tinde Kur'ân-ı Kerîm'den bir (sûre veya en kısa sûreye -Kevser; İnnâ a'tayrtâ..- denk düşecek) âyet okumak (Kı­raat) ve her rek'atta bir kere rükû ve iki kere secde etmek (sücûd) ve namazın sonunda teşehhüd mikdârı (ettehıy-yâtü... okuyacak kadar) oturmak (Kâde-i ahîre) farzdır.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 Temmuz 2010 Salı - 8 Saban 1431

21 Eylül 2010 Salı

ABDESTİN ADABI

ABDESTİN ÂDABI
21 EYLÜL 2010 SALI - 13 Sevval 1431


Abdestin birçok âdabı vardır. Başlıcaları şunlardır:

1- Vakit girmeden abdest alıp namaza hazır bulun­mak. Ancak özür sahipleri abdestlerini vakit girdikten sonra alırlar.

2- Abdest alırken kıbleye dönmek.

3- Abdest sularının elbiseye sıçramaması için, yük­sek bir yerde durmak.

4- Abdest için başkasından yardım istememek. Bir kimsenin kendi arzusu ile abdest suyunu hazırlaması veya abdest alana su dökmesi âdaba aykırı olmaz.

5- Abdest alma sırasında zaruret olmadıkça konuş­mamak.

6- Her âzâyı abdest niyeti ile yıkarken besmele çek­mek, duâ etmek salât ve selâm getirmek.

7- Elleri yıkarken yüzükleri oynatıp altına su geçme­sini temin etmek.

8- Abdest alırken ağıza ve buruna sağ el ile su ver­mek. Burnu sol el ile sümkürmek.

9- Yüzü yıkarken göz pınarlarını yoklamak, abdest suyunu dirseklerin ve topukların yukarılarına eriştirmek.

10- Abdest suyu, israf derecede fazla ve azalardan su damlamayacak kadar da az olmamak. Deniz kenarında bulunulsa bile, gereksiz su harcamak mekruh olur.

11- Abdest suyu güneşte ısıtılmış olmamalıdır.

12- Abdest bitince kıbleye karşı şehâdet kelimelerini okumak.

13- Oruçlu değilse, abdest suyunun artanından kıbleye dönerek ayakta biraz içmek ve "Allâhümmec'alnî minettevvâbîne vec'alnî minel mütetahhirîn" duasını okumak.

14- Abdestin sonunda bir, iki veya üç kere Kadir (innâ enzelnâhü...) sûresini okumak.

15- Abdestten sonra kerahet vakti değil ise iki rek'at nafile namaz kılmak.
Anahtar Kelimeler: Abdest - Adab - Adap - Abdestin Adabi -
Kaynak: Fazilet Takvimi / 19 Temmuz 2010 Pazartesi - 7 Saban 1431

19 Eylül 2010 Pazar

SELMÂN-I FÂRİSÎ (R.A.)

SELMÂN-I FÂRİSÎ (R.A.)
19 EYLÜL 2010 PAZAR - 11 Şevval 1431_

Ashâb-ı Kirâm'ın büyüklerinden ve meşhurlarındandır. Silsile-i Sâdât'ın ikinci halkasıdır. İsfehanlıdır. Medine'ye gelip Müslüman oldu ve ehl-i beytten sayıldı. Müslüman olmadan önceki ismi Mâbeh idi. Müslüman olunca Peygamberimiz (s.a.v), ona Selman ismini verdi. Künyesi Ebû Abdullah'tır.

Resûlullâh (s.a.v.), Hz. Selman'ı Ebu'd-Derdâ (r.a.) ile kardeş yapmıştır.

Hendek Harbi'nde şehrin müdâafası için Selman (r.a), Resûlullah'a (s.a.v.) "Yâ Resûlallâh! Biz İran'da muhasara edildiğimiz zaman şehrin etrafında bir hen­dek kazarak kendimizi müdâfaa ederdik." dedi. Resûlul­lâh Efendimiz (s.a.v.) Hz. Selman'ın teklifini güzel buldu ve Medîne-i Münevvere'nin taarruza, hücuma açık cihetlerinden hendek kazılmasını emir buyurdular.

Bütün sahabe, Hz. Selman'ı seviyordu. Ensâr, Selmân'ı (r.a) sahiplenerek, "Selman bizdendir." dediler. Bunun üzerine Muhacirler "Hayır, Selman bizdendir." demeye başladılar. Resûlullâh Efendimiz de (s.a.v); "Selman bizden, ehli beytdendir." buyurdular. Onun hendek kazma işindeki gayretinden sonra, Resûlullâh (s.a.v), onu Selmânü'l-Hayr (Hayırlı Selman) olarak isimlendirmiştir.

Resûlullâh sallallâhü aleyhi ve sellemin, Selmân-ı Fârisî hakkındaki bazı hadîs-i şerîfleri:

• "Önde gelenler dörttür: Ben Arab'ın önde geleniyim, Suheyb Rûm'un, Selman Fars'ın, Bilâl de Habeş'in ön­de gelenidir."

• "Ben Âdemoğlunun önde geleniyim, Selman da Fâris ehlinin önde gelenidir."

• "Cennet dört kişiyi iştiyakla bekler; Ali, Selman, Ammâr ve Mikdâd."

Selmân-ı Fârisî Hazretleri uzun ömür yaşayanlardan­dır. Hz. Osman'ın halifeliği devrinde hastalanmış ve H. 33 senesinde iki yüz elli yaşında Medâyin'de vefat et­miş ve oraya defnedilmiştir. (Radıyallâhu Teâlâ anhu)
- Selman-i Farisi (r.a.)_
Kaynak: Fazilet Takvimi / 18 Temmuz 2010 Pazar - 6 Şaban 1431

17 Eylül 2010 Cuma

AKRABA VE SILA-İ RAHİM

AKRABA VE SILA-İ RAHİM
17 EYLÜL 2010 CUMA - 9 ŞEVVAL 1431

Baba ve anne taraflarından yakınlarımıza akraba de­nir. Bunlar üçe ayrılmıştır.

Birinci derecede: anneler, babalar, dedeler, neneler, çocuklar ve onların evlâtlarıdır.

İkinci derecede sayılanlar; kardeşlerimiz ve onların evlâtları, amcalarımız, dayılarımız, halalarımız, teyzele­rimiz, süt anne, süt kardeşlerimizdir.

Üçüncü derecede de; amca, hala, dayı, teyze çocuk­ları gibi nikahları haram olmayanlardır.

Birinci ve ikinci sınıflara sıla-i rahim etmemiz vacip, onu terk etmemiz haramdır, günahtır.

Üçüncülere sıla-i rahim mendub; yâni işleyen sevab kazanır, terk edenler mürüvvetsizlik etmiş olurlar.

Sıla-i rahim: Hısımlık haklarını muhafaza maksadıy­la Rabb'imizin emrini, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) sünnetini işlemek niyetiyle akrabamızı ziyaret edip selamlaşmaya, imkânımız var ise onlara hediye vermeye, iyiliklerini isteyip zararlarını gidermeye, uzakta olanla­rını mektup (telefon vesâir yollarla), selâmlarımızla se­vindirmeye denir.

Sıla-i rahim bütün Müslümanlar üzerine farz kılınmış­tır. İhmal edenler büyük cezalar, azaplar görecektir. Çün­kü bu emrin yapılmaması Müslümanlar arasında sevgileri paylaşmayı, birbirini gözetmeyi kaldırır. Günden güne birbirine yabancılaşır, kardeşlik bağları yok olur.

Bu sebepledir ki, Müslümanlar arasında birbirlerini zi­yaret etmek, selâmlaşmak, ihmal edilmesi caiz olmayan haklardan sayılmıştır. Sıla-i rahim dinimizde gayet mühim olduğundan pek çok âyet-i kerime ve hadîs-i şerîf'ler ile fazîleti beyân edilmiştir.

Hadîs-i Şeriflerde sılâ-i rahmin ömrü uzatacağı, rızkı bereketlendireceği, cehennemden uzaklaştıracağı, he­sabı kolaylaştırıp, cennete girdireceği haber verilmiştir.

Hürmet ve ikramda amca ve dayı baba yerinde; tey­ze, hala ve büyük ablalar ana makamındadırlar.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 17 Temmuz 2010 Cumartesi - 5 Şaban 1431

9 Eylül 2010 Perşembe

RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

RAMAZAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN



Ramazan bayraminizi en icten dileklerim ile kutlar, saglik, mutluluk ve esenlikler dilerim. Bayraminiz mübarek olsun.
Ayisigiblog

SADAKA-İ FITIR (FİTRE)

SADAKA-İ FITIR (FİTRE)
09 EYLÜL 2010 PERSEMBE - 01 ŞEVVAL 1431

Sadaka-i fıtır, Ramazan-ı Şerîfin sonuna yetişen ve aslî ihtiyaçlarından başka en az nisap miktarı (80.18 gr. altın veya ona denk miktarda) bir mala mâlik bulunan her müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır.

Zekâtın farz olmasından önce, orucun farz kılındığı sene vacip olan sadaka-i fıtır orucun kabulüne, ölüm ânı­nın sıkıntılarından ve kabir azabından kurtuluşa vesîledir. Yoksulların ihtiyaçlarını gidermeye, bayram neşe­sinden onların da istifâde etmelerine bir yardımdır. Bu cihetle sadaka-i fıtır, insanî bir vazifedir.

Sadaka-i fıtır, her müslümanın kendisi ve fakir olan küçük çocuğu için de vaciptir.

Büyük çocuğun ve zengin olan çocuğun fitresi ba­basına vacip değildir.

Sadaka-i fıtır, Ramazan Bayramı'nın birinci günü fecr-i sâdıkın doğuşundan (sabah namazı vaktinin girmesinden) itibaren vacip olur. Fakat bundan daha önce de verilebilir. Tâ ki fakirler, bununla bayram namazına çıkmadan evvel noksanlarını tedârik edebilsinler.

Sadaka-i fıtır (fitre), Ramazan Bayramı'nın birinci günü fecrin doğusuyla vacip olduğundan fecirden önce çocuk dünyâya gelse onun için de sadaka-i fıtır vacip olur. Şa­yet fecirden sonra doğarsa bir şey lâzım gelmez.

Bir kimse, kendi idaresinde olmayan hanımının veya büyük evlâdının fitrelerini onların izinleriyle verebilir. Ken­di ailesi, idaresinde bulunduğu takdirde -âdeten izin bulunduğundan- izinleri olmaksızın vermesi de kâfidir.

Bir kimse kendi fitresini, fakir olan eşine, babasına ve­ya oğluna veremez.

Fitreyi bayram namazından sonraya bırakmak mek­ruhtur. Müstehap olan, namazdan evvel verilmesidir. Çünkü Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Bayram namazın­dan sonra verilen fıtra, diğer (nafile) sadakalardan bir sadakadır. Lâkin bayram namazından evvel verilen fıtra, Allâhü Teâlâ'nın indinde makbul olan bir sada­kadır." buyurmuşlardır.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 06 Eylül 2010 Persembe - 27 Ramazan 1431

8 Eylül 2010 Çarşamba

12 Eylül 2010 tarihli Referandum da oyunuz ne olacak ?

12 Eylül 2010 tarihli Referandum da oyunuz ne olacak ? diye sormustuk...

iste sonuclar:


Evet
--------------->> 9 (60%)
Hayır ------------->> 5 (33%)
Oy vermiyorum --->> 1 (6%)

Toplam katilim: 15


Anketimiz bitmistir.... katilan herkeze tesekkür ederiz.