18 Kasım 2009 Çarşamba

ZİLHİCCE AYI VE ON GECE

ZİLHİCCE AYI VE ON GECE
18 KASIM 2009 CARSŞAMBA


Dün akşam (17.11.2009) idrak ettiğimiz kamerî ayların 12'ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm'ın beş esasından biri olan hac farizasının îfâ edildiği umûmî af ayıdır. Arafat'a çıkıldığı, Allah İçin milyonlarca kurbanın kesildiği ve bir senelik hesapların görülüp amel defterlerinin kapandığı mukaddes bir aydır.

Zilhicce'nin birinci on gecesi "leyâli-l aşere" yâni 10 mübarek gecedir. Bu ayda, noksanların tamamlanması için İstiğfar, salevât-ı şerîfe, diğer dualar ve tesbîh namazına devamda hayır vardır.

Hacca gidemeyen mü'minlerin bu günlerde oruç tutmaları Çok büyük fazîlettir. O bakımdan Kurban bayramından evvel dokuz gün oruç tutmalı, 10. günü kurban kesilinceye kadar bir şey yememelidir. Hiç olmazsa 8'inci gün ile beraber, 9'uncu günü (Arefe günü) oruçlu olmak lâzımdır.
Arefe günü sabah namazından bayramın 4'üncü günü ikindi namazına kadar, bütün farz namazların arkasından "Teşrik tekbîri" (Allâhü Ekber Allâhü Ekber. Lâ İlahe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü Ekber ve lillâhil-hamd.) okumak kadın-erkek her mükellef müslümana vaciptir.

ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR?

ZİLHİCCENİN İLK ON GÜNÜNDE NE YAPILIR ?
18 KASIM 2009 CARSAMBA

Zilhicce ayının birinden onuna (yâni Kurban bayramının ilk gününe) kadar, her gün sabah'namazlarından sonra:

10 salevât-ı şerîfe: "Allahümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedîn ve alâ âlî seyyidinâ Muhammed."

10 istiğfar: "Estağfirullâhe'l-azîm el-kerîm ellezî lâilâhe illâ-hüve'l-hayye'l'kayyûme ve etûbü ileyk ve nes'elü-hü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ innehû hüve't-tevvâbü'r-rahîm."

10 tevhid: "Lâ İlahe illallâhü vahdehû lâ şerike leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihi'l-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr" okunur.
(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

17 Kasım 2009 Salı

KURBANA AİT HUKUMLER

KURBANA AİT HÜKÜMLER
17 KASIM 2009 SALI


Kurban, ancak kurban olmaya uygun hayvanı kesmekle edâ edilir.

Vakti içinde kurbanı kesmeyip kıymeti sadaka verilse kurban edâ edilmiş olunmaz. (Vahdetî)

Zengin olan kimseler kurban kesmeyip (kurbanın kesileceği) vaktini geçirseler kurbanın kıymetini sadaka vermeleri lâzım gelir. Lâkin fakîrler ve nezreden (adayan) kimseler aldıkları kurbanı kesmeyip vaktini geçirseler kurbanın kendisini sadaka olarak vermek vâcib olur.

Fıtır sadakası ve kurban vâcib olduktan sonra mâl zayi olsa (sahibi fakir düşse) ömrü içinde bunları edâ etmedikçe bunlar kendisinden sakıt olmaz. Ya kıymetlerini veya aynını (kurbanın kendisini) sadaka vermek vâcib olur.

Nisaba mâlik (zengin) olan çocuk için de kurban kesmek lâzımdır. (Hidâye)

Bir kimse üzerinde zekât, hac, fıtır sadakası (fitre), yemîn keffâreti ve kurban borcu var iken ölümü yakın olup mâlının üçte birinden bunların ödenmesini vasiyyet etse mâlının üçte biri yeterse hepsini ödemek lâzım olur. Mâlının üçte biri yetmezse zekâtından başlanır; evvelâ zekâtı, sonra haccı, sonra fıtır sadakası ve bundan sonra yemîn keffâreti verilir ve en sonunda -malı kalırsa- kurbanı kesilir.

ZİLHİCCE AYI İCTİMÂİ, RU'YET VE BASLANGICI

ZİLHİCCE AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI
17 KASIM 2009 SALI
- 17.11.2009

Hicrî-Kamerî 1430 yılı Zilhicce ayı ictimâ'ı 16 Kasım Pazartesi Türkiye saati ile 21.14'te. Ru'yet ise 17 Kasım Salı Türkiye saati ile 11.22'de.

Hilâlin görüldüğü yerler: Avustralya'nın batı eyâletleri. Hint Okyanusu'nda; Chagos Takım Adaları, Kerguelen, Amsterdam, Crozet, Heard, McDonald ve Mascariegnes Adaları, Madagaskar, Afrika kıtasının Ekvator ve güney kısmı, Antarktika'nın güneydoğu sahilleri.

Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından kesinlikle görülemeyecektir.

Hilâlin görüldüğü günü takip eden 18 Kasım Çarşamba günü de Zilhicce ayı'nın biri olmaktadır.

16 Kasım 2009 Pazartesi

ZİLHİCCE AYI

ZİLHİCCE AYI
16 KASIM 2009 PAZARTESI

Hicrî, Kamerî ve Arabî senenin aylarının on ikincisi Zilhicce'dir.

Zilhicce, Eşhur-u Hurum(muhterem aylar)dan biridir. Diğerleri Recep, Zilkade ve Muharrem'dir.
Zilhicce ayında bayramdan başka husûsî günler de vardır. Bunlar Kur'ân-ı Kerim'de geçen Eyyâm-ı Ma'lûmât ve Eyyâm-ı Ma'dûdât'tır.

Eyyâm-ı Ma'lûmât; Yevm-i Terviye, Yevm-i Arefe, Yev-m-i Nahr'ın da dâhil olduğu Zilhicce'nin ilk on günüdür.

Yevm-i Terviye; Zilhicce'nin sekizinci günü, Arefe gününden önceki gündür. Hacılar o gün Mekke'den Minâ'ya giderler. Minâ'da su olmadığından kendilerini ve hayvanlarını iyice suya kandırdıkları yahut Hz. İbrâhîm aleyhisselâm oğlunu kurban etmeyi 9 gece görüp o gün derin düşünceye daldığı için terviye diye isimlendirilmiştir.

Yevm-i Arefe; Zilhicce'nin dokuzuncu günüdür. Hacılar o gün Arafat'ta bulunurlar.

Yevm-i Nahr; Zilhicce'nin onuncu günüdür. Kurban bugün kesilir. Zilhicce'nin on birinci ve on ikinci günü de kurban günleridir. Hepsine birden "eyyâm-ı nahr" denir. Hacılar bu gün Minâ'da bulundukları için ayrıca "eyyâm-ı Minâ" da denir.

Eyyâm-ı Ma'dûdât; "Bir de sayılı günlerde Allah'ı zikredin (tekbîr alın)." mealindeki (Bakara Sûresi, âyet 203) âyeti mûcebince namazların sonunda tekbir okunan günlerdir. Bunlar da Arefe günü sabah namazından itibaren Kurban Bayramı'nın dördüncü, yani Zilhicce'nin on üçüncü gününe kadar olan beş gündür. Teşrik tekbirleri okunduğu için bunlara "Eyyâm-ı Teşrîk" de denilir.

KİMLERİN KESTİGİ YENMEZ ?

KİMLERİN KESTİĞİ YENMEZ ?
16 KASIM 2009 PAZARTESI

Mecûsînin (ateşperestin) kestiği yenmez.
Mürtedin, yâni -maâzAllah- İslâm'dan çıkmış olan kim­senin kestiği yenmez.
Besmeleyi kasten terk edenin kestiği yenmez.

Besmeleyi sehven (yanlışlıkla) terk etmek zarar etmez.
Besmelesiz helâl olmayacağını bilmeyerek besmeleyi terk etmek zarar vermez.

KURBÂN NİSABI

KURBÂN NİSABI
16 KASIM 2009 PAZARTESI


Kurbân nisabı (yâni, kurbanın vâcib olması için bulunması îcâb eden malın miktarı); Fıtır sadakası (fitre) vâcib olacak kadar mâlı bulunmaktır.

Bu mâlın -zekât nisabında olduğu gibi- alışveriş ile artabilecek mâl olması ve üzerinden bir sene geçmesi lâzım değildir.

Bir kimse kurban kesmeye mahsus olan günlerin sonunda zengin yâni, nisaba mâlik olsa derhâl kurban kesmek vâcib olur. (Kâzîhân)

Aslî ve zarurî ihtiyaçlar: Evi, evinin kâfi miktarda eşyası, bineceği arabası, üç türlü giyeceği -yâni iş elbisesi, âdeten giydiği elbise, bayram ve benzeri günlere mahsus elbisesi-, kendinin ve nafakası kendi üzerine vâcib olanların bir aylık nafakalarından fazla olarak 80,18 gr. altın veya aynı kıymette başka bir şeye sâhib olan kimselere kurban günlerinde kurban kesmek vâcib olur.

15 Kasım 2009 Pazar

Kurbanin vacib olmasinin sartlari

Kurbanin vacib olmasinin sartlari
15 KASIM 2009 PAZAR
- 15.11.2009

Kendisine fitre vacib olacak derecede zengin olan, hür ve mukim olan (yolcu olmayan) erkek ve kadin müslümana kurban kesmek vacibtir.

* Hür, mukim ve nisaba malik müslümanlarin kendisi ve kücük cocuklarinin her biri icin ve vefat eden oglu veya kizinin kücük cocuklari icin kurban kesmesi vacibdir. (Kuduri ve Ibn-i Abidin)

* Müsafir eger mukim iken kurbani alip, vaktin sonundan evvel (yani üzerine vacib olmadan, bayramin ücüncü günü günes batmadan önce) sefere cikarsa, kurban kesmek üzere bir hayvani almasi sebebiyle üzerine vacib oldugu icin kurbani satmasi caiz olmaz.

Imam-i Azam ve Ebu Yusuf Hazretlerine göre kurbanin vacib olmasinda akil ve bülüg (ergin olmak) sart degildir. Delinin ve henüz balig olmamis cocugun mallarindan babalari yahut vasileri kurban keser ve onlara yedirirler. Yediklerinden artani bunlar icin (elbise gibi) kendisi ile istifade olunan bir sey ile degistirebilirler.

14 Kasım 2009 Cumartesi

KURBANIN MÜSTEHABLARI

KURBANIN MÜSTEHABLARI
14 KASIM 2009 CUMARTESI


1- Kurban edilecek hayvanı kurban günlerinden evvel alıp beslemek.
2- Kesileceği yere tâ'zîm (hürmet) ile götürmek.
3- Becerebiliyorsa kendisi kesmek.
4- Kesemiyorsa ehil bir kimseyi vekil edip kesilirken kendisi hâzır bulunmak. Fahr-i Âlem (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki:
"Ey Fâtımâ, kalk ve kurban(ın kesilmesi)ne şâhid ol. Zîrâ kanından ilk damlası yere düştüğünde işlediğin her bir günâhın af ve mağfiret olunur. Ve; 'İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemine lâ şerîke leh.' duasını oku."
5- Bıçağın, büyük ve keskin olması.
6- Kurbanın iki şah damarı ile yemek ve nefes borusu­nu kesmek.
7- Hayvan ölmeden derisini yüzmemek.

Kurbanı keserken kurbanın uzuv(organ)ları ve parçalan mukabilinde kendi vücûdunun ve bütün uzuvlarının ce­hennemden âzâd olmasına niyet eylemek müstehabdır.

13 Kasım 2009 Cuma

GECE İBÂDETİNİN ZEVKİ DAHA BÜYÜK

GECE İBÂDETİNİN ZEVKİ DAHA BÜYÜK
13 KASIM 2009 CUMA

Ebû Süleyman Dârânî (r.h.) diyor ki: "Gece karanlığın­da ibâdetin zevki, eğlence erbabının zevkinden daha bü­yüktür. Öyle ki eğer geceler olmasa yaşamayı dahi arzu etmezdim." Âbidlerin gece ibâdetinden aldıkları zevki, ibâ­detlerinin sevabı ile karşılaştıracak olsan, o zevk, ibâdetlerinin mükâfatından çok daha büyüktür.

Âlimlerden biri, "Dünyâda cennet nimetlerine benze­yen tek bir şey varsa, o da âbidlerin gece ibâdetinden aldıkları zevktir." buyurmuştur.

Diğer bâzıları, "Münâcâtın lezzeti, dünyâ nimetlerin­den değil, cennet zevklerindendir. Allâhü Teâlâ onu sevdikleri için hazırladı, herkes bu zevki alamaz." buyurmuşlardır.

Her hayrın başı "Bismillah"

Her hayrın başı "Bismillah"
Cuma'ya Özel/ 13 KASIM 2009 CUMA


Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Konumuz, Besmele'nin fazileti ve ehemmiyeti hakkındadır.

Bildiğiniz gibi, "Bismillah her hayrın başıdır." Bismillah'la başlanan işler hayırla başlar, hayırla biter. Bismillah İslâm'ın nişanı olduğu gibi bütün mevcudatın, canlı cansız her yaratılmışın lisan-ı haliyle, kendine mahsus diliyle devamlı okuduğu mübarek bir kelimedir. Bismillah tükenmez bir kuvvet, bitmez bir berekettir. Allah'ın sonsuz rahmetine yetişmek için bir mi'rac, bir yol vardır. O da "Bismillâhirrahmanirrahim'' dir.

Besmele tek bir âyet olduğu halde Kur'ân'da 114 defa nazil olmuştur. Her sûrenin başında Besmele bir rahmet anahtarıdır. Bütün mübarek kitapların ve umum mübarek işlerin başinda "Bismillah" yazılır, okunur. Besmele'siz kitaplarda, işlerde hayır ve bereket yoktur. Zira ebterdir. Rahman ve Rahîm olan Allah'tan müsaade alınmamıştır. İrtibat ve münasebet kesiktir. Bismillah arşı ferşe bağlayan ve kâinatı ışıklandıran nuranî bir direktir, bir hattır. Bu hat kesik olunca âlem zulmet içinde kalır. Bu nurlu âyete herkes her dakika muhtaçtır. Öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç vardır. Değil ekmek gibi hergün, belki hava ve ışık gibi her dakika, her nefes ona ihtiyaç ve iştiyak vardır.

Aziz mü'minler!

Bismillah'ta Rabbimizin en büyük ismi olan lafza-i Celâl ile beraber Rahman ve Rahîm sıfatları da vardır. İşârâtü'l-İ'câz tefsirinde izah edildiği üzere Bismillah güneş gibi nur kaynağıdır. Başkalarıni tenvir ettiği gibi kendini de gösteriyor.

Bismillah'ın faziletini Resûl-i Ekrem Efendimiz (sav) bakınız ne güzel ifade etmiştir: "Bismillâhirrahmânirrahîm miftâhu külli kitabin." Yani: "Besmele her kitabın anahtarıdır. Besmele Allah'ın isimlerindendir. Besmele'yle Allah'ın ism-i âzami arasında gözün beyazıyla siyahı arasındaki gibi yakınlık vardır." (Müstedrek) "Her mühim iş ki, Bismillah'la başlanmamıştır; o işin sonu yoktur! Kapılarınızı Besmele'yle kapatınız. Çünkü şeytan kilitlenmiş kapıyı açamaz." Bir sahabeye hitaben, "Evlâdım, Besmele çek! Sağ elinle önünden ye!" buyurdular.

Besmele'nin fazilet ve esrarı o kadar çoktur ki, kalemler onu yazmaktan âcizdir. Besmele sûrelerin tacıdır, dertlerin ilâcıdır. Fâtiha'nın fihristesi ve Kur'ân'in mücmel bir hülâsasıdır.

Köylünün biri gelip Resûl-i Ekrem'in (sav) hazır bulunduğu bir sofraya oturarak Besmele siz yemeğe başladı. Bir iki lokma alınca yemek tükendi. Durumu gören Peygamber Efendimiz (sav), "Eğer bu adam Bismillah diyerek başlasaydı, yemek hepimize kâfi gelirdi" buyurdular.

Bismillah'ın en kısa mânâsı, "Rahman ve Rahîm olan Allah'ın adıyla, izniyle başlarım! Yâ Rab! Ben senin isminin yardımı ve bereketiyle okumak, çalışmak istiyorum! Herşey senin kudretinle, icadınla, tevfikinle olduğu gibi yalnız ve yalnız senin isminle başlıyorum!" demektir.

Aziz kardeşlerim! Birinci Söz'de ifade edildiği gibi, "Bütün mevcudat lisân-ı hal ile Bismillah der. öyle mi? Evet, nasıl ki görsen bir tek adam geldi; bütün şehir ahalîsini cebren bir yere şevketti veya cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet nâmına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinat eder. öyle de, herşey Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor; dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç Bismillah der, hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor. Herbir bostan Bismillah der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pekçok leziz taamlar içinde beraber pişiriliyor.

Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der; rahmet feyzinden bir süt çeşmesi olur, bizlere Rezzak namına en latif, en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları Bismillah der, sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman namına der, herşey ona müsahhar olur. Madem herşey manen Bismillah der, Allah namına Allah'ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi Bismillah demeliyiz, Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız, öyleyse Allah namına vermeyen gâfıl insanlardan almamalıyız.

Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?

Evet, o Mün'im-i hakikî bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise 3 şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir. Başta Bismillah zikirdir, âhirde Elhamdülillah şükürdür, ortada bu kıymettar hârika-i sanat olan nimetlerin Ehad, Samed'in mûcize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derketmek fikirdir.

Bir pâdişâhın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirî mün'imleri medih ve muhabbet edip Mün'im-i hakikîyi unutmak ondan bin derece daha belâhettir. Böyle ebleh olmamak..." isterseniz Allah namına veriniz, Allah namına alınız. Allah namına başlayınız, Allah namına işleyiniz. Her işte Bismillah'ı dilinizden düşürmeyiniz. Rahmet hazinelerinin en kıymetli ve en birinci anahtarı Bismillâhirrahmânirrahîm olduğunu unutmayınız.

12 Kasım 2009 Perşembe

DÖRT ŞEYE İHTİYAÇ

DÖRT ŞEYE İHTİYAÇ
12 KASIM 2009 PERSEMBE

Yapılacak her amelde, ibâdette dört şeye ihtiyaç vardır:

- Birincisi, başlamadan önce ilme (o işin mâhiyetini bil­meye) ihtiyaç vardır. Yoksa işi bozanlar, düzeltenlerden çok olur.

- İkincisi, başlarken niyet edilmelidir. Yoksa amelin se­vabı olmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Niyet etmeyen kimseye sevap yoktur." buyurmuşlardır.

- Üçüncüsü, işe başladıktan sonra sabıra ihtiyaç vardır. Yoksa o işteki kusuru, başarısından çok olur.

- Dördüncüsü de, yaptığı ameli ihlâs ile yapmalıdır. Yok­sa ameli kendisine geri çevrilir, kabul olunmaz.

11 Kasım 2009 Çarşamba

HANGİ HAYVANLAR KURBAN OLMAZ ?

HANGİ HAYVANLAR KURBAN OLMAZ ?
11 KASIM 2009 CARSAMBA

Bir veya iki gözü kör, zayıflıktan ilikleri erimiş, kesilece­ği yere gitmeye kudreti olmayan, yâni hiç yürüyemeyen, kulaklarından biri olmayan veya burnu kesik olan hayvanları kurban etmek caiz olmaz.

Sığır, koyun veya keçinin bir memesi gitmiş veya kuru­muş ise kurban edilmesi caiz olmaz. Lâkin yavrusunu emzirebilirse caiz olur.

Dişsiz hayvanı kurban etmek caiz değildir. Eğer dişle­rinin çoğu var ise kerahetle caizdir. Lâkin dişsiz hayvan dişli hayvan gibi yayılıp karnını doyurur ise caiz olur.

Deli hayvan karnını doyuramazsa kurban etmek caiz olmaz.

Ölmek üzere olan hayvanı kurban etmek caiz olmaz.

Kulağının biri dibinden kesilen yahut doğduğunda bir kulağı olmayan hayvanı kurban etmek caiz olmaz. Kulak ve kuyruk çok kısa olur ve gözünün görmesi çok azalırsa kurban caiz olmaz.

Emânet almış olduğu hayvanı kendisi için kurban etme­si, rehin aldığı hayvanı kurban etmesi caiz olmaz. Alma­ya vekil olduğu hayvanı kendisi için kesmesi caiz olmaz.

Kocası, karısının veyahut karısı kocasının kurbanını iz­ni olmayarak kendisi için kesse caiz olmaz. Kıymetini ve­rerek razı etse de caiz olmaz.

ETİ YENEN VE YENMEYEN KURBANLAR

ETİ YENEN VE YENMEYEN KURBANLAR
11 KASIM 2009 CARSAMBA


1- Kişinin nezrettiği, adadığı kurbanını kendisi, usûlü (anası-babası, dedesi), fürû'u (çocukları, torunları) ve akrabalarından nafakası üzerine lâzım olanların yemesi caiz olmadığı gibi zimmîlere (gayr-i müslimlere) ve zenginlere yedirmek de caiz olmaz.

2- Kişinin hayatta iken ettiği vasiyeti üzerine, öldükten sonra malının üçte birinden kesilen kurbanı vârisleri yiyemezler, zenginlere de yedirmezler. Ancak fukaraya verirler. (Vahdetî)

Vârislerin kendiliklerinden kesiverdikleri kurban yenir ye yedirilir. Zîra bir kimse kurban kesiverse ve sevabını ölüye bağışlasa kendi kurbanı gibi yer ve başkasına yedirir. Yine bir kimse kendi üzerine vâcib olan kurbanın edasına niyet eylese ve sevabını ölüye bağışlasa kurban borcunu ödemiş olur. Sevabı da ölenin olur.

3- Sabînin (bulûğ çağına gelmemiş çocuğun) mâlından kesilen kurbandan sabî yer. Kalan et, sabî için (elbise gibi) kendisiyle faydalanılan bir şey ile değiştirilir.

Kurbanı kesmezden evvel sağ ve diri olduğu bilinirse kestikten sonra kanı çıkmasa ve vücudu kımıldamasa bile kesilmekle helâl olur.

Kesilmezden evvel diriliği bilinmediği takdirde kan çıkar veya hareket ederse yenir. Kanı çıkmaz ve hareket de görünmez ise yenmez.

Bâzı âlimlere göre keserken kurbanın ağzını ve gözünü yumması, tüyünü kaldırması ve bacağını çekmesi dirilik alâmetidir.

Bunların aksi, yâni ağzının ve gözünün açık kalması, tüylerini kaldıramaması ve bacağını oynatamaması ölüm alâmetidir.

Bir hayvanın, boğazını kesmek suretiyle öldüğü bilinmedikçe eti yenmez.

10 Kasım 2009 Salı

DUADA ÂMÎN DEMEK

DUADA ÂMÎN DEMEK
10 KASIM 2009 SALI

Photobucket

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Hıristiyanlar, âmin de­menize hased ettiği gibi hiçbir şeyde size hased etmez." buyurmuştur. Ka'bu'l-ahbâr (r.h.), "Amin, âlemlerin Rabbinin mührüdür. Mü'min kulunun duasını onunla mühür­ler." buyurmuştur. Mukâtil (r.h.) 'Amin demek, duâ için bir kuvvettir ve rahmetin inmesini istemektir.' buyurmuştur.

Mü'min duasına icabet edildiğini anlayınca Allah'a hamd eder.
İcabet gecikse de yine hamd eder.

HANGİ HAYVANLAR KURBAN EDİLİR ?

HANGİ HAYVANLAR KURBAN EDİLİR ?
10 KASIM 2009 SALI - 10 NOVEMBER 2009 DIENSTAG - 10.11.2009


Kurbana mahsus olan hayvan koyun, keçi, sığır, camış (manda) ve devedir. Bir yaşını bitirip iki yaşına girmiş koyun ve keçi, iki yaşını bitirip üç yaşına girmiş sığır ve camış, beş yaşını tamamlayıp altı yaşına girmiş olan deve kurban olur. Lakin kuzu büyük olup bir senelik koyundan fark olunamazsa altı ayı tamam etmişse kurban olur. (Vahdetî)

Kurban vahşî (yabanî) olmamalıdır. (Yabanî hayvan kurban olmaz.)

Koyun ve keçi hisse kabul etmez. Bir koyun, bir keçi bir kimse için kurban olur.

Bir sığır, bir camış (manda) ve bir deve yedi kişi için kurban olur. Yâni yedi kişi müşterek olarak bir sığırı veya deveyi kurban edebilirler. Ortaklar tek, çift veya yediden az olabilir. (Hindiyye)

Bir kimse iki koyun kurban edebilir. Resulü Ekrem sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz her sene İki koyun kurban ederdi. Veda Haccı'nda yüz deve kurban eylediler. (Hindiyye)

Müşterek olarak İnek, öküz, deve veya câmûs kurban etmekte müstehab olan, ortakların kurbanı hepsinin birlikte alması veyahut İçlerinden birine vekâlet verip aldırmalarıdır. (Dürrü'l-Muhtâr)

Bütün ortakların kurbanda ibâdete, sevâb ve fedâ-yı nefse niyet etmeleri ve hisselerinin müsâvî (eşit) ve hepsinin müslûman olmaları şarttır. (Reddü'l-Muhtâr, Vahdetî, Dürer)

Ortakların bâzısı vâcib kurbanına, diğerleri sünnet veya nafile veya nezir veya akîka kurbanına niyet etseler yahut ortakların bâzısı ölü yahut sabî veya ma'tûh (bunamış) olsa kurban caiz olur. (Kâzîhân)

9 Kasım 2009 Pazartesi

ÖFKEYİ YENMENİN YOLLARI

ÖFKEYİ YENMENİN YOLLARI
09 KASIM 2009 PAZARTESI


Öfkelenmeyi, hiddetlenmeyi yenmenin bâzı yolları:

Birincisi abdest almaktır. Atıyye (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır: "Muhakkak ki gazab şeytandandır. Şeytân ateşten yaratılmıştır. Ateş, ancak su ile söndürülür. O hâlde sizden biri niz gazablandığı zaman abdest alsın." buyurmuştur.

İkincisi; ayakta ise oturmak, oturuyorsa uzanmaktır. Hadîsi şerîfte "Sizden biriniz ayakta iken öfkelendiği zaman otursun, eğer ondan öfke giderse ne âlâ. Gitmez, devam ederse yanı üzerine yatsın." buyuruldu. Çünkü ayakta duran kimse intikam almak için hazırdır. Oturan ise ondan biraz daha uzaktadır. Yanı üzerine yatan ise bu ikisinden de uzaktadır.

Üçüncüsü ise istiâze yâni Allah'a sığınmaktır. Süleyman bin Sured (r.a.) şöyle rivayet etmektedir: Biz Resûlullâh (s.a.v.)'in yanında iken iki adam birbirine sövdüler. İkisinden birisi yüzü kızarmış ve gazablanmış bir hâlde diğer arkadaşına sövünce Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben bir kelime biliyorum ki, eğer o adam onu söyleseydi elbette öfkesi giderdi. Şayet 'Eûzü billahi mineşşeytânirracîm' dese gazabı (öfkesi) ondan gider."

Allah için öfkelenmenin dışındaki öfke, şeytanın vesvesesindendir. O istiâze (euzü okumak) suretiyle Allah'a sığınarak sakin olur. İstiâze mel'un şeytanın hîlelerini defetmeye karşı müminin en kuvvetli silâhıdır.

• Dördüncüsü öfkeyi yenmek için husûsî duâ etmektir. Âişe (r.anhâ) şöyle rivayet etmektedir: Ben kızgın olduğum bir anda Resûlullâh (s.a.v.) yanımıza girdi ve şöyle buyurdu: "Ey Âişecik! 'Allâhümmağfir lî zenbî ve ezhib ğayza kalbî ve ecirnî mineşşeytân' de."

Yâni: Allah'ım, benim günahımı affet, kalbimden kızgınlığı gider ve beni şeytandan kurtar."

ŞEYH EBÛ ALİ FARMEDÎ (K.S.)

ŞEYH EBÛ ALİ FARMEDÎ (K.S.)
09 KASIM 2009 PAZARTESI


Silsile-i Sâdât'ın yedinci halkası olan Ebû Ali Farmedî (k.s.) Tûs şehrinin kasabalarından Farmez'dendir. Asıl adı Fazl bin Muhammed'dir. O, yaşadığı zamanda şeyhlerin şeyhi idi. 407/1016 yılında doğdu.

Gençlik yıllarında, Nişâbur'a gelen Ebû Saîd Ebu'l-Hayr'ın ilim halkasına katıldı. Onun zikir ve ders halkasından hiç ayrılmadı. Ebû Saîd'in Nişâbur'dan ayrılmasından sonra Ebu'l-Kasım el-Kuşeyrî'nin derslerine katıldı.

Bir gün Kuşeyrî hamama girmişti. Ebû Ali Farmedî, üstazı istemeden onun ihtiyaç duyduğu bir kova sıcak suyu hamamın kapısına bıraktı. İmam hamamdan çıkıp namaz kıldıktan sonra, 'suyu kim getirdi?' diye sordu. Ebû Ali Farmedî, acaba edebe aykırı bir şey mi yaptım düşüncesiyle sükût etti. Şeyhi üç defa sorunca, 'ben getirdim, efendim' diye cevap verdi. Şeyhi "Ey Ebû Ali, sen Ebû'l-Kâsım'm yetmiş senede elde edemediğini bir kova su ile buldun." buyurdu.

Bir müddet daha hizmetinde kaldıktan sonra Tûs şehrine gidip Ebu'l-Kâsım Gürgânî'ye intisâb etti. Daha sonra da Ebu'l-Hasan Harakânîye intisâb ederek Nakşibendiyyenin Sıddîkiyye koluna dâhil oldu.

Selçuklu veziri Nizamülmülk, huzuruna Kuşeyrî ve Cü-veynî gibi âlimler ve şeyhler geldikleri zaman hürmetle ayağa kalkar, onlara yer gösterirdi. Fakat Ebû Ali Farmedî (k.s.) geldiği zaman hürmetle ayağa kalkıp karşıladığı gibi onu kendi makamına oturtur, kendisi de önünde otururdu. 'Neden böyle yapıyorsun?' diye sorulunca şöyle cevap verdi: 'Bu ikisi ve bunlar gibi olan âlimler huzuruma gelince bana, sen şöyle iyisin böyle iyisin diyerek bende olmayan şeylerle beni övüyorlar. Onların bu sözleri nefsimin hoşuna gidiyor. Fakat Farmedî ise, bana nefsimin ayıplarını söylüyor, böylece nefsim kırılıyor, yaptığım birçok hatâdan vazgeçiyorum.'

Ebû Ali Farmedî Hazretleri, İmâm-ı Gazalinin hem fıkıhta hem de tasavvufta üstâzıydı. İrşâd emânetini, Yûsuf Hemedânî'ye (k.s.) teslim etti ve 477/1084 yılının Rebîulevvel ayında âhirete irtihâl buyurdular. Kuddise sirruh.

8 Kasım 2009 Pazar

ARKADAŞ SEÇMEK

ARKADAŞ SEÇMEK
08 KASIM 2009 PAZAR

Huccetü'l-İslâm İmâm-ı Gazâli'den:

Herkes ile arkadaş olma; çünkü insanların çoğu, arka­daşının kusur ve hatâlarını bağışlamaz. Başkasının insa­fını arar, fakat kendileri insaf etmezler. Bilmeden yapılan hatâları arar ve bağışlamazlar. Söz taşıyarak ve iftira ede­rek dost ve ahbâbları birbirine düşürürler. Bunların çoğu ile düşüp kalkmak ziyan, ayrı yaşamak ise tercihe şa­yandır. Kızdıkları zaman, içleri kin ve nefretle doludur. Kin zamanında kendilerine emniyet edilmediği gibi, yaltaklık ânlarında da kendilerinden bir şey beklenmez. Elbiseleri koyun postu, içleri kurttur. Şüpheli şeylerle kat'î hüküm verir, gıyabında, aleyhinde kusur bulmak için seni gözet­leyip dururlar. Hasetten arkadaşlarının ıstırap veren felâ­ketini gözetirler. Hiddetli anlarında senin yüzüne vurmak için sözlerinde hatâ ararlar.

İyice denemediğin kimsenin arkadaşlığına itimâd etme. Vazifeye verildiği, vazifeden atıldığı, zengin ve fakir olduğu zamanlarda onu dene, yahut onunla yol­culuk et veya bir miktar alışveriş yap yahut da çok muhtaç ânında onu dene. Bu hâllerinde kendisinden memnun kalırsan arkadaşlığa, hattâ senden büyükse baba gibi, küçükse evlâd gibi kabul et.

7 Kasım 2009 Cumartesi

İLAÇLARA DİKKAT

İLAÇLARA DİKKAT
07 KASIM 2009 CUMARTESI



• İlaçlar radyatör, soba veya mutfak gibi sıcak mekanlara uzak, çocukların ulaşamayacağı bir dolapta saklanmalıdır.

• Son kullanma tarihi geçen ilaçlar kullanılmamalıdır.

Reçetesiz kullanılabilen ilaçlar:
Deniz tutması, mide yanması, kabızlık, başağrısı gibi rahatsızlıklar için ilaçlar reçetesiz alınabilir ve prospektüslerindeki açıklamalara ve eczacının tavsiyelerine göre kul­lanılabilir. Diğer bütün rahatsızlıklar için reçete zarurîdir.
Reçeteli veya reçetesiz bütün ilaçların terkîbi, kullanıl­dığı yerler, tesirleri, yan tesirleri, kullanılmaması gereken durumlar, alınacak dozu ve son kullanma tarihinin ön­ceden bilinmesi îcâb eder.