7 Mart 2010 Pazar

FERDİN HATASI CEMİYETE DE TESİR EDER

FERDİN HATASI CEMİYETE DE TESİR EDER
07 MART 2010 PAZAR

Bazı günahlar vardır ki zararı umûmî olur. Sebep olacağı fitne ve kargaşa, meydana getireceği sıkıntı ve musîbet yalnız o günahı yapan, işi yerinden oynatan ve bu suretle kendine ve başkalarına zulmetmiş olan zâlimlere münhasır kalmaz da kurunun yanında yaşı da yakar. Bir şahsın hatâsı bir orduyu batırabilir.

Bir geminin dibini delmeye uğraşan bir şahsın işi, öy­le bir boğulma musibetine sebep olur ki bu fitne o gemi­nin içinde bulunanlardan yalnız onu delene veya ona yardım edenlere veya görüp susanlara değil, hiç haberi olmayanlara varıncaya kadar hepsine isabet edecek bir musibete şâmil olur. Hatta hiç haberdar olmayanların, gafletlerinden dolayı vaziyetleri daha feci olabilir.

Bundan anlaşılır ki umûmî fitne yalnız asıl cürmü ger­çekleştiren zâlimlerin cezası değil aynı, zamanda korunmayıp onun gerçekleşmesine meydan veren gafil­lerin gafletlerinin de cezasıdır.

Beyit:

Çarha dayanma her ne kadar üstüvâr ise,
Yerin, efendi, altı da var, üstü var ise.
(Girami)

Lügatçe: Çarh: Felek, dünya. Üstüvâr: Sağlam, güvenilir

Kaynak: Fazilet Takvimi

OSMANLI MUTFAĞINDAN: ISPANAK GARNİTÜRÜ

OSMANLI MUTFAĞINDAN: ISPANAK GARNİTÜRÜ
07 MART 2010 PAZAR

Bir kilo ıspanağın sapı ve kökleri ayırılıp yaprağı alınır. Bol suda yıkayıp süzülür. Kaynar tuzlu suda beş dakika kaynatılır ve bol soğuk suya çıkarılır. -Sararmaması ve lezzeti kaçmaması için- karıştırıp soğutulur. Suyu süzülünceye kadar sıkılır ve bir tahta üzerine yayıp kıyılır.

70 gr. una, 30 gr. sade yağda üç dört dakika kavurduk­tan sonru ıspanaklar ilâve edilir, beş dakika tahta kaşıkla karıştırarak kavrulduktan sonra yeteri kadar tuz atılır.

250 gr. (bir su bardağı) et suya azar azar ilâve ederek tamamen yedirilir. İndirileceği vakit bir miktar tereyağı ile bir tutam dövülmüş hindistan cevizi karıştırılır.

6 Mart 2010 Cumartesi

SELÂM, SELÂMET İSTEMEKTİR

SELÂM, SELÂMET İSTEMEKTİR
06 MART 2010 CUMARTESI

Selâm, selâmet istemektir. Selâmın arkasından musafaha, muhabbetin yerleşmesi içindir.

"Selâmün aleyküm" diye selâm verene "Ve aleyküm selam" diye mukabele edilir.

Selâm vermek sünnet, selama "Ve aleyküm selam" diyerek mukabele etmek farzdır.

Binekteki yürüyene, küçük büyüğe, az olanlar çok olanlara selâm verirler.

"Selâm" Allâhü Teâlâ'nın esmâ-i hüsnâsındandır. Müslümanlar cennette de selâmlaşırlar.

İzin verilince bir eve giren selâm verir. Ayet-i Kerî-me'de (meâlen) "Ey İman edenler, kendi evlerinizden başka evlere, kendi odalarınızdan başka odalara izin isteyip sahiplerine selâm vermedikçe girme­yiniz... (Nur Sûresi, âyet 27) buyurulmuştur.

Kişinin kendi mülkü olmayan evlere girmek için izin is­temesi şarttır. İzin istemek için içeride kimse bulunup bu­lunmadığını öğrenmeli ve varsa girmek için vaziyetin mü­sait olduğunu öğrendikten sonra selâm vererek girmelidir.

Boş evlere veya meskenlere girerken "Esselâmü aleyna ve ala ibâdillâhissalihîn" diye selam verilir.

Kur'ân-ı Kerîm okuyana, ilim öğrenene, namaz kıla­na, yemek yiyene, ezan veya kamet okuyana selâm verilmez.

5 Mart 2010 Cuma

BAZI TRAFİK KAİDELERİ

BAZI TRAFİK KAİDELERİ
05 MART 2010 CUMA


İstatistikler kazaların ekseriyetle trafik kaidelerine uyulmamasından meydana geldiğini göstermektedir.

Emniyetli bir sürüş için:

• Öndeki vasıta ile kendi aranızda gerekli mesafeyi bırakınız, öndeki vasıtayı çok yakından takip etmeyiniz.

• Öndeki vasıtanın stop lambalarına güvenmeyip bir öndeki vasıta hareketini de kollayınız,

• Hızınızı yola ve trafik akışına göre ayarlayınız,

• Hava ve yol şartlarını da dikkate alarak, aradaki mesafeyi ayarlayınız.

BİR NASİHAT

BİR NASÎHAT
05 MART 2010 CUMA

...Amel ile meşgul olma vakti geçiyor. Her ânın ge­çişiyle, ömürden bir şeyler azalıyor ve ecel-i müsemma (Allah'ın takdir ettiği ecel) yaklaşıyor.

Eğer bugün uyanmazsak yarın hasret ve pişmanlık­tan başka bir şey ele geçmez. Şu sayılı günlerde bütün işlerde şerîat-ı garrâya (dîne) uygun şekilde amel etme­ye ehemmiyet vermeli ki kurtuluş ümîd olunabilsinr.

Bu vakit, amel işleme vaktidir, yoksa istirahat vakti değildir. Amellerin meyvesi olan istirahat ileride (cennette)dir.

Amel vaktinde istirahat etmek, zirâati zâyî etmek, .mey­veleri ve mahsûlleri heba etmektir. (Mektubat-ı İmâmı Rabbani 2/89)

OSMANLI ZAMANINDA BOSNA-HERSEK

OSMANLI ZAMANINDA BOSNA-HERSEK
05 MART 2010 CUMA

Bosna kralları ile 1389'da Osmanlı Devleti arasında anlaşma yapılmış olup Bosna kralları haraç vermekte idi. Bosna kralının 1462'de anlaşmaya uymayıp haracı da vermemesi üzerine Fatih Sultan Mehmed Bosna'yı 1463'te Osmanlı Devletine kattı. Kanunî Sultan Süley­man devrinde bütünüyle Osmanlı hâkimiyeti altına alın­dı ve 1528-1585 arasında sancak beyliği, 1585-1878 arasında Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti olarak idare edildi. Halkın çoğu müslüman oldu.

Osmanlı Devleti'nin sadrazamlarından yirmi ikisi Bos­nalıdır. Buraya 1463-1878 arasında (415 yıl) 240 Osmanlı valisi gönderildi.

Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti'nin gerileme devrin­de Avusturyalıların taarruzuna uğradı. Memleketin kuzeyi Pasarofça Antlaşması (1718) ile Avusturyalılara bırakıldı ise de Belgrad antlaşması ile (1739) geri alındı.

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonunda yapılan Berlin antlaşması ile Bosna-Hersek, Avusturya'nın askerî işgaline bırakıldı. 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlanı üzerine Avusturya-Macaristan bu toprakları ilhak ettiğini açıkladı.

ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ'DEN

ÖMER BİN ABDÜLAZÎZ'DEN
05 MART 2010 CUMA

Ömer bin Abdülazîz (r.h.) valilerine üç şeyi emrederdi:

Resûlullâhın sünnetini ihya etmek ve bid'atleri kal­dırmak,

Halka zulüm etmemek,

Fakîrlere haklarını dağıtmak

Nasîhatleri ve ibretli sözleri çoktur. Bir sözlerinde şöy­le buyurdu: "Yalanın söyleyene zarar verdiğini öğren­diğimden beri asla yalan söylemedim."

GÖÇMEN KUŞLAR

GÖÇMEN KUŞLAR
05 MART 2010 CUMA

Göçmen kuşlar, sonbaharda havaların soğuması sebebiyle iklimi daha elverişli yerlere gider, ilkbaharda tekrar eski yerlerine dönerler.

Küçük kuşlar saatte ortalama 60-70 km, büyükleri 80-100 km hızla göç ederler. Umumiyetle 1000 m'den faz­la yükselmezler.

Sığırcıkların günün belli saatlerinde güneşe göre, bülbüllerin gece yıldızlara bakarak; sakaların ise dünyâ manyetik sahasında yollarını buldukları bilinmektedir.

Binlerce kuş türü her sene uzun yolculuklar yaparak yılda iki defa Kuzey ve Güney yarım küreleri arasında göç ederler. Kuzey yarımkürenin kuşları, her sonbahar­da Güney yarımküreye doğru göç eder. İlkbaharın başlamasıyla da güneyden kuzeye dönerler.

İlkbaharda kuzeye gelen kuşlar, ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerini burada geçirirler. Sonbaharda binlerce kilometreyi aşarak Afrika'ya bir yıl önce kışla­dıkları yerlerine giderler.

Ülkemiz, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında göç eden kuşlar için bir köprü olduğu gibi yüzlerce göçmen kuşu­na da ev sahipliği yapar.

TEHLİKELİ SÖZLER

TEHLİKELİ SÖZLER
05 MART 2010 CUMA

Dört mezhebin imamları, Müslümanları dinden çıka­racak hususlardan sakındırmışlar; kitablarında Müslümânın dînine zarar verecek inanç, fiil ve sözlerin "bütün sâlih amellerin sevabını mahvetmek, iki taraftan birinin söy­lemesi hâlinde nikâhı gidermek" gibi netîce ve hükümle­rini bildirmişlerdir. Bu sebeple Müslüman, ağzından çıkan her söz ve kalbiyle rızâ verdiği her hususun mânâsını iyi düşünmeli; hele dînî meselelerde mânâsını düşünmeden ve bilmeden katiyen söz söylememelidir.

İslâm dîninde "Allâhü Teâlâ'ya, meleklere, kitaplara, pey­gamberlere, âhiret gününe, kaza ve kadere" îmân etmek birer esâstır. Ehl-i sünnet i'tikâdı üzere bunlara nasıl inanı­lacağı ilmihâl ve akâid kitablarından öğrenilip öylece inan­mak lâzımdır. Bunlardan her hangi bir şeyi inkâr etmek, yahut inkâr için söylenenlere kalben de olsa rızâ göstermek -Allah saklasın- insanı derhâl dinden mahrum bırakır.

İslâm'ın şartlarından birinin farz olduğunu inkâr etmek de kişiyi îmân dâiresinden çıkarır. Mütevâtir (yalan üze­rinde birleşmeleri mümkün olmayan topluluğun haberi) olarak sabit olan dînî bir hükmü inkâr etmek de böyledir. Meselâ erkeğin ipek elbise giymesi haram değildir demek veya vitir namazını ve kurbanı inkâr etmek gibi.

Kurân-ı Kerîm'in -bir âyetini bile olsa- inkâr etmek, "Kurân-ı Kerîm muharreftir; hâşa bozulmuştur.", "îlâhî değildir.", yahut "Cebrâîl onu yanlış zâta getirdi." demek veya Kur'ân-ı kerîm'de bildirilen kıssa (Allah'ın bildirdiği vak'a)ları inkâr etmek küfürdür.

Resûlullâh'ın mütevâtir hadîs-i şerîflerini inkâr etmek, onu kötülemek veya kötülenmesine kalben razı olmak, onu (s.a.v.) sevmediğini söylemek de küfürdür.

Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer'e ve diğer Ashâb-ı kirama sövmek de küfrü îcâb ettirir. Zîrâ İslâm dîni bize onlardan ulaşmıştır.

İslâm'ın mukaddesatının tahkîr (hakaret) edilmesine kalbiyle rızâ göstermek de küfrü îcâb ettirir.

Kalbine küfrü îcâb eder şey gelir de onu söylemez ise îmâna zarar vermez.

EBU'L-HASAN EL- HARAKÂNÎ (K.S.)

EBU'L-HASAN EL- HARAKÂNÎ (K.S.)
05 MART 2010 CUMA


Silsile-i Sâdâtın altıncı halkası Ali bin Ca'fer'in (k.s.) künyesi Ebü'l-Hasan'dır. Bestâm'ın Harakân köyüne nisbetle 'Harakânî' denmiştir.

Tarîkat-i aliyyeyi Bâyezîd-i Bestâmî Hazretleri'nin rûhâniyyetinden almış ve zamanının ferîdi (eşsiz bir âlimi) olmuştur. Ebû Yezîd Bestâmî'nin (k.s.) türbesini ayakta ziyaret ederdi. Ziyareti tamamlayınca Ebû Yezîd Bes­tâmî'nin (k.s.) türbesine arkasını asla dönmeden ayrılır­dı. Yatsı namazının abdestiyle sabah namazını kılardı. Talebelerinden Abdullah Ensâri (k.s.) buyurdu ki: "Hadîs ve din ilimlerinde birçok hocam vardır. Fakat tarikatta şeyhim Ebu'l-Hasan el-Harakânî'dir. Ben onu tanımamış olsaydım hakîkati bilemezdim."

Bir gün sultan Mahmud Gaznevî (r.h.) ziyaretine gel­di. Sohbette 'Şeyhin Bâyezid-i Bestâmî nasıl bir zât idi?' diye' sordu. Şeyh, 'Ona tabî olanlar hidâyete kavuşur, onu görenler saadete ulaşır.' dedi. Sultan, 'Bu nasıl olur? Ebû Cehil Peygamber Efendimizi çok defa gördü. Fakat küfürden kurtulamadı?' dedi.

Ebu'l-Hasan el-Harakânî Hazretleri şöyle cevap verdi: Ebû Cehil onu Allâhü Teâlâ'nın Peygamberi ola­rak değil, Abdullah'ın oğlu Muhammed olarak gördü. Eğer Allah'ın Resulü olarak görseydi, küfürden kurtulur, saadete kavuşurdu. Bunun alâmeti de şu âyeti kerîme­dir: -meâlen- "...Ve onları sana bakar görürsün, halbuki onlar göremezler." (A'raf-198) Kafa gözüyle bakmak bu saadete nail eylemez. Ancak kalb gözüyle bakıp tam bir bağlılık ile tabî olmakla bu saadete ulaşılır.

Buyurdular ki: "Dünyada âlimler ve ibâdet eden kullar çoktur. Fakat Allah'ın razı olacağı şeyle ak­şamlayıp yine onun razı olduğu şeyle sabahlamaları îcâb eder."

H 424 yılının Âşûrâ günü (M. 1033) 73 yaşında iken vefat etti. Kars'ın Kaleiçi mahallesindeki kabr-i şerifleri ziyâretgâhtır. (Kuddise Sirruh)

4 Mart 2010 Perşembe

RESÛLULLAH EFENDİMİZİ VE VÂRİSLERİNİ SEVMEK

RESÛLULLAH EFENDİMİZİ VE VÂRİSLERİNİ SEVMEK
04 MART 2010 PERSEMBE

İnsanlara doğru yolu göstermek için Rabb'imiz tara­fından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve merte­bece en yükseği Resûlullah Efendimiz (s.a.v.)'dir.

Bizlere insanlığı, iyiyi kötüyü, helâli haramı öğreten, Müslümanlığı telkin eden, dünyâ ve âhiret saadetlerini bildiren, îmân nurunu kalbimizde yakan, Kur'ân nurunu kalbimize akıtan, bizi küfür ve. cehalet zulmetlerinden kurtaran Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dir.

Allah'ımızdan sonra Peygamber Efendimiz'i ana ba­bamızdan, eşimizden, evlâtlarımızdan, akrabalarımız­dan, canımızdan daha çok sevmeliyiz. Âlemlere rahmet olan Sevgili Efendimiz olmasaydı İslâm dininin bütün bu güzelliklerinden mahrum kalır, câhiliyet devrindeki insanlardan farkımız olmazdı. Mevlâ'ya hamd olsun, aziz dinimiz ve sevgili Peygamberimiz sayesinde bu cahil­liklerden kurtulmuşuz.

Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.) dâima hürmetle yâd etmeli, mübarek ismi söylenildiğinde salât ve selâm okumalıyız. Peygamberimiz, Mevlâ'nın izniyle ziyaretine gelenleri bilir. Namaz kılanları ve selâm verenleri görür, selâmet ve saadetlerine duâ eder.

İslâm dininin yayılmasında, bizlere kadar ulaşmasın­da Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) mallarıyla, canla­rıyla, evlâtlarıyla yardım eden Resûlullâh'ın Ashabını ve Ehl-i Beytini sevmeli, onlara hürmet edip onları hayır ile anmalı, her birinin ismi arkasından 'Radıyallahü anh; Allah ondan razı olsun.' demeliyiz.

Dinimizi, kitabımızı doğru olarak bizlere ulaştıran imamlarımızı, müstenitlerimizi, evliyaları, din uğrunda çalışan âlimlerimizi de sevmeli ve onları hürmet ve rah­metle yâd etmeliyiz.

BİR BEYİT

BİR BEYİT
04 MART 2010 PERSEMBE



Sâkin-i dergeh-i teslîm-i rızâ ol dâîm
Ber-murâd itmeğe hizmetde mukîm isterler.
(Ruhî)

Dâima, rızâyı teslim dergâhının sakini ol. Murada erdir­mek için hizmette duranı isterler.

3 Mart 2010 Çarşamba

PEYGAMBERİMİZİN TEVÂZUU

PEYGAMBERİMİZİN TEVÂZUU
03 MART 2010 CARSAMBA

Resûlullah (s.a.v.) bir yolculukta idi. Ashabına bir ko­yunu kesip temizlemelerini emretti. Birisi: Yâ Resûlallâh! Boğazlamayı ben yaparım, dedi. Bir başkası: Yâ Resûlallâh! Yüzmeyi ben yaparım, dedi. Bir başkası da: Yâ Resûlallâh! Pişirmeyi de ben yaparım, dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Odun toplamayı da ben yaparım," buyurdu. Ashâb-ı Kiram: Yâ Resûlallâh! İşi yapmak için biz yeterliyiz, dediler. Fahr-i Kâinat Efendimiz (s.a.v.): "Sizin yeterli olduğunuzu ben de biliyorum, fakat kendimi sizin üstünüzde tutmak bana hoş gelmez.

Çünkü Allah Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri kulunun arkadaşları arasında kendisini üstün tutmasını kerih (çirkin) görür." buyurdu.

2 Mart 2010 Salı

SEVÂD-I A'ZAM: EHL-İ SÜNNET VE CEMÂAT

SEVÂD-I A'ZAM: EHL-İ SÜNNET VE CEMÂAT
02 MART 2010 SALI

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

• Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırkadan başkası cehennemliktir." 'O hangi fırkadır, yâ Resûlallâh?' diye sorulduğunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." buyurdular.

• Ümmetim dalâlet üzerine toplanmazlar. Şayet bir ih­tilâf görürseniz, sevâd-ı a'zam(ehl-i sünnet ve cemâat) a sıkıca sarılınız.

İmâm-ı Rabbânî hazretleri buyurdular ki:

Ey necib ve bahtiyar evlâdım! İnsanın inancını, kurtulu­şa erecek olan fırkanın (ehl-i sünnet ve cemâatin) gö­rüşlerine uygun olarak tashih etmesi, düzeltmesi lâzımdır. Bu Fırka-i Naciye; ehli sünnet ve cemâat (rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn) üzere olan fırkadır ki onlar sevâd-ı a'zam ve pek kalabalık bir cemâatdir. Akâid bu şekilde tashîh edilirse uhrevî ve ebedî kurtuluş tasavvur olunur.

Kötü (bozuk) itikat -ki bu ehli sünnet ye cemaata uy­mayan inançlardır- öldürücü zehirdir ve ebedî ölüme ve azaba götürür. Amelde müdâhene (iki yüzlülük) ve ih­mâlin mağfiret edilmesi ümid olunur. Ancak i'tikatda mü­dâhene de mağfirete ihtimâl bile yoktur. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Doğrusu Allah kendine şirk ko­şulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur." (Nisa Sûresi, Âyet 48)

MEDENÎLERE (!) İTHAF

MEDENÎLERE (!) İTHAF
02 MART 2010 SALI

Kanunî Sultan Süleyman'ın 1538 târihine tesadüf eden Boğdan Seferi'nde 29 Ağustos Perşembe günü iki asker bir ev yakma suçundan dolayı idam edilmiştir.

O zamanki kanuna göre sefer hâlinde bir ordu; düş­man bir memlekette bile, ahâlinin canına, malına, mül­küne ve hattâ tarlasındaki ekinine bile tecâvüz edeme­yecek kadar sıkı bir düzen altında bulundurulurdu.

BORÇ VERMENİN FAZİLETİ

BORÇ VERMENİN FAZİLETİ
02 MART 2010 SALI

Büreyde (r.a.) demiştir ki: Bir kere Resûlullâh'ın (s.a.v.): "Kim ki, fakir bir borçlunun borcunu bolluğa ula­şıncaya kadar mühlet verirse, o kimseye mühlet verdiği her gün için borç mikdarı kadar sadaka sevabı vardır." buyurduğunu işittim. Sonra bir kere de Resûlullâh'ın (s.a.v.):

"Kim ki, borç verdiği fakirin borcuna bolluğa ulaşın­caya kadar mühlet verirse, o kimseye mühlet verdiği her gün için, borcun iki misli sadaka sevabı verilir." buyur­duğunu işittim. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem'e:

Yâ Resûlallâh! Fakir bir borçlunun borcuna verilen vadenin her günü için bir kere borcun bir misli, bir kere de borcun iki misli sevab verilir, buyurduğunuzu işittim, dedim. Resûlullâh (s.a.v.) :

"Her gün borcun bir misli sadaka sevabı verilmesi, borcun vâdesi geçmeden evvelki günlere aittir. Borcun vadesi geçip de alacaklının onu mühlet verdiği günler için de borcun iki misli sevab verilir." buyurdular.

AMEL

AMEL
02 MART 2010 SALI

Îmânın kemâli, farz olan ameller iledir. Farz olan ameller Kelime-i Şehâdet'ten sonra her gün beş vakit namaz kılmak, Ramazân ayında her gün oruç tutmak, üzerinden bir yıl geçmiş malın zekâtını vermek ve gücü yeten kimse ömründe bir kere hacc etmektir.

İslâm işte bu beş şey üzerine bina olunmuş beş direkli bir çadıra benzer ki Kelime-i Şehâdet onun orta direği, namaz, oruç, zekât ve hacc diğer direkleri gibidir. Bunların aslı ve önde geleni ve Müslümanlığın alâmeti namazdır.

Onun için her bâliğ(ergen) ve akıllı olan Müslüman, imânın altı şartını belleyip inandıktan sonra namazın farzlarını ve vaciplerini öğrenerek beş vakit namaz kıl­mayı diğer işlerine tercîh etmeli ve evlâdına ve evlâdı hükmünde olanlara da yedi yaşına girdiklerinde öğret­melidir.

YOLCULUĞA ÇIKARKEN

YOLCULUĞA ÇIKARKEN
02 MART 2010 SALI

• Yolculuğa çıkan kimsenin iki rek'at namaz kılması müstehabdır. Zîrâ hadîs-i şerîfte: "Kişi sefere çıkacağı vakit ehline ve aile fertlerine yanlarında kılacağı iki rekat namazdan daha faziletli bir şey bırakmaz" buyuruldu.

• Yine yola çıkarken, üç kerre şu duayı okumalıdır: "Bismillâhi tevekkeltü alellâhi ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azîym".

• Ahbaplarına ve arkadaşlarına veda etmelidir.

• Herhangi bir vasıtaya veya hayvana binerken ve inerken besmele çekmek ve "Bismillâhi mecrâhâ ve mürsâhâ inne rabbî legafûrün rahîm" okumak sünnettir. Bir kimse, gemiye binerken bu âyeti kerimeyi okursa, emin olur, buyurulmuştur.

• Kendisine salih bir arkadaş bulmak sünnettir. Arkadaşın hayırlısı, dört kişi olmasıdır. Hepsinin de sözleri bir olmalıdır, buyurulmuştur. Hadîs-i şerîfte: "Yolculuk esnasında üç kişi olursanız, aranızdan birinizi emir (reis) seçiniz", buyurulmuştur.

• Hatâ ile yanlış bir yola girerlerse, tanımadıkları bir kimsenin göstereceği yola gitmemelidir.

• Bir yere ayrı ayrı değil, topluca inmemelidir.

• Asayişi ve itikadı bozuk olan memlekete zarûretsiz girmemelidir.

• Geceleri görünen karaltıdan korkmamalıdır. Sahabe-i kiramdan Mücâhid (r.a.) Hazretleri buyurdular ki: "Geceleri, siyahlık görünce korkma! Zîrâ, senden fazla o şey korkar."

• Vatana dönüşte, eve girilirken kurban kesilmesi müstehaptır. Fahr-i Âlem Efendimiz, seferden döner ve Medine-i Münevvereye girerken bir deve kurban ederlerdi.

• Uzak yerden dönüşte, eve daha önceden haber göndermeli, gece habersiz gelinmemelidir. Yolculuktan dönerken evine -küçük de olsa- hediye götürmek müstehab görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: YOLCULUĞA ÇIKARKEN - Yolculuga cikarken - yolculuga cikarken okunacak dua - yola cikarken okunacak dua - yola cikmadan önce okunacak olan dua - yolculuktan önce okunan dua - yolculuktan evvel okunacak dua

1 Mart 2010 Pazartesi

ANNEYE HÜRMET

ANNEYE HÜRMET
01 MART 2010 PAZARTESI

Hârise bin Numan, annesine çok iyilik yapan bir kişi idi.

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular ki: "Uyumuştum. Rü­yamda kendimi cennette gördüm. Kur'ân okuyan biri­sinin sesini duydum.

'Bu kimdir?' diye sordum. 'Hârise bin Numan' dediler.

Sonra Resûlullâh (s.a.v.) "İyilik, budur işte, iyilik böyle olur." buyurdu.

HALKIN SULTANLIĞINDAN NEFSİNİN SULTANLIĞINA

HALKIN SULTANLIĞINDAN NEFSİNİN SULTANLIĞINA
01 MART 2010 PAZARTESİ

Belh sultânı İbrahim bin Edhem, Tâbiî'nin büyüklerin­den, muhaddis ve evliyâullâhdan bir zâttır. Hicrî 161 senesinde vefat etti. (Kuddise sirruh)

Bir gün, dükkânı yanmış, malı zayi olmuş bir adam gördü. Adam üzüntüsünden aklını kaybede yazmıştı. İbrahim bin Edhem ona şöyle buyurdu:

"Ey Allah'ın kulu, muhakkak mal Allah'ın malıdır. Dile­yip verdi ve o dilediği zaman da elinden aldı. Onun takdîr buyurduğuna sabret. Böyle kendini paralama! Zira afiyet hâlindeki nimete yapılan teşekkürün mükemmel olması, belâ ve musîbet vaktinde sabretmek iledir. Kim şükrederse, ecrine nail olur, kim de (tevbeyi) erteler, geriye bırakırsa, mahrum ve pişman olur."

Bazı sözlerinden:

• Duanın kabul olunmasını istersen helalinden ye

• Kalbi örten üç örtü vardır: ferah, hüzün ve sürür.

• Eline geçen mal ile sevinirsen, yavaş yavaş hırsa düşersin.

• Hırslı adam huzurdan mahrumdur. Kaybettiğine kederlenirsen kin ve nefret hissedersin. Nefret duyan in­san ise azap içindedir.

• Medholunmak hoşuna giderse kendini beğenmeye başlarsın.

• Kibir amellerin sevabını giderir.

• Hayrın azı da büyüktür ve çoktur, şerrin de azı bü­yüktür ve çoktur.