2 Eylül 2010 Perşembe

ORUÇ BORCUN VAR MI ?

ORUÇ BORCUN VAR MI ?
02 EYLÜL 2010 PERSEMBE - 23 RAMAZAN 1431

Bir ramazan günü III. Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında yapılan sohbet esnasında Ragıp Paşa Şair Haşmet'e hitaben:

- 'Senin de borcun var mı Haşmet?' diye sorar ve ondan sonra şu cevabı alır:
- Evet efendim, mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş...

Ragıp Paşa sorusunun anlaşılmadığını düşünerek şu açıklamayla birlikte tekrarladı sorusunu:
- 'Ben onu sormuyorum, oruç borcun var mı?'

Şair Haşmet bu soruyu şöyle cevaplar:
- Paşam, oruç borcunu Allah sorar; sizin soracağınız kul borcudur.

UHUD'DA NELER YAŞANMIŞTI ?

UHUD'DA NELER YAŞANMIŞTI ?_

02 EYLÜL 2010 PERŞEMBE - 23 RAMAZAN 1431_


İşte Peygamber Efendimiz'in (S.A.V) mübarek dişinin kırıldığı Uhud Savaşında yaşananlar...

Bin kişi ile yola çıkan Peygamber Efendimiz (S.A.V), yolda üçyüz kadar münafığın ordu saflarından ayrılmalarıyla güç kaybına uğramış; buna rağmen moralini ve metanetini kaybetmemiş, bütün tedbirleri alırken işte bu tepenin başına da Abdullah b. Cübeyr (r.a) komutasında elli kişilik bir okçu birliği konuşlandırdı. Onlara sıkı sıkıya yerlerinden ayrılmamaları hususunda direktif verdi. Hatta galip de gelsek veya mağlup olarak bizim hepimiz de ölsek, cesetlerimizi akbabalar parçalarken görseniz bile yerinizden ayrılmayınız diye de sıkı sıkı tenbih etti. Kendisi Uhud dağını arkasına aldı. Mekkeli müşrikler ise, Ayneyn tepesinin kuzeybatısnda yer alan açık arazide çadırlarını kurdular. İki yüz kişilik bir süvari birliğini ise, o gün halen müslüman olamamış Halid b. Velid (r.a)'in komutasında Ayneyn tepesinin tam güneyinde bulunan hurmalıkların arasına yerleştirdiler.

İşte Efendimiz (S.A.V), bu suvari birliğini ekarte edebilmek için elli kişilik müfreze birliğini bu tepeye yerleştirdi. Savaş başlayıp da ilk etapta müslümanlar müşrikleri püskürtüp, onları kovalamaya başlayınca, gazilerin bir kısmı savaş meydanında müşrikler tarafından bırakılan ganimet mallarını toplamaya başladı. Bunu gören okçular, savaş bitti, kardeşlerimiz ganimet toplamıya başladı, biz de gidelim onlara katılalım dedi ve yerlerini terketmek istediler. Başlarındaki komutanları Abdullah b. Cübeyr çok nasihat etti ise de onlara söz dinletemedi.

Daha önce iki defa Ayneyn tepesinin doğu yakasından geçerek müslümanları arkadan çevirmek isteyen süvari birlği ilk etapta bu imkanı bulamamışlardı. Çünkü okçular onlara bu fırsatı Ancak okçulardan kırk tanesinin yerlerini bırakarak düze indiklerini gören müşrik süvari birliğinin komutanı Halid b. Velid, ani bir saldırı ile geriye kalan okçulardan, komutanları da dahil, on mücahidi şehit ettiler; arkasından da bir nara ile kaçan müşriklere müslümanları arkadan çevirdiğini duyurdu. Bir anda müslümanlar iki ateş arasında kaldı; bundan dolayı da galip iken yarı yarıya mağlup duruma düştüler. İşte bundan sonradır ki, müslümanların yetmişi şehid oldu, yetmişi de yaralı hale geldi. Yaralılar arasında Hz. Peygamber Efendimiz (S.A.V), şehidler arasında da Efendimizin amcası Hz. Hamza (r.a) Efendimiz vardı. Ensar ve muhacirden çok sayıda sahabe şehid olmuş ve yaralanmıştı.

1 Eylül 2010 Çarşamba

ORUÇ YERİNE FİDYE VERİLMESİ

ORUÇ YERİNE FİDYE VERİLMESİ
01 EYLÜL 2010 CARSAMBA - 22 RAMAZAN 1431

a. Fidye Ne Demektir ?

Oruçla ilgili olan fidye, dinî bir terim olarak, bazı ibadetlerin eda edilmemesi ya da edası sırasında birtakım kusurların işlenmesi halinde ödenen dînî-malî yükümlülüktür. İbadetlerle ilgili fidye, oruç ve hacda söz konusudur. İhtiyarlık ve şifa ümidi olmayan bir hastalık sebebiyle oruç tutamayan kimse, daha sonra kaza etmesi mümkün olmadıgından oruç tutamadıgı her güne karşılık bir fidye öder. Bu durumdaki bir kimsenin fidye ödemesi vaciptir. Kur’an-ı Kerim’de, "Oruç tutmaya güç yetiremeyenler, bir fakir doyumu kadar fidye öder." (Bakara 2/184) buyurulmaktadır. Bu ayetten hareketle fidye miktarının, bir kişiyi bir gün için doyuracak yiyecek olarak anlaşılmıştır.

Yaşlılıktan ötürü oruç tutmaya gücü yetmeyen kişi, her gün için bir sadaka-i fıtır miktarı fidye verir. Buna da imkânı yoksa Allah’tan af diler. Fakat böyle bir kişi, kısa günlerde rahatlıkla oruç tutabilme imkânına ulaşırsa tutamadıgı oruçları, o günlerde kaza etmesi gerekir. Zira ramazan ayında oruç tutmaya gücü yetmeyen kimseler ile iyileşme ümidi bulunmayan hastalar ileride oruç tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar sadaka sayılır.


b. Fidye Miktarı Ne Kadardır ?

Fidye miktarı bir sadaka-ı fıtır miktarıdır.

Kaynak: www.diyanet.gov.tr

FIRINDA BALIK

FIRINDA BALIK
01 EYLÜL 2010 CARSAMBA


MALZEMELER:

2 palamut,
6 domates,
maydanoz,
1 çay bardağı yağ,
5 diş sarımsak,
tuz ve karabiber.

YAPILIŞI:

Fırın tepsisi yağlanıp halka halka doğranmış bir sıra domates dizilir. Sarımsaklar dövülüp kıyılmış maydanozla karıştırılıp domateslerin üzerine yarısı serpilir. Üzerine temizlenip dilimlenmiş balıklar dizilir. Tuz ve biber ekildikten sonra üzerine domates dizilip kalan maydanoz ve sarımsak karışımı serpilir. Biraz daha tuz ekilip, üzerinde yağ gezdirilir. Sıcak fırında 20 dakika pişirilip servis yapılır. Afiyet olsun...

31 Ağustos 2010 Salı

ORUÇ TUTARKEN DİKKAT ETMELİ

ORUÇ TUTARKEN DİKKAT ETMELİ

31 AGUSTOS 2010 SALI - 21 RAMAZAN 1431


Oruç tutarken, dinimizin diğer emirlerine de dikkat edilmelidir. Dikkat edilmezse, tutulan orucun sevabı azalır veya yok olur. Oruçtan ve diğer bütün dinî emirlerden maksat; salih bir insan olabilmektir. Oruç tutan kimse, kötülük işlemeye devam ediyorsa, oruçtan beklenen faydanın elde edilmesi çok zordur. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:

“Nice oruç tutanlar vardır ki, açlık ve susuzluktan başka birşey elde etmezler.”


Oruçtan beklenen yüksek faydaya kavuşabilmek için:

* Gözü, faydasız şeylere, harama bakmaktan; kalbi, meşgûl eden ve iyi işlerden alıkoyacak hususlardan korumalıdır.

* Dilini yalan, gıybet, koğuculuk gibi kötü işlerden alıkoymalıdır. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki:
“Oruç, bütün kötülüklere kalkandır. Oruçlu kimse cahillik edip de kötü söz söylemesin! Şayet birisi kendisiyle itişip-kakışmak isterse, ‘Ben oruçluyum’ diye mukabelede bulunsun!”

* Gıybet edenle dinleyen, günaha ortak oldukları için, haram şeyleri dinlemekten kulağı muhafaza etmelidir.

* Gözü, dili, kulağı kötülüklerden koruduğu gibi, diğer uzuvları da haramlardan ve şüphelilerden korumak lâzımdır.

* Sahurda, kuvvetli gıdalar yemekte mahzur yoksa da, iftar vakti tıka basa yiyerek mideye zarar vermek doğru değildir.

* İftar vakti; “Acaba tuttuğumuz oruç kabul edildi mi?” diye düşünüp korkmalı ve orucun kabul olması için Allahü teâlâya yalvarmalıdır. Ramazanda çok istiğfar söylemeli, Kur’ân-ı kerîm okumalı ve dinini, doğru yazılmış ilmihâl kitaplarından öğrenmelidir.

Kaynak: Türkiye Takvimi /

30 Ağustos 2010 Pazartesi

BİR ŞİİR - ŞÜKÜR ETTİN Mİ

BİR ŞİİR - ŞÜKÜR ETTİN Mİ_
30 AGUSTOS 2010 PAZARTESi - 20 RAMAZAN 1431

Bunca nimetleri veren Mevla’ya,
El açıp da birgün, şükür ettin mi?..
Baktın mı kendine, sonra semaya?
El açıp da birgün, şükür ettin mi?..

Düşündün mü gözlerinin kıymetin,
İki kulak, bir ağızın hikmetin,
Akıl noksanı da herşeyden çetin,
El açıp da birgün, şükür ettin mi?..

Her nefeste iki şükür gerektir,
İmansız insana yükü yürektir,
Helal lokma ağza, baldır-börektir,
El açıp da birgün, şükür ettin mi?..

Bildin mi kadrini, bir bardak suyun?
Şu siret, bu beden, nerdedir huyun?
Ya aklın yerini, var mı gördüğün?
El açıp da birgün, şükür ettin mi?..

Ey Derebahçeli, geldik gideriz,
İnceden sorulsa, bizler nideriz?,
Yaban etmez bize, nefsen ederiz,
El açıp da birgün, şükür ettin mi?..


Ali Kayıkçı

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI_

30 AGUSTOS 2010 PAZARTESi_



GÜNÜN ANLAMI VE ÖNEMİ

Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşmasıyla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu.

Türk milletinin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi. 19 Mayıs 1919'da Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Amasya Genelgesi'nin yayınlanmasının ardından Erzurum ve Sivas Kongreleri yapıldı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya gelen Atatürk, 23 Nisan 1920'de TBMM'yi kurdu. Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu, hem de Kurtuluş Savaşı'nın merkezi Ankara oluyordu.

TBMM meclisi yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. "Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü"nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. Oluşturulan düzenli ordularla savaşa girildi. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı. Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan ordusu yeniden saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal, ordularına: "Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz." emrini verdi.

Türk askeri, büyük bir azim ve fedakârlıkla bu karara uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesiyle, Türk milleti 1699
Karlofça Antlaşmasından beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk milletinin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e "gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi.

Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olan Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı.

1922 yılı Ağustosuna kadar, hazırlıklar tamamlandı. Güneydeki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırıldı". İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hâle getirilen toplar onarıldı. Yeni silâhlar satın alındı. Ordumuza taarruz eğitimi yaptırıldı. Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Bir saat içinde düşman mevzileri ele geçirildi. 30 Ağustos'ta düşman çember içine alındı. Sağ kalanlar esir alındı. Esirler arasında Yunan Başkomutanı Trikopis'te vardı. Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı.

Büyük Tarruzun başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline "dur" diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zaferi her yıl, 30 Ağustos günü, bayram yaparak kutluyoruz, bu münasebetle...

30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OSLUN

28 Ağustos 2010 Cumartesi

YEMEK İKRAM ETMENİN FAZİLETİ

YEMEK İKRAM ETMENİN FAZİLETİ
28 AĞUSTOS 2010 CUMARTESİ - 18 RAMAZAN 1431


Resul-i Ekrem (s.a.v.) buyurdular ki:

• "Allahü Teala kıyamet gününde şöyle buyurur: 'Ey âdemoğlu! Ben acıktım, sen bana yedirmedin.' Bunun üzerine kul der ki: 'Sen alemlerin Rabbisin, nasıl yediririm ?' Allahü Teala buyurur: 'Bir din kardeşin acıkmıştı ama sen onu doyurmadın.Onu doyurmuş olsaydın beni de doyurmuş olurdun.'

• "Cennette, içi dışından,dışı içinden görülen köşkler vardır.Alllahu Teala bunları yumuşak konuşan, yemek yediren ve insanlar uykuda iken gece namazı kılanlar için hazırlamıştır.

• "Din kardeşine, canının çektiiği bir şeyi tattıran kişiye Allahu Teala milyon hasene (sevap) yazar, milyon hasenesini siler ve derecesini milyon kat arttırır. Onu firdevs, Adn ve Huld cennetlerinde yedirir.

Ca'fer bin Muhammed (k.s.) şöyle buyurdu: Kardeşlerinizle beraber sofrada oturmayı uzatınız.Çünkü sofrada geçen zaman, ömürlerinizden hesap edilmez.

Resulü Ekrem (s.a.v.) buyurdu ki: "Sizin birinizin sofrası,önünde konulmuş olarak kaldığı müddetçe,melekler ona istiğfar etmeye devam ederler."

Hz. Hasan (r.a.) buyurdu ki: Kişi kendisi için, anası babası için veya bunların dışında birilerine verdiği her şeyden hesaba çekilecektir.Ancak din kardeşlerine ikram ettiği yemek böyle değildir.Çünkü o, onu ateşten koruyan bir perdedir.

Hz.Ali (r.a.) buyurdu ki: "Kardeşlerimi az da olsa bir yemekte bir araya getirmem, benim için köle azat etmekten daha sevimlidir."

Ashab-ı Kiram, Kur'an okumak için bir yere toplandıkları zaman bir şey tatmadan dağılmazlardı.
Kaynak: Fazilet Takvimi / 19 Ağustos 2010 Persembe - 9 Ramazan 1431

ZEKATIN VERİLECEĞİ YERİN EN FAZİLETLİSİ

ZEKATIN VERİLECEĞİ YERİN EN FAZİLETLİSİ
28 AĞUSTOS 2010 CUMARTESİ - 18 RAMAZAN 1431

Zekatı vermek için müttaki, yani Allahü Teala'dan korkan ve itaat edenleri seçmek onların takvalarını artırır ve mükafatı büyük olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yemeğinizi müttaki kimselere yedirin, sadakalarınızıda müminlere verin." buyurmuştur.

En iyisi nimetin Allah'tan olduğunu bilipte Allah'a şükredenleri seçmektir. Çünkü kulların en çok şükredenleri, nimeti Allah'tan bilenlerdir. Şüphesiz böylelerine yapılan yardım kaybolmaz.

Bilhassa ilim tahsil eden veya ilim sahibi ihlaslı fakirleri seçmelidir. Çünkü Allah rızası niyeti ile ilim tahsil etmek en büyük ibadettir. İbn-i Mübarek (r.h.) sadakalarını bilhassa alimlerin fakirlerine verirdi. Niçin böyle yaptığı sorulduğunda, "Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. İlim sahiplerinin ihtiyacın karşılayarak, okumalarını temin etmek daha makbuldür." diye cevap vermiştir.

Kendini ilim öğrenmeye ve öğretmeye vermek şartı ile, zengin de olsa zaruri ihtiyaçları için talebenin zekat alması caizdir. Çünkü talebe kazanmaktan acizdir.

Nisaba malik olan kimseye zekat vermek caiz değildir. Ancak ilim öğrenene, gaziye ve hac kafilesinden ayrı kalmış olan kimseye verilebilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "İlim öğrenene zekat vermek caizdir. Velev ki kırk yıllık nafakası olsun!" buyurmuştur. İlim, din ilmi, öğrenilmesi farz-ı ayn veya farz-ı kifaye olan ilimdir.

İnsan öyle şeylere muhtaç olur ki, onlarsız yapamaz. Bu takdirde, kendisi kazanamadığı halde, zekat alması da caiz olmazsa, elindekini harcar; muhtaç kalır ve okumaktan, okutmaktan kesilir de, dini üzerine alan kalmayınca, din zayıflar.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 18 Ağustos 2010 Carsamba - 8 Ramazan 1431

RAMAZAN'DAKİ AŞIRI UYKUNUN NEDENİ

RAMAZAN'DAKİ AŞIRI UYKUNUN NEDENİ
28 AGUSTOS 2010 CUMARTESi - 18 RAMAZAN 1431

Ramazan'da kan şekerinin düşmesinin kişide uyuma isteğine neden olabileceğini söyleyen uzmanlar, "Gün içinde uyuklamanın önüne geçebilmek için sahurda lifli gıdalar tüketin. Yağlı ve baharatlı yemeklerden uzak durun" uyarısında bulunuyor.

Sıcakların etkisi ile oruç tutan kişiler sağlık açısından bazı olumsuzluklar yaşayabiliyor. Uzun süren açlık süreçleri sağlıklı kişide ciddi bir sağlık problemi oluşturmasa da kişinin metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Memorial Ataşehir Hastanesi Dahiliye Bölümü'nden Prof. Dr. Birsel Kavaklı, "Uzun süren açlık süreçleri sonucunda sağlıklı bir kişinin metabolizmasında, kan şekeri düşebilir, dikkat azabilir, halsizlik olur. İş verimi azalabilir" dedi.

SİNİRLİLİK GÖRÜLÜR

Açlığın hissiyle kan şekeri düştüğünden kişide uyuklama halleri yaşanabileceğini dile getiren Prof. Kavaklı, "Kan şekerinin düşmesi ile kişide halsizlik, hatta sinirlilik görülebilir" diye konuştu.
UYUKLAMAYI ÖNLEMENİN YOLLARI

Kan şekerinin düşmesini engelleyebilmek için sahurda lifli gıdalara yer verilmesi bir önlem olabileceğini kaydeden Prof. Kavaklı, şöyle devam etti: "Kan şekerinin düşmesinin engellenmesi ile gün içerisinde uyuklama hallerinin de önüne geçecektir. Sahur ve iftarda tükettiği ağır, yağlı, acılı ve baharatlı yemekler de uykusunu kaçırabileceğinden dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi kısa öğle uykusuyla dinlendirmek gerekir"

UYKU SÜRESİNİ DENGELEMEK İÇİN NE YAPMALI ?

Ramazanda sahura kalkmak başta çalışanlar açısından uyku sürelerinin kısalmasına ve uyku düzeninin değişmesine sebep oluyor. Uyku düzeninin değişmesi kişilerde, bazı hormonların ritminin bozulmasına yol açabileceğini anlatan Prof. Kavaklı, "Uyku problemlerinin oluşması ve uyku problemlerinin etkisiyle günlük yaşantılarında uyum konularında sorun yaşamaları kaçınılmaz olmaktadır. Oruç tutan kişiler 24 saat içindeki toplam uyku sürelerini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışması uyku sürelerini dengelemek için alınabilecek bir önlemdir. Ancak uyku açısından yaşanan bu tür problemler kalıcı bir bozukluk oluşturmadığından; uyku kalitesi oruç bittikten bir süre sonra normale döner" açıklamasında bulundu.

BUNLARI UNUTMAYIN !

Oruçlu iken zaten sıvı alımı yapılamayacağı için sıcak ortamlarda bulunmak, terlemeyi artırarak vücutta var olan suyun da kaybedilmesine ve buna bağlı olarak susuzluk hissedilmesine sebep oluyor. Bunun sonucu olarak kanın akışkanlığı azalıp risk grubunda olanlarda damar tıkanıklığı yaşanabileceğini söyleyen Prof. Kavaklı, bu açıdan bakıldığında kalp ve damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon yakınması olanların oruç tutması sakıncalı olduğunu hatırlattı. Bunun için aşırı güneşli ve sıcak havalarda sağlıklı kişilerin bile mümkün olduğunca dışarı çıkmaması öneren Prof. Kavaklı, "Ancak açık havada çalışmak zorunda kalanlar olacağından. Bu kişilerin açık renkli, bol, pamuklu giysiler giymesi, geniş kenarlı şapka kullanması, baş ve yüzlerini sık sık soğuk suyla yıkaması ve imkânı olanların gün içinde duşa girmesini tavsiye ederiz" şeklinde konuştu.

KARPUZ SUSUZLUĞU VE AÇLIĞI ÖNLÜYOR

Sıvı tüketirken yaz aylarının en gözde meyveleri kavun ve de özellikle karpuzdan yararlanılabileceğini söyleyen Gaziosmanpaşa Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Müjdat Kara, "Karpuzun yüzde 95'u sudur. Kalorisinin düşük olması ve sindirimi kolaylaştırması yanında A ve E vitamini içerir. Lifli meyve olan karpuz tokluk hissi vererek oruç süresinin daha kolay geçmesini sağlar " dedi.

27 Ağustos 2010 Cuma

Oruçlu iken iğne yaptırmak orucu bozar mı ?

Oruçlu iken iğne yaptırmak orucu bozar mı ?
27 Agustos 2010 Cuma

Hasta bir kimse oruçlu iken iğne yaptırırsa orucu bozulur mu ?

Dinimiz, hasta olan ve tedavi sürecinde bulunan kişilerin oruç tutmamalarına ruhsat vermektedir. Bu nedenle, tedavisi devam eden kimseler, saglıklarına kavuşup, tedavileri tamamlanıncaya kadar oruçlarını erteleyebilirler.

Bununla birlikte, Ramazan ayında herkesle birlikte oruca devam etmeyi arzu ediyorlar ise ve oruç tutmalarına başka bir engelleri de yoksa, ignelerini iftardan sonra yaptırmaları yerinde olur. Bu imkana sahip olmayanlar ise, Imam Ebû» Yusuf, Muhammed ve Malik'in görüşlerine uyarak, tedavi ve aşı amaçlı iğne yaptırabilirler; oruçları bozulmaz. Ancak, oruçlu iken gıda ve vitamin igneleri yaptırılmasi uygun degildir.

26 Ağustos 2010 Perşembe

HÜNKÂR TÂCI

HÜNKÂR TÂCI
26 Ağustos 2010 Perşembe - 16 Ramazan 1431


MALZEMELER:

Yarım kilo kıyma,
1 çay bardağı ufalanmış bayat ekmek içi,
yarım bardak süt,
1 kaşık rendelenmiş soğan,
3 kaşık salça,
2 bardak patates püresi,
4 ince dilim kaşar peyniri,
3 kaşık sadeyağ,
yarım kilo bezelye ve tuz.


YAPILIŞI: Kıyma, ekmek içi, süt, soğan ve salça yoğurulup halka şekline getirilerek 30 cm çapında bir tepsi içine yerleştirilir. Ortasına patates püresi alacak kadar boşluk bırakılır. Orta sıcaklıktaki fırında yarım saat pişirilir. Boşluğa püre konup üzerine peynir dilimleri yerleştirilip tekrar fırına verilir. Peynirler eriyinceye kadar pişirilir. Bezelyeler yağda kavrulup halkanın etrafına konur ve sıcak olarak servis yapılır. Afiyet olsun..

25 Ağustos 2010 Çarşamba

SİRKE TAM BİR İLÂÇTIR

SİRKE TAM BİR İLÂÇTIR
25 AGUSTOS 2010 ÇARSAMBA - 15 Ramazan 1431

Bu hârika ürünün 10 000 yıl kadar önce bulunduğu zannedilir. İlk keşfeden Bâbillilerdir. Romalı lejyonerler çorba gibi içerlerdi. Hipokrat, sirkeyi ilâç olarak kullanırdı. Anibal, Alpleri aşmak için kayaları sirke ile parçaladı. Amerikan İç Savaşı’nda iskorpit hastalığı ve Birinci Dünya Savaşı’nda ise yaraları iyileştirmek için kullanıldı.

Birçok hububat, meyve ve bitkilerden, sirke yapılır ama, elma sirkesi en kıymetlisidir. İştah açıcı olarak, salata ve turşular içine dökülen sirke, şu işlerde de kullanılır:


  • Sebze ve meyveler, mikroplardan temizlemek için, sirkeli su ile yıkanır.
  • Lavabo, banyo gibi sert zeminler sirkeyle silinir.
  • Boğaz ağrılarında, sirke ile gargara yapılır.
  • Kaşıntılara ve cilt çatlaklarına sirke sürülür.
  • Su ile kaynatılıp buharına durulursa, başağrısı, astım ve cilt lekelerine faydalıdır.
  • Yorgunluk ve uykusuzluk için, yatmadan önce sirkeli su içilir.
  • Sirkeli bez, mide üzerine konursa, bulantı ve kusmayı önler. Sirkeli bez varislere de faydalıdır.
  • Sirke orta dereceli yanıklarda da kullanılır.
  • Nasırların ve sertliklerin üzerine, sirke ile ıslatılmış ekmek konur.
  • Güneş yanığına sürülürse faydalıdır.
  • Kepekli ve mat saçlar için, durulama suyuna sirke ilâve edilir.
  • Cildi yumuşatmak ve parlatmak için, banyo suyuna bir miktar sirke katılır.
  • Siğillere, sirke döküp üzerine kabartma tozu serpilir ve 15 dakîka sonra toz silkelenir.
  • Bal karıştırılmış sirkeli su her gün içilirse, düzenli kilo verilebilir.


    Kaynak: Türkiye Takvimi / 25 Ağustos 2010 Carsamba - 15 Ramazan 1431

    23 Ağustos 2010 Pazartesi

    GÖZLERİ HARAMDAN SAKINMAK

    GÖZLERİ HARAMDAN SAKINMAK
    23 AGUSTOS 2010 PAZARTESi - 13 RAMAZAN 1431

    Velîlerden Şiblî hazretlerine (k.s), "Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar" âyetinin mânası nedir?" diye sorulduğunda şöyle demiştir:

    "Bunun mânası şudur: Onlara söyle; baş gözlerini haramdan, kalp gözlerini de Allah'tan gayri şeylerden çeksinler."

    Göz gönüle açılan bir penceredir. Kalp ehli için göz ve bakışlar çok önemlidir. Yüce Allah'a âşık bir mümin için en önemli iş gönlünü ve gözünü haramdan korumaktır. Dünya ehli bunu anlamaz.

    Şeytanın erkeğe karşı en birinci silâhı kadındır; avlamak istediğini onunla vurur. Şeytan örtü içindeki kadınla hedefine kolay ulaşamaz. Bunu bilir ve kadını örten elbiseyi çıkartmak için bin türlü vesvese verir. Bunu tek olarak başaramazsa, insan şeytanlarından yardım ister. Bunun için yüce Peygamberimiz (s.a.v) kadınları şöyle uyarmıştır:

    "Kadın örtülmesi gereken bir varlıktır. Kadın dışarı çıktığı zaman şeytan ona gözünü diker (onu günaha nasıl alet edeceğini hesap eder)." (Tirmizî, Radâ, 18)

    Kaynak: SEMERKAND TAKVİMİ /29 NİSAN 2010 PERSEMBE - 15 CEMÂZİYELEVVEL 1431

    Şifa kaynağı hurma her dönem tüketilmeli

    Şifa kaynağı hurma her dönem tüketilmeli
    23 Agustos 2010 Pazartesi - 13 Ramazan 1431

    Diyetisyen Tuba Nergiz, hurmanın son derece özel bir besin maddesi olduğunu, sadece ramazan ayında değil her dönem tüketilmesi gerektiğini söyledi.

    Konya Özel Selçuklu Hastanesi Diyetisyeni Tuba Nergiz “Peygamber Efendimiz iftarını hurmayla açmayı tercih ettiği için; hurma asırlardır ramazan sofralarımızın vazgeçilmezi haline gelmiştir. Ayetlerde ve hadislerde birçok hastalığa iyi geldiğine dair bahsi geçen bir meyve olan hurma hakkında yapılan araştırma sonuçları da bunu desteklemektedir” dedi.

    Hurmanın % 60- 65'inin karbonhidrat, % 2'sinin protein ve % 0.5'inin yağdan oluştuğunu ifade eden Dyt. Tuba Nergiz “hurma bu şekilde 3 ana besin öğesini bir arada içeren tek meyvedir. Kuru hurmada karbonhidrat oranı % 75'e kadar çıkmaktadır. Ayrıca posa, B grubu vitaminleri ve demir, potasyum,magnezyum minerallerinden de oldukça zengindir. 10-15 adet hurma 100 gr olmakla birlikte, ortalama olarak 270 kaloridir” dedi.

    ASABİYETE KARŞI “HURMA”

    Oruç tutarken uzun süren açlık döneminden dolayı iftara yakın zamanlarda hipoglisemi diye adlandırılan kan şekeri değerinde düşme gözlendiğini aktaran Dyt. Tuba Nergiz, “Bu durumun en önemli belirtileri sinirlilik ve halsizliktir.

    İftara hurma ile başlandığında; hurma şeker içeriğiyle enerji vererek halsizliği giderdiği gibi Amerika’da bulunan Berkeley Üniversitesi’nin yaptığı araştırmalar sonucu B1 ve B6 vitamini ve magnezyum içeriğiyle de sinir sistemini dinlendirici etkisinin olduğu görülmüştür. Özellikle Ramazan ayında açlık ile beraber kan şekeri düzeyi düşen kişilerin bir yandan da asabiyetleriyle mücadele ettikleri düşünülürse hurmanın bu özelliğinin de son derece kaydedeğer olduğu söylenebilir” şeklinde konuştu.

    Çok tatlı bir meyve olmasına rağmen hurmanın glisemik indeksinin de düşük olduğunu ve kan şekerini hızla yükseltmeyeceğini belirten Dyt. Tuba Nergiz “Bu yüzden hurma şeker hastaları için bile bir risk oluşturmamaktadır. Ayrıca hurma zengin bir posa içeriğine (% 9-20) sahip olduğundan, uzun süren açlıktan dolayı yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlar. Demir içeriğinin yüksek olması nedeniyle anemi (kansızlık)'ye iyi gelir” dedi.

    22 Ağustos 2010 Pazar

    TERAVİH NAMAZI VE ÖNEMİ

    TERAVİH NAMAZI VE ÖNEMİ
    22 AGUSTOS 2010 PAZAR - 12 RAMAZAN 1431

    Teravih, Ramazan ayında yatsı namazı ile vitir namazı arasında kılınan nafile namazdır. Teravih namazının her dört rekatin sonunda biraz dinlenerek kılınması müstehaptır. Buna dinlendirmek, rahatlatmak anlamlarına gelen tervîha denir. Teravih de "tervîha"nın çoğuludur.

    Teravih namazı sünnet-i müekkededir ve orucun değil, Ramazan ayının bir sünnetidir. Hz Peygamber "Kim inanarak ve sevabını Allah'tan bekleyerek Ramazan namazını (teravih) kılarsa, onun geçmiş günahları bağışlanır." (Müslim, “Salâtü’l- Müsâfirîn” ve “Kasruhâ”, 174) diyerek Müslümanları bu namaza teşvik etmiştir.

    Teravih namazını cemaatle kılmak sünnettir. Peygamber Efendimiz teravih namazını birkaç kere cemaatle kıldırmış ancak daha sonra farz olur endişesiyle bundan vazgeçmiştir. Teravih namazı Hz. Ömer zamanında yeniden cemaatle kılınmaya başlanmıştır (Buharî, “Salatu't-Teravih”, 1). Namazın cemaatle kılınması Müslümanlar arasında birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularını da güçlendirmektedir.

    Teravih namazı 20 rekattir. İki rekatta bir selam verilip, dört rekatta bir dinlenilmesi müstehaptır. Bu sırada(dinlenirken) tehlîl (lâ ilâhe illallâh) ve salavat okunmalıdır. Teravih namazı ile amaç Ramazan gecelerini ibadetle geçirmektir.

    Kaynak: Diyanet Takvimi / 10 Ağustos 2010 Salı - 29 Şaban 1431

    ORUÇ ÇEŞİTLERİ

    ORUÇ ÇEŞİTLERİ
    22 AGUSTOS 2010 PAZAR - 12 RAMAZAN 1431

    Sekiz türlü oruç vardır.

    * Farz olan oruçlar: Ramazân-ı şerîf orucu.

    * Muayyen zamanda olmayan farz oruçlar: Kazâ ve kefâret oruçları böyledir.

    * Vâcib oruçlar: Bunlar da, muayyen zamanda olur. Belli gün veyâ günler oruç tutmayı adamak gibi.

    * Gayr-i muayyen oruçlar: Herhangi bir gün veyâ birkaç gün oruç adamak gibi.

    * Sünnet olan oruçlar: Muharrem ayının dokuzuncu ve onuncu günleri oruç tutmak gibi.

    * Müstehab oruçlar: Her arabî ayın 13, 14 ve 15. günleri oruç tutmak gibi.

    * Harâm olan oruçlar: Ramazân Bayramı'nın birinci günü ve Kurban Bayramı'nın her dört günü oruç tutmak.

    * Mekruh olan oruçlar: Muharrem ayının yalnız onuncu günü, yalnız Cumâ veyâ Cumartesi günü, Nevrûz ve Mihrican günleri ve bütün sene, her gün oruç tutmak ve konuşmamak şartıyle oruç tutmak mekruhtur.

    20 Ağustos 2010 Cuma

    BİR ŞİİR - MERHABA YÂ RAMAZAN

    BİR ŞİİR - MERHABA YÂ RAMAZAN
    20 AGUSTOS 2010 CUMA - 10 RAMAZAN 1431

    Rahmetini, envarını, ikram kıldın bizlere,
    Merhaba, merhaba ya şehr-i Ramazan, merhaba!
    Şükür yine envarınla nurlandırdın yüzleri,
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!

    Sönen gönül güneşisin, kara kalpler mahısın,
    Müminlerin Hakka varan, hakikatli rahısın,
    Amenna ki, bir senede onbir ayın şahısın,
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!

    Müminlerin sinesine doldu ismin hecesi,
    Senin ile yürüyerek felah bulmuş nicesi,
    Açılır rahmet kapısı sende Kadir gecesi,
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!
    Layıkıyla bilebilsek, kadri kıymetin senin,
    Sen canısın, canından da kıymetlisin sen canın,
    Bin aydan da hayırlıdır kıymeti bir gecenin,
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!.

    Sensin elbet, görmez göze Hak yolunu gördüren,
    Müfsit kalpte, fenalığı, fesatlığı durduran,
    Yine sensin, aşıkını maşukuna erdiren,
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!

    Bilen bilir ey mübârek lezzetini tadını,
    Bilenlerdir dile destan etmişlerdir adını,
    Arayanlar sende bulur muhakkak muradını,
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!

    Gönülleri eyledin sen çok şaduman merhaba,
    Sende rahim, sende gafur, sende gufran merhaba,
    Çok dertlere deva görüp, derman yazan merhaba
    Merhaba, merhaba ey şehr-i Ramazan merhaba!

    ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER

    ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER
    20 AGUSTOS 2010 CUMA - 10 RAMAZAN 1431


    01. Oruçlu olduğunu unutarak yiyip içerse,
    02. Ağzına gelen kusuntu geri giderse,
    03. Tentürdiyot ve yağ sürerse, sürme çekerse,
    04. Oksijen tüpü ile sunî hava verilirse, (İlâç da olursa bozar.)
    05. Orucu bozmaya niyet edip de bozmazsa,
    06. İstemeyerek ağız dolusu kusarsa,
    07. Boğazına toz, duman vs, kaçarsa,
    08. İsteyerek, zorlayarak biraz kusarsa,
    09. Gözüne ilâç koyarsa,
    10. Gıybet ederse,
    11. Rüyâda ihtilâm olursa,
    12. Diş çukuruna ilâç koyarsa,
    13. Çiçek ve kolonya koklarsa,
    14. Morfinsiz diş çektirirse,
    15. Yutmadan yemeğin tadına bakarsa,
    16. Başkalarının içtiği sigaraların dumanı, sakındığı hâlde ağzına, burnuna girerse,
    17. Diş çektirince gelen tükürükten az kanı (yani sarı ise) yutarsa,
    18. Ağzını yıkadıktan sonra, kalan yaşlığı tükürükle yutarsa,
    19. Dişleri arasında kalan nohuttan küçük olan şeyi yutarsa,
    20. Hacamat olursa, (Kan aldırırsa.)
    21. Kulağına su kaçarsa,
    22. Uyanık iken, sadece bakarak cünüp olursa,
    23. Misvâk kullanırsa, bozulmaz.
    Anahtar Kelimeler: ORUCU BOZMAYAN ŞEYLER - Orucu bozmayan seyler - oruc ne yaptimi bozulmaz ? - oruc ne yapinca bozulmaz ?
    Kaynak: Türkiye Takvimi / 13 Agustos 2010 - 3 Ramazan 1431

    18 Ağustos 2010 Çarşamba

    AÇIKTAN VERİLEN SADAKA

    AÇIKTAN VERİLEN SADAKA
    18 AGUSTOS 2010 CARSAMBA - 8 RAMAZAN 1431

    Bir kimse halkında kendisine uyup, sadaka vereceklerini ve böylece fakirlerin menfaatlanacağını bilirse sadakasını açıktan vermesi gizli vermesinden daha faziletlidir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) buyurmuştur ki: "Gizli aşikâreden daha faziletlidir, kendisine uyulan kimsenin aşikâre (ameli) daha faziletlidir."

    Hakim Tirmizî demiştirki: "İnsan halktan gizleyerek bir amel işler ve nefsinde onu halkın görmesini arzu ettiği halde bu arzuyu def ederse, onun bu gizli ameli aşikâr olandan 70 kat fazla katlanır."

    Farz olan zekâtın açıktan verilmesinin daha faziletli olması:

    Birinci olarak "Onların mallarından bir sadaka al..." (Tevbe; 103) meâlindeki ayetle emredilmiştir.

    İkinci olarak zekâtın gizli verilmesinde kendine -zekat vermiyor diye- töhmet ve herkesi sû-i zanna düşürmek tehlikesi vardır. Açıktan vermek bunu def edeceğinden daha faziletli olur. Nitekim, Resûlullâh (s.a.v.) farz namazlardan başka namazların ekserisini hane-i saadetin’de (evlerinde) kılardı.

    Üçüncü olarak zekâtı açıktan vermekte Allah’ın emirlerine koşmak vardır.

    Hâsılı farzlarda açıktan yapmak, nafilelerde ise gizli yapmak daha iyidir.

    Kaynak: Fazilet Takvimi / 15 Agustos 2010 Pazar - 5 Ramazan 1431