3 Ocak 2011 Pazartesi

"HAYA ÎMÂNDANDIR"

"HAYA ÎMÂNDANDIR"
3 OCAK 2011 PAZARTESi - 28 MUHARREM 1432

Haya, nefsi bir şeyden tutmak ve o şey hakkında kötülenmemek için onu terk etmektir. Bu nefisden veya îmândan olur. Nefsinden olan Allâhü Teâlâ'nın tabîat olarak her insanda yarattığı bir sıfattır; başkasının yanında ayıbının açılmasından utanmak gibi. îmândan olan ise müslümanın Allah'tan korktuğu için günah işle­mekten geri durmasıdır.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.): "Haya, îmândandır, îmân (sahibi) ise cennettedir..." buyurmuşlardır. Haya­nın çokluğu, dînin kuvvetinden ve îmânın sağlamlığından ileri gelmektedir. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Haya, îmânın nizâmıdır. Bir şeyin nizâmı bozulunca, par­çaları darmadağın olur." buyurdular.

Haya, dürüst hareket etmekte de bir ölçüdür. Kişi ya­pacağı işleri gözden geçirir. Bunların içinden kendisini Rabb'ine mahcup edecek olanlarını işlemez.

Haya üç kısımdır:

Allah'tan, insanlardan ve kendisinden utanmak.

Allah'tan utanmak, onun emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmakla olur. Resûlullâh Efendimiz'e "Allâhü Teâlâ'dan hakkıyla haya nasıl olur?" diye sordular; "Başını ve (göz, kulak gibi) başta bulunan azalarını, karnını ye ona doldurduğu şeyleri haramdan koruyan, dünya hayatının süsünü terk eden; ölümü, kabirde çürü­meyi hatırdan çıkarmayan kimse, hakkıyla Allah'tan utanmış olur." buyurdular.

Kişinin insanlardan utanması ise, insanlara ezâ etme­mesi ve fenalıkları açıktan açığa işlememesidir. Sahabî Huzeyfe bin Yemân (r.a.) "İnsanlardan utanmayan kim­sede hayır yoktur." buyurdu.

Kişinin kendinden utanması ise, iffeti ve yalnız iken günâhlardan sakınmasıdır. Bu ahlâkın güzelliğinden ile­ri gelmektedir.

İnsanın hayası bu üç cihetten tam olunca, onun hayır­ları da tam olur ve serleri ondan uzaklaşmış olur.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 31 Aralık 2010 Cuma - 25 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu, aldığı şeyin helalden mi, haramdan mı oduğuna hiç aldırmayacak." [Rezin şu ziyadede bulunmuştur: "Böylelerinin hiç bir duası kabul edilmez."]
Ravi: Buhari, Büyu 7, 23
************************************************************************************

2 Ocak 2011 Pazar

ZENGİN VE FAKİR

ZENGİN VE FAKİR
2 OCAK 2011 PAZAR - 27 MUHARREM 1432

Zengin bir adam (kıymetli) cübbesi ile Resûlullâh'a geldi ve meclisine oturdu. Sonra üzerinde elbiseleri eski olan başka birisi geldi ve o zenginin yanında meclise oturdu. Zengin, elbisesini toplayarak oradan kalktı.

Resûlullâh (s.a.v.): "Şu yaptığın sırf müslüman karde­şini beğenmediğinden midir? Yoksa senin zenginliğinden ona bir şey, yahut onun fakirliğinden sana bir şey bulaşa­cağını mı zannettin?" buyurdu. Zengin, nefs-i emmârem (kötülüğü şiddetle emreden nefsim) sebebiyle yaptığım bu hatâdan dolayı Allah'tan ve Resulünden özür dilerim. Şâhid ol Yâ Resûlallâh, malımın yarısı onundur." dedi.

Fakir "Ben onu istemem." deyince Resûlullâh "Niçin?" diye sordu. Fakir: "Zenginliğin, onun kalbini bozduğu gibi benim de kalbimi bozmasından korkarım." dedi.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 30 Aralık 2010 Persembe - 24 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır.
Ravi: Ebu Davud, Et'ime 5
************************************************************************************

AHLÂKIN EN GÜZELİ; ÎSAR: KARDEŞİNİ TERCİH

AHLÂKIN EN GÜZELİ; ÎSAR: KARDEŞİNİ TERCİH
2 OCAK 2011 PAZAR - 27 MUHARREM 1432

Abdullah bin Ömer (r.anhüma) hasta olduğu bir vakit balık yemeyi pek arzulamıştı. Şehirde ne kadar aradılarsa da bulunamadı. Ancak birkaç gün sonra bulabildiler ve -pahalı olarak- bir buçuk dirheme satın aldılar.

Balık kızartılıp bir ekmek üzerinde kendisine sunuldu­ğu sırada bir dilenci gelip kapıyı çaldı. İbn-i Ömer (r.a.), hizmetçisine balığı ekmeğe dürüp ona vermesini emretti. Hizmetçi: "Allah iyiliğinizi versin, siz bunu bunca vakittir arzu ederdiniz. Nice günler aradık, bulamadık. Bulduk, kıymetinin üzerinde aldık. Şimdi onu veriyorsu­nuz. Bari kıymetini versek de balık kalsa!.." dedi.

İbn-i Ömer (r.a.): "Balığı ekmeğe dür, o fakire ver." dedi. Hizmetçi gitti, yine de dilenciye balık yerine bir dir­hem para verdi, balığı aldı getirdi.

İbn-i Ömer (r.a.): "Bu balığı götür ona ver, verdiğin parayı da geri alma. Muhakkak ben Resûlullâh Efendimiz'den (s.a.v.) işittim, buyurdular ki:

"Hangi kimse canı bir şeyi çok arzu ettiği halde arzusunu yenerek bir müslüman kardeşini kendisi­ne tercîh ederse, Allâhü Teâlâ onu elbette bağışlar."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 30 Aralık 2010 Persembe - 24 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Misafirlik üç gündür. Bundan fazlası sadakadır.
Ravi: Ebu Davud, Et'ime 5
************************************************************************************

VEFATLARINDAN SONRA DA ANA BABAYA İYİLİK

VEFATLARINDAN SONRA DA ANA BABAYA İYİLİK
2 OCAK 2011 PAZAR - 27 MUHARREM 1432

Hayatta iken ana ve babasının rızâsını alamayanlar için ümîd kapısı kapanmış değildir. Bir adam Resûlullâh Efendimiz'e, "Yâ Resûlallâh, öldükten sonra ana baba­ma yapabileceğim bir iyilik var mıdır?" diye sordu, Resû­lullâh şöyle buyurdu: "Evet, dört haslet vardır: Onlar için duâ ve istiğfar edersin, hayatlarında iken yerine getiremedikleri ahid(söz)lerini yerine getirirsin, onla­rın dostlarına ikram eder ve onların sıla-i rahim yap­tıkları akrabalarına iyilikte bulunursun." buyurdular.

Vefatlarından sonra -mü'min iseler- kefenlemek, cena­ze namazlarını kılmak, onlara istiğfar etmek kişi üzerinde ana ve babasının haklarındandır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v): "Her kim ana babasına hayatlarında iken ve onlar öldükten sonra iyilikte bulunursa muhakkak Allâhü Teâlâ kıyamet günü onları o kişiden razı kılar." Sordular: "Vefatlarından sonra iyilik nasıl olur?" Hz. Pey­gamber şöyle buyurdu: "Onlar için istiğfar edersin ve kim­senin ana babasına sövmezsin ki seninkilere sövülmesin."

Malından sadaka verirken ana babası için de niyet et­melidir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Bir kimse bir sa­daka verirken ana babası adına da niyetlenirse -müs­lüman iseler- sadakayı verenin ecri hiç eksilmeksizin ana babasına da aynı ecir verilir." buyurdular.

Ana babanın vasiyetlerini yerine getirir. Resûlullâh Efendimiz: "Kim ana babası için hacceder yahut onların bir borcunu öderse, kıyamet günü ebrâr (anasına, baba­sına iyilik edenler) ile diriltilir." buyurdular.

Ana babasının hayatlarında iken ahbaplık ettiği kimse­lere ikram etmeli ve ihsanda bulundukları kimselere ihsa­nı kesmemejidir. Abdullah bin Ömer (r.a.) bir seferinde babası Hz. Ömer'in ahbabı olan bir a'râbî'ye rastladı ve ona "Sen fülânın oğlu fülân değil misin?" diye sordu. O "evet" deyince, ona bindiği merkebini ve başındaki sarığını verdi. Yanındaki bazıları: "Ona iki dirhem verseydiniz, yet­mez mi idi?" deyince; İbn-i Ömer (r.a.): Muhakkak Resû­lullâh Efendimiz (s.a.v): "Babanın dostlarını gözet ve on­lardan (ihsanını) kesme; Yoksa Allâhü Teâlâ (îmânının) nurunu söndürür." buyurdular.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 29 Aralık 2010 Carsamba - 23 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Kişi dostunun dini üzeredir. Öyleyse her biriniz, kiminle dostluk kuracağına dikkat etsin.
Ravi: Ebu Davud, Edeb 19, (4833); Tirmizi, Zühd 45, (2379)
************************************************************************************

KANAAT ETMEK

KANAAT ETMEK
2 OCAK 2011 PAZAR - 27 MUHARREM 1432

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Başınız oynadığı (hayatta olduğunuz) müddetçe Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Zira biriniz, kızıl ve çıplak olduğunuz halde doğarsınız da sonra Allâhü Teâlâ sizi giydirir ve rızıklandırır."

"Kuvvetli mü'min, zayıf mü'minden daha hayırlı ve Allâhü Teâlâ'ya daha sevimlidir. Şana menfaati olan her işe harîs ol ve Allah'a sığın; acziyet gösterme. Eğer iş seni aşarsa "Allah'ın takdiri oldu ve Allah dilediğini işledi." de. Fakat "keşke" deme. Zira keşke, şeytan amelini açar." buyuruldu.

Nasihat isteyen bir kimseye Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sana insanların elinde olandan ümidini kesmeni tavsiye ederim. Tama'dan (aç gözlülükten) çok sakın. Zira o hazır bir fakirliktir."

Hz. Ömer (r.a.) buyurdu: "İyi biliniz ki tama' (aç göz­lülük) fakirliktir. Ye's (başkalarının elindekınden ümidini kesmek) ise zenginliktir. Bir kimse bir şeyden ümidini kestiğinde artık ona muhtaç olmaz."

Hz. Hasan (r.a.) buyurdular: "Dünyalık elde etmekte hırslı olan kimse ile kanâat eden zahidin; ikisinin de ye­diği birdir, her ikisi de kendileri için takdir olunandan ne noksan ne de ziyâdesini yer.

Rızkı aramakta çok aceleci olmayınız. Zira, kimse kendisi için takdir olunan rızkının sonuna ulaşmadan ölmez. Siz onu güzelce talep ediniz; helâl olanını alınız, haram olanını terk ediniz."

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdu: "Eğer siz Allahü Teala ya hakkı ile tevekkül etmiş olsaydınız, kuşların rızıklandığı gibi rızıklandırılırdınız (ki o kuşlar;) kursakları boş olarak sabahlar, tamamen doymuş olarak akşamlar."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 Aralık 2010 Sali - 22 Muharrem 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Allah'ü Teala'yı zikir, kalblerin şifasıdır.
Ravi: Müsnedü'l - Firdevs
************************************************************************************

1 Ocak 2011 Cumartesi

BİR BEYİT - 1 OCAK 2011

BİR BEYİT
1 OCAK 2011
- 26 MUHARREM 1432


Dünyâ talebiyle kimisi halkın emekde,
Kimi oturup zevk ile dünyâyı yemekde.
(Ruhî)


Halkın kimisi dünyâyı elde etmek için emek çekerken, kimisi oturup zevkle dünyâyı yemektedir.


31 Aralık 2010 Cuma

HİZMET AŞIĞI BİR ANNE

HİZMET AŞIĞI BİR ANNE
31 ARALIK 2010 CUMA - 25 MUHARREM 1432

Silsile-i Sâdât'ın büyüklerinden Hâce Muhammed Bâkibillâh'ın (k.s.) -kendi hizmetçileri olmasına ragmen-anneleri dergâhının işleri ile bizzat alakadar olur, der­gâhın ekmeğini, yemeklerini pişirir ve çok defa yemeği dergâhtaki talebelere dağıtır, kendisi de bir kuru ekmek parçası ile iktifa ederdi. Çoğu zaman bir hasır parçası üzerinde yatardı.

Bir gün Bâkîbillâh Hazretleri annelerinin zayıf ve kuv­vetsiz kaldığını görünce, yemek pişirme işini bir başka­sının yapmasını, söyledi. Annesi ise buna çok, üzülerek uzun zaman 'Bilmiyorum ne kabahat ettim ki, Allâhü Teâlâ beni bu hizmetten mahrûm etti. Yaptığım en iyi iş, o hazrete ve talebelerine ekmek ve yemek pişirmek idi, o da elimden alındı.' dedi. Fakat edebe riayetinin büyüklüğünden bunu oğluna açıklayamadı Annelerinin bu ızdırabı Hâce Muhammed Bâkîbillâh'a (k.s.) bildirilince, bu hizmeti tekrar annelerine verdiler.


************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Ameller her perşembe ve pazartesi günü arzedilir. Aziz ve Celil olan Allah o gün, Allah'a hiçbir şirk koşmayan kulun günahını affeder. Bundan sadece kardeşiyle arasında düşmanlık olanı istisna eder, (onu affetmez) ve der ki: "Bu ikisini barışıncaya kadar terkedin.
Ravi: Müslim, Birr 36, (2565); Muvatta, Hüsnü'l-Hulk 17, (2, 908); Ebu Davud, Edeb 55, (4916)
************************************************************************************

Kaynak: Fazilet Takvimi / 27 Aralık 2010 Pazartesi - 21 Muharrem 1432

BİR ŞİİR - ŞEFKATLİDİR ANALAR

BİR ŞİİR - ŞEFKATLİDİR ANALAR
31 ARALIK 2010 CUMA - 25 MUHARREM 1432


ANNECİĞİM KADRİNİ DE BİLEMEDİM
SEN AĞLARKEN GÖZ YAŞINI SİLEMEDİM
BAŞKASINDA ŞEFKATİNİ GÖREMEDİM
SENSİZ BULAMAM BEN ANAM CENNETİN YOLLARINI
AÇIVER ANNECİĞİM O ŞEFKATLİ KOLLARINI


BOYNUNA BİR SARILIP DA AKITSAM GÖZ YAŞIMI
DİZİNE DE KOYABİLSEM GARİP DERTLİ BAŞIMI
HEP ÖZÜNLE SEVERDİN SEN İNDİRMEDİN KAŞINI
SENSİZ BULAMAM BEN ANAM CENNETİN YOLLARINI
AÇIVER ANNECİĞİM O ŞEFKATLİ KOLLARINI

ÖKSÜZ KALDIM BAŞKASINA ANNECİĞİM DİYEMEM
RIZAN OLMAYINCA ANAM CİHANLARDA GÜLEMEM
BİN YIL SIRTIMDA TAŞISAM HAKKINI YİNE ÖDEYEMEM
SENSİZ BULAMAM BEN ANAM CENNETİN YOLLARINI
AÇIVER ANNECİĞİM O ŞEFKATLİ KOLLARINI

BİR KİŞİNİN BAHTI AÇIK OLURSA

BİR KİŞİNİN BAHTI AÇIK OLURSA
31 ARALIK 2010 CUMA - 25 MUHARREM 1432

Kânûnî Sultan Süleyman merhum, tek kızı Mihrimâh Sultan'ı Rüstem Paşa'ya vermek istedi. Paşa'yı çekemeyen bazı akranı "Onda cüzzam hastalığı vardır." dedikodusu ile fesat çıkardılar. Padişah bu hususu başhekiminden sor­muş, o da bu hastalığın olmadığının alâmeti sahibinde bit olmasıdır, demişti. O sırada Rüstem Paşa Diyarbekir valisi idi. Araştırmak üzere husûsî hekimlerinden birisi Rüstem Paşa'ya sadrazamlık ve padişah damatlığı verildiğini bil­diren bir yazı ile Diyarbekir'e gönderildi. Doktor tam emin olmadıkça bu sırrı ifşa etmeyecek, şayet elbiselerinde bit bulunur ve cüzzam olmadığı anlaşılırsa damatlık ve büyük vezirlik müjdesini bildiren hatt-ı hümâyûnu tebliğ edecekti.

Doktor, Rüstem Paşa'nın evinde Paşa'nın hazinedarı ile elbiselerini araştırırken hazinedarın eline bir bit tesa­düf eder. Paşa mahcup olmasın diye hazinedar onu giz­lemeye çalışırken, doktor onun telâşından bit bulduğunu anlayıp göstermesini emir ve ısrar edince hazinedar korku ve tereddütten sonra biti gösterir. Doktor biti gör­dükten sonra müjde yazısını Paşa'ya verir. Son derece sevince sebep olduğu için Paşa doktora pek çok ikramda bulunur. Bunun üzerine bir şâir şu beyti söylemiştir:


Olıcak bir kişinin bahtı kavî, tâlii yâr
Kehlesi dahi mahallinde onun işe yarar.


Yani bir kişi, bahtı açık ve talihli olunca onun biti dahi yerinde işe yarar.


************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Dünyada zahidlik, helal olanı haram etmek veya malı ziyan etmekle olmaz. Gerçek zahidlik, Allah'ın elinde olana, kendi elinde olandan daha çok güvenmen ve bir müsibete düştüğün zaman getireceği sevabı sebebiyle, onun devamına rağbet göstermendir." [Rezin şunu ilave etti: "Zira Allah Teala Hazretleri şöyle buyurmuştur: "Bu, kaybettiğinize üzülmemeniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmamanız içindir" (Hadid 23)].
Ravi: Tirmizi, Zühd 29, (2341); İbnu Mace, Zühd 1, (4100)
************************************************************************************

Kaynak: Fazilet Takvimi / 26 Aralık 2010 Cuma - 20 Muharrem 1432

30 Aralık 2010 Perşembe

İHLAS SURESİNİN FAZİLETİ

İHLAS SURESİNİN FAZİLETİ
30 ARALIK 2010 PERSEMBE - 24 MUHARREM 1432


Resûlullâh Efendimiz bir A'râbî'ye ihlâs sûresini öğretmiş­ti. O "Yâ Resûlallah (s.a.v.), ben bu (ihlâs sûresi)nden mâ­nâsı daha anlaşılır, güzel ve veciz kelâm işitmedim!.." dedi.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Muhakkak bu Kuran, âlem­lerin Rabb'inin kelâmıdır,*şiir de değildir. Sen "Kul hüvallâhü ehad"ı bir defa okuduğunda Kur'ân-ı Kerîm'in üçte birini okumuş olursun, iki defa okursan üçte ikisini, üç defa okur­san tamamını hatmetmiş, okumuş olursun." buyurdular.

Bunun üzerine A'râbî "Muhakkak bizim Rabb'imiz az şeyi kabul edip çok şeyle mükâfatlandırmaktadır." dedi.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 26 Aralık 2010 Pazar - 20 Muharrem 1432

BİR ŞİİR - AF İSTİYORUM

BİR ŞİİR - AF İSTİYORUM
30 ARALIK 2010 PERŞEMBE

HER SABAHIN SEHERİNDEN
GÖNÜL DÖNER SEFERİNDEN
ŞU AZAMIN HER YERİNDEN
GÜNAHIM SİLİNSİN İSTİYORUM YA RAB !

ELİM AÇIK SEMALARA
GÖZÜM DÖNER PINARLARA
ŞU OKUDUĞUM DUALARA
SENDEN KABUL İSTİYORUM YA RAB !

HAYAT VEREN RUHLAR GİBİ
AYDINLATAN NURLAR GİBİ
DOSTUN OLAN KULLAR GİBİ
KULUN OLMAK İSTİYORUM YA RAB !

GÜNAHIMI BİLEN SENSİN
FERYADIMI DUYAN SENSIN
UMUDUM VAR AF EDERSİN
AMAN AFFINA SIGINIYORUM YA RAB !

29 Aralık 2010 Çarşamba

2011 YILINDAKİ RESMİ TATİL GÜNLERİ

2011 YILINDAKİ RESMİ TATİL GÜNLERİ
29 ARALIK 2010 ÇARŞAMBA

2011 yılında 14.5 gün resmi tatilin 6 günü hafta sonuna denk geliyor. Ancak Ramazan Bayramı arefesinin pazartesi olması nedeniyle Ramazan Bayramı'nda 9 günlük tatil beklentisi var. Kurban Bayramının arefesi ise cumartesi gününe denk geliyor.

2011 yılı resmi tatil günleri şöyle:

Yılbaşı 1 gün 1 Ocak Cumartesi

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı 1 gün 23 Nisan Cumartesi

Emek ve Dayanışma Günü 1 gün 1 Mayıs Pazar

Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı 1 gün 19 Mayıs Perşembe

Zafer Bayramı 1 gün 30 Ağustos Salı

Ramazan Bayramı Arefesi 1/2 gün 29 Ağustos Salı

Ramazan Bayramı 1. gün 30 Ağustos Salı

Ramazan Bayramı 2. gün 31 Ağustos Çarşamba

Ramazan Bayramı 3. gün 1 Eylül Perşembe

Cumhuriyet Bayramı 1,5 gün 28-29 Ekim Cuma-Cumartesi

Kurban Bayramı Arefesi 1/2 gün 5 Kasım Cumartesi

Kurban Bayramı 1. gün 6 Kasım Pazar

Kurban Bayramı 2. gün 7 Kasım Pazartesi

Kurban Bayramı 3. gün 8 Kasım Salı

Kurban Bayramı 4. gün 9 Kasım Çarşamba


RAMAZAN BAYRAMI DOKUZ GÜN OLABİLİR

2011 yılının Ramazan Bayramı'nın haftasonu tatilinin hemen ertesinde, 29 Ağustos 2011 Pazartesi gününün arife, 30 Ağustos 2011 Salı, 31 Ağustos 2011 Çarşamba ve 1 Eylül 2011 Perşembe günlerinin de bayram günleri olması nedeniyle çalışma günü olan cuma gününün de 2008 yılında olduğu gibi Bakanlar Kurulu kararıyla 9 günlük tatil takvimi belirlenebileceği tahmin ediliyor.

En uzun tatil dönemi olan Kurban Bayramı, arifesi ise 5 Kasım 2011 Cumartesi'ye denk geliyor. Onu takip eden dört gün resmi tatil olarak belirlenirken, çalışma günleri olarak görünen perşembe ve cuma günlerinin de genellikle 9 güne uzatılan Kurban Bayramı için haftasonu ile birleştirilmesi olasılıklar içinde bulunuyor.

28 Aralık 2010 Salı

"RESÛLULLÂH (S.A.V.) KAVURUCU SICAKTA HARBE GİDERKEN..."

"RESÛLULLÂH (S.A.V.) KAVURUCU SICAKTA HARBE GİDERKEN..."
28 ARALIK 2010 SALI - 22 MUHARREM 1432

Ebû Hayseme (r.a.), Müslümanlığına ve doğruluğuna dil uzatılamayacak kişilerden idi. Dîninde hiçbir şüphesi ol­madığı halde, Tebük Seferi'nde Peygamberimiz'den (sa.v.) geri kalmıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'den Tebük'e doğru hareket ettikten günlerce sonra Ebu Hayseme, çok sıcak bir günde ev halkının yanına dönmüş, iki hanımını bostanındaki serin iki çardak içinde bulmuştu. Hanımları, çardaklarını su serpip serinletmiş, kendisi için su soğutmuş ve yemek hazırlamış bulunuyorlardı.

Ebû Hayseme, bostana girip çadırların kapısı önüne dikilip hanımlarına ve onların kendisi için hazırladıkları şeylere baktı da şöyle dedi: Resûlullâh (s.a.v.), yakıcı gü­neşin, rüzgâr ve sıcakta silâhını boynunda taşısın da, Ebu Hayseme serin gölgede yemeği hazırlanmış, iki hanımının yanında, mülkünün içinde oturup dursun, insaf mı bu?

"Vallahi, Resûlullah'a (s.a.v.) gidip kavuşmadıkça, hiç­birinizin çardağına girmeyeceğim! Hemen azığımı hazır­layın!" dedi. Azığını hazırladılar ve devesini yanına getir­diler. Ebu Hayseme devesine bindi. Peygamberimiz'i (s.a.v.) bulmak üzere yola çıktı. Yolda Umeyr b. Vehb el-Cumahî'ye yetişti. O da Peygamberimiz'i (s.a.v.) bulmak istiyordu. İkisi, yoldaş oldular. Tebük'e yaklaşınca Ebû Hayseme, Umeyr b. Vehb'e: "Ey Umeyr, ben günahkârım. Senin benden geri kalmanda bir mahzur yok! Ben Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına senden önce varayım!" dedi. Umeyr de geri durdu.

Ebû Hayseme hayvanını hızlı sürüp gitti. Peygambe­rimiz (s.a.v.), o sırada Tebük'te konaklamış bulunuyordu. Ebû Hayseme Tebük'e yaklaştığı zaman Müslümanlar: "İşte, bakınız! yolda bir binitli geliyor!" dediler. Peygambe­rimiz (s.a.v.), "Dilerim ki; Ebu Hayseme olsun!" buyurdu. Müslümanlar: "Yâ Resûlallah! Vallahi o, Ebû Hayseme!" dediler. Ebû Hayseme, devesinden indi, Peygamberimiz'in (s.a.v.) yanına gelip selâm verdi. Peygamberimiz (s.a.v.), "Ey Ebû Hayseme! Sen helâka yaklaşmış gitmiş­tin!" buyurdu. Ebu Hayseme olup bitenleri haber verince, Peygamberimiz (s.a.v.) ona hayırla duâ etti.

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

İmanın tadını, Rabb olarak Allah'ı, din olarak İslam'ı, peygamber olarak Muhammed'i seçip razı olanlar duyar.
Ravi: Müslim, İman 56, (34); Tirmizi, İman 10, (2625)
************************************************************************************

Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 Aralık 2010 Cuma - 19 Muharrem 1432

Gurbetçi aileye Susurluk mezar oldu

Gurbetçi aileye Susurluk mezar oldu
28 Aralık 2010 SALI


Balıkesir Susurluk'ta Almanya plakalı Mercedes marka özel otomobil yoldan çıkıp şarampole uçtu. Defalarca takla atarak yuvarlanan otomobilde bulunan aynı aileden 2 kişi öldü, 1 kişi ise ağır yaralandı.

Edinilen bilgiye göre, kaza pazar günü öğle saatlerinde meydana geldi. Balıkesir-Bursa Karayolu'nun 25. kilometresindeki kazada Nebi Koç'un (69) kullandığı SIG - GS 254 plakalı Mercedes marka lüks otomobil, Susurluk Outlet mevkiine yaklaşık 1 km. kala düzenleme çalışmalarının da devam ettiği döner kavşakta kaza yaptı. Trafik ışığı olmayan kavşaktaki bombeli ve virajlı yoldan geçiş esnasında havanın da yağışlı olması sebebiyle kayganlaşan zeminde sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu takla atan araç, yolun sağındaki şarampole uçtu.

Jandarma ve bölge trafik ekiplerinin müdahale ettiği kazada kısa sürede olay yerine sevk edilen sağlık ekipleri araç içerisindeki yaralı kadınlara müdahale edip ambulansla Balıkesir Devlet Hastanesi'ne kaldırdı. Aracın sürücüsü Nebi Koç'un olay yerinde hayatını kaybettiği trafik kazasında hastaneye kaldırılan yaralılardan Hava Koç (70) yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamazken, Melahat Koç (60) isimli bayan ise yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Koç ailesinin İzmir yönünden geldikleri ve memleketleri Kocaeli'ne gittikleri öğrenildi.

Öte yandan, kazanın meydana geldiği bölge yolun sürücüler için büyük tehlike oluşturduğu belirtildi. Özellikle araçlarıyla buradan transit geçiş yapan sürücüler, döner kavşağın konumu sebebiyle her an bir kazaya davetiye çıkardığını belirterek, trafik ışığı veya çeşitli ikaz yöntemleriyle önlem alınması gerektiğini belirttiler. Susurluk İlçe Jandarma Komutanlığı ekiplerinin müdahale ettiği kazayla alakalı savcılık soruşturması ise devam ediyor. Anahtar Kelimeler: Nebi Koc (69) - Hava Koc (70) - Melahat Koc (60) - SIG - GS 254 - Havva Koc - Almanya - Almanya'li - Almanya'dan - trafik kazasi - kaza -Unfall -
KAYNAK: İHLAS HABER AJANSI

"KİM BİR KAVME BENZERSE ONLARDANDIR"

"KİM BİR KAVME BENZERSE ONLARDANDIR"
28 ARALIK 2010 SALI - 22 MUHARREM 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Bir kim­se müşriklerin arzına ev bina edip, onların bayramlarına katılmak suretiyle onlara benzerse, o kimse kıyamet gü­nü onlarla beraber diriltilir."


İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî (k.s.) Hazretle­ri buyuruyorlar ki:

"İki dîni tasdîk eden kişi şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşebbüs eden de müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır. Şirk şaibesinden sa­kınmak tevhiddir..."

Hindûların büyük bildikleri günlere hürmet etmek, Yahûdîlerce bilinen âdetlere uymak küfrü îcâp ettirir. Nite­kim ehl-i İslâm'ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merasimini icra etmektedirler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kızlarının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merasime tam mânâsı ile îtinâ ve îtibâr ederler." İslâmda bunların hepsi şirk ve küfürdür. (Mektubât-ı İmâm-ı Rabbânî, 3/41)


Yine Mektûbât-ı Şerîfe'nin 1. cildinin 266. mektubun­da şöyle buyuruyorlar:

"Bir defasında, bir hastanın ziyaretine gitmiştim. Ölü­mü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmet içinde... Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalkmadı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmetler, kendisinde saklı duran küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların sebebi kü­für ehli ile dost geçinmesindendir. Bana ma'lûm oldu ki bu zulmetlerin defi için teveccüh, yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azabına bağlıdır.- Ve bana malum oldu ki, onda îmândan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır."

***********************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF

Allah'ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim. Allah'ım! Senin sevgini, bana canımdan, ailemden ve soğuk sudan daha sevgili kıl.
Ravi: Tirmizî, "Deavât", 73
***********************************************************************************

Kaynak: Fazilet Takvimi / 24 Aralık 2010 Cuma - 18 Muharrem 1432

MEKRUH OLAN VE OLMAYAN KIRAATLER

MEKRUH OLAN VE OLMAYAN KIRAATLER
28 ARALIK 2010 SALI - 22 MUHARREM 1432

Namazın bir rekâtında bir sûre, diğer rekâtında da ara­da iki veya daha ziyâde bulunmak üzere aşağıya doğru başka bir sûre okunması mekruh değildir. Fakat arada yal­nız bir sûrenin bulunması mekruhtur. Meselâ, Fîl (elemtera...) Sûresinden sonra Kureyş (li îlâfi...) Sûresini bırakıp Mâûn (eraeytellezî...) Sûresini okumak mekruhtur.

Bir namazda bir ayet-i kerime tekrar edilse, meselâ; bir sûre bir rek'âtta iki defa okunsa veya bir sûre her iki rekâtta da okunsa bakılır: Eğer kılınan nafile bir namaz ise mekruh olmaz. Fakat farz namaz ise, unutmak veya başka bir sûre bilmemek gibi bir özürden dolayı olma­yınca mekruh olur.

Birinci rekâtta Nâs sûresi (Kul eûzü bi rabbinnas...) okunsa, ikinci rekâtta da bu sûrenin okunması münâsip olur. Çünkü tekrar etmek, geriye dönüp okumaktan eh­vendir. Ancak hatim ile namaz kılan bir kimse, birinci rekâtta "Muavvızeteyn" (Felak-Nâs) sûrelerini okumuş ise, ikinci rek'âtta Fatiha'dan sonra Bakara Sûresi'nden bir miktar okur.

İkinci rekâtta, birinci rek'âtta okunan sûrenin üstün­deki sûreyi -kasden olmasa bile okumak-, mekruhtur. Meselâ birinci rek'âtte İhlâs (kulhüvallahü ehad...) Sûre­sini, ikinci rek'âtte de Tebbet Sûresini okumak mekruh­tur. Bununla beraber okunmaya başlanmış ise terk edilmemelidir. Bunun nafile namazlarda mekruh olmaya­cağını söyleyenler de vardır.

Ayakta okunan âyetleri rükûya giderken bitirmek mek­ruhtur. Okunan âyetleri ve sûreleri namaz içinde par­makla saymak da İmam-ı A'zâm'a göre mekruhtur. İmâmeyne göre bunda bir beis yoktur.

Farz ve nafile namazlarda, ikinci rekâtları birinci rek'âtlardan uzun yapmak mekruhtur. Fakat nafilelerde üçüncü rek'âtlarda okunan âyetleri birinci ve ikinci rek'âtlardan uzun tutmakta kerahet yoktur. Çünkü nafilelerde her iki rek'ât müstakil bir kısım sayılır.

***********************************************************************************
HADİS-İ ŞERİF

Biriniz bir meclise gelince selam versin. Kalkmak isteyince de selam versin. Birinci selam sonuncudan evla değildir (İkisi de aynı ölçüde ehemmiyetlidir).
Ravi: Tirmizi, İsti'zan 16, (2707); Ebu Davud, Edeb 150, (5208)
***********************************************************************************
Kaynak: Fazilet Takvimi / 23 Aralık 2010 Persembe - 17 Muharrem 1432

27 Aralık 2010 Pazartesi

NAMAZDA TÂDİL-İ ERKÂNIN EHEMMİYETİ

NAMAZDA TÂDİL-İ ERKÂNIN EHEMMİYETİ
27 ARALIK 2010 PAZARTESi - 21 MUHARREM 1432

...Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Hırsızların en kötü­sü namazından çalan kimsedir." buyurmuştur. Ashâb-ı Kiram "Yâ Resûlallâh! Kişi namazından nasıl çalar?" de­diler. Peygamberimiz (s.a.v.) "Rükûunu ve secdesini tam yapmaz." buyurdu. Yine Peygamberimiz (s.a.v.) "Allâhü Teâlâ rükûu ile secdesi arasında belini doğrultmayan kimsenin namazına bakmaz." buyurmuştur.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), rükûunu ve secdesini tam yapmadan namaz kılan bir adam görmüş ve "Bu şekilde ölmüş olsan Muhammed'in dîninin dışında olarak ölmek­ten korkmuyor musun?" buyurmuştur. Yine aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselam efendimiz "Sizden birinizin kıldığı namaz, rükû yaptıktan sonra tam kalkıp belinizi doğrultup uzuvlarınız yerli yerine oturmadıkça, tamam olmaz." ve "İki secde arasında oturup, belini doğrultarak sâbitleştirmedikçe kişinin namazı tamam olmaz." buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v.) namaz kılan bir kimseye uğramış ve onun namazın hükümlerini, rükünlerini, kavmesini (rükûdan kalkıp doğrulmak), celsesini (iki secde arasın­daki oturuş) tam olarak yapmadığını görmüş ve "Eğer sen bu hal üzere ölmüş olsan, kıyamet gününde sana ümmet-i Muhammed'dendir denmez." buyurmuştur. Ebû Hureyre (r.a.) "Bir kimse altmış sene namaz kılar, fakat hiçbir namazı kabul olunmaz. Bu, rükû ve secdesini tam olarak yapmayan kişinin namazıdır." buyurmuştur.

Zeyd b. Vehb (r.h.), rükû ve secdesini tam olarak yap­mayan bir adam gördü. Namazdan sonra adamı çağırdı ve "Kaç senedir bu şekilde namaz kılıyorsun?" diye sor­du. Adam "Kırk senedir..." deyince Zeyd (r.h.) "Sen bu kırk senede namaz kılmamışsın. Eğer ölmüş olsan Mu­hammed'in sünneti üzere ölmemiş olursun." demiştir.

Nakledildiğine göre, "Bir m'ümin, namazını güzelce kılar, rükû ve secdesini tam olarak yaparsa, namazı beşâşetli (güler yüzlü) ve nûrânî olur. Melekler o namazı semâya yükseltirler. Namaz, o mümin için duâ eder ve "Sen beni nasıl muhafaza ettiysen Allah da seni mu­hafaza etsin" der...(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî 2/69)

Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 Aralık 2010 Sali - 16 Muharrem 1432

KİM SABREDEN VE ŞÜKREDEN YAZILIR

KİM SABREDEN VE ŞÜKREDEN YAZILIR
27 ARALIK 2010 PAZARTESi - 21 MUHARREM 1432

"Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:

"İki haslet kendisinde olan kimseyi Allâhü Teâlâ şükre­den ve sabreden (diye) yazar. Bu iki haslet kendisinde olmayan kimseyi de şükreden ve sabreden yazmaz:

Dînî hususlarda (sâlih amellerde) kendinden yuka­rıda olanlara bakıp onlara uyan ile dünya işlerinde kendisinden aşağıdakine bakıp da kendisini onun üzerine faziletli kılan Allâhü Teâlâ'ya hamd eden kim­seyi nimetlere şükreden ve belâlara sabreden yazar.

Kim de dînî hususlarda kendisinden aşağıda olanlara bakar (da kibirlenir), dünya işlerinde de ken­disinden yukarıda olanlara bakar ve onda olanlar kendisinde olmadığı için üzülürse Allâhü Teâlâ o kimseyi şükreden ve sabreden yazmaz."

Belâya uğramış birini gören kimse 'Elhamdü lillâhillezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin m i m men haleka tefdîlâ' derse ne olursa olsun ona, bu belâdan afiyet verilir." (Mânâsı: Seni mübtela kıldığı bela­dan bana afiyet veren ve beni yarattıklarının birçoğundan faziletli kılan Allah'a hamdolsun).

Kaynak: Fazilet Takvimi / 21 Aralık 2010 Sali - 15 Muharrem 1432

İNSAN NE ZAMAN ÂLİM OLUR ?

İNSAN NE ZAMAN ÂLİM OLUR ?
27 ARALIK 2010 PAZARTESi - 21 MUHARREM 1432


Bir gün İmam Şafiî Hazretlerine;

"İnsan ne vakit âlim olur?" diye sordular.

'Bir ilmi öğrendikçe kusurunu daha ziyâde an­ladığı vakit olur.' cevâbını verdiler.


Bazı sözlerinden:

Ömrümde ne doğru ne de yalan yere yemin ettim.

İlim öğrenmek nafile namaz kılmakdan efdâldir.

İlim, tahsili edilip hafızada duran meseleler ilim değil­dir. İlim menfaat (fayda) verendir.

Sâdık dost, arkadaşının ayıbını görünce ona gizli­ce hatırlatır, ortaya çıkarıp yaymaz. Arkadaşının ayı­bını gizlice söylersen kendisine nasihat etmiş olur­sun, alenen söyler isen ayıbını îlân etmiş olursun. (Rahmetullahi aleyh)

Kaynak: Fazilet Takvimi / 21 Aralık 2010 Sali - 15 Muharrem 1432

25 Aralık 2010 Cumartesi

İMÂM ŞAFİÎ HAZRETLERİ (RH.)

İMÂM ŞAFİÎ HAZRETLERİ (RH.)
25 ARALIK 2010 CUMARTESi - 19 MUHARREM 1432

Ehl-i sünnetin amelde dört büyük mezhep imamından biri olan İmâm Şafiî'nin (rahimehullah) ismi Muhammed b. İdris ve künyeleri Abdullah'dır. İmâm Şafiî (r.h.), As-kalan'da (veya Yemen'de) hicrî 150 (m. 767) târihinde doğmuş, hicrî 204 (m. 819) senesinde Mısır'da vefat etmişlerdir. Mübarek kabirleri Kâhire'dedir.

Başlıca eserleri şunlardır: Ahkâmü'l-Kur'ân, es-Sü-nen, Ihtilâfü'l-hadîs, er-Risâle fi'l-Usul, el-Mevâris, Kitâ-bü'l-Ümm, Müsnedü'ş-Şâfiî, Edebü'l-Kâdî, el-Eşribe, Fezâil-i Kureyş, es-Sebku ve'r-Remy.

İmam Şafiî, tıpta, şiir ve edebiyatta, atıcılık sanatında mahir idi. Attığı okların onda dokuzu, belki de tamamı isabet ederdi.

Ömründe hiç kimseyi incitmemiştir. O derecede cö­mert idi ki bir gün kamçısı yere düştü, yerden alıp da verene -hakkı kalmasın diye- elli altın vermiştir.

İlim öğrenmek için çok seyahat etmiştir.

Bağdat'ta meşhurlardan bir zât abdest alıyordu. Şafiî Hazretleri o zâta hitaben "Abdesti güzel eyle.", deyince o zât Hz. İmam'a dönerek "Bildiğin ilimden bana öğret." dedi. İmam Şafiî, "Sadâkat eden necat bulur. Dîn(in emir ve yasaklarına) riâyet eden, her belâdan emindir. Ma'rûf'u emretmekten ve münkeri nehyetmekten geri kalma." buyurdular.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 Aralık 2010 - 14 Muharrem 1432