6 Kasım 2009 Cuma

Kur'an-i Kerim okumanin fazileti

Kur'an-i Kerim okumanın fazileti
06 Kasim 2009 Cuma - 06 November 2009 Freitag - 06.11.2009 -


Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Konumuz, Kur'ân-ı Azîmüşşan'ı okumanın fazileti hakkındadır. Haşir Sûresi, âyet 21'de Cenâb-ı Hak buyuruyor: "Eğer şu Kur'ân'ı bir dağ üzerine indirseydik, o dağı Allah korkusundan alçalmış ve paramparça olmuş görürdün!"

Başka bir âyette, "Şu Kur'ân insanların kalp gözlerini açacak bir nur, sağlam bilgi edinmek için bir hidayet ve rahmettir" (Câsiye, 20) buyurulmaktadır. Diğer bir âyetse şöyledir: "Bu Kur'ân insanlar için bir beyandır, müttakîler için de bir hidayet ve rahmettir" (Al-i İmrân, 138)

Şu dünya dershanesinde her Müslüman Kur'ân'ın talebesidir.Herşeyden evvel okuyup anlayarak amel edeceğimiz İlahî kitap, Kur'ân-ı Kerîm'dir. O ezelîdir, ebedîdir. Daima genç ve tazedir. O Allah'ın kelâmı, Allah'in fermanıdır. Hakikî mürşid ve rehber Kur'ân'dır.Dünya medresesinin en büyük muallimi olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz bize Kur'ân'ı ders vermiş. Onu okumayı, içindekilerle amel etmeyi emretmiştir.

Şu hadîs-i şerifleri dikkatle dinleyiniz:

"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenip öğreteninizdir.

Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur'ân okumaktır.

Muhakkak Kur'ân bir zenginliktir ki, artık onun üstünde zenginlik olmadığı gibi onunla beraber de fakirlik yoktur. Kendisine Kur'ân nasip olan kimse, başkasının kendisinden daha zengin olduğunu zannederse, Allahu Teâlâ'nın âyetleriyle alay etmiş olur.

'Demir paslandığı gibi şu kalpler de paslanır!' buyurdu. 'Cilâsı nedir yâ Resûlallah?' diye sorulunca, 'Kur'ân okumak ve ölümü hatırlamaktır!' buyurdu."

Ashâb-ı Kiram'dan Ebû Hureyre (ra.) bu mevzuda şu açıklamayı yapıyor:

"Hangi evde Kur'ân-ı Kerîm okunursa, orada bolluk ve bereket çoğalır. Şeytanlar uzaklaşır. Ve melekler oraya dolarlar. Hangi evde Kur'ân okunmazsa o evde darlık, sıkıntı, huzursuzluk başgösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istilâ ederler."

Aziz kardeşlerim! Allah katında Kur'ân'dan daha üstün şefaatçi yoktur. Bir Müslüman Allah rızası için Kur'ân-ı Kerîm'i okuduğu zaman melekler onun etrafında toplanırlar, onun alnından öperler. O kul için Allah'tan af ve mağfiret dilerler. Kur'ân kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifâdır. Onu tekrar tekrar okumaya ihtiyacımız vardır. Gıdanın tekrarı kuvveti artırdığı gibi Kur'ân-ı Kerîm'i tekrar okumak da manevî gıdamızın kaynağıdır.

Evet, "Kur'ân hem zikirdir, hem fikirdir. Hem hikmettir, hem ilimdir. Hem hakikattir, hem şeriattır. Hem sadırlara şifa, mü'minlere hüdâ ve rahmettir."

Bir ana-babanın çocuklarına karşı en mühim vazifesi, onlara Kur'ân öğretmektir, Kur'ân terbiyesi vermektir. Hususan tatil devresi bu iş için bir fırsattır, kaçırmayalım! Her çâreye başvuralım! Yavrularımızı Kur'ân ve îman dersleriyle tanıştıralım!

Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (sav) şu tavsiyelerine kulak verelim:

"Kur'ân okuyunuz! Zira o Kur'ân okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olarak gelecektir. Evlerinizde çok çok Kur'ân okuyunuz! Çünkü Kur'ân okunmayan evde hayır az, serse çok olur. Ve o ev halkı daima sıkıntılı ve huzursuzdur. Kalbinde, kafasında Kur'ân'dan hiçbir âyet bulunmayan kimse harap bir ev gibidir. Kur'ân apaçık bir nur, hakîm bir zikir ve en doğru yoldur."

Muhterem Müslümanlar!

Hasta kalplerin şifası Kur'ân okumaktır. Hasta milletlerin kurtuluş reçetesi Kur'ân'a sarılmaktır. Dinimizin temeli Kur'ân olduğu gibi İslâm âleminin temeli de Kur'ân'dır. Yeryüzünde hâkimiyet Kur'ân'ın hakkıdır.

"İstikbal yalnız ve yalnız islâmiyet'in olacak, hâkim hakaik-i Kur'âniye ve îmaniye olacak!"

Asrımız Kur'ân asrıdır. Dünya milletleri İslâm'a koşuyor. Dinsiz, imansız, Kur'ân'sız hiçbir milletin yaşayamayacağı yavaş yavaş anlaşılıyor. Bütün dünyada Kur'ân'a bir dönüş ve yöneliş vardır. Kur'ân'ın nuru dünyayı saracaktır. Şu âhirzamanda maddî elektrik, ışık, nur her yere ulaştığı gibi, manevî elektrik olan Kur'ân ve îman nuru da ulaştırılmalıdır. Kur'ân'ın hakikatlan her eve, kalbe ve kafaya hâkim olmalıdır.Mülk Allah'ındır. Kur'ân Allah kelâmıdır.


Geliniz, Kur'ân'ı okuyalım, hayatımıza tatbik edelim, bütün sıkıntılardan kurtulalım !


5 Kasım 2009 Perşembe

Haklinin yaninda yer almak

Haklinin yaninda yer almak
05 Kasim 2009 Persembe


Toplum icinde yasayan insanlarin, birbirlerinin haklarina saygi göstererek, baris icerisinde yasamalari insan olmanin bir geregidir. Toplumun her türlü fitne, fesat ve kargasadan uzak kalmasi icin, herkes üstüne düsen görevi yerine getirmeli, haklinin yaninda ve hakkin tarafinda yerini almalidir.

Bir gün Bedevilerden biri Peygamberimiz (s.a.s.)'den alacagini tahsil etmeye gelmis, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'e agir sözler söylemisti. Ashap, adamin davranisina kizarak: "Yaziklar olsun, sen kiminle konustugunu biliyormusun ?" demislerdi. Adam hic aldirmadan: "Ben hakkimi istemeye geldim" demisti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): "Siz onun tarafindan olacaktiniz, cünkü bu adam hakkini istiyor" buyurarak; Havle'nin verdigi ödünc hurma ile Bedeviye borcunu ödedi. Bedevi: "Sen benim hakkimi cok iyi bir sekilde ödedin. Allah da sana mükâfâtini tam olarak versin", diye dua etti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): "Iste bunlar, insanlarin en hayirlilaridir. Icinde, zayif kimsenin incitilmeden hakkini alamadigi bir toplum yükselemez" buyurdu. (Ibn Mâce, "Sadakat", 17)


Bize düsen, haklinin yaninda olmak, aleyhimize de olsa haktan ayrilmamaktir.

4 Kasım 2009 Çarşamba

MEZHEBLER

MEZHEBLER
04 Kasim 2009 Carsamba

Photobucket

Ashâb-ı Kiram (aleyhimürrıdvân) zamanında mezhebler ortaya çıkmadı. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.) zamanında vahiy gelirdi. Ashâb-ı Kiram bizzat Resûlullâh'tan (s.a.v.) âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler dinleyip, ilim öğrenirlerdi. Resûlullâh'tan (s.a.v.) sonra Ashâb-ı Kiram (aleyhimürrıdvân) İslâmiyet'in yayılması için çok memleketler fethedip, İslâm ülkesini genişlettiler. Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadîs-i şeriflerden hükümler çıkarıp kitablara yazmaya elleri değmedi. Onların kitaplar yazmaya ihtiyaçları yok idi. İhtiyaç olduğunda Allah'ın kitabında ve Resûlullâh'ın sünnetinde hükümleri bulamazlarsa kendi içtihâdları ile amel ederlerdi.

Ashâb-ı Kiram âhirete gittikten sonra, tabiîn ve onlardan sonraki müslümanlar arasında hâdiseler çoğaldı, cahillik yaygın hâle geldi, nice bid'at ve dalâletler türedi. Bunun için o zamanın âlimlerinin çalışıp ictihâd etmeleri, Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadîs-i şeriflerden hükümler çıkarıp kitap yazmaları ve insanlara öğretmeleri lâzım ve vâcib oldu. Her âlim anladığını halka beyân edip âlimler yetiştirdi, kitaplar yazdı. Her mes'eleyi delili ile, her suâli cevâbı ile ve her müşkili fetvası ile bildirdiler. Böylece mezhebler meydâna geldi.

İmamların her birine bir taife tâbi oldu. Kimi İmâm Ebû Hanîfe'ye, kimi İmam Şafiî'ye, kimi İmam Mâlik'e, kimi İmam Ahmed'e, kimi Süfyân-ı Sevrî'ye, kimi Dâvûd-ı Zâhirî'ye ve diğerlerine (rahimehümullah) uydular. Fakat zamanımızda dört mezheb vardır. Diğerlerine uyan kalmamıştır. Bütün bu müctehidler, amelî hükümlerde bazı mes'elelerde ayrı iseler de, itikâdda birdirler. Hepsi ehl-i sünnet ve cemâattir. İhtilâflarının sebebi, amelde dînin izni ile bazı hususlarda birbirinden farklı ictihâdlarıdır. Çünkü müctehidlerin kendi içtihadı ile amel etmeleri kendilerine vâcibdir. Birbirlerini taklîd edemezler. Bu muhalefetleri de Allâhü Teâlâ'nın izni ile olmuştur. Dünyâda ve âhirette asla zarar vermez.

Bu imamların hepsi hidâyet üzeredir. Bir kişi amelde ve muamelâtta onlardan hangisine uyarsa amelini, alışverişini, nikâhını ve diğer işlerini de bu imamlardan birine uyarak yaparsa doğrudur, sevaba kavuşup cennete girer. Tabî olduğu imâm içtihadında yanıldıysa zarar vermez, sevaba mâni' olmaz. Amelde ictihad hatâsı affedilir. İtikâdda içtihat hatâsı ya küfür, ya çirkin bid'at ve dalâlettir, affolunmaz. İtikâdda hatâ eden, ehl-i sünnet mezhebinden çıkar. (Birgivî)

KELİME-İ ŞEHÂDETİN BÜYÜKLÜĞÜ

KELİME-İ ŞEHÂDETİN BÜYÜKLÜĞÜ
04 Kasim 2009 Carsamba

Câbir bin Abdullah (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde iyi amelleri kötü amellerinden fazla olan, hesapsız olarak cennete girecektir. İyi amelleri ve kötü amelleri eşit olan, kolay bir hesaba çekilir ve sonra cennete girer. Resûlullâh (s.a.v.)'in şefaati ise büyük günahı olup sahiplerine ağır gelenler için olacaktır."

Allâhü Teâlâ, Mûsâ (a.s.)'a şöyle buyurmuştur: "Karun senden yardım etmeni istediği zaman neden ona yardım etmedin? İzzet ve celâlime yemin ederim ki benden yardım isteseydi elbette ona yardım eder ve onu affederdim."

Sanâbicî (r.a.) anlatıyor: Ölüm döşeğinde iken Ubâde bin Sâmit (r.a.)'in yanına vardım. Ağlamaya başladım. 'Dur bakalım, neden ağlıyorsun' dedi. Allah'a yemin ederim ki Resûlullâh (s.a.v.)'den duyduğum bütün hadîs-i şerîfleri size bildirdim, yalnız biri hâriç. Bugün onu size anlatacağım. Şimdiye kadar onu kendimde muhafaza ediyordum. Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.v.)'in onun resûlu olduğuna şehâdet ederse, Allâhü Teâlâ cehennem ateşini ona haram kılar."

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Allâhü Teâlâ kıyamet gününde ümmetimden bir adamı bütün mahlûkatın önüne çıkarır. Aleyhindeki doksan dokuz defteri ortaya koyar. Her defter, gözün görebildiği kadar uzundur. Sonra Allâhü Teâlâ, 'Bunlardan inkâr edeceğin bir şey var mı? Melekler sana zulmetmiş mi?' buyurur. 'Hayır, yâ Rabbi.' Allâhü Teâlâ, 'Bir mazeretin, itirazın var mı?' buyurur. 'Hayır yâ Rabbi.' deyince Allâhü Teâlâ 'Senin bizim katımızda iyi bir amelin var. O sebeple bugün sana zulüm yok.' buyurur. Sonra üzerinde "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû" yazan bir kâğıt çıkarılır. Adam 'Yâ Rabbi, bu doksan dokuz defterin yanında bu kâğıdın ne kıymeti olur?' deyince 'Hayır. Bugün sana zulüm olunmayacaktır.' buyurulur. Sonra doksan dokuz defter terazinin bir kefesine, üzerinde kelime-i şehâdet yazan kâğıt diğer kefeye konur. Kelime-i şehâdet'in yazılı olduğu kâğıt, doksan dokuz deftere ağır gelir. Çünkü hiçbir şey Allah'ın isminden ağır gelemez."

Anahtar Kelimeler: Kelimei Sehadetin büyüklügü - kelime i sehadetin büyüklügü - kelime-i sehadetin büyüklügü -

3 Kasım 2009 Salı

ŞÜKREDERSENİZ ELBETTE ARTIRIRIM

"ŞÜKREDERSENİZ ELBETTE ARTIRIRIM"
03 Kasim 2009 Sali - 03 November 2009 Dienstag

Memurlarından biri, Ömer bin Abdülazîz (r.h.)'a bir mektup yazdı ve "Ey Emîru'l-mü'minîn, benim me'mûr olduğum bu yerlerde Allah'ın nimeti o kadar çoktur ki bunca nimete lâyıkıyla şükredememekten pek ziyâde korkuyorum." dedi. Ömer bin Abdülazîz (r.h.) ona şu cevâbı yazdı:

"Ben, senin Allah'ı bilen bir kimse olduğunu görüyorum. Allâhü Teâlâ bir kula nîmet verse ve o kul da Allâhü Teâlâ'ya nimeti için hamd ederse muhakkak onun hamdi, Allah katında ona verdiği nimetinden daha faziletlidir. Allâhü Teâlâ (meâlen): "Şânım hakkı için, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik, ikisi de 'Hamd o Allah'a ki, bizi mü'min kullarından bir çoğunun üzerine faziletli kıldı.' dediler." (Neml Sûresi, âyet 15) buyuruyor. Hangi nîmet Dâvûd ve Süleyman aleyhimüsselâma verilenden daha faziletlidir.

Yine Allâhü Teâlâ (meâlen); "Rablerine korunmuş olan müttekîler de zümre zümre cennete sevk olunmaktadır, nihayet ona vardıkları ve kapıları açılıp bekçileri onlara "Selâmün aleyküm, ne hoşsunuz! Ebediyyen kalmak üzere haydin girin onlara" diye selâm durdukları, onlar da; 'Hamd o Allah'a ki bize vadinde sâdık oldu ve bizi arza (yeryüzüne) vâris kıldı, cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz' dedikleri vakit... Bak, artık ne güzeldir ecri o amel edenlerin." (Zümer Sûresi, âyet 73-74) buyurmuştur.

Hangi nîmet, cennete girmek nimetinden daha faziletlidir ?

Sağlığımız için kısa bilgiler

Sağlığımız icin kısa bilgiler
3 Kasım 2009 Salı


Çocukların hareket etmeleri hayatî derecede mühimdir. Hareket etmeyen çocuklar, soluk renkli ve güçsüz olur.

Yedi- sekiz aylık çocukların koltuklarından tutularak yü­rütülmeye çalışılması zararlıdır; dizleri ve incik kemikleri çarpılır. İleride yürümekde zorluk çekerler.

Bebekler günde bir- iki defa döşek veya minder üzerinde kendi çabaları ile hareketlenip yürümeye bırakılmalıdır.

60 yaşından yukarı kimselerin ise, "artık yaşımız iler­ledi" diyerek devamlı istirahat etmeleri çoğu zaman felç ve dolaşım hastalıklarına sebep olur. Her gün az da olsa hare­ket etmeli ve yaşlarına uygun meşguliyetleri olmalıdır.

Ein Vers - Ein Hadith - 03-11-2009

Ein Vers - Ein Hadith - 03-11-2009
3 November 2009 Dienstag


Ein Vers

Es soll kein Zwang sein im Glauben. Gewiß, Wahrheit ist nunmehr deutlich unterscheidbar von Irrtum; wer also sich von dem Verführer nicht leiten läßt und an Allah glaubt, der hat sicherlich eine starke Handhabe ergriffen, die kein Brechen kennt; und Allah ist allhörend, allwissend.

(Al-Baqarah, 2/256)

Ein Hadith

Abu Huraira, Allahs Wohlgefallen auf ihm, berichtete: Al- Aqra` Ibn Habis sah den Propheten, Allahs Segen und Heil auf ihm, Al-Hasan (sein Enkelkind) küssen. Da sagte er: Ich habe zehn Kinder aber niemals habe ich eines von ihnen geküßt! Da sagte der Gesandte Allahs, Allahs Segen und Heil auf ihm, sagte: Wer nicht barmherzig ist, der findet auch kein Erbarmen. [- Sahih Muslim, (Fedâil) Tugenden, 65, (II, 1808) -]

One Verse - One Hadith - 03.11.2009

One Verse - One Hadith - 03.11.2009
3 November 2009 Tuesday


One Verse

And do not make your hand to be shackled to your neck nor stretch it forth to the utmost (limit) of its stretching forth, lest you should (afterwards) sit down blamed, stripped off. (İsra, 17/29)

One Hadith

Abu Hurairah (May Allah be pleased with him) reported: The Prophet (PBUH) said, "It is also charity to utter a good word.'' [Al-Bukhari, Good manners, 34]

The same in Turkish language :
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Güzel söz sadakadır.” [- Buhârî, Edeb 34, (VII, 79) -]

1 Kasım 2009 Pazar

HZ. ŞUAYB ALEYHİSSELÂM

HZ. ŞUAYB ALEYHİSSELÂM
01 Kasim 2009 Pazar

Şuayb (a.s.)' in bir adi da Yesrûn'dur. Beşinci dedesi Ibrâhîm (a.s.)'dir. Hz. Şuayb'in ninesi ise Hz. Lût'un (a.s.) kizidir. Peygamber Efenedimiz (s.a.v.); "Şuayb (a.s.), kavmine güzel davranmasi ve iyi muâmelesi sebebiyle peygamberlerin hatîbi unvânini almiştir." buyurmuşlardir.

Allâhü Teâlâ onu tüccar olan Medyen halkina peygamber olarak göndermişti. Tarti ve ölcülerini eksik tutarak halki aldatirlardi. Isyan ve küfür ehli olmalarina ragmen Allah onlari bol nîmetlerle refâhin zirvesine cikarmişti. Bu hâl ise onlar icin bir istidrâc idi. Hz. Şuayb (a.s.) onlara, "Ey benim kavmim, Allâh'a ibadet edin ki ondan başka ilâhiniz yoktur ve ölcüyü tartiyi eksik tutmayin. Şüphesiz siz bir nimet icinde bulunuyor; alişveriş ediyorsunuz, insanlarin hukûkuna riâyet ederek Allâh'a şükretmelisiniz. Ölcüyü, teraziyi noksan tutup da hayri berbât etmeyin. Bu halde devam ederseniz elinizdeki hayri zâyi ettikten başka, hicbirinizin kurtulamayacagi umumî bir azâba giriftâr olursunuz." dedi. Fakat onlar sapiklik ve azginliklarina devâm ettiler.

Hz. Şuayb (a.s.) cok namaz kilar idi. "Yâ Şuayb! dediler; atalarimizin taptiklarini terk etmemizi veya mallarimizda diledigimizi yapmayi terk etmemizi sana namazin mi emrediyor? Hakîkaten sen, cok akillisin." (Hûd Sûresi, âyet 87) diyerek alay ettiler. Bir taraftan putlara taptilar bir taraftan da namazi tahkîr ettiler.

Hz. Şuayb (a.s.) onlara nasîhat etti ise de Allâh'in peygamberine ehemmiyyet vermediklerinden, herkesin hissiyatini kendi nefisleriyle ölctüklerinden, bir insanin şahsi ve dünyevi bir menfaati olmaksizin samimî olmasini kafalarina sigdiramadilar, ihlâs ve tevekkülü anlamak icin kendilerinde bir misal bulamadilar ve tevhidi tanmadiklarindan; bir kör tabîatci kafasiyla düşündüklerinden beşerin isyâni ile bazi semâvî âfetler arasinda bir alâka bulunabilecegine ihtimâl vermediler ve; "Ey Şuayb, söylediklerinden cogunu iyi anlamiyoruz." dediler.

Nihâyet; "Ne zaman ki emrimiz geldi, Şuayb'i ve maiyyetinde îmân edenleri tarafimizdan bir rahmet ile kurtardik; o zulmedenleri ise, bir sayha yakaladi da diyarlarinda cökekaldilar. Sanki orada şenlik kurmamişlardi. Bak, Semûd def'oldugu gibi Medyen de def'oldu gitti." (Hûd Sûresi, âyet 94-95)

One Verse - One Hadith - 01.11.2009

One Verse - One Hadith - 01.11.2009
01 November 2009 Sunday


One Verse

And obey Allah and His Messenger and do not quarrel for then you will be weak in hearts and your power will depart, and be patient; surely Allah is with the patient. (Anfal, 8/46)


One Hadith

Abu Musa (May Allah bepleased with him) reported: Messenger of Allah (PBUH) said, "The relationship of the believer with another believer is like (the bricks of) a building, each strengthens the other.'' He (PBUH) illustrated this by interlacing the fingers of both his hands. (Al-Bukhari, Prayer, 88)

Ein Vers - Ein Hadith - 01.11.2009

Ein Vers - Ein Hadith - 01.11.2009
1 November 2009 Sonntag

Ein Vers

Und das Wägen an jenem Tage wird wahrhaftig sein. Deren Waagschale dann schwer ist, die werden Erfolg haben. (Al-Aàraf, 7/8)



Ein Hadith

Dscharir, Allah's Wohlgefallen auf ihm, berichtete: Der Prophet, Allah's Segen und Heil auf ihm, sagte zu mir während der Abschiedspilgerfahrt: "Kehrt nicht nach mir in den Unglauben zurück, indem die einen von euch die Nacken der anderen abschlagen." [- Sahih Muslim, (Iman) Glaube, 118, (I, 81) -]

31 Ekim 2009 Cumartesi

Herşey ona muhtaçtır

Herşey ona muhtaçtır #
31 Ekim 2009 Cumartesi
#

Kâinattaki canli ve cansiz her seyi yaratan, besleyip büyüten ve idare eden Allah'u Azimüssan'dir. Yarattigi varliklar arasinda insana üstün, bir deger veren ve onu yeryüzünün halifesi kilan, kitap ve peygamber göndererek ona yol gösteren yien Allâh'u Azimüssan'dir.

Göklerin, yerin ve daglarin korkup kabul etmedigi ilahi emaneti yüklenen insanin, sorumlu oldugu pek cok görevleri vardir.

Allâhü Teâlâ'nin verdigi sayisiz nimetlere sükretmek, hamdetmek ve O'nun adi anildigi zaman "Teâlâ, Celle Celâlühü" gibi sözlerle O'nu yüceltmek, hürmet ve tazimle adini anmak da her müslümanin görevidir. Mü'min namazlarinin her rek'atinda okudugu Fâtihâ sûresinde: "(Ya Rabbi), ancak sana ibâdet eder ve yalniz senden yardim isteriz." (Fâtihâ, 1/5) der.

O halde, Mü'minler,

Kalplerimizi Allah sevgisi ve korkusu ile daima uyanik tutalim. Bütün is ve hareketlerimizde Allah'in rizasini gözetelim. Unutmayalim ki, dünya ve âhiret saadeti, Allah (c.c)'a karsi görevlerini yerine getirip yalniz O'na güvenenlerindir. Anahtar Kelimeler: Herşey ona muhtaçtır - Her sey ona muhtactir - Hersey Allah (c.c)'a muhtactir - Her sey Allahü Teâlâ'ya muhtactir - ALLAH - Ona muhtac - muhtac - Allah'a muhtac

Rahmetin Genişliği

Rahmetin Genişliği #
31 Ekim 2009 Cumartesi
#

Kur'ân-i Kerîm'de buyuruldu ki (mealen):

"Süphe yok ki, Allâhü Teâlâ yüce zâtina ortak kosulmasini magfiret etmez, yarligamaz. Onun ötesinde olani da diledigi kimse icin bagislar, yarligar." (Nisa Sûresi, âyet 48)

"Ve her kim bir kötülük yapar veyâ nefsine zulmeder de sonra Allâhü Teâlâ'dan magfiret dilerse Allâhü Teâlâ'yi cok bagislayan, pek esirgeyen bulur." (Nisa Sûresi, âyet 110)

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki :

"Allahü Teâlâ'nin yüz rahmeti vardir. Bunlardan birini insanlar, cinler, hayvanlar ve haserat arasina indirmistir. Bu rahmet sâyesinde bu varliklar birbirine sefkat ve merhamet ederler. Diger doksan dokuz rahmetini kiyâmet gününe birakmistir. Onunla kullarina merhamet eder."

"Allâhü Teâlâ kiyamet gününde Âdem (a.s.)'i bir milyar insana sefaatci kilar."

"Allâhü Teâlâ (kiyâmet gününde) buyurur: "Beni bir günde zikredeni veyâ bir yerde benden korkani cehennemden cikarin."

"Cehennem ehli ve ehl-i kibleden Allâh'in diledigi kimseler cehennemde toplandigi zaman, kâfirler onlara; 'Siz müslüman degilmiydiniz ?' derler. Onlar da; 'Evet, (müslüman idik)' derler. Kâfirler; 'Müslümanliginiz size bir fayda saglamadi. Cünkü siz de bizimle berâber cehennemdesiniz.' derler. Müslümanlar da 'Bizim günahlarimiz vardi. O yüzden burada tutulduk.' derler. Allâhü Teâlâ bu konusmalari duyar ve ehl-i kibleden olanlarin cehennemden cikarilmasini emreder. Müslümanlar cikarlar. Bunu gören kâfirler; 'Keske biz de müslüman olsaydik, onlarin cikarildigi gibi biz de cikardik!' derler. Sonra Resûllullâh (s.a.v.) su âyet-i kerîmeyi okudu: "O kâfir olanlar, cok kere arzu edeceklerdir ki, keske müslüman olmus olsaydilar." (Hıcr Sûresi, âyet 2)

"Allâhü Teâlâ, mü'min bir kuluna bir annenin evlâdina olan sefkatinden daha merhametlidir."

Gizli Israf nelerdir ?

GİZLİ İSRAF nelerdir ?
31 Ekim 2009 Cumartesi

Bâzı küçük gibi görünen şeyler gizli israftır. Meselâ, pirinç, nohut tanesi gibi şeylerin taşı ve toprağı ayıklanırken veya yıkanırken yere düşenleri alınmaz ve süpürülerek atılırsa israf olmuş olur. Ekmek kırıntıları, yere düşen pirinç taneleri vb.'ni kuşlara ve şâir hayvanlara yedirmek israf değildir. Bunda menfâat hasıl olduğu için mükâfat vardır.

Sürâka bin Mâlik'in rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Her hararetli ciğer sahibini (suya kandırmakta) mükâfat vardır." Hadîs-i şerîfte, hayvanlara yapılan iyiliklerin; günahların mağfiretine, affedilmesine ve mükâfatının büyük olacağına işaret vardır. Diğer bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruldu: "Rahman Tebâreke ve Teâlâ, merhamet edenlere merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin kî, göktekiler de size merhamet etsin."

Gizli israftan birisi de elbiselerini ve ayakkabılarını yıpratacak şeylerden muhafaza etmemektir. Yıkanırken sabunu lüzumundan çok kullanmak, abdest alırken ve guslederken lüzumundan fazla su kullanmak, suyu boşa akıtmak da israftır. Elektrik vs. enerji kaynakları da lüzumsuz kullanmak da bunlardandır.

Resûlullâh (s.a.v.) Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.)'ın abdest alırken suyu fazla kullandığını gördü ve ona; "Ey Sa'd, bu ne israftır." buyurdu. O da; "Abdestte israf var mıdır?" dedi. Resûlullâh (s.a.v.); "Evet, akan bir nehirden olsa bile vardır." buyurdu.

30 Ekim 2009 Cuma

İHLÂS NİÇİN LÂZIMDIR ?

İHLÂS NİÇİN LÂZIMDIR ?
30 Ekim 2009 Cuma

İmâm-ı Gazâlî'den (rh.) ibret verici bir hikâye: Âbid ve zahit bir zâta bir gün; "Şurada bir topluluk, bir ağaca ibâdet ediyor." dediler. Âbid buna çok öfkelendi. Ağacı balta ile kesmek üzere yola çıktı. Şeytan bir ihtiyar suretinde karşısına çıktı ve 'Nereye gidiyorsun?' diye sordu. 'Şurada bir ağacı kesmeğe gidiyorum.' dedi. Şeytan; 'İbâdetini ve nefsinle meşgul olmayı bırakıp başka şeylerle uğraşıyorsun. Ben o ağacı kestirmeyeceğim.' deyince kavgaya başladılar.

Âbid, şeytanı yere atarak göğsünün üzerine oturdu. Şeytan, 'Allah bunu sana farz kılmamıştır. Sen o ağaca tapmıyorsun. Allah'ın yeryüzünde peygamberleri var, dileseydi onları gönderir, ağacı kesmelerini emrederdi.' dedi. Âbid yine 'Onu kesmem lazım.' dedi ve kavgaya devam ettiler. Âbid yine galip geldi ve şeytanın göğsüne oturdu. Şeytan çaresizce 'Senin için daha hayırlı bir teklifim var. Sen fakir bir adamsın. Sen de kendi malınla doymak ve insanlara muhtaç olmamak istersen bu işten vazgeç. Ben her gece başucuna iki altın bırakacağım. Sabahleyin onu alır, ailen ve kendin için harcarsın, din kardeşlerine sadaka olarak verirsin.' dedi. Âbid, biraz düşündü ve teklifi mantıklı buldu. Şeytan da yemin etti ve anlaştılar.

Sabah ve ertesi gün iki altın buldu, üçüncü gün altını göremedi. Öfke ile baltasını aldı ve yola çıktı. Şeytan yine bir ihtiyar suretinde karşısına çıktı ve 'Vallahi senin o ağacı kesmeye gücün yetmez.' dedi. Âbid, şeytana saldırdı, ama bu defa şeytan onu tutup yere yatırdı. Şimdi şeytanın elinde idi.

Şeytan göğsüne oturdu ve; 'Bu ağacı kesme işine son vereceksin. Aksi takdirde seni öldürürüm,' dedi. Âbid 'Beni mağlup ettin, beni serbest bırak. Önce ben seni mağlûp etmişken şimdi nasıl beni yendin. 'Bunu bana anlat.' dedi. Şeytan, İlk seferdeki öfken Allah içindi, bu sebeple Allah sana yardım etti ve galip kıldı. Ancak şimdi öfken altın için, kendi nefsin ve dünyâ içindi. Bu yüzden ben seni yendim.' dedi.

EVDE BULUNMASI YARARLI BAZI İLAÇ VE MALZEMELER

EVDE BULUNMASI YARARLI BAZI İLAÇ VE MALZEMELER #
30 Ekim 2009 Cuma - 30 Oktober 2009 Freitag #

Nevralji, diş ve baş ağrısı için ağrı kesiciler.

Romatizma ağrıları, eklem hastalıkları ve travmalar için antienflamatuar (iltihap giderici)ler, Ateş düşürücüler,

Öksürük şurupları,
Nezle ve sinüzit için dekonjestan (kanlanma giderici) burun damlaları,

Mîde yanması ve hazımsızlık için antiasit (asit giderici)ler ve sindirimi kolaylaştırıcı ilaçlar,

Bağırsağı çalıştırarak kabızlığı gideren gliserin fitilleri veya müshilier,

Vâsıta (araba) tutması için ilaçlar. (En pratik çâresi su karıştırıp bir miktar sirke içmektir.)

Dekonjestan (kanlanma giderici) göz damlaları. Böcek sokmalarına karşı (antihistaminik) ilaçlar.
Travmalardan kaynaklanan kas ve eklem ağrıları için merhemler.

Sakinleştirici bitki ilaçları.
Agiz temizligi ve agiz enfeksiyonlari icin gargaralar.
Dezenfektan (mikrop öldürücü)ler, sargı bezi, yara bandı ve buz torbası.

MÜMİNİN BAZI VASIFLARI

MÜMİNİN BAZI VASIFLARI #
30 Ekim 2009 Cuma
# Anahtar Kelimeler: Mümin - Mü'min - Mümin insanin vasiflari - Mümin insanin özellikleri - Mümin insan nasil olur

Mü'min; şerefli, zarîf, latîftir. Lanet etmez, nemmâm (laf taşıyıcı) değildir, gıybet etmez, kin ve hased nedir bilmez ve kibirli de değildir. Dâima hayırların en iyisi peşinde ve ahlâkın en güzeli üzere olur.

Eli açıktır, isteyeni geri çevirmez, kendine ulaşan hayırda cimrilik etmez. Kelâmını hikmetle süsler, lisânını fuzûlî ve faydasız sözden korur. Amelini güzel işler. Dâima zayi ettiği vakitler için pişmanlık içindedir. Doğru, düşmanından da gelse reddetmez. Bâtılı (aslı olmayan şeyi), dostunda da görse reddeder.

Zahmeti az, yardımı çoktur. Kardeşi ile oturduğunda dostluğuna riâyet ederek gördüğü kusurlarını affeder.

SABIR VE TAHAMMÜL

SABIR VE TAHAMMÜL
30 Ekim 2009 Cuma


Hilm; yumuşaklık, halim selim olma ve sakinlik halidir. Hilm, aklın kemâline delâlet eder. Hilm, gazab kuvvetinin kırıldığına ve onun akla bağlı olduğuna delâlet eder.

Hilmin bazı faydaları: Allâhü Teâlâ'nın sevgisini kazanmaya sebep olur. Hz. Aişe (r.anhâ)'nın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Kim gazablanır da hilm (sabır) ederse Allâhü Teâlâ'nın muhabbeti ona vâcib olur."

Hz. Fâtıma (r.anhâ)'nın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır: "Muhakkak Allâhü Teâlâ hayâlı, halîm ve iffetli kimseyi sever. Kötü, fahiş söz söyleyene ve ısrarla isteyene buğzeder."

Hilm, Peygamber Efendimiz'in taleb ettiği bir ziynettir. Süfyân bin Uyeyne (r.a.) şöyle rivayet eder: Şu duâ Resûlullâh (s.a.v.)'in dualarından biri idi: "Allah'ım, beni ilimle zengin kıl, hilim ile ziynetlendir, takva ile beni kerim kıl ve beni afiyetle güzelleştir."

Ebû Hüreyre (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "İlmi taleb edin. İlimle beraber sekînet (vakar) ve hilmi de arayın. İlim öğrettiklerinize ve ilim öğrendiklerinize karşı yumuşak olunuz. Alimlerin cebbarlarından olmayın ki, cehaletiniz hilminize gâlib gelmesin."

Hilim ile cennette yüksek derecelere kavuşulur. Ubâde bin Sâmit (r.a.)'ın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte şöyle buyurulur: "Size Allâhü Teâlâ'nın binaları şereflendireceği ve dereceleri yükselteceği şeyi haber vereyim mi? Ashâb-ı Kiram; 'Evet, yâ Resûlallah' dediler. Buyurdu ki: Sana gazablanana hilm göster, sana zulmedeni affet, sana gelmeyene sen git."

Diğer bir hadîsi şerîfte; "Sana Allâhü Teâlâ'nın seni menfaatlendireceği bâzı hasletleri bildireyim mi? İlme sarıl. Zîra ilim, mü'minin dostudur, hilm onun veziridir, akıl onun delilidir, amel onun kayyımıdır (ayakta tutanı), rıfk (yumuşak huyluluk) onun babasıdır, yumuşaklık onun kardeşidir, sabır ise onun askerlerinin kumandanıdır." buyurulmuştur.

29 Ekim 2009 Perşembe

AİLE REİSİNİN MES'ULİYETİ

AİLE REİSİNİN MES'ÛLİYETİ #
29 Ekim 2009 Persembe #

Evlilik, taşınması ağır ve haklarının yerine getirilmesi zor olan sünnetlerden biridir. Helâl ve haramın, dolayısı ile kazancın çok karışık ol­duğu bu zamanlarda aile reîsi, helâl rızık kazanmaya dikkat etmezse daha çok kazanıp kendisinin ve ailesinin haram yemesine sebep olabilir. Böylece hem kendisinin ve hem de ailesinin helâkına sebep olur.

Kişi, ailesinin hakkını yerine getirmekle ahlâkına dikkat etmeli, onlardan gelecek sıkıntılara karşı sabretmelidir. Çünkü erkek; ailesinin, çoluk çocuğunun çobanı gibi olup onların yaptıklarından mes'uldür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Kişiye, geçindirmekle mes'ul olduğu ailesini (ihmal ile) zâyî etmesi ona günâh olarak yeter." Keza "Ailesinden kaçan kimse, (efendisinden) kaçan köle gibidir. Dönünceye kadar onun ne namazı, ne de orucu kabul olunur." buyurmuştur.

Kişinin ailesinin ve çocuklarının ihtiyaçları ve istekleri kendisini Allah'ı zikirden meşgul edip sırf dünyâyı kazan­maya, çok mal biriktirmek suretiyle çocukları için güzel bir hayat hazırlamaya dalması gece gündüz onun kalbini kaplarsa, âhireti düşünmeye ve onun için hazırlık yap­maya manî olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki, adamın mahvı, yok olması ha­nımının, ana babasının ve çocuğunun elinden olacak. Onu fakirlikle ayıplayacaklar ve gücünün yetmeyeceği şeyler isteyecekler. Böyle olunca da kişi, dînini yok eden yollara girip helak olacak." buyurdular.

28 Ekim 2009 Çarşamba

ASHABININ (R.A.) RESÜLULLÂH'A (S.A.V.) SEVGİSİ

ASHABININ (R.A.) RESÜLULLÂH'A (S.A.V.) SEVGİSİ #
28 Ekim 2009 Carsamba #


Ashâb-ı kiramdan Zeyd bin Desinne (r.a.) Recî' seriyyesinde esîr olmuştu. Safvân bin Ümeyye, Bedir'de öldürdüğü iki oğluna bedel olmak üzere onu satın aldı ve öldürmek üzere kölesi Nastâs'a teslim etti. Nastâs ve Mekke'den bir kısım halk onu Tenîm denilen yere çıkardılar. Bu sırada Ebû Süfyân, Zeyd bin Desinne (r.a.)'a: "Allah için bana söyle, şu anda Muhammed'in senin yerinde burada olmasını ve onun boynunu vurmamızı; senin de ailen arasında olmanı arzu etmez misin?" dedi. Zeyd bin Desinne (r.a.), "Şu anda onu bir dikenin bile rahatsız etmesine razı değilim." deyince, Ebû Süfyân, "Ben ashabının Muhammed'i sevdiği kadar kimsenin kimseyi sevdiğini görmedim." dedi. Sonra Nastâs onu şehîd etti. (Radıyallâhü anhü)