8 Şubat 2011 Salı

PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.V.)'IN DUÂSI

PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.V.)'IN DUÂSI
08 ŞUBAT 2011 SALI - 5 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlattı: Annemi İslâm'a dâvet ediyordum ama o bir türlü bunu kabul etmiyordu. Birgün yine onu dâvet edince Resûlullah (s.a.v.) hakkında hoşuma gitmeyen şeyler söyledi. Ağlayarak Resûlullahın huzuruna vardım ve ona: 'Ey Allâh'ın Resûlü, annemi İslâm'a dâvet ettim. Fakat o senin hakkında hoşuma gitmeyen şeyler söyledi. Annemin hidâyete ermesi için duâ buyurun' deyince Peygamberimiz (s.a.v.), 'Allâh'ım! Ebû Hüreyre'nin annesine hidâyet nasîb eyle.' diye duâ etti.

Sevinerek dışarı çıktım. Eve varıp kapıya yaklaşınca, baktım kapı kapalı. Annem, ayak seslerimi duymuştu. "Ebû Hüreyre, yerinde dur." dedi. Suyun sesini işitiyordum. Gusletti ve biraz sonra annem elbisesini giymiş, başını da acele ile örtmüş olarak kapıyı açti ve "Eşhedü en lâ ilâhe illalâh ve eşhedü enne Muhammeden abdûhû ve resûlühû" dedi. Mânâsı: Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki Muhammed (s.a.v.), Allâh'ın kulu ve resûlüdür.

Koşarak Peygamberimiz'in yanına vardım. Daha önce kederimden ağladığım gibi şimdi de sevincimden ağlıyordum. "Müjde, Yâ Resûlullah!, Allâhü Teâlâ duânı kabûl etti; Ebû Hüreyre'nin annesini İslâm'a hidâyet buyurdu:" dedim.

Sonra, "Yâ Rasûlallah, Allâh'a duâ etseniz de, beni ve annemi, erkek-kadın bütün mü'minlere sevdirse:" ricâsında bulundum: O da: "İlaâhî! Bu kulcağızını ve anasını bütün mü'minlere sevdir." diye duâ buyurdu. İşte, bunun için adımı duyan erkek-kadın her mü'min bizi sever."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 Ocak 2011 Salı - 21 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kendisine her bakımdan güvenilen ve doğruluktan ayrılmayan tüccâr, (kıyâmet günü) peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle berâberdir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

7 Şubat 2011 Pazartesi

HZ. ALİ'NİN (K.V.) ESNÂFI ZİYÂRETİ

HZ. ALİ'NİN (K.V.) ESNÂFI ZİYÂRETİ
07 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 4 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Tâbiînden Ebû Matar (r.a.) şöyle anlatır: Hz. Ali (k.v.) deve pazarına gitti ve "Satınız, fakat yemin etmeyiniz. Çünkü yemin, malınızı sattırır ama bereketini yok eder." dedi.

Oradan hurma pazarına gitti. Bir cariyenin ağladığını gördü, "Neden ağlıyorsun ?" diye sordu. Kadın: "Bu adam bana bir dirhemlik hurma sattı, fakat efendim hurmaları beğenmeyip geri gönderdi. Ancak satıcı almıyor." dedi. Hz. Ali: "O hurmaları al ve bir dirhemini geri ver. Çünkü onun yapabileceği birşey yoktur." dedi. Adam kendine söyleneni yapmak istemedi. Ben (Ebû Matar), bu zatın kim olduğunu biliyor musun ? diye sordum. "Hayır", dedi. "Mü'minlerin emîri Ali" deyince hurmaları hemen alıp bir dirhemini geri verdi ve satıcı, "Ey mü'minlerin emîri! Benden râzı olmanı istiyorum." dedi. Hz. Ali, "Onların haklarına riâyet ettiğin zaman ben senden râzı olurum," dedi.

Dönüşte tekrar hurma satıcılarına uğrayarak onlara "Miskini (hiçbir şeyi olmayanları) doyurunuz ki kazancınız bereketli olsun." diye tavsiyede bulundu.

Buradan balık satanlara uğradı, onlara 'Bizim pazarımızda suyun üzerinde ölü bulunan balıklar satılmaz.' diyerek oradan ayrıldı.

Kumaş satanlara geldi. Kalın pamuk kumaş satılıyordu. Yaşlı birinin yanına gidip "Bana üç dirhemlik bir gömlek sat." dedi. Satıcı kendisini tanıyınca ondan hiçbirşey almadan çıktı. Başka birine uğradı O da kendisini tanıyınca birşey almadan çıktı. Başka bir yere girdi. Orada genç bir çocuk duruyordu. Üç dirhemlik bir gömlek alıp giydi. El bileklerinden topuklarına kadar örtüyordu. Dükkânın sahibi gelince ona, senin oğlun müminlerin emirine üç dirheme bir gömlek sattı, dediler. Adam oğluna, "İki dirhem alsaydın ya!" dedi ve bir dirhem alıp hemen Hz. Ali'nin yanına gitti. Hz. Ali'ye, "Şu bir dirhemi alın." dedi. Hz. Ali "Bu nedir ?" deyince adam, "Oğlumun size sattığı gömleğin fiyatı iki dirhemdi. Onu üç dirheme satmış." dedi. Hz. Ali: "O bana benim rızâmla sattı. Ben de onun rızâsıyla aldım." cevabını verdi.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 24 Ocak 2011 Pazartesi - 20 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kendisine her bakımdan güvenilen ve doğruluktan ayrılmayan tüccâr, (kıyâmet günü) peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle berâberdir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

DÜNYA NEDİR ?

DÜNYA NEDİR ?
07 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 4 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Dünya demek; kalbi Allahü Teâlâ'dan gâfil eden, O'nu unutturan, kalbe Allah'tan başkalarını getiren, şeyler demektir.

Kadın, çocuk, mal, rütbe, mevki düşüncesi, Allahü Teâlâ'yı unutturacak kadar ileriye giderse, dünya olur.

Dünya muhabbeti günahların başıdır. Dünyayı sevmekten kurtulmak, ibâdetlerin başıdır.

Dine uymakla zînetlenen kimse, dünya zararından kurtulmuş olur ve ahireti kazanır. Kur'ân-ı Kerîm'de zem edilen, yani kötü denilen dünya, haramlar ve mekrûhlardır. Mal kötülenmemiştir.

Dünyayı terk etmek demek, ona düşkün olmamak, kıymet vermemektir. Ona düşkün olmamak da, varlığı ile yokluğu eşit olmaktır.

Dünyayı ele geçirmek için, ahireti vermek ve insanlara yaranmak için, Allahü Teâlâ'yı bırakmak ahmaklıktır. Dünyaya düşkün olanlarla arkadaşlık etmek, öldürücü zehirdir.

Dünyaya gönül kaptırmayan, mal, mevki, şöhret kazanmak, başa geçmek sevdasında olmayan din âlimleri, ahiret adamlarıdır.

(Müjdeci Mektublar'dan)
Kaynak: Türkiye Takvimi / 24 ARALIK 2010 CUMA - 18 MUHARREM 1432

6 Şubat 2011 Pazar

HÂCE MUHAMMED ZÂHİD BEDAHŞÎ (K.S.)

HÂCE MUHAMMED ZÂHİD BEDAHŞÎ (K.S.)
06 ŞUBAT 2011 PAZAR - 3 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Muhammed Zâhid Bedahşî (k.s.) Hazretleri Silsile-i Sâdât'ın on dokuzuncu halkasıdır. Hâce Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hazretleri'nin en büyük halîfesidir. Yâkûb Çarhî (k.s.) Hazretleri'nin kızının oğludur. Bugün Surhenderyâ denilen Hisar vilâyetinin (Özbekistan) Vahşıvâr diğer adı ile Vahş köyünde doğmuş ve yine bu köyde vefât etmiştir.

Mevlâna Muhammed Zâhid (k.s.) Hazretleri, verâ, takvâ, zühd ve Resûlullah Efendimiz'in sünnetine tâbî olmak gibi ulvî makâmlarda fazîlet sâhibi idi. Üstâzı Ubeydullah Ahrâr (k.s.) Hzretleri'ne intisap etmeden evvel senelerce ömrünü riyâzet ve mücâhede ile geçirmişti.

Gâipten aldığı bir işaretle Ubeydullah Ahrâr Hazretler'i ile görüşmek ve sohbetinde bulunmak, intisap edip irşâd olmak üzere Vahş'tan çıkıp Semerkand yakınlarına geldi. Ubeydullah Ahrâr Hazretler'i mânen bu duruma vâkıf olup atına bindi ve onu karşıladı. İkisi de bineklerinden inip bir ağacın altına oturdular. Hâce Ubeydullah Ahrâr Hazretler'i, hemen orada Hâce Muhammed Zâhid Hazretleri'ni irşad halkasına alarak müridliğe kabul etti. O geceyi sohbetle ihyâ ettiler. Bu sohbet esnâsında Ubeydullah Ahrâr Hazretler'i onu kemâle erdirerek tâlibleri irşad etmesi için ona icâzet ve ruhsat verdiler.

Hâce Muhammed Bedahşi (k.s.) Hazretler'i üstazının emri ile vatanına dönmüş ve ömrünün sonuna kadar talebelerini irşad vazîfesi ile meşgul olmuşlardır.

Hâce Muhammed Zâhid Hazretler'i 936 (1529) senesinin Rebîu'l-evvel ayında Vahşıvâr köyünde ahîrete irtihal etmişlerdir. Buradaki kabr-i şerîfleri müslümanlar tarafından ziyaret edilir. Kendisinden sonra halîfesi Hâce Derviş Muhammed (k.s.) Hazretleri irşâda devâm etmiştir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 23 Ocak 2011 Pazar - 19 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Mü'minin firâsetinden sakınınız. Çünkü o, Hz. Allâh'ın nûru ile bakar."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

GARİP ZAMANINDA İSLÂM'A YARDIM

GARİP ZAMANINDA İSLÂM'A YARDIM
06 ŞUBAT 2011 PAZAR - 3 REBÎ'UL-EVVEL 1432

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Seyyid Ferîd'e yazdığı mektubunda şöyle buyurdular:

"Şüphesiz İslâm, bu zamanda hakîkaten gariptir. Bu zamanda İslâm'ı kuvvetlendirmek için bir kuruş harcamak, (başka zamanlarda) binlerce gümüş ve altın harcamaya denktir. Bu büyük devletle müşerref olanlara ne mutlu!

Dini yaymak ve kuvvetlendirmek -her zaman güzel ve teşvik edilen bir şey ise de-, İslâm'ın garip olduğu bu zamanlarda sizin gibi ehl-i beyt mensubu olan zâtlar tarafından bu hizmetin yapılması daha güzel ve daha iyidir."
Mektubat-ı İmâm-ı Rabbân-i, 1/193


Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 Ocak 2011 Cumartesi - 18 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Borçtan sakınınız. Çünkü o, gece keder ve sıkıntı, gündüz ise zillettir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân
*************************************************************************************

4 Şubat 2011 Cuma

REBÎULEVVEL AYI

REBÎULEVVEL AYI
04 ŞUBAT 2010 CUMA - 1 REBÎULEVVEL 1432

Bugün idrâk ettiğimiz Rebîulevvel ayı, Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) dünyâyı şereflendirdikleri aydır. Bu ayın 12'sinde, senenin ilk kandili olan Velâdet (Mevlid) Kandili vardır.

Bu ay içinde mümkün olduğu kadar çok salât ü selâm (Salât-ı Nâriye, Salât-ı Münciye ve Salât-ı Fethiye gibi salavâtlar) okunmalıdır.
(Duâ ve ibadetler, Fazilet Neşriyat)

Kaynak: Fazilet Takvimi

REBÎULEVVEL AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI

REBÎULEVVEL AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI
04 ŞUBAT 2010 CUMA - 1 REBÎULEVVEL 1432

Hicrî-Kamerî 1432 yılı Rebîulevvel ayı ictimâ'ı dün (03 Şubat Persembe günü) Türkiye saati ile 04.31'de idi.

Ru'yet, ise yine dün (03 Şubat Persembe günü) Türkiye saati ile: 19.32'de idi.

Hilâl'in görüldüğü yerler: Ispanya'nin kuzeyi, Atlas okyanusu'nun orta ve kuzey kesimi ile Güney Amerika kitasinin kuzey kesimi ile Kuzey Amerika kitasinin tamami ve Grönland'in güney bati kesimi.

Hilal; Türkiye, Almanya, Avusturya, Mısır ve Arap yarımadası'ndan görülememistir.

Hilâl'in görüldüğü gü­nü takip eden 4 Şubat Cuma günü yani bugün de Rebîulevvel ayının 1'i olmaktadir.

BEN TEK BAŞIMA GİDERİM

BEN TEK BAŞIMA GİDERİM
04 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Yavuz Sutan Selim Han'ın Îran üzerine yaptığı Çaldıran seferinde uzun yürüyüşe rağmen bir türlü düşmanla karşılaşamamıştı. 8 Ağustos 1514 günü Osmanlı ordusu Eleşkirt önlerine geldiğinde, ordu içindeki tahrikler ve huzûrsuzluklar artmıştı. Bazı fitne ve fesat erbâbı, geri dönülmesini istemekteydi. 17 Ağustos sabahı yeniçeriler, Sultan'ın otağına kurşun atacak kadar işi ileri götürdüler. Yavuz Sultan Selim Han otağ-ı hümâyûndan çıkıp, kısa ve mânîdâr bir konuşma yaptı:

"Dönmek ihtimâlim yoktur. Hattâ bunu düşünmek bile fâsit hayâldir. Biz, İslam dînine aykırı hareket edenleri yola getirmek için bu serhadlere kadar gelmişken, bir takım gayretsizler bizim mesâimizi akîm (neticesiz) bırakmak icin geri çevirmek isterler. Biz katiyyen yolumuzdan dönmeyeceğiz. Ülü'l-emre itâat edenlerle, kasdettiğimiz yere kadar gideriz. Kalpleri zayıf olanlar, çoluk çocuklarını düşünenler ve yol zahmetini bahâne edenler, kendileri bilirler, dönerlerse dîn yolundan dönerler. Eğer bahâne düşmanın gelmemesi ise düşman ileridedir. Er iseniz benimle gelin ve illâ ben tek başıma giderim!"

Atını mahmuzladı; askerler -başları öne eğik- arkasından yürüdüler.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 Ocak 2011 Cumartesi - 18 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Borçtan sakınınız. Çünkü o, gece keder ve sıkıntı, gündüz ise zillettir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Beyhakî, Şu'abü'l-Îmân
*************************************************************************************

ANAYA HİZMETİN KARŞILIĞI PEYGAMBER KOMŞULUĞU

ANAYA HİZMETİN KARŞILIĞI PEYGAMBER KOMŞULUĞU
04 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hz. Mûsa birgün Tûr dağında Allâhü Teâlâ'ya "Yâ Rabbi, cennet'te benim komşum ve arkadaşım kim ise görmek istiyorum." dedi.

Allâhü Teâlâ "Ey Mûsâ, falan beldeye git. Orada senin ümmetinden şu şekil ve sûrette bir kasap var. İşte, senin komşun odur." buyurdu. Hz. Mûsâ gidip târif edilen kasabı buldu. Bir müddet oturdular. Akşam olunca kasap Hz. Mûsâ'yı evine götürüp o gece misâfir etti.

Getirdiği etleri güzelce pişirip hazırladıktan sonra yaşlı ve zayıf bir kadının üstünü başını temizleyip sofraya yanaştırmış ve kendi eliyle hazırladığı yemekten yedirmişti.
Hz. Mûsâ bu hâle hayret etti. Kadının dudaklarının hareketini gördü ve kasaba, "Oğlum, bu hizmetin ne hoştur. Bu yaşlı kadın kimdir." diye sordu. Kasap "Efendim, bu benim muhterem anamdır. Çok yaşlı olduğu için ihtiyaçlarını ben karşılarım. Yedirir içirir, üstünü başını temizlerim." dedi.

Hz. Mûsâ "Vâlidenin dudaklarının hareket ettiğini gördüm. Bir şeyler söylüyordu." buyurdu. Kasap, "Efendim, anam yaptığım bu hizmetimden memnun olup bana hayır duâ ediyor." ve dâimâ 'Yâ Rabbi, ben oğlumdan râzıyım. Sen de râzı ol, Hakkımı helal ettim. Onu cennet'te peygamberimiz Hz. Mûsâ'ya komşu eyle' diye duâ ediyor." dedi.

Hz. Mûsâ, "Seni tebrik ederim. Ben sizin peygamberiniz Mûsâ'yım. Ben Rabb'imden, cennet-i a'lâda komşumun kim olduğunu görmek istediğimi arzettim. Allâhü Teâlâ da beni sana gönderdi. Bilesin ki benim komşum olmanı önce senin istidadın, sonra da annenin duâsı sâyesinde olmuştur." buyurdu.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 21 Ocak 2011 Cuma - 17 Safer 1432

"...HEPİNİZ ALLAH'A TEVBE EDİN, EY MÜ'MİNLER"

"...HEPİNİZ ALLAH'A TEVBE EDİN, EY MÜ'MİNLER"
04 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Tevbe, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk etmek, övdüğü ve izin verdiği şeylere dönmektir. Günahlar ve isyanlar, helâk eder, Allah'tan ve cennetlerinden uzaklaştırır. Onları terk etmek de Allah'a ve cennetlerine yaklaştırır.

Allâhü Teâlâ (meâlen) "... Hepiniz Allâh'a tevbe edin ey mü'minler ki felâh (necât, kurtuluş) bulabilesiniz." (Nûr Sûresi, âyet 31) buyurmuştur.

Bu âyet-i kerîme şöyle tefsir edilmiştir: Nefislerinizin heva ve hevesinden, şehvetlerinizin peşine düşmekten bana dönünüz. Bununla benim yanımdaki yerlerinize kavuşabilirsiniz. Cennet'te ki nimetler içinde ebedî kalabilirsiniz. Umulur ki felâha, büyük murâda erer, sâlihler için hazırlanan cennete benim rahmetimle girersiniz.

Allâhü Teâlâ müminlere şöyle buyurmuştur (meâlen): "Ey Mü'minler! Allâh'a nasûh (bir daha o günahı işlememek üzere gâyet ciddi, müessir) bir tevbe ile tevbe edin. Umulur ki Rabb'iniz sizin günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar..." (Tahrîm Sûresi, âyet 8) Bu tevbe ile kul hiçbir günaha meyletmeden Allâh'a ibâdette dosdoğru olur, isyan ve günaha dönmeyi aklından geçirmez. Son nefesini hüsn-i hâtime yani îmân ile bitirmek gâyesiyle yine günahı sırf Allah için terk eder.

Günahlarından tevbe etmek, icmâ-ı ümmet ile vâcibdir. Allâhü Teâlâ tevbe eden kullarını Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok âyette medhediyor. Meselâ: Bakara sûresi'nin 222. âyeti'nde (meâlen) "... şüphe yok ki Allah, çok çok tevbe edenleri sever ve tertemiz olmağa çalışanları sever." buyurmuştur. Bu âyette Allâhü Teâlâ'nın mü'minler tevbe ettikleri ve günahlarından temizlendikleri için sevdigi bildirilmiştir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 Ocak 2011 Perşembe - 16 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) "Yâ Resûlallâh, nasûh tevbe nasıl olur?" diye soruldu. "Kul, yapmış olduğu günaha öyle pişman olmalı ve Allâh'a öyle tevbe etmelidir ki, süt nasıl memeye geri dönmezse o da, o günaha bir daha dönmemelidir." buyurdular."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Suyûtî, ed-Dürrü'l-mensûr
*************************************************************************************

GUSÜL ABDESTİ

GUSÜL ABDESTİ
04 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Gusül; bütün vücûdun yıkanmasından; boy abdestinden ibârettir. Hayız ile nifasın kesilmesinden sonra ve cünüplükten temizlenmek icin gusül îcâb eder.

Guslün farzları, bir kere ağzı, burnu ve bütün vücûdu yıkamaktan ibâret olmak üzere üçtür. Bu farzların, aşağıda bildirildiği gibi yapılması lâzım gelir:

Önce ağıza, sonra buruna bolca su alınmalı, bu hususta abdesttekinden daha çok mübalâğa gösterilmelidir.

Vücutta iğne ucu kadar kuru bir yer kalmamasına dikkat edilir, kulaklar ve göbek oyuğu yıkanır, saçların, sakalların, kaşlar ile bıyıkların aralarına ve altlarındaki deriye suyun geçmesi temin edilir. Saç, sakal ve bıyık pek sık da olsa buna dikkat edilmelidir. Zîrâ bunların araları ve dipleri kuru kalırsa gusül tamam olmaz.

Kadınların sarkmış olan saçlarının muhakkak yıkanılması lâzım değildir. Yeter ki, su bunların, diplerine yetişmiş olsun. Erkeklerde ise bir zarûret bulunmadıgı takdirde, uzun saçların da her tarafını yıkamak îcâb eder.

Kapanmamış olan küpe deliklerinin içerisi de yıkanmalıdır. Bu deliklerin ıslanmış olduğuna kanâat hâsıl olmalı, böyle bir kanâat hâsıl olmazsa onları el ile uğraşarak ıslatmalıdır. İçlerine su, zorla girebilecek halde bulunan küpe deliklerini de içlerine suyu geçecek bir tarz da el ile ıslatıp yıkamalıdır.

Tırnaklar arasında kalan kurumuş çamurların ve göz çapakları gibi şeylerin altını da yıkamak lâzımdır. Fakat tırnaklardaki kirler ve topraklar gusle mâni olmaz. Çünkü bunlar, suyun geçmesine mâni değildir. Kınalar gusle mâni olmaz.

Dişlerin arasında suyun geçmesine mâni olacak bir şey de bulunmamalıdır. Bunların altına su geçmeyince gusül sahih olmaz.

Ağzını veyâ burnunu yıkamadığını veyâ bir âzâsının kuru kalmış olduğunu sonradan anlayan kimsenin yeniden gusletmesi lâzım gelmez. Yalnız bu âzâları yıkaması kâfî gelir. Eğer arada farz bir namaz kılmış ise onu iâde etmesi îcâb eder.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 19 Ocak 2011 Çarşamba - 15 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Her yedi günde bir gusletmesi ve o gün başını ve (bütün) vücûdunu yıkaması her müslümân üzerinde Allâhü Teâlâ'nın bir hakkıdır."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sahîh-i Müslim
*************************************************************************************

CEHÂLET

CEHÂLET
04 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Birgün Tabiînden Ahnef bin Kays (rh.)'ın meclisinde bulunanlardan birisi "Filân adam câhildir, okumak yazmak bilmiyor." deyince, Ahnef bin Kays: "İnsan yalnız okuyup yazmakla cehaletten kurtulamaz. Okur yazar olduğu halde şu altı huy kendinde bulunan kimse âlim sayılmaz :

Herkese itimat etmek,

Faydasız söz söylemek,

Mâkul, mantıklı bir sebebe dayanmadan hiddetlenmek,

Ehil olmayana iyilik etmek,

Herkese sırrını açmak,

Dostu düşmanı fark etmemek."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 18 Ocak 2011 Sali - 14 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Allâhü Teâlâ'nın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allâhü Teâlâ'yı zikreden bir cemaat bulduklarında birbirlerini 'Aradığınız(burad)a gelin' diye çağırırlar. Onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semâsına kadar doldururlar."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sahîh-i Buhârî
*************************************************************************************

3 Şubat 2011 Perşembe

AĞIZ TEMİZLİĞİ

AĞIZ TEMİZLİĞİ
03 ŞUBAT 2011 PERŞEMBE

Dilde, dişetlerinde ve yanaklarda barınan bakteriler ağızda kötü koku, dişler üzerinde bakteri plağı meydana getirir, dişetinde iltihap ve çürüklere sebep olur. Dişeti iltihabının çene kemiklerinde meydana getirdiği erime neticesinde dişler sallanır ve diş kaybına sebep olur.

Bakterilerden ve kötü kokusundan kurtulmak için:

Fırçalama ve diş ipi, bakterilerin bir kısmını yok eder.

Dişler günde iki kere ve 2 dakika fırçalanmalıdır.

Dişlerin ön yüzü, diş fırçasının 45°'lik bir meyil ile dişin dişeti ile birleştiği yerden ufak dairevî hareketlerle fırçalanır.

Dişlerin arka yüzü fırçanın ucuyla dişetinden dişe doğru aşağı ve yukari 8-10 kere cekerek fırçalanmalıdır.

Dişlerin çiğneyen yüzleri de ileri geri hareketlerle fırçalanır.

Üst çene dişleri sağ en geriden başlanıp öne doğru önce dışı sonra içi sonra çiğneme yüzeyi hiç atlamadan fırçalanır.

Sonra alt çene dişleri sağ en geriden başlanıp öne doğru önce dışı sonra içi sonra çiğneme yüzeyi hiç atlamadan fırçalanır.

Dil de fırçanın dil temizleyici tarafı ile arkadan öne doğru günde iki kere 10 saniye süreyle temizlenir.

İLMİHAL ÖĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR

İLMİHAL ÖĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR
03 ŞUBAT 2011 PERŞEMBE - 30 SAFER 1432

Ehl-i sünnet mezhebini ve îtikâdını ehlinden öğrenip, inandıktan sonra, kötü huy ve ahlâklardan sakınacak, güzel ahlâk ile ahlâklanacak kadar ilim sâhibi olmak, erkek, kadın bütün müslümanlara farzdır.

Her müslüman, çoluk çocuğuna ve eşine ilmihâlini öğretip, onları dine uymayan şeylerden korumalıdır. Emri altında bulunanlara da ilmihâllerini öğretip, onları korumalıdır. Önce ehl-i sünnet îtikâdını, inancını, sonra amel bilgilerini, sonra ahlâk ilmini, daha sonra da alışveriş vb. muâmelât bilgilerini öğretmelidir. Bu bilgilere "İlmihâl" denir. Bunları bilmek herkese farz-ı ayındır.

Çocuklari daha küçükken sünnet ettirmeli, ehl-i sünnet îtikâdını ve Kur'ân-ı Kerîm okumasını öğretmelidir. Çocuga üzerine farz olan amellerin farzlarını ve vâciblerini yerine getirecek ve haramlardan sakınacak kadar ilim öğretmek farzdır. Meselâ abdest, namaz, oruç, -zengin ise- zekât ve hac bilgilerinin öğretilmesi farzdır. Bundan sonra geçimini temin edeceği bir iş, bir sanat öğretmelidir.

Bir sanatla uğraşıyorsa, mesleğinde harâma düşmeyecek kadar ilim öğrenmesi farzdır. Alışveriş öğrenmek gibi. Çünkü bir kimse, bu bilgileri öğrenmeden alışveriş ve ticârete başlarsa, şüphesiz harâma düşme tehlikesi vardır.

Eger bir şey farz veya harâm ise onun ilmini öğrenmek farzdır.

Eger vâcib veya kerâhet-i tahrîmiye ile mekruh ise onun ilmini öğrenmek vâcibdir.

Eger sünnet veya kerâhet-i tenzîhiye ile mekrûh ise onun ilmini öğrenmek sünnettir.

Müstehab ise onun ilmi de müstehabdır. Mübâh ise ilmini öğrenmek de mübâh olur.

İlmi ile amel eden âlimlerin meclisinde bulunmalıdır.

Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: "Bir saat ilim meclisinde bulunup, dînimde lâzım olanları öğrenmek, bana Kadir Gecesi'ni ihyâ etmekten daha sevimlidir."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 17 Ocak 2011 Pazartesi - 13 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İlm(-i hâlini) öğrenmek (erkek-kadın) her Müslüman üzerine farzdır."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i İbn-i Mâce
*************************************************************************************

2 Şubat 2011 Çarşamba

ÖMER BİN ABDÜLAZİZ'İN OĞLUNA NASİHATİ

ÖMER BİN ABDÜLAZİZ'İN OĞLUNA NASİHATİ
02 ŞUBAT 2011 CARSAMBA - 29 SAFER 1432

Emevî Halîfesi Ömer bin Abdülazîz, oglunu Mısır'a vâli olarak tâyin etti. Onunla vedâlasırken kendisine söyle dedi:

"Halkın arasvna hikmet sâhibi kisiler gönder. Yavrucugum, calıstırdıgın kimselere bak! Eger onların sende sabahleyin alacakları bir hakları varsa bunu aksama bırakma! Yok, sâyet aksam alacakları bir hakları varsa bunu da sabaha erteleme! haklarını vaktinde ver! Bu, onların sana itâat etmelerini saglayacaktır.

Sakın ha, halkına karsı senden bir yalan söz cıkmasın! Eger onlar senden bir yalan duyarlarsa artık dogru söylesen bile sana inanmazlar.

Yardımcılarınla ve ilim adamlarıyla istisare et! Sâyet onlardan gerekli olan fikri alamazsan o zaman bana yaz. Ben sana insallah fikrimi bildiririm.

Eger halktan birine karsı bir kızgınlıgın olmussa bunu ona kızgınlık anında belirtme! Ona verecegin cezâyı kızgınlıgın gecinceye kadar icinde sakla! Daha sonra sakinlestiginde kararını ver.
Arkadaslarını ve sırdaslarını basîretli, dindar ve sahsiyetli kimselerden sec. Allah yâr ve yardımcın olsun!"

Kaynak: Fazilet Takvimi / 16 Ocak 2011 Pazar - 12 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"(Kâmil) Mü'min, malları ve canları husûsunda insanların kendisinden emîn olduğu kimsedir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i İbn-i Mâce
*************************************************************************************

10 bin Avro'ya Bedelli Askerlik yasalaşti

10 bin Avro'ya Bedelli Askerlik yasalaştı
02 Şubat 2011 Carsamba

TBMM Genel Kurulu'nda bedelli askerlikle ilgili yasa teklifi kabul edildi. Yurt dışında yaşayıp, dövizle askerlik kapsamından çıkartılan veya bu hizmetten yararlanma şartlarını kaybedenleri sevindirecek karar alındı.

Yurt dışında yaşayıp, dövizle askerlik kapsamından çıkartılanlar veya bu hizmetten yararlanma şartlarını kaybedenler, 10 bin avro ödemeleri ve temel askerlik eğitimini yapmaları halinde, askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak.

Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Yasaya göre, yurt dışında yaşayıp, daha önce her ne nedenle olursa olsun dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkartılanlar veya bu hizmetten yararlanma şartlarını kaybettikleri sonradan tespit edilenler, kanunda belirtilen şartları taşımaları ve 10 bin avro ödemeleri ve temel askerlik eğitimini yapmaları halinde, askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak.

Bu kişiler, durumlarını ispat eden belgeler ile konsoloslukları aracılığıyla askerlik şubelerine başvuracak. 10 bin avro veya karşılığı yabancı ülke parasını, başvuru sırasında defaten ödeyecekler.

Yasanın yürürlüğe girdiği tarihte 45 yaş ve üzeri olanlar da dövizle askerlikten yararlanabilecek. Yurt dışında yaşayan 45 yaş ve üzeri kişiler ise 15 bin avro veya karşılığı yabancı ülke parasını başvuru sırasında defaten ödeyecek.

Bu kişiler, temel askerlik eğitimine tabi tutulmadan, askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılacak; eğer 21 günlük temel askerlik eğitimini yapmak isterlerse de 10 bin Avro ödemeleri yeterli olacak.

Türk vatandaşlığından çıkmalarına İçişleri Bakanlığınca izin verilenler ile Türk vatandaşlığını kaybettirilmesine Bakanlar Kurulunca karar verilenlerden; düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 yıl içinde vatandaşlığa alınmak üzere yetkili mercilere başvuranlar, Türk vatandaşlığına yeniden kabul edilme tarihinin ardından 1 yıl içinde başvurmaları halinde, bu hükümlerinden yararlanacak.

Bu düzenlemeden yararlananların dövizle askerlik hizmeti kapsamında daha önce yaptıkları ödemeler, ödeyecekleri toplam miktardan düşülecek. Bundan yararlanan yükümlüler hakkında, saklı, yoklama kaçağı, bakaya veya noksan hizmetli statüsünde olup her ne sebeple olursa olsun askerlik hizmetini tamamlamamaktan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılamayacak, başlatılmış olanlar ise sona erdirilecek.

-SAĞLIK YARDIMI VERİLECEK-

Yasayla, görev sırasında, görev dışında görevlerinden dolayı saldırıya veya kazaya uğrayan erbaş ve erlerden sağlık kurumlarında tedavisi sürenlere, tedavinin sürdüğüne dair sağlık kurul raporuna istinaden sağlık yardımı verilecek.

Terhislerini takip eden aybaşından itibaren verilecek sağlık yardımı, görevdeki uzman çavuşun aldığı net maaşın 2/3'ü olarak, bağlı olduğu Kuvvet Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından ilgili bütçe kaleminden ödenecek.

36 ayı geçmemek üzere yapılacak bu ödemelerde, sigorta primi dahil, hiçbir kesinti uygulanmayacak, tedavi sürecindeki gerçekleştirilen sağlık yardımı personelden tahsil edilmeyecek.

Olay, kaza; keyif verici içki ve her çeşit madde kullanmaktan, her ne şekilde olursa olsun kendisine veya başkalarına menfaat sağlamak veya zarar vermek amacından doğmuş ise sağlık yardımı ödenmeyecek.

Aynı hükümler yedek subaylar için de geçerli olacak. Yedek subaylara yapılacak sağlık yardımı ise görevdeki emsali yedek subayın net maaşının 2/3'ü olarak ödenecek.

Tedavisi sürenlerden vazife malulü ya da harp malulü aylığının bağlandığı tarihi takip eden aybaşından itibaren; malullük durumu oluşmaksızın tedavisi kesin işlemli sağlık kurulu raporuyla sonlandırılanlara, raporunu takip eden aybaşından itibaren sağlık yardımı ödenmeleri sonlandırılacak. Anahtar Kelimeler: Bedelli Askerlik - 10 bin Euro - 10.000 Euro - Yurt dışı - yurtdisi - 10 bin avro - yurtdisinda ki vatandaslar icin bedelli askerlik yasalasti -

KUŞ ÖTMESİ UĞURSUZLUK DEĞİLDİR

KUŞ ÖTMESİ UĞURSUZLUK DEĞİLDİR
02 ŞUBAT 2011 SALI - 29 SAFER 1432

Hz. İkrime (r.a.) rivâyet etmiştir:

Birgün İbn-i Abbas (r.a.)'ın yanında oturuyorduk. Civarda bir kuş öttü. Kuşun ötüşünü ugur sayan veya kötüye yoranlardan birisi kuş civiltisini işitince "İnşallah hayırdır!" dedi.

İbn-i Abbas (r.a.) "Ne hayırdır, ne de şer. Bir kuş öttü. İşte o kadar!" buyurdu.

Zamanın âriflerinden birinin hânesi civarında bir kuş ötmesiyle hanımı kendisine "Efendi! Bu kuş nicin öter?" diye sorunca, "Efendim! Kuş degilmi ? Elbette öter:" diyerek Hz. İbn-i Abbas (r.a.) gibi bir cevap vermiştir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 16 Ocak 2011 Pazar - 12 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"(Kâmil) Mü'min, malları ve canları husûsunda insanların kendisinden emîn olduğu kimsedir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i İbn-i Mâce
*************************************************************************************

1 Şubat 2011 Salı

EN BÜYÜK İBÂDET DİNİN DİREĞİ: NAMAZ

EN BÜYÜK İBÂDET DİNİN DİREĞİ: NAMAZ
01 ŞUBAT 2011 SALI - 28 SAFER 1432

Her akıllı, bâliğ (ergen) olan kimsenin ehl-i sünnet itikadı üzere îmân olunacak husûsları bilip îmân ettikten sonra beş vakit namazın farzlarını ve vâciblerini bilmesi ve Peygamberimizden naklolunduğu üzere yerine getirmesi lazımdır.

Namaz, Peygamberimiz Muhammet Mustafa aleyhisselâm hazretlerinin hicretten evvel Mekke-i Mükerreme’de isrâ ve mi’râc ettikleri gecenin ertesi Ashâbına tebliğ buyurdukları farzların en kuvvetlisidir. Resûlullah’ın asr-ı saâdetlerinde namazın farz olduğuna icmâı ümmet vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de nice yerde “Salât” kelimesi ile namaz emredilmiştir. Bu “salât” kelimesi ile murâdın beş vakit edâ ettiğimiz malum rükünler ve hususî fiiller Peygamber Efendimizin (s.a.v.) beyânları ve bizzât işlemeleri ile bilinmiş olup asırlardır inkâr edilemez bir tevâtür ile naklolunmuştur.

Namaz, bütün farz amellerin aslı, dînin direği ve bütün ibâdetleri içine alan bir farzdır. şöyle ki; namazda; örtünmek için giyilen elbiseye mal sarf etmek icab ettiğinden mâlî ibâdet olan zekât,

Ka’beye dönmek icap ettiğinden; hac,

İbâdetten başka şey işlenmediğinden, i’tikâf,

Niyete bağlı olması itibârıyla; ihlâs,

Tahrîme tekbiri; (Allâhü Ekber) ile mübahlardan da el çekmek itibârıyla; oruç,

Âdâbı üzere kıyam rükû ve secde etmek ve dâimâ huşûlu olmak itibariyle; bütün bedenî ibâdetler,

Şeytanın vesveselerini uzaklaştırmaya çalışmak itibarıyla; cihâd,

Cenâb-ı Hakk’a münâcât itibârıyla ibâdetlerin gâyesi olan ma’rifet-i şühûdiyeyi ve bedenî ibadetlerin en üstünü olan; Kur’ân-ı Kerîm okumak ve îmânın aslı olan kelime-i şahadetin okunması vardır.

Hâsılı namaz, bütün ibâdetleri birleştiren, bir araya getiren bir asıl ve dînin direğidir ki, bu ümmet-i Muhammedin diğer ümmetlere üstün kılındıklarına da delildir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 15 Ocak 2011 Cumartesi - 11 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Muhakkak hayra delâlet eden, (yol gösteren) onu yapan gibidir. "
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

ANA İÇİN SADAKA VERMEK

ANA İÇİN SADAKA VERMEK
01 ŞUBAT 2011 SALI - 28 SAFER 1432

Ensardan Sa'd bin Ubâde (r.a.) Peygamber Efendimiz'le (s.a.v.) beraber Dûmatü'l-cendel harbinde iken annesi vefat etmişti.

Sa'd "Yâ Resûlallah! Validem, ben harbde iken vefat etti. Vâlidem adına sadaka versem, validem bu sadakadan faydalanır mı ?" dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Evet, faydalanır." buyurdular.

Sa'd bin Ubâde "Yâ Resûlallah! Şâhit olunuz ki, benim etrafı duvarlarla çevrili kıymetli bir hurma bahçem var, onun için sadaka olarak veriyorum." dedi.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 14 Ocak 2011 Cuma - 10 Safer 1432

************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Cebrâil (a.s.) gece namazı hakkında bana o kadar tavsiyede bulundu ki, ümmetimin en hayırlısının (gece) çok az uyuyanlar olduğunu zannettim." "
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Müsned-i Ebû Hanîfe
************************************************************************************

ELMA TATLISI (12 kişilik)

ELMA TATLISI (12 kişilik)
01 ŞUBAT 2011 SALI - 28 SAFER 1432


Malzemeler: Hamur için; 2 yumurta, 700 gr. un, 1 su bardağı şeker, 250 gr. tercihen tereyağı, 1 çay bardağı sıvıyağ, 1 çay bardağı yoğurt, kabartma tozu, hindistan cevizi, vanilya.

İçi için: 1 çay bardağı şeker, 3 elmanın rendesi, tarçın.

Şerbet: 2 buçuk su bardağı şeker, 2 su bardağı su.

Yapılışı: Hamurun bütün malzemeleri karıştırılıp yoğrulur. Diger taraftan elma rendesi, tarçın ve şeker tavada kavrulur ve soğutulur. Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparılıp, avuç içinde açılır. içine elmalı karışımdan katılıp kapatılarak yuvarlanır. 180 derecelik fırında kızarana kadar pişirilir. Ilıyınca üzerine soğuk şerbet dökülür ve hindistan cevizi serpilir.

Afiyet olsun