7 Mart 2011 Pazartesi

HALKIN ADİL SULTANLARA SEVGİSİ

HALKIN ADİL SULTANLARA SEVGİSİ
7 MART 2011 PAZARTESİ - 2 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

İnsanların idârecilere olan sevgisi, onun idâresinde refah içinde yaşadıkları, nimetlerinden faydalandıkları içindir. İdâreciler zulüm ve haksızlıktan uzak bulunmalıdırlar. Eğer adâletle, insafla hareket eder ve zulümden yüz çevirip, Hak yolunda halkla beraber olur ve zayıfları korursa herkes tarafından sevilir.

Adâleti ile meşhur Sultan Salahaddin (1138-1193), adâlet sevgisini, Sultan Nureddin Şehid'den öğrenmiştir.

Kâdı Bahauddin, Salahattin Eyyûbî hakkında şunları anlatır:

Salahaddin-i Eyyûbî, Dimeşk kalesinde vefat ettiği zaman, halk o kadar üzüldü ki, onu anlatmaktan dil acizdir. Merhum hayatta iken halktan birçok kimse: "Bu şefkatli hükümdara canımızı ve çocuklarımızı feda ederiz." derlerdi. Biz, devlet başkanları için söylenen bu şekildeki sözleri mübalâğalı görürdük. Sultan Salahaddin âhiret âlemine göçünce gördük ki, bu söz doğru imiş. Herkes vicdânında şunu duydu: Şâyet fedâ mümkün olsa, canını ve en çok sevdiği evladını feda ederdi. Çünkü o zaman Hıristiyanlar Şam yakınlarını ve Kudüs'ü almışlardı. Mısır ve Şam'ı alarak İslâm'a daha çok zarar verebilirlerdi. İşte Salahaddin Eyyûbî yaz - kış demeyip, gece ve gündüz çalışarak Hıristiyanlarla muhârebeler neticesinde Kudüs ü ve birçok sâhili Hıristiyanlardan geri aldı. Vefat edince hazinesinde sadece bir altın ve otuz yedi akçe bulundu.

Osmanlı sultanları da adâletiyle meşhur olmuşlar ve bu isimle anılmışlardır. Onlar, kuruluş tarihinden itibâren Ehl-i sünnetin yolundan ayrılmamışlar ve sapıklıktan tamamen uzak kalmışlardır. Ayrıca İslâm sancağını yüceltmek, kâfirleri ve putperestleri kahretmek husûsunda kusur göstermemişlerdir.
Anahtar Kelimeler: HALKIN ADİL SULTANLARA SEVGİSİ - Halkin adil sultanlara sevgisi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 4 MART 2011 CUMA - 29 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR AYET-İ KERİME
"Adaletle hükmedin (her hak sahibine nasibini verin). Muhakkak Allâhü Teâlâ adaletle hükmedenleri sever."
Kaynak: Hucurat Sûresi, âyet 9
*************************************************************************************

6 Mart 2011 Pazar

KİMLER SABREDEN VE ŞÜKREDENDİR

KİMLER SABREDEN VE ŞÜKREDENDİR
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz buyurdu:

"İki haslet kendisinde olan kimseyi Allâhü Teâlâ şükreden ve sabredenlerden yazar.

Bu iki haslet kendisinde olmayan kimseyi de şükreden ve sabredenlerden yazmaz:

Dînî hususlarda (sâlih amellerde) kendinden yukarıda olanlara bakıp onlara uyan ve dünya işlerinde kendisinden aşağıdakine bakıp da kendisini onun üzerine faziletli kılan Allâhü Teâlâ'ya hamd eden kimseyi nimetlere şükreden ve belâlara sabreden yazar.

"Kim de dînî hususlarda kendisinden aşağıda olanlara bakar (da kibirlenir), dünya işlerinde de kendisinden yukarıda olanlara bakar ve onda olanlar kendisinde olmadığı için üzülürse Allâhü Teâlâ o kimseyi şükreden ve sabreden yazmaz."

"Belâya uğramış birini gören 'Elhamdü lillâhillezî âfânî mimmebtelâke bihî ve faddalenî alâ kesîrin mimmen haleka tefdîlâ' derse -hangi belâ olursa olsun- ona, bu belâdan âfiyet verilir, ona belâ isabet etmez."

(Mânâsı: Seni mübtela kıldığı beladan bana âfiyet veren ve beni yarattıklarının birçoğundan fazîletli kılan Allah'a hamdolsun.)
Anahtar Kelimeler: KİMLER SABREDEN VE ŞÜKREDENDİR - kim sabreden kim sükredendir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İnsanların sende görmelerini çirkin gördüğün (sevmediğin) şeyi yalnız başına kaldığın zaman da yapma."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

ŞÂH-I NAKŞİBEND HAZRETLERİ (K.S.)

ŞÂH-I NAKŞİBEND HAZRETLERİ (K.S.)
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri, "Silsile-i Sâdât'ın on beşinci halkasıdır. Silsilenin on dördüncü halkası olan Seyyid Emir Kilâl Hazretleri'nin halîfesi, silsilenin on altıncı halkası olan Alâuddin Attar (k.s.) Hazretleri'nin üstazıdır. Künyesi Muhammed Bahâüddin Şâh-ı Nakşibend el-Üveysi el-Buhârî'dir (Kaddesallâhu sirrahu'l-azîz). 718 (m. 1318) senesinde Buhârâ yakınlarında daha sonra Kasr-ı Arifân adını alacak olan Kasr-ı Hinduvan köyünde dünyâya geldi ve aynı yerde 791 (m. 1389) senesinde Rebîu'l-evvel ayının üçünde, pazartesi günü vefât etti. Kabr-i şerîfleri oradadır.

Daha küçük bir çocukken Hâce Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) onu manevî evlatlığa kabul etmiştir.

Bir gün üstazı Emir Kilâl (k.s.) onu yanına çağırarak şöyle der: "Evlâdım Bahâuddin! Hâce Muhammed Baba Semmâsî (k.s.) Hazretleri'nin senin hakkındaki emirlerini yerine getirdim. Semmâsî Hazretleri beni nasıl terbiye ettilerse seni de öyle terbiye etmemi emir buyurmuşlardı. Sana artık icâzet veriyorum, nereye istersen o istikâmete gidebilirsin."

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri'nin, Evrâd-ı Bahâiyye, Tuhfe ve Hediyyetü's-Sâlikîn adlı eserleri vardır.

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri çok zâhid bir zat idi. Bütün işlerinde vera sâhibi idi; Şüpheli şeylerden kaçınır, bilhassa yiyeceği şeylere çok dikkat ederdi. Talebelerini helal yoldan kazanıp yemeye teşvik eder ve Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizin şu hadîs-i şeriflerini okurdu: "İbâdet on kısımdır; bunların dokuzu helal kazançtır. Kalan biri ise diğer ibâdetlerdir."

Bir gün Şâh-ı Nakşibend Hazretleri'nden keramet göstermesini istediler; şöyle buyurdu: "Bunca günahımıza rağmen yeryüzünde yürüyebilmemizden daha açık keramet mi olur?"

Buhara âlimlerinden biri, Şah-ı Nakşibend Hazretleri'ne, kulun, namazda huzuru ne ile bulabileceğini sordu. Şöyle buyurdular: "Helal yemek, namazın dışında, abdest alırken ve ilk tekbiri alırken Allâhü Tealâ'yı unutmamak iledir."
Anahtar Kelimeler: ŞÂH-I NAKŞİBEND HAZRETLERİ (K.S.) - Sah-i Naksibend Hazretlesi (k.s.)
Kaynak: Fazilet Takvimi / 2 MART 2011 ÇARŞAMBA - 27 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bir kimse gelip "Yâ Resûlallâh! İnsanların en hayırlısı kimdir?" diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun ve ameli güzel olandır." buyurdu."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

DÜNYA VE ÂHİRET SAÂDETİNİ İSTEMEK

DÜNYA VE ÂHİRET SAÂDETİNİ İSTEMEK
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Enes bin Mâlik'e (r.a.) "Bize dua et." dediler. O da "Allâhümme Rabbenâ Âtinâ..." duâsını okudu.

"Daha çok dua et." dediler. Yine aynı duâyı okudu.

"Tekrar daha fazla dua et" dediler. Enes bin Mâlik (r.a.) "Siz ne istiyorsunuz? Ben sizin için Allâhü Teâlâ'-dan dünya ve ahiret hayırlarını istedim. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu duâyı çok okurdu." dedi.

Allâhü Teâlâ bu dua ile dua edeni Kur'ân-ı Kerîm'inde medhetmiş ve ona fazlından ve rahmetinden nasip vermiştir;

Bakara Sûresinin 200. âyetinde (meâlen) "İnsanlardan bazıları 'Rabbimiz bize (vereceğini) dünyada ver' derler. Bunun için âhirette bir nasip yoktur." buyurulmuştur. Onlar 'Bize deve koyun sığır köle altın gümüş (yani dünya nimetleri) ver' derler ve her şeyde dünyaya niyet ederler dünya için harcarlar ve onun için çalışırlar. Onların derdi isteği budur. Fakat âhirette onların nasibi olmayacaktır.

"Bazıları da 'Rabbimiz bize dünyada bir güzellik ver âhirette de bir güzellik ver ve bizi cehennem ateşinden koru' der." Her ikisinin de dualarından nasibi vardır. Öncekiler yalnız dünyadan nasib alır âhiretten mahrum kalır. Diğerleri de hem dünyadan hem âhiretten nasib alırlar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hastayı ziyarete gitmişti. Adam hastalıktan tüyleri yolunmuş bir kuş gibi kalmıştı.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Allâhü Teâlâ'ya nasıl dua ederdin veya ondan neyi isterdin?" buyurdular.

O da "Allah'ım! Âhirette bana vereceğin azabı dünyada iken hemen ver diye dua ettim." dedi.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) -hayretle- "Sübhânallah senin buna gücün yetmez sen buna takat getiremezsin. Sen hiç 'Allâhümme Rabbenâ âtinâ fiddünya haseneten ve fil âhireti haseneten ve kınâ azâbennar' duasını okudun mu?" buyurdular. O kişi Allâhü Teâlâ'ya bu duâ ile duâ etti ve şifâ buldu.
Anahtar Kelimeler: DÜNYA VE ÂHİRET SAÂDETİNİ İSTEMEK
Kaynak: Fazilet Takvimi / 1 MART 2011 SALI- 26 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rabb'inden, dünyâ ve âhirette af ve âfiyet iste. Af ve âfiyet verildiği zaman felâh bulur; muradına -Allâh'ın rızâsına- erersin."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce
*************************************************************************************

MÜ'MİN NASIL OLMALI

MÜ'MİN NASIL OLMALI
6 MART 2011 PAZAR - 1 REBÎ'UL-ÂHİR 1432

Müslüman Allâh'a ibâdeti, peygamberine itâati ve onların rızalarını her şeyden üstün tutar. Sâdece Allâh'tan korkar, başka hiçbir şeyden korkmaz.

Müslüman, sadece Allah'a tevekkül eder. Korku ile ümit arasındadır.

Müslüman, Resûlullâh'ı (s.a.v.), canından çocuğundan, anasından ve bütün insanlardan daha çok sever.

Müslüman, Allâh'ın kaderine; takdirine râzı olur, kazâsına sabreder.

Müslüman, sâlih ameller işler. Yaptığı iyilikler kendisini sevindirir, kötülükler de üzer.

Müslüman, her zaman abdestli olmağa gayret eder, gece kalkıp namaz kılar, bu kendisi için bir şereftir.

Mü'min mü'minin kardeşidir. Din kardeşine karşı kin ve nefret beslemez, onlara duâ eder, hayırlı işlerden kendisi için istediği şeyi din kardeşi için de ister.

Müslüman, sevdiğini Allah için sever, buğzettiğine de Allah için buğzeder.

Müslüman, komşusuna iyilik eder, aslâ onlara eziyet ve sıkıntı vermez. Komşusu aç iken kendisi tok yatmaz. Misâfirine ikrâm eder.

Mü'min kendini küçük düşürmez. İnsanlara muhtaç olmaz. Ahlâkı güzel olur. Çok ayıplamaz, lânet etmez, çirkin söz söylemez ve hayâsız olamaz.

İnsanlar, malları ve canları hususunda müslümandan emîn olur.

Müslüman, alışverişte kimseyi aldatmaz, aslâ yalan söylemez. Ya hayırlı ve faydalı sözler söyler veyâ dilini tutar.

Müslüman, bir delikten iki defâ sokulmaz, aynı hatâyı bir daha yapmaz.
Anahtar Kelimeler: MÜ'MİN NASIL OLMALI - Mümün nasil olmali ? - mümin biri nasil olunur ?
Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Çok ayıplayan, çok lânet eden, çirkin söz söyleyen ve hayâsız kimse (kâmil) mü'min olamaz."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

5 Mart 2011 Cumartesi

BİR BEYİT

BİR BEYİT
6 MART 2011 PAZAR


"Seyyiât insana nefs-i kemterinden gelür,
Her hacâlet âdeme sû-i karîninden gelür.
"

(Diyarbakırlı Saîd Paşa)

Günahlar insana nefsi emmâresinden gelir her utanç verici şey de kötü arkadaştan gelir.

3 Mart 2011 Perşembe

ANA BABA NİMETİ

ANA BABA NİMETİ
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

İnsanın dünyâya gelmesine vesîle olan ve âciz olduğu vakit ona en büyük destek olan, onu terbiye eden, yiyecek ve içeceğini, her türlü ihtiyaçlarını karşılayan, hayâtının devâmına, büyümesi ve gelişmesine sebep olan ana ve babasıdır.

Çeşitli meşakkat ve güçlüklere göğüs gererek, her türlü ihtiyaçlarını, gece ve gündüz demeden ve yorulmadan karşılayan, hattâ evlâdını kendisine tercih eden gene ana ve babadır.

Annenin çocuğu taşımak, dünyâya getirip emzirmek ve diğer meşakkatlere katlanmakla babadan daha çok hakkı vardır. Bu sebepledir ki bazı Ashâb-ı Kirâm, Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) sordular:

"Ey Allah'ın Resûlü! Kime iyilik edelim?" dediler. Resûlüllah (s.a.v.): "Annene," buyurdu. "Sonra kime?" diye sordular. Resûlullah (s.a.v.) üç defâ: "Annene!" buyurdu. Ancak dördüncü defâsında "Babana" buyurdular.

Şefkâtinin üstünlüğü sebebi ile anne sevgisi baba sevgisinden üstündür. Çocuklar, korku ve sıkıntı ânında anneye doğru koşarlar ve ona sığınırlar.

Anne ve babanın çocuklarına karşı yaptıkları bu hizmetlerin şükrünü yerine getirmeğe güç yetmez. Çocuklar ne kadar iyilik etseler anne ve babanın iyilik ve terbiyelerine denk ve yakın olamaz.

Bir kimse Peygamber Efendimize şöyle dedi: "Benim bir annem var. Onu sırtımda taşıyorum, yüzümü ondan çevirmiyorum ve bütün kazancımı ona harcıyorum. Hakkını ödemiş oluyor muyum?

Resûlullah (s.a.v.): "Bir zorluğun hakkını ödemiş olmazsın. Çünkü o, sana hizmet ederdi ve senin hayatını, yaşamanı isterdi. Şimdi sen ona hizmet ediyorsun, fakat ölümünü bekliyorsun." buyurdular.
Anahtar Kelimeler: ANA BABA NİMETİ - Anne Baba nimeti - Ana - Baba - nimet - anne
Kaynak: Fazilet Takvimi / 27 ŞUBAT 2011 PAZAR - 24 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kim ana babasının veyâ onlardan birinin kabrini her Cumâ günü bir defa ziyaret ederse günahları bağışlanır ve ana babasına iyilik yapanlardan yazılır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Feyzu'l-Kadîr
*************************************************************************************

REBÎULÂHİR AYI İÇTİMÂI, RU'YET VE BAŞLANGICI

REBÎULÂHİR AYI İÇTİMÂI, RU'YET VE BAŞLANGICI
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hicrî-Kamerî 1432 yılı Rebîulâhir ayı ictimâ'ı yarın (4 Mart Cuma) Türkiye saati ile 22.46'da.

Ru'yet, ise 5 Mart Cumartesi günü Türkiye saati ile: 12.37'de.

Hilâl'in görüldüğü yerler: Çin, Hindistan'ın orta ve kuzey kesimi ile Asya kıtasının orta ve batı kesimi ile Avrupa kıtasının tamamı ile Afrika kıtasının orta ve kuzey kesimi.

Hilâl; Türkiye, Almanya, Avusturya, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadası'ndan görülebilecektir.

Hilâl'in görüldüğü gü­nü tâkip eden 6 Mart Pazar günü de Rebîulâhir ayının 1'i olmaktadır.

YEDİKULE

YEDİKULE
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul'u aldıktan hemen sonra eski surların tamir edilmesine başlamış ve İstanbul'da üç hafta kadar kaldıktan sonra Edirne'ye dönmüştü. Birkaç sene sonra da İstanbul başşehir oldu.

O asırlarda şehirlerin dış kale duvarlarından başka bir de iç kale bulunurdu. Sultan bir hücuma karşı şehrin emniyeti ve müdâfaası için silah ve mühimmatın muhafazası gibi düşüncelerle Yedikule'yi 1458'de İstanbul'un iç kalesi olarak inşâ ettirmiştir.

Yedikule, târihî yarımadanın güneybatı ucunda kara ve deniz surlarının birleştiği köşede yer alır.
Yedikule Hisarı fethin ilk yıllarından îtibâren uzunca bir zaman devlet hazînesinin, devletin resmî evraklarının muhâfaza edildiği ve ganimetlerin toplandığı bir depo olarak kullanılmıştır. Bu hazînelerin bir kısmı Sultan İkinci Selim devrinde kullanılmış, kalanlar da Sultan Üçüncü Murad (1574-1595) zamanında saraya taşınmıştır. Hisar bundan sonra yerli ve yabancı mahkûmlar için zindan olarak kullanılmıştır. Burada Osmanlı devlet adamları hapsedildiği gibi Osmanlı Devleti'nin savaştığı ülkelerin elçileri de savaş müddetince hapsedilirlerdi.

Yedikule Hisarı zindan olarak kullanıldığı yıllarda, Sultan İkinci Osman Han yeniçeriler tarafından tahttan indirildikten sonra Yedikule Zindanları'na getirilmiş ve Sadrâzam Davut Paşa ve adamları tarafından gaddârane bir sûrette boğulmuştur (1622). Bilâhare Davut Paşa da aynı yerde 1623 senesinde îdâm edilmiştir.

Yedikule Hisarı'nın zindan olarak kullanılmasına Sultan İkinci Mahmud zamanında son verildi. 1831'de Topkapı Sarayındaki arslanlara ev sâhipliği yapan Yedikule'nin bâzı kuleleri, 1856'da bir süre baruthâne olarak kullanılmıştır.

Yedikule Hisarı 1895'te Müzeler Umum Müdürlüğü'ne bağlanmıştır. Hisar içindeki câmi ile çeşme 1905 senesine kadar sağlam iken bilâhare harap olmuştur.
Anahtar Kelimeler: yedikule - yedikule nedir - yedikule hisari - yedikule nerededir
Kaynak: Fazilet Takvimi / 26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Çoğu sarhoş eden şeyin azı da haramdır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

ŞEFÂAT

ŞEFÂAT
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dünyâda önce ve sonra gelmiş, geçmiş ne kadar insan varsa bunların hepsini Allahü Tealâ kıyamet gününde düz ve geniş bir sâhada toplayacaktır. Öyle düz ve geniş meydan ki orada bir çağırıcı seslenince sesini herkese duyurabilecek ve bakan bir kişinin gözü mahşer halkını bir bakışta görebilecek. Bir de güneş yaklaşacak. Artık insanların gamı, meşakkati dayanılmaz ve tahammül olunmaz bir dereceye varacak.

Bu sırada insanlar biribirine: "Size erişen şu fâciayı görüyor musunuz? Rabbinize delâlet edecek bir şefâatçi bulmak çâresine niye bakmıyorsunuz?" diyecekler. Bunun üzerine mahşer halkının bâzısı bâzısına: "Haydi, Âdem'e gidiniz," deyip mahşer halkı Âdem (a.s.)'a gelerek şefâat rica edecekler.

Âdem (a.s.) şefâat edemeyeceğini söyleyip Nûh aleyhisselâma, o Hz. İbrâhim aleyhisselâma, o da aynı minval üzere Mûsâ aleyhisselâma, o da aynı minval üzere İsâ aleyhisselâma havâle eder. İsâ (a.s.) bir şey söylemeden "Muhammed (s.a.v.)'e gidiniz" diyecektir.

Onlar da Muhammed (s.a.v.)'e gelerek: "Yâ Muhammed, sen Allâh'ın peygamberisin ve nebîler hâtemisin. Allah geçmişte ve gelecekte vukûu farz olunan bütün günahlarını mağfiret etmiştir. Rabb'in Teâlâ'ya hakkımızda şefâat et, görüyorsun ki ne elem ve ıztırâb içindeyiz" diyecekler.

Bunun üzerine ben hemen gidip Arş-ı Rahmân'ın altına varacağım ve Azîz ve Celîl olan Rabbime secdeye kapanacağım. Sonra secdemde Allah bana kendisine olunacak en güzel hamd ve senâdan öyle bir mefhûm fetih ve ilhâm edecektir ki, şimdiye kadar onu benden önce hiç bir peygambere fetih ve ilham etmemiştir. Ben ilhâm olunduğum sûrette Allâh'a hamd ve senâdan sonra Allâhü Teâlâ: "Yâ Muhammed, başını kaldır, iste. Dileğin verilecektir, şefâat eyle, şefaatin kabul edilecektir" buyurur. Ben secdeden başımı kaldırıp: "Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! Yâ Rab, ümmetim! diye ümmetim hakkında şefâat edeceğim. Bunun üzerine: "Yâ Muhammed, ümmetinden hesâb ve suâle lüzûmu olmayanları Cennet kapılarından sağ kapıdan Cennet'e koy. Onlar Cennet'in bundan başka öbür kapılarından da insanlarla ortaktırlar, buyurulacaktır.
Anahtar Kelimeler: ŞEFÂAT - sefaat
Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 ŞUBAT 2011 CUMA - 22 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Her peygamberin Allâhü Teâlâ'dan bir dileği vardı, onu diledi ve Allah katında icâbet ve kabûl olundu. Fakat ben duâmı kıyamet gününde ümmetime şefâat etmek için saklıyorum."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************

UYKUNUN BAZI ÂDABI

UYKUNUN BAZI ÂDABI
3 MART 2011 PERŞEMBE - 28 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Mümkün oldukça evde yalnız yatmamalı kapının eşiğinde uyumamalı elinde et balık gibi şeylerin kokusu varken yatmamalı etrafı duvarla çevrili olmayan damda uyumamalı fecr (sabah namazı) vaktinden önce uyanmağa çalışmalıdır.

Bir hadîs-i şerifte: "Sabah vaktindeki uyku rızka mâni olur." buyuruldu. Uyanınca hemen abdest alıp namaz kılmalıdır. Böylece günün kalan kısmını gönül temizliği ve rahatlığı içinde geçirir. Allâhü Teâlâ'nın haram ve yasak kıldığı şeylerden takvâ ve verâ' içerisinde olup sakınmalıdır. Böylece yeni günü hayırlı amelle başlatmış geçen günü iyi amellerle bitirmiş olur.

Sabahleyin: "El-hamdü lillâhillezî ahyânâ ba'demâ emâtenâ ve ileyhi'l-ba'sü ve'n-nüşûr." duâsını okumak müstehaptır. Mânâsı: "Bizi öldürdükten sonra tekrar dirilten Allâh'a hamd olsun. Diriltiliş ancak Allâh'adır." Bu duâyı okuyunca gecenin şükrünü edâ etmiş olur.

Abdullah bin Abbâs (radıyallâhü anhümâ) bir oğlunu sabah vaktinde uyur görünce "Kalk! Allah gözlerine uyku vermesin! Rızkların dağıtıldığı vakitte mi uyuyorsun? Yoksa sabah vaktinde uyumanın çirkin tembellik güçsüzlük ve ihtiyaçları geciktirmek olduğunu bilmiyor musun?" buyurdu.
Anahtar Kelimeler: UYKUNUN BAZI ÂDABI - uykunun bazi adabi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 24 ŞUBAT 2011 PERŞEMBE - 21 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rızık ve ihtiyaçlarınızı karşılamaya sabah erken başlayınız. Zîrâ sabah erken başlamakta bereket ve muvaffakiyet vardır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-câmiu's-Sâğîr
*************************************************************************************

MAYALI POĞAÇA (8 kişilik)

MAYALI POĞAÇA (8 kişilik)
3 MART 2011 PERŞEMBE

Malzemeler: 5 su bardağı un, 1 'er su bardağı sıvıyağ, ılık süt, ılık su, 1 adet yumurta akı, 1 paket yaş maya, 2 çay kaşığı tuz, 1 çay bardağı şeker.

Yapılışı: Bir kaba dökülen unun ortası açılır. Bütün malzeme ilâve edilip, ele yapışmayan bir hamur hâline gelinceye kadar yoğrulur. Un az gelirse biraz daha ilâve edilir. Hamur mayalanmaya bırakılır.

Mayalanan hamurdan istenilen büyüklükte parçalar koparılıp, içine -peynir, patates ve zeytin gibi- arzu edilen bir malzeme ilâve edilir. Kapatıldıktan sonra üzerine yumurta sarısı sürülür, 200 derecede, fırında pişirilir. Afiyet olsun...

2 Mart 2011 Çarşamba

ÇOCUKLARIN MUTLAKA YEMESİ GEREKEN 10 GIDA

ÇOCUKLARIN MUTLAKA YEMESİ GEREKEN 10 GIDA
2 MART 2011 ÇARŞAMBA

Çocuklara yemek yedirmek zordur heleki konu sebze yemekleri olunca bu iş daha da zorlaşır. Ama her çocuğun sağlıklı büyüyebilmesi için yemesi gereken 10 önemli yiyecek var. Onlar neler mi diyorsanız işte cevabı…

Besleyici ve dengeli beslenmeyle çocuklarınızın sağlığını koruyabilirsiniz. Büyüyen küçük bedenlerin özel vitamin ve minerallere ihtiyacı vardır. Ancak ailelerin çocuklarına sağlıklı yiyecek yedirmesi çok zor oluyor.

Bazı lezzetli yiyecekler, çocukların aktif yaşam tarzları için gerekli olan her şeyi karşılamaya yardım ediyor. İşte çocukların beslenmesinde önemli yer tutan 10 süper yiyecek:

1. Tatlı patates: Büyük bir besin kaynağı olan tatlı patatesin tadı da çok güzel. Bu sağlıklı ve lezzetli sebze, potasyum, C vitamini, lif, folat, A vitamini, kalsiyum ve demir içeriyor.

Dünyadaki en besleyici yiyeceklerden biri olan tatlı patates, şeker hastaları için de iyi bir seçenek, çünkü kan şekerini dengelemeye yardım ediyor.

2. Brokoli: Bilindiği gibi lifle dolu olan brokoli, gelişmekte olan çocuklar için en iyi gıdalardan birisi. Brokoli aynı zamanda vitamin ve mineral deposu. Çocuğunuzun görmesine ve hücre hasarından korunmasına yardım ediyor.

Brokoliyi çiğ yiyerek çocuğunuz alması gereken tüm besinleri kazanıyor. Eğer çocuğunuz brokoli sevmiyorsa, gizlice yemeklerine katabilirsiniz. Ya da brokoliyi az yağlı salataya ve dip soslara ekleyebilirsiniz çocuklarınıza bu sebzeyi sevdirebilirsiniz.

3. Tam tahıllar: Ekmekte, krakerlerde ve yulaflı kahvaltılıklarda bulunan tam tahıllı yiyecekleri çocuklar sever. Bu gıdalar folik asit, çinko, demir ve B vitamini bakımından zengindir. Ayrıca bazıları D vitamini ve kalsiyum ile de zenginleştirilmiştir.

Kalp hastalığına karşı şimdiden çocuklarınıza tam tahıllı yemekleri vermeye başlayın. Ancak, doymamış yağ yani trans yağ içeren krakerlerden uzak durun. Hazır aldığınız krakerlerde, gevreklerde paketlerin arkasındaki içerikleri mutlaka okuyun.

4. Peynir: Peynir çocuklar için süper bir yiyecektir, çünkü çocuklar peyniri çok sever. Kalsiyum, protein ve B12 vitamini bakımından zengin olan peynir, kemik oluşumunda çok önemli bir mineral olan fosfor içeriyor.

Ayrıca, araştırmalar yemeklerden sonra peynir yemenin diş çürüklerini önlediğini gösterdi. Çocuklarınıza peynirli sandviç yapabilir, peyniri sağlıklı bir çorba ya da salatanın içinde sunabilirsiniz.

5. Yoğurt: Peynir gibi, yoğurdu da çocuklarınıza severek yedirebilirsiniz. Yoğurdun her porsiyonu kalsiyum, protein, karbonhidrat, B vitamini, çinko ve fosfor içeriyor. Canlı aktif kültür bulunan yoğurtlar ise bağışıklık sistemini destekliyor ve bağırsak sağlığını yükseltiyor.

Tüm doğal yoğurtlara taze meyve katarak daha fazla besin değeri sağlayabilirsiniz. Az yağlı yoğurda çikolatalı cipsler veya kahvaltılı yulaf karışımı ekleyebilirsiniz. Çocuklarınız için başka bir alternatif olarak, yoğurdu meyve suyu katarak buzlukta dondurup dondurma yapabilirsiniz.

6. Ton balığı: Konserve ton balığı ile çocuklarınızın protein, niasin, B vitaminleri, demir ve çinko ihtiyacını giderebilirsiniz. Omega 3 yağ asitleri içeren balık, beyin gelişimine yardım ediyor ve kalp sağlığını koruyor.

Ton balığındaki civa seviyesinden dolayı çok fazla tüketmemelisiniz. Çocuğunuza ton balığını sandviçle ya da salatayla yedirebilirsiniz.

7. Yaban mersini: Yetişkinler ve çocuklar için, yaban mersini vücut için en besleyici süper gıdalardan biridir. Potasyum, C vitamini, lif, karbonhidrat ve antioksidanlar içeren yaban mersini taze olarak her çocuğun beslenmesinde olması gereken bir besindir.

Tatlı olduğu için çocuklar tarafından sevilen meyveyi, yoğurda, tahıl gevreğine ya da yulafa ekleyebilirsiniz. Kendinize ait taze yaban mersinlerini, küçük bir bahçede yetiştirip, taze taze çocuklarınıza yedirebilirsiniz.

8. Süt: Kalsiyum ve fosfor, sağlıklı kemik gelişimi için gerekli iki mineraldir. Süt, protein, enerji yakıtı olan karbonhidrat, A vitamini ve magnezyum ile kemikleriniz için faydalı diğer mineraller içeriyor.

Tam yağlı süt, 2 yaşına kadar olan çocuklar için iyi, ancak 2 yaşından sonra sütteki yağ oranını azaltmalısınız. Birçok çocuk kurabiye ya da tahıl gevrekleriyle yediğinden dolayı sütün tadını sever.

9. Yumurta: İçeriğindeki proteinden dolayı süper gıda olan yumurta, çok faydalıdır. Proteinden başka yumurta, çocuklar için gerekli bir düzineden fazla vitamin ve mineralle dolu.

Ayrıca A, D, E ve B grubu vitaminlerini önemli oranda içeren yumurta, içinde bulunan kolin sayesinde beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynuyor. Yumurtayı değişik şekillerde pişirebilirsiniz, çocuğunuz hangi şekilde seviyorsa onu uygulayın.

10. Sığır eti: Protein, B vitaminleri, niasin, çinko ve demir içeren sığır etinde, yumurta gibi beyin gelişimini sağlayan kolin de bulunuyor. Yağ ve kolesterol bakımından yetişkinlerin fazla yemekten kaçınması gereken et, küçük çocukların beyin ve vücut gelişimleri için oldukça faydalı.
Dengeli bir yemek için eti sebze yemekleriyle birlikte verebilirsiniz. Hamburgerler ve küçük küçük parça şeklindeki etler başka bir seçenek olabilir. Ya da eti mangalda kebap olarak sebzelerle birlikte pişirebilirsiniz.
Anahtar Kelimeler: ÇOCUKLARIN MUTLAKA YEMESİ GEREKEN 10 GIDA - Cocuklarin yemesi gerekn 10 besin - yemek - yiyecek -
Kaynak: Bugün

28 Şubat 2011 Pazartesi

VEDÂ HACCI VE HUTBESİ

VEDÂ HACCI VE HUTBESİ
28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hicretin onuncu senesinde Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) hacc-ı şerîf niyeti ile Mekke-i Mükerreme'ye gideceği îlân olundu. İnsanlar Fahr-i âlem (s.a.v.) Efendimizle berâber haccetmek üzere civardan bölük bölük gelerek Medine-i Münevvere'de toplanmağa başladılar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Zilhicce'ye beş gün kala öğle namazını kıldıktan sonra ehl-i beyti ve ashâbı ile Medine'den çıktılar. Zülhuleyfe'de ihrâma girip öğle namazından sonra kırk bin hacı ile Mekke'ye doğru yola çıktılar.

Zilhicce'nin dördüncü (Pazar) günü sabah erken büyük bir hac kâfilesi ile Mekke'ye vardılar, Benî Şeybe kapısından Harem-i Şerife girdiler. Hac mevsimi Mart ayında idi. Cumâ günü Arefe olup Fahr-i âlem yüz bin kadar müslüman hacı ile hacc-ı ekber eylediler. O gün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gâyet müessir bir hutbe okudular ve bu hutbede câhiliyet devrinden kalan kan dâvâlarını yasak etti, faizi kaldırdı ve sonra da şöyle buyurdular: "Ey insanlar! Sizin, kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Ammâ onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Onlar sizin hukûkunuza riâyet etmelidir, siz de onlara güzel muâmele etmelisiniz.

Mü'minler hep birbirinin kardeşidir. Bir kimseye -rızâsıyla vermesi hâriç- kardeşinin malı helâl olmaz.

Ben size lâzım olan ahlâkı tebliğ ettim ve size iki şey bıraktım ki onlara sarıldıkça hiçbir vakit dalâlette kalmazsınız. Onların biri, Allah'ın kitâbı ve diğeri peygamberin sünnetidir."

Daha birçok dînî hükümleri beyân ettikten sonra "Ey insanlar! Tebliğ ettim mi?" diye sordu. Ashâb-ı Kirâm'ın "evet" demeleri üzerine üç kere "Şâhit ol yâ Rabbi" buyurdular.

Resûlullah'ın (s.a.v.) Minâ'da okuduğu hutbesinde ümmetine hitâbları: "Her birinizin kanı ve malı diğerine haramdır. Kıyamet gününde Rabbinizin huzûruna geleceksiniz. O da amellerinizden soracak ve amellerinizin karşılığını verecektir. Sakın benden sonra küffar gibi fırka fırka olup da birbirinizin boynunu vurmayasınız. "Ey insanlar! Tebliğ ettim mi?" diye sordu. Ashab-ı kirâmın 'evet' demeleri üzerine "Şâhit ol yâ Rabbi" ve "Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsinler." buyurdu ve sevgili ümmetine vedâ etti.
Anahtar Kelimeler: VEDÂ HACCI VE HUTBESİ - veda hacci ve hutbesi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 23 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 20 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR AYET-İ KERİME
"... Eğer ona (Peygambere) itâat ederseniz hidâyete erersiniz, resûlün üzerindeki ise ancak açık bir tebliğdir."
Kaynak: Nûr sûresi, âyet 54
*************************************************************************************

İSLÂM, ÎMÂN VE İHSÂN

İSLÂM, ÎMÂN VE İHSÂN
28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hz. Ömer (r.a.) buyurdu ki: Bir gün Resûlullâh (s.a.v.)'in huzurunda iken birden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zât çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru Resûlullâh (s.a.v.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı, ellerini de dizlerinin üzerine koydu ve;

"Yâ Muhammed! Bana İslâm'ın ne olduğunu haber ver!" dedi. Resûlullâh (s.a.v.) "İslâm Allâh'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in (s.a.v.) de Allâh'ın Resûlü olduğuna şahâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve yoluna gücün yeterse Beytullâh'ı haccetmendir." buyurdu.

O zât "Doğru söyledin." dedi. Biz buna hayret ettik. (Zîrâ) hem soruyor hem de tasdîk ediyordu.

"Bana îmândan haber ver!" dedi.

Resûlullâh (s.a.v.) "Allâh'a, Allâh'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe inanman, bir de kadere; hayrına şerrine inanmandır." buyurdu. O zât (yine) "Doğru söyledin." dedi. (Bu kere):

"Bana ihsândan haber ver!" dedi.

Resûlullâh (s.a.v.) "Allâh'a: onu görüyormuşsun gibi ibâdet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da o seni muhakkak görür." buyurdu.

O zât "Bana kıyâmetten haber ver!" dedi.

Resûlullâh (s.a.v.) "Bu meselede sorulan sorandan daha âlim değildir." buyurdular.

"O halde bana onun alâmetlerinden (bâri) haber ver!" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Câriyenin sâhibini, (yâni kölenin efendisini) doğurması ve yalın ayak, çıplak, fakir koyun çobanlarının binâ yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir." buyurdu.

Sonra o zât gitti. Ben hayli bir müddet durdum. Nihâyet Resûlullâh (s.a.v.) bana "Yâ Ömer! O suâl soran zâtın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "Allah ve Resûlü daha iyi bilir." dedim. "Muhakkak o Cebrâil'di. Size dîninizi öğretmeğe geldi." buyurdular.
Anahtar Kelimeler: İSLÂM, ÎMÂN VE İHSÂN - islam - iman - ihsan
Kaynak: Fazilet Takvimi / 22 ŞUBAT 2011 SALI - 19 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İlmin kaldırılması, cehâletin kökleşmesi, şarabın içilmesi, zinânın çoğalması kıyâmet alâmetlerindendir."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************

FAZİLET YARIŞI

FAZİLET YARIŞI
28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Bir aralık Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin (r.anhu-mâ) efendilerimiz arasında bir dargınlık meydana gelmişti.

Hz. Hüseyin'e "Sizin, ağabeyinizin yanına gidip barışmanız münâsiptir. O sizin büyüğünüzdür" dediler.

"Ceddim, Resûlullah (s.a.v.)'den işittiğim bir hadîs-i şerifte araları açık olan iki kişiden hangisi öbürüyle barışmağa tâlip olursa onun cennete girmede de diğerini geçeceği buyuruldu. Ağabeyimi öne geçme şerefinden mahrum etmek istemem" buyurdu.

Bu ifâdesi Hazret-i Hasan'a bildirilince hemen kalkıp Hz. Hüseyin'in yanına geldi, barıştılar. O kırgınlık derhâl aralarından gitti.
Anahtar Kelimeler: FAZİLET YARIŞI - fazilet yarisi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 21 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 18 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bir kimsenin, (din) kardeşine üç günden fazla küs kalması helâl değildir."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************

ÇOCUKLAR İÇİN BÂZI TEDBİRLER

ÇOCUKLAR İÇİN BÂZI TEDBİRLER
28 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 25 REBÎ'UL-EVVEL 1432


Boğulma tehlikesine karşı:

Küçük çocuklarınızı banyoda yalnız bırakmayınız.

Çocukların düşebileceği etrâfı açık havuz veyâ benzeri yerler varsa çocukların emniyeti için çevresine bir perde-korkuluk yerleştiriniz.

Çocuğunuza yüzme öğretiniz ve yanında bir yetişkin olmadan tek başına yüzmemesi gerektiğini söyleyiniz.

Su çevresinde çocuğunuza dâimâ can yeleği giydiriniz.


Zehirlenme tehlikesine karşı:

Bütün ilaçları yüksek bir yerde veyâ kilitli bir dolap yahut kutu içinde bulundurunuz.

Temizlik maddelerini çocukların erişemeyeceği yerlerde bulundurunuz. Onları alçak bir dolaba koymak gerekiyorsa dolabın kapısı kilitli veyâ çocukların açamayacağı bir şekilde olmalıdır.

Bir maddeyi başka bir ambalajda saklamayınız. Bir meyve suyu şişesinde tiner saklarsanız, çocuğunuz onu meyve suyu sanıp içebilir.

27 Şubat 2011 Pazar

NECMETTİN ERBAKAN VEFAT ETTİ

NECMETTİN ERBAKAN VEFAT ETTİ
27 ŞUBAT 2011 PAZAR

Güven Hastanesinde bir süredir tedavi gören, dün gece rutin tedavi için hastaneye kaldırılan eski Başbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan'ın saat 11.40'da vefat ettiği açıklandı.


Ankara'da Güven Hastanesi'nde tedavi gören Eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan vefat etti. Hastane eski Başbakan ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın saat 11.40'da vefat ettiğini duyurdu. Erbakan'ın vefat haberini alan partililer hastaneye koştu.

1926 yılında dünyaya gelen Erbakan, 85 yaşındaydı. 28 Şubat sürecinde büyük sıkıntılar yaşayan Erbakan'ın vefat haberinin 28 Şubat'tın yıldönümünde duyulması sevenlerini göz yaşına boğdu.

Ankara'da Güven Hastanesi'nde tedavi altında olan Erbakan'ın ölüm haberinin ardından Saadet Partililer hastaneye akın etmeye başladı.

Ocak ayında hastaneye kaldırılan Erbakan'ın ilk başta 24 saat kalacağı açıklanmıştı. Ancak taburcu süresi hergün giderek uzadı.

Erbakan sol ayağında bir damar iltihaplanmasıyla hastaneye yatırılmıştı. Bu süreçte kendisini ziyaret etmek isteyenler ise Erbakan ile görüştürülmemişti.

NECMETTİN ERBAKAN KİMDİR ? (1926 - 27. ŞUBAT 2011)

29 Ekim 1926 yılında Sinop'ta doğdu. Babası Adana'nın Kozan ve Saimbeyli bölgesinde yaşamış olan Kozanoğullarından Mehmet Sabri Erbakan. Ağır ceza reisi olan babasının birçok yerde görev yapmış olması dolayısıyla çocukluğu muhtelif Şehirlerde geçen ERBAKAN'ın annesi de Sinop'un tanınmış ailelerinden birinin kızı olan Kamer Hanım'dır.

Necmettin ERBAKAN ilkokul'a Kayseri Cumhuriyet İlkokulu'nda başladı, babasının Trabzon'a tayin olması dolayısıyla ilkokul öğrenimini burada okul birincisi olarak tamamladı. 1937 yılında ilk tahsilini tamamladıktan sonra aynı yıl İstanbul Erkek Lisesi'nde orta tahsiline başladı. İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943 yılında birincilikle bitirdi.

1948 yılı yaz döneminde İTÜ Makine Fakültesi'nden mezun olan ERBAKAN aynı yılın 1 Temmuz'unda Makine Fakültesi Motorlar Kursu'nda asistan olarak göreve başladı.

1948-1951 yılları arasındaki bu 3 yıllık asistanlık döneminde o zaman doktora tezine tekabül eden yeterlilik tezini hazırladı. Sınıflarda ders vermek doçent ve profesörlerin yetkisinde olmasına rağmen kendisi asistan olduğu halde ders vermesine izin verilmiştir. Yeterlilik tezindeki başarısından dolayı üniversite tarafından 1951 yılında Aachen Teknik Üniversitesi'nde ilmi araştırmalar yapmak, bilgi ve görgüsünü artırmak üzere Almanya'ya gönderilen ERBAKAN, Alman ordusu için araştırma yapan DVL araştırma merkezinde Profesör Schmitt ile birlikte çok başarılı çalışmalar yaptı.

Aachen Teknik Üniversitesi'nde çalıştığı 1.5 yıl süre içerisinde, bir tanesi doktora tezi olmak üzere 3 tez hazırlayan ERBAKAN, Alman üniversitelerinde geçerli olan "DOKTOR" unvanını aldı.
Alman Ekonomi Bakanlığı için motorların daha az yakıt yakmaları konusunda araştırmalar yaparak rapor veren ve bu arada da doçentlik tezini hazırlayan ERBAKAN'ın "Dizel motorlarda püskürtülen yakıtın nasıl tutuştuğunu" matematiksel olarak izah eden bu tez, Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Tezin mecmualarda neşredilmesi üzerine o tarihte Almanya'nın en büyük motor fabrikası olan DEUTZ motor fabrikalarının umum müdürü Prof. Dr. FLATS tarafından Leopar tanklarının motorları ile ilgili araştırmalar yapmak üzere bu fabrikaya davet edildi. Alman Ekonomik Bakanlığı'nın RUHR sahasındaki fabrikalar üzerinde araştırma yapmak için görevlendirilen heyette kendisinin de yer almasının istenmesi üzerine 15 gün RUHR sahasındaki bütün Ağır Sanayi fabrikalarını gezip inceleme fırsatı buldu.

II. Dünya Harbi'nden sonra Alman üniversitelerinde ilk Türk ilim adamı olan ERBAKAN, 1953 yılında doçentlik imtihanını vermek üzere İstanbul'a döndü. İmtihan sonucunda 27 yaşında Türkiye'nin en genç doçenti olma başarısını gösteren Necmettin ERBAKAN, araştırmalar yapmak üzere tekrar Almanya'nın DEUTZ fabrikalarına gitti. Burada 6 ay süreyle motor araştırmaları başmühendisi olarak, Alman ordusu için yapılan araştırma çalışmalarına katıldı.

1953'ün Kasım ayında İstanbul Teknik Üniversitesi'ne dönen ERBAKAN, Mayıs 1954 - Ekim 1955 yılları arasında askerlik görevini ifa etti. İstanbul Kağıthane'deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra Halıcıoğlu'ndaki istihkam bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinelerin bakım ve tamiratları kısmında görev yaptı.

Askerlik görevinden sonra tekrar üniversiteye dönen Necmettin ERBAKAN 1956 yılında Türkiye'de ilk yerli motoru imal edecek olan, 200 ortaklı Gümüş Motor A.Ş.'yi kurdu. ERBAKAN da böyle bir fabrika kurma fikri Almanya'da çalışmaları esnasında, Türkiye Zirai Donatım Kurumu'nun sipariş verdiği motorları görünce iyice uyanmıştı.

Yurda dönünce bu çalışmayı başlattı. Ve bugün Pancar Motor adı altında çalışan fabrikanın temelini 1 Temmuz 1956'da attı. Gümüş Motor fabrikasında seri imalat 1 Mart 1960 tarihinde başlamıştır. 1960 yılında Ankara'da yapılan Sanayi Kongresi'nde Gümüş Motor'un yaptığı imalatları sunan ERBAKAN "Yeni hedef otomobillerin Türkiye'de yapılmasıdır" fikrini ortaya atmış, o zaman yönetimde olan askerler tarafından revac bulan bu fikir üzerine Eskişehir Demiryolları CER atölyesinde "DEVRİM OTOMOBİLİ" adıyla ilk yerli otomobil ERBAKAN tarafından imal edilmiştir. Askeri yönetim Gümüş Motor fabrikasını gezmiş, büyük ilgi ve heyecan duymuşlar, bunun üzerine 200'e yakın General ve üst rütbeli subaya ERBAKAN tarafından bir Sanayi Konferansı verilmiştir.

1965 yılında profesör olan ERBAKAN, Şubat 1966'da Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. Daha sonra Genel Sekreter olan ERBAKAN, 1968 Mayıs'ında Odalar Birliği İdare Heyeti Üyesi, Mayıs 1969'da da Odalar Birliği Başkanı oldu.

Necmettin ERBAKAN 1967 yılında evlendi. Sanayiye gerekli ilginin gösterilmemesi üzerine siyasete atılmaya karar verdi. ERBAKAN, 1969 seçimlerinde Konya'dan bağımsız olarak adaylığını koydu ve seçilerek Meclis'e girdi.

24 Ocak 1970 yılında Milli Görüş'ün ilk partisi olan Milli Nizam Partisi'ni kuran ERBAKAN, 1971 Nisan'ında ihtilal yönetiminin de baskısıyla, Milli Nizam Partisi kapatıldı. Daha sonra 11 Ekim 1972 tarihinde kurulan Milli Selamet Partisi, ERBAKAN liderliğinde girdiği 1973 seçimlerinde % 12 oyla 48 Milletvekilliği ve 3 Senatörlük kazanarak 51 parlamenterle Meclis'e girdi.

1974 yılı başında kurulan MSP-CHP koalisyonunun bozdurulmasından sonra kurulan dörtlü koalisyonda da yer alan MSP'nin Genel Başkanı yine Başbakan Yardımcılığı ve Ekonomik Kurul Başkanlığı görevlerini üstlendi. 5 Haziran 1977 seçimlerinden sonra kurulan 3'lü koalisyonda da bu görevini devam ettiren ERBAKAN liderliğindeki MSP, böylece toplam 4 yıl süreyle hükümet ortağı oldu.

1978 yılı başında 12 Eylül 1980'e kadar muhalefette kalan MSP'nin Genel Başkanlığını yürüten Necmettin ERBAKAN, 12 Eylül İhtilali'nin getirdiği yasaklarla Eylül 1987 yılına kadar politikadan uzak kaldı. Eylül 1987'deki referandumla yeniden siyasi haklarını elde eden ERBAKAN, 19 Temmuz 1983 tarihinde kurulmuş olan Refah Partisi'nin, 11 Ekim 1987 tarihinde yapılan kongresinde oy birliği ile Genel Başkanlığa seçilen Necmettin ERBAKAN 20 Ekim 1991 seçimlerinde Konya'dan yeniden Milletvekili seçildi.

1995 genel seçimlerinde tekrar Konya'dan Milletvekili seçilerek meclise girdi. Bu seçimlerde Refah Partisi %21.7 ile birinci olmuştur. Bunun üzerine 28 Haziran da hükümeti kurma görevini alarak 7 Temmuz da güvenoyuyla Türkiye'nin Başbakanı olmuştur. Koalisyon hükümeti sırasında halkın desteğini alan bir çok önemli başarının yanında uluslararası alanda gelişmekte olan 8 ülkenin işbirliğine öncülük yaparak büyük bir gayretle bir yıl gibi kısa bir sürede D-8 (Development-8) oluşumunu meydana getirmesi önemli bir olaydır.

1998 yılı Şubat ayında Genel Başkanı olduğu Refah Partisi’nin kapanmasıyla 5 yıl siyasi yasaklı hale gelen Erbakan 11 Mayıs 2003'te Saadet Partisi'ne Genel Başkan seçilmiştir.

Erbakan 2010 yılında yeniden Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçilmişti.

Evli ve 3 çocuk babasıdır. Anahtar Kelimeler: NECMETTİN ERBAKAN VEFAT ETTİ - Necmettin Erbakan öldü - Necmettin Erbakan Hakk'in Rahmetine kavustu -

26 Şubat 2011 Cumartesi

FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER

FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER
26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Hz. Ebû Hüreyre (r.a.) dan:

Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) (muhâcirlerin) fakirleri gelip (Yâ Resûlallâh) mal ve mülk sâhipleri en yüksek dereceleri ve dâimî nimet (devletine ermek fazîlet ve saâdetin)i alıp gittiler. Hem bizim kıldığımız gibi onlar da namaz kılıyorlar bizim oruç tuttuğumuz gibi (onlar da) oruç tutuyorlar. Hem de onların fazla malları var da onunla haccediyorlar umre yapıyorlar cihâd ediyorlar sadaka veriyorlar." dediler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:

"Size bir şey haber vereyim ki siz onu yaptığınız takdirde hem (bu husûsta) sizi geçmiş olanlara yetişenlesiniz hem de sizden sonraya kalanlardan hiçbir kimse size yetişemesin ve içlerinde bulunduğunuz cemâat (topluluk) içinde en hayırlı siz olasınız. Ancak (onlardan size tavsiye ettiğim amelin) aynısını yapan hâriç.

Her farz namazdan sonra otuz üçer kere tesbîh (Sübhanallah) tahmîd (Elhamdülillâh) der ve tekbîr (Allâhü Ekber) alırsınız." buyurmuşlardır.

Fakirler öğrendikleri bu zikirleri ettiler. Derken zenginlere de yaptıklarını haber verdiler. Zenginler de tıpkısını yaptılar. Ashâbın fakirleri Resûlullâh (s.a.v.)'e gelip bu durumu haber verdiler ve 'Bizim bu kardeşlerimiz bizim yaptığımızı yapıp söylüyorlar' dediler.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.): Bu dediğiniz Allâhü Teâlâ'nın bir fazlı ve ihsanıdır ki dilediğine verir. Ey fakirler cemâati müslümanların fakirlerinin zenginlerinden âhiret günü ile yarım gün yâni beşyüz yıl evvel cennete girmeleri sizi sevindirmez mi?" buyurdular.
Anahtar Kelimeler: FAKİR CENNETE BEŞYÜZ SENE EVVEL GİRER - fakir bir kimse cennete 500 sene evvel girer - besyüz yil - önce - cennet
Kaynak: Fazilet Takvimi / 20 ŞUBAT 2011 PAZAR - 17 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Fakirler, zenginlerden (âhiret günü ile) yarım gün, yani beşyüz yıl evvel cennete girecekler."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************

EHL-İ SÜNNET'İN İMAMLARI

EHL-İ SÜNNET'İN İMAMLARI
26 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 23 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Müctehid, herhangi bir dînî hükmü âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerden çikaran, kıyas yapabilen büyük âlimdir. Bu büyük din müctehidlerinin edille-i şer'iyyeden (dînin delillerinden) çıkardıkları mes'eleler ve hükümler topluluğuna mezheb denir.

Ehl-i sünnetin amelde mezhebi dörttür. Bu mezheplerin imamları İmâm-ı Azam, İmam Mâlik, İmâm-ı Şâfi'î ve İmam Ahmed bin Hanbel hazretleridir.

İmâm-ı Âzam:

Hicri 80 tarihinde Kûfe'de doğmuş, H. 150 senesinde Bağdat'ta vefat etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

İmam-ı Âzam'ın mezhebinden olanlara Hanefî denir.

İmam Mâlik:

Hicretin 93. yılında Medîne'de doğmuş, 179 senesinde yine orada vefât etmiştir. Bu mezhebten olanlara Mâlıkî denir. Rahmetullâhi aleyh.

İmâm-ı Şâfi'î:

İsmi Muhammed, babasının adı İdris'tir. Lakabı Şâfi'î dir.

Gazze kasabasında Hicri 150 senesinde doğmuş, İmam Mâlik hazretlerinden ders okumuştur. Mısır'a gitmiş ve 204 târihinde Mısır'da vefât etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

Bu mezhebten olanlara da Şâfi'î denir.

İmam Ahmed bin Hanbel:

H. 184 târihinde Bağdat'ta doğmuş, İmâm-ı Şâfiî hazretlerinden ders okumuş H. 241 tarihinde yine Bağdat'ta vefât etmiştir. Rahmetullâhi aleyh.

Bu mezhebten olanlara da Hanbelî denir.
Anahtar Kelimeler: EHL-İ SÜNNETİN İMAMLARI - ehl-i sünnet imamlari -
Kaynak: Fazilet Takvimi / 19 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 16 REBÎ'UL-EVVEL 1432


*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"En fazîletli sadaka bir müslümanın ilim öğrenmesi, sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce
*************************************************************************************