12 Kasım 2009 Perşembe
DÖRT ŞEYE İHTİYAÇ
12 KASIM 2009 PERSEMBE
Yapılacak her amelde, ibâdette dört şeye ihtiyaç vardır:
- Birincisi, başlamadan önce ilme (o işin mâhiyetini bilmeye) ihtiyaç vardır. Yoksa işi bozanlar, düzeltenlerden çok olur.
- İkincisi, başlarken niyet edilmelidir. Yoksa amelin sevabı olmaz. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Niyet etmeyen kimseye sevap yoktur." buyurmuşlardır.
- Üçüncüsü, işe başladıktan sonra sabıra ihtiyaç vardır. Yoksa o işteki kusuru, başarısından çok olur.
- Dördüncüsü de, yaptığı ameli ihlâs ile yapmalıdır. Yoksa ameli kendisine geri çevrilir, kabul olunmaz.
11 Kasım 2009 Çarşamba
HANGİ HAYVANLAR KURBAN OLMAZ ?
11 KASIM 2009 CARSAMBA
Bir veya iki gözü kör, zayıflıktan ilikleri erimiş, kesileceği yere gitmeye kudreti olmayan, yâni hiç yürüyemeyen, kulaklarından biri olmayan veya burnu kesik olan hayvanları kurban etmek caiz olmaz.
Sığır, koyun veya keçinin bir memesi gitmiş veya kurumuş ise kurban edilmesi caiz olmaz. Lâkin yavrusunu emzirebilirse caiz olur.
Dişsiz hayvanı kurban etmek caiz değildir. Eğer dişlerinin çoğu var ise kerahetle caizdir. Lâkin dişsiz hayvan dişli hayvan gibi yayılıp karnını doyurur ise caiz olur.
Deli hayvan karnını doyuramazsa kurban etmek caiz olmaz.
Ölmek üzere olan hayvanı kurban etmek caiz olmaz.
Kulağının biri dibinden kesilen yahut doğduğunda bir kulağı olmayan hayvanı kurban etmek caiz olmaz. Kulak ve kuyruk çok kısa olur ve gözünün görmesi çok azalırsa kurban caiz olmaz.
Emânet almış olduğu hayvanı kendisi için kurban etmesi, rehin aldığı hayvanı kurban etmesi caiz olmaz. Almaya vekil olduğu hayvanı kendisi için kesmesi caiz olmaz.
Kocası, karısının veyahut karısı kocasının kurbanını izni olmayarak kendisi için kesse caiz olmaz. Kıymetini vererek razı etse de caiz olmaz.
ETİ YENEN VE YENMEYEN KURBANLAR
11 KASIM 2009 CARSAMBA
1- Kişinin nezrettiği, adadığı kurbanını kendisi, usûlü (anası-babası, dedesi), fürû'u (çocukları, torunları) ve akrabalarından nafakası üzerine lâzım olanların yemesi caiz olmadığı gibi zimmîlere (gayr-i müslimlere) ve zenginlere yedirmek de caiz olmaz.
2- Kişinin hayatta iken ettiği vasiyeti üzerine, öldükten sonra malının üçte birinden kesilen kurbanı vârisleri yiyemezler, zenginlere de yedirmezler. Ancak fukaraya verirler. (Vahdetî)
Vârislerin kendiliklerinden kesiverdikleri kurban yenir ye yedirilir. Zîra bir kimse kurban kesiverse ve sevabını ölüye bağışlasa kendi kurbanı gibi yer ve başkasına yedirir. Yine bir kimse kendi üzerine vâcib olan kurbanın edasına niyet eylese ve sevabını ölüye bağışlasa kurban borcunu ödemiş olur. Sevabı da ölenin olur.
3- Sabînin (bulûğ çağına gelmemiş çocuğun) mâlından kesilen kurbandan sabî yer. Kalan et, sabî için (elbise gibi) kendisiyle faydalanılan bir şey ile değiştirilir.
Kurbanı kesmezden evvel sağ ve diri olduğu bilinirse kestikten sonra kanı çıkmasa ve vücudu kımıldamasa bile kesilmekle helâl olur.
Kesilmezden evvel diriliği bilinmediği takdirde kan çıkar veya hareket ederse yenir. Kanı çıkmaz ve hareket de görünmez ise yenmez.
Bâzı âlimlere göre keserken kurbanın ağzını ve gözünü yumması, tüyünü kaldırması ve bacağını çekmesi dirilik alâmetidir.
Bunların aksi, yâni ağzının ve gözünün açık kalması, tüylerini kaldıramaması ve bacağını oynatamaması ölüm alâmetidir.
Bir hayvanın, boğazını kesmek suretiyle öldüğü bilinmedikçe eti yenmez.
10 Kasım 2009 Salı
DUADA ÂMÎN DEMEK
HANGİ HAYVANLAR KURBAN EDİLİR ?
10 KASIM 2009 SALI - 10 NOVEMBER 2009 DIENSTAG - 10.11.2009
Kurbana mahsus olan hayvan koyun, keçi, sığır, camış (manda) ve devedir. Bir yaşını bitirip iki yaşına girmiş koyun ve keçi, iki yaşını bitirip üç yaşına girmiş sığır ve camış, beş yaşını tamamlayıp altı yaşına girmiş olan deve kurban olur. Lakin kuzu büyük olup bir senelik koyundan fark olunamazsa altı ayı tamam etmişse kurban olur. (Vahdetî)
Kurban vahşî (yabanî) olmamalıdır. (Yabanî hayvan kurban olmaz.)
Koyun ve keçi hisse kabul etmez. Bir koyun, bir keçi bir kimse için kurban olur.
Bir sığır, bir camış (manda) ve bir deve yedi kişi için kurban olur. Yâni yedi kişi müşterek olarak bir sığırı veya deveyi kurban edebilirler. Ortaklar tek, çift veya yediden az olabilir. (Hindiyye)
Bir kimse iki koyun kurban edebilir. Resulü Ekrem sallâllahu aleyhi ve sellem Efendimiz her sene İki koyun kurban ederdi. Veda Haccı'nda yüz deve kurban eylediler. (Hindiyye)
Müşterek olarak İnek, öküz, deve veya câmûs kurban etmekte müstehab olan, ortakların kurbanı hepsinin birlikte alması veyahut İçlerinden birine vekâlet verip aldırmalarıdır. (Dürrü'l-Muhtâr)
Bütün ortakların kurbanda ibâdete, sevâb ve fedâ-yı nefse niyet etmeleri ve hisselerinin müsâvî (eşit) ve hepsinin müslûman olmaları şarttır. (Reddü'l-Muhtâr, Vahdetî, Dürer)
Ortakların bâzısı vâcib kurbanına, diğerleri sünnet veya nafile veya nezir veya akîka kurbanına niyet etseler yahut ortakların bâzısı ölü yahut sabî veya ma'tûh (bunamış) olsa kurban caiz olur. (Kâzîhân)
9 Kasım 2009 Pazartesi
ÖFKEYİ YENMENİN YOLLARI
09 KASIM 2009 PAZARTESI
Öfkelenmeyi, hiddetlenmeyi yenmenin bâzı yolları:
Birincisi abdest almaktır. Atıyye (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır: "Muhakkak ki gazab şeytandandır. Şeytân ateşten yaratılmıştır. Ateş, ancak su ile söndürülür. O hâlde sizden biri niz gazablandığı zaman abdest alsın." buyurmuştur.
İkincisi; ayakta ise oturmak, oturuyorsa uzanmaktır. Hadîsi şerîfte "Sizden biriniz ayakta iken öfkelendiği zaman otursun, eğer ondan öfke giderse ne âlâ. Gitmez, devam ederse yanı üzerine yatsın." buyuruldu. Çünkü ayakta duran kimse intikam almak için hazırdır. Oturan ise ondan biraz daha uzaktadır. Yanı üzerine yatan ise bu ikisinden de uzaktadır.
Üçüncüsü ise istiâze yâni Allah'a sığınmaktır. Süleyman bin Sured (r.a.) şöyle rivayet etmektedir: Biz Resûlullâh (s.a.v.)'in yanında iken iki adam birbirine sövdüler. İkisinden birisi yüzü kızarmış ve gazablanmış bir hâlde diğer arkadaşına sövünce Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben bir kelime biliyorum ki, eğer o adam onu söyleseydi elbette öfkesi giderdi. Şayet 'Eûzü billahi mineşşeytânirracîm' dese gazabı (öfkesi) ondan gider."
Allah için öfkelenmenin dışındaki öfke, şeytanın vesvesesindendir. O istiâze (euzü okumak) suretiyle Allah'a sığınarak sakin olur. İstiâze mel'un şeytanın hîlelerini defetmeye karşı müminin en kuvvetli silâhıdır.
• Dördüncüsü öfkeyi yenmek için husûsî duâ etmektir. Âişe (r.anhâ) şöyle rivayet etmektedir: Ben kızgın olduğum bir anda Resûlullâh (s.a.v.) yanımıza girdi ve şöyle buyurdu: "Ey Âişecik! 'Allâhümmağfir lî zenbî ve ezhib ğayza kalbî ve ecirnî mineşşeytân' de."
Yâni: Allah'ım, benim günahımı affet, kalbimden kızgınlığı gider ve beni şeytandan kurtar."
ŞEYH EBÛ ALİ FARMEDÎ (K.S.)
09 KASIM 2009 PAZARTESI
Silsile-i Sâdât'ın yedinci halkası olan Ebû Ali Farmedî (k.s.) Tûs şehrinin kasabalarından Farmez'dendir. Asıl adı Fazl bin Muhammed'dir. O, yaşadığı zamanda şeyhlerin şeyhi idi. 407/1016 yılında doğdu.
Gençlik yıllarında, Nişâbur'a gelen Ebû Saîd Ebu'l-Hayr'ın ilim halkasına katıldı. Onun zikir ve ders halkasından hiç ayrılmadı. Ebû Saîd'in Nişâbur'dan ayrılmasından sonra Ebu'l-Kasım el-Kuşeyrî'nin derslerine katıldı.
Bir gün Kuşeyrî hamama girmişti. Ebû Ali Farmedî, üstazı istemeden onun ihtiyaç duyduğu bir kova sıcak suyu hamamın kapısına bıraktı. İmam hamamdan çıkıp namaz kıldıktan sonra, 'suyu kim getirdi?' diye sordu. Ebû Ali Farmedî, acaba edebe aykırı bir şey mi yaptım düşüncesiyle sükût etti. Şeyhi üç defa sorunca, 'ben getirdim, efendim' diye cevap verdi. Şeyhi "Ey Ebû Ali, sen Ebû'l-Kâsım'm yetmiş senede elde edemediğini bir kova su ile buldun." buyurdu.
Bir müddet daha hizmetinde kaldıktan sonra Tûs şehrine gidip Ebu'l-Kâsım Gürgânî'ye intisâb etti. Daha sonra da Ebu'l-Hasan Harakânîye intisâb ederek Nakşibendiyyenin Sıddîkiyye koluna dâhil oldu.
Selçuklu veziri Nizamülmülk, huzuruna Kuşeyrî ve Cü-veynî gibi âlimler ve şeyhler geldikleri zaman hürmetle ayağa kalkar, onlara yer gösterirdi. Fakat Ebû Ali Farmedî (k.s.) geldiği zaman hürmetle ayağa kalkıp karşıladığı gibi onu kendi makamına oturtur, kendisi de önünde otururdu. 'Neden böyle yapıyorsun?' diye sorulunca şöyle cevap verdi: 'Bu ikisi ve bunlar gibi olan âlimler huzuruma gelince bana, sen şöyle iyisin böyle iyisin diyerek bende olmayan şeylerle beni övüyorlar. Onların bu sözleri nefsimin hoşuna gidiyor. Fakat Farmedî ise, bana nefsimin ayıplarını söylüyor, böylece nefsim kırılıyor, yaptığım birçok hatâdan vazgeçiyorum.'
Ebû Ali Farmedî Hazretleri, İmâm-ı Gazalinin hem fıkıhta hem de tasavvufta üstâzıydı. İrşâd emânetini, Yûsuf Hemedânî'ye (k.s.) teslim etti ve 477/1084 yılının Rebîulevvel ayında âhirete irtihâl buyurdular. Kuddise sirruh.
8 Kasım 2009 Pazar
ARKADAŞ SEÇMEK
ARKADAŞ SEÇMEK08 KASIM 2009 PAZAR
Huccetü'l-İslâm İmâm-ı Gazâli'den:
Herkes ile arkadaş olma; çünkü insanların çoğu, arkadaşının kusur ve hatâlarını bağışlamaz. Başkasının insafını arar, fakat kendileri insaf etmezler. Bilmeden yapılan hatâları arar ve bağışlamazlar. Söz taşıyarak ve iftira ederek dost ve ahbâbları birbirine düşürürler. Bunların çoğu ile düşüp kalkmak ziyan, ayrı yaşamak ise tercihe şayandır. Kızdıkları zaman, içleri kin ve nefretle doludur. Kin zamanında kendilerine emniyet edilmediği gibi, yaltaklık ânlarında da kendilerinden bir şey beklenmez. Elbiseleri koyun postu, içleri kurttur. Şüpheli şeylerle kat'î hüküm verir, gıyabında, aleyhinde kusur bulmak için seni gözetleyip dururlar. Hasetten arkadaşlarının ıstırap veren felâketini gözetirler. Hiddetli anlarında senin yüzüne vurmak için sözlerinde hatâ ararlar.
İyice denemediğin kimsenin arkadaşlığına itimâd etme. Vazifeye verildiği, vazifeden atıldığı, zengin ve fakir olduğu zamanlarda onu dene, yahut onunla yolculuk et veya bir miktar alışveriş yap yahut da çok muhtaç ânında onu dene. Bu hâllerinde kendisinden memnun kalırsan arkadaşlığa, hattâ senden büyükse baba gibi, küçükse evlâd gibi kabul et.
7 Kasım 2009 Cumartesi
İLAÇLARA DİKKAT
İLAÇLARA DİKKAT07 KASIM 2009 CUMARTESI
• İlaçlar radyatör, soba veya mutfak gibi sıcak mekanlara uzak, çocukların ulaşamayacağı bir dolapta saklanmalıdır.
• Son kullanma tarihi geçen ilaçlar kullanılmamalıdır.
Reçetesiz kullanılabilen ilaçlar:
Deniz tutması, mide yanması, kabızlık, başağrısı gibi rahatsızlıklar için ilaçlar reçetesiz alınabilir ve prospektüslerindeki açıklamalara ve eczacının tavsiyelerine göre kullanılabilir. Diğer bütün rahatsızlıklar için reçete zarurîdir.
Reçeteli veya reçetesiz bütün ilaçların terkîbi, kullanıldığı yerler, tesirleri, yan tesirleri, kullanılmaması gereken durumlar, alınacak dozu ve son kullanma tarihinin önceden bilinmesi îcâb eder.
6 Kasım 2009 Cuma
Kur'an-i Kerim okumanin fazileti
Kur'an-i Kerim okumanın fazileti06 Kasim 2009 Cuma - 06 November 2009 Freitag - 06.11.2009 -
Aziz ve muhterem Müslümanlar!
Konumuz, Kur'ân-ı Azîmüşşan'ı okumanın fazileti hakkındadır. Haşir Sûresi, âyet 21'de Cenâb-ı Hak buyuruyor: "Eğer şu Kur'ân'ı bir dağ üzerine indirseydik, o dağı Allah korkusundan alçalmış ve paramparça olmuş görürdün!"
Başka bir âyette, "Şu Kur'ân insanların kalp gözlerini açacak bir nur, sağlam bilgi edinmek için bir hidayet ve rahmettir" (Câsiye, 20) buyurulmaktadır. Diğer bir âyetse şöyledir: "Bu Kur'ân insanlar için bir beyandır, müttakîler için de bir hidayet ve rahmettir" (Al-i İmrân, 138)
Şu dünya dershanesinde her Müslüman Kur'ân'ın talebesidir.Herşeyden evvel okuyup anlayarak amel edeceğimiz İlahî kitap, Kur'ân-ı Kerîm'dir. O ezelîdir, ebedîdir. Daima genç ve tazedir. O Allah'ın kelâmı, Allah'in fermanıdır. Hakikî mürşid ve rehber Kur'ân'dır.Dünya medresesinin en büyük muallimi olan Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) Efendimiz bize Kur'ân'ı ders vermiş. Onu okumayı, içindekilerle amel etmeyi emretmiştir.
Şu hadîs-i şerifleri dikkatle dinleyiniz:
"Sizin en hayırlınız Kur'ân'ı öğrenip öğreteninizdir.
Ümmetimin en faziletli ibadeti Kur'ân okumaktır.
Muhakkak Kur'ân bir zenginliktir ki, artık onun üstünde zenginlik olmadığı gibi onunla beraber de fakirlik yoktur. Kendisine Kur'ân nasip olan kimse, başkasının kendisinden daha zengin olduğunu zannederse, Allahu Teâlâ'nın âyetleriyle alay etmiş olur.
'Demir paslandığı gibi şu kalpler de paslanır!' buyurdu. 'Cilâsı nedir yâ Resûlallah?' diye sorulunca, 'Kur'ân okumak ve ölümü hatırlamaktır!' buyurdu."
Ashâb-ı Kiram'dan Ebû Hureyre (ra.) bu mevzuda şu açıklamayı yapıyor:
"Hangi evde Kur'ân-ı Kerîm okunursa, orada bolluk ve bereket çoğalır. Şeytanlar uzaklaşır. Ve melekler oraya dolarlar. Hangi evde Kur'ân okunmazsa o evde darlık, sıkıntı, huzursuzluk başgösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istilâ ederler."
Aziz kardeşlerim! Allah katında Kur'ân'dan daha üstün şefaatçi yoktur. Bir Müslüman Allah rızası için Kur'ân-ı Kerîm'i okuduğu zaman melekler onun etrafında toplanırlar, onun alnından öperler. O kul için Allah'tan af ve mağfiret dilerler. Kur'ân kalplere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifâdır. Onu tekrar tekrar okumaya ihtiyacımız vardır. Gıdanın tekrarı kuvveti artırdığı gibi Kur'ân-ı Kerîm'i tekrar okumak da manevî gıdamızın kaynağıdır.
Evet, "Kur'ân hem zikirdir, hem fikirdir. Hem hikmettir, hem ilimdir. Hem hakikattir, hem şeriattır. Hem sadırlara şifa, mü'minlere hüdâ ve rahmettir."
Bir ana-babanın çocuklarına karşı en mühim vazifesi, onlara Kur'ân öğretmektir, Kur'ân terbiyesi vermektir. Hususan tatil devresi bu iş için bir fırsattır, kaçırmayalım! Her çâreye başvuralım! Yavrularımızı Kur'ân ve îman dersleriyle tanıştıralım!
Fahr-i Kâinat Efendimiz'in (sav) şu tavsiyelerine kulak verelim:
"Kur'ân okuyunuz! Zira o Kur'ân okuyanlara kıyamet gününde şefaatçi olarak gelecektir. Evlerinizde çok çok Kur'ân okuyunuz! Çünkü Kur'ân okunmayan evde hayır az, serse çok olur. Ve o ev halkı daima sıkıntılı ve huzursuzdur. Kalbinde, kafasında Kur'ân'dan hiçbir âyet bulunmayan kimse harap bir ev gibidir. Kur'ân apaçık bir nur, hakîm bir zikir ve en doğru yoldur."
Muhterem Müslümanlar!
Hasta kalplerin şifası Kur'ân okumaktır. Hasta milletlerin kurtuluş reçetesi Kur'ân'a sarılmaktır. Dinimizin temeli Kur'ân olduğu gibi İslâm âleminin temeli de Kur'ân'dır. Yeryüzünde hâkimiyet Kur'ân'ın hakkıdır.
"İstikbal yalnız ve yalnız islâmiyet'in olacak, hâkim hakaik-i Kur'âniye ve îmaniye olacak!"
Asrımız Kur'ân asrıdır. Dünya milletleri İslâm'a koşuyor. Dinsiz, imansız, Kur'ân'sız hiçbir milletin yaşayamayacağı yavaş yavaş anlaşılıyor. Bütün dünyada Kur'ân'a bir dönüş ve yöneliş vardır. Kur'ân'ın nuru dünyayı saracaktır. Şu âhirzamanda maddî elektrik, ışık, nur her yere ulaştığı gibi, manevî elektrik olan Kur'ân ve îman nuru da ulaştırılmalıdır. Kur'ân'ın hakikatlan her eve, kalbe ve kafaya hâkim olmalıdır.Mülk Allah'ındır. Kur'ân Allah kelâmıdır.
5 Kasım 2009 Perşembe
Haklinin yaninda yer almak
Haklinin yaninda yer almak05 Kasim 2009 Persembe
Toplum icinde yasayan insanlarin, birbirlerinin haklarina saygi göstererek, baris icerisinde yasamalari insan olmanin bir geregidir. Toplumun her türlü fitne, fesat ve kargasadan uzak kalmasi icin, herkes üstüne düsen görevi yerine getirmeli, haklinin yaninda ve hakkin tarafinda yerini almalidir.
Bir gün Bedevilerden biri Peygamberimiz (s.a.s.)'den alacagini tahsil etmeye gelmis, Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'e agir sözler söylemisti. Ashap, adamin davranisina kizarak: "Yaziklar olsun, sen kiminle konustugunu biliyormusun ?" demislerdi. Adam hic aldirmadan: "Ben hakkimi istemeye geldim" demisti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): "Siz onun tarafindan olacaktiniz, cünkü bu adam hakkini istiyor" buyurarak; Havle'nin verdigi ödünc hurma ile Bedeviye borcunu ödedi. Bedevi: "Sen benim hakkimi cok iyi bir sekilde ödedin. Allah da sana mükâfâtini tam olarak versin", diye dua etti. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.s.): "Iste bunlar, insanlarin en hayirlilaridir. Icinde, zayif kimsenin incitilmeden hakkini alamadigi bir toplum yükselemez" buyurdu. (Ibn Mâce, "Sadakat", 17)
Bize düsen, haklinin yaninda olmak, aleyhimize de olsa haktan ayrilmamaktir.
4 Kasım 2009 Çarşamba
MEZHEBLER
04 Kasim 2009 Carsamba
Ashâb-ı Kiram âhirete gittikten sonra, tabiîn ve onlardan sonraki müslümanlar arasında hâdiseler çoğaldı, cahillik yaygın hâle geldi, nice bid'at ve dalâletler türedi. Bunun için o zamanın âlimlerinin çalışıp ictihâd etmeleri, Kur'ân-ı Kerîm'den ve hadîs-i şeriflerden hükümler çıkarıp kitap yazmaları ve insanlara öğretmeleri lâzım ve vâcib oldu. Her âlim anladığını halka beyân edip âlimler yetiştirdi, kitaplar yazdı. Her mes'eleyi delili ile, her suâli cevâbı ile ve her müşkili fetvası ile bildirdiler. Böylece mezhebler meydâna geldi.
İmamların her birine bir taife tâbi oldu. Kimi İmâm Ebû Hanîfe'ye, kimi İmam Şafiî'ye, kimi İmam Mâlik'e, kimi İmam Ahmed'e, kimi Süfyân-ı Sevrî'ye, kimi Dâvûd-ı Zâhirî'ye ve diğerlerine (rahimehümullah) uydular. Fakat zamanımızda dört mezheb vardır. Diğerlerine uyan kalmamıştır. Bütün bu müctehidler, amelî hükümlerde bazı mes'elelerde ayrı iseler de, itikâdda birdirler. Hepsi ehl-i sünnet ve cemâattir. İhtilâflarının sebebi, amelde dînin izni ile bazı hususlarda birbirinden farklı ictihâdlarıdır. Çünkü müctehidlerin kendi içtihadı ile amel etmeleri kendilerine vâcibdir. Birbirlerini taklîd edemezler. Bu muhalefetleri de Allâhü Teâlâ'nın izni ile olmuştur. Dünyâda ve âhirette asla zarar vermez.
Bu imamların hepsi hidâyet üzeredir. Bir kişi amelde ve muamelâtta onlardan hangisine uyarsa amelini, alışverişini, nikâhını ve diğer işlerini de bu imamlardan birine uyarak yaparsa doğrudur, sevaba kavuşup cennete girer. Tabî olduğu imâm içtihadında yanıldıysa zarar vermez, sevaba mâni' olmaz. Amelde ictihad hatâsı affedilir. İtikâdda içtihat hatâsı ya küfür, ya çirkin bid'at ve dalâlettir, affolunmaz. İtikâdda hatâ eden, ehl-i sünnet mezhebinden çıkar. (Birgivî)
KELİME-İ ŞEHÂDETİN BÜYÜKLÜĞÜ
Câbir bin Abdullah (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Kıyamet gününde iyi amelleri kötü amellerinden fazla olan, hesapsız olarak cennete girecektir. İyi amelleri ve kötü amelleri eşit olan, kolay bir hesaba çekilir ve sonra cennete girer. Resûlullâh (s.a.v.)'in şefaati ise büyük günahı olup sahiplerine ağır gelenler için olacaktır."
Allâhü Teâlâ, Mûsâ (a.s.)'a şöyle buyurmuştur: "Karun senden yardım etmeni istediği zaman neden ona yardım etmedin? İzzet ve celâlime yemin ederim ki benden yardım isteseydi elbette ona yardım eder ve onu affederdim."
Sanâbicî (r.a.) anlatıyor: Ölüm döşeğinde iken Ubâde bin Sâmit (r.a.)'in yanına vardım. Ağlamaya başladım. 'Dur bakalım, neden ağlıyorsun' dedi. Allah'a yemin ederim ki Resûlullâh (s.a.v.)'den duyduğum bütün hadîs-i şerîfleri size bildirdim, yalnız biri hâriç. Bugün onu size anlatacağım. Şimdiye kadar onu kendimde muhafaza ediyordum. Resûlullâh (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu işittim: "Kim Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed (s.a.v.)'in onun resûlu olduğuna şehâdet ederse, Allâhü Teâlâ cehennem ateşini ona haram kılar."
Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Allâhü Teâlâ kıyamet gününde ümmetimden bir adamı bütün mahlûkatın önüne çıkarır. Aleyhindeki doksan dokuz defteri ortaya koyar. Her defter, gözün görebildiği kadar uzundur. Sonra Allâhü Teâlâ, 'Bunlardan inkâr edeceğin bir şey var mı? Melekler sana zulmetmiş mi?' buyurur. 'Hayır, yâ Rabbi.' Allâhü Teâlâ, 'Bir mazeretin, itirazın var mı?' buyurur. 'Hayır yâ Rabbi.' deyince Allâhü Teâlâ 'Senin bizim katımızda iyi bir amelin var. O sebeple bugün sana zulüm yok.' buyurur. Sonra üzerinde "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû" yazan bir kâğıt çıkarılır. Adam 'Yâ Rabbi, bu doksan dokuz defterin yanında bu kâğıdın ne kıymeti olur?' deyince 'Hayır. Bugün sana zulüm olunmayacaktır.' buyurulur. Sonra doksan dokuz defter terazinin bir kefesine, üzerinde kelime-i şehâdet yazan kâğıt diğer kefeye konur. Kelime-i şehâdet'in yazılı olduğu kâğıt, doksan dokuz deftere ağır gelir. Çünkü hiçbir şey Allah'ın isminden ağır gelemez."
Anahtar Kelimeler: Kelimei Sehadetin büyüklügü - kelime i sehadetin büyüklügü - kelime-i sehadetin büyüklügü -
3 Kasım 2009 Salı
ŞÜKREDERSENİZ ELBETTE ARTIRIRIM
03 Kasim 2009 Sali - 03 November 2009 Dienstag
Memurlarından biri, Ömer bin Abdülazîz (r.h.)'a bir mektup yazdı ve "Ey Emîru'l-mü'minîn, benim me'mûr olduğum bu yerlerde Allah'ın nimeti o kadar çoktur ki bunca nimete lâyıkıyla şükredememekten pek ziyâde korkuyorum." dedi. Ömer bin Abdülazîz (r.h.) ona şu cevâbı yazdı:
"Ben, senin Allah'ı bilen bir kimse olduğunu görüyorum. Allâhü Teâlâ bir kula nîmet verse ve o kul da Allâhü Teâlâ'ya nimeti için hamd ederse muhakkak onun hamdi, Allah katında ona verdiği nimetinden daha faziletlidir. Allâhü Teâlâ (meâlen): "Şânım hakkı için, Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik, ikisi de 'Hamd o Allah'a ki, bizi mü'min kullarından bir çoğunun üzerine faziletli kıldı.' dediler." (Neml Sûresi, âyet 15) buyuruyor. Hangi nîmet Dâvûd ve Süleyman aleyhimüsselâma verilenden daha faziletlidir.
Yine Allâhü Teâlâ (meâlen); "Rablerine korunmuş olan müttekîler de zümre zümre cennete sevk olunmaktadır, nihayet ona vardıkları ve kapıları açılıp bekçileri onlara "Selâmün aleyküm, ne hoşsunuz! Ebediyyen kalmak üzere haydin girin onlara" diye selâm durdukları, onlar da; 'Hamd o Allah'a ki bize vadinde sâdık oldu ve bizi arza (yeryüzüne) vâris kıldı, cennetten istediğimiz yerde makam tutuyoruz' dedikleri vakit... Bak, artık ne güzeldir ecri o amel edenlerin." (Zümer Sûresi, âyet 73-74) buyurmuştur.
Sağlığımız için kısa bilgiler
3 Kasım 2009 Salı
Çocukların hareket etmeleri hayatî derecede mühimdir. Hareket etmeyen çocuklar, soluk renkli ve güçsüz olur.
Yedi- sekiz aylık çocukların koltuklarından tutularak yürütülmeye çalışılması zararlıdır; dizleri ve incik kemikleri çarpılır. İleride yürümekde zorluk çekerler.
Bebekler günde bir- iki defa döşek veya minder üzerinde kendi çabaları ile hareketlenip yürümeye bırakılmalıdır.
60 yaşından yukarı kimselerin ise, "artık yaşımız ilerledi" diyerek devamlı istirahat etmeleri çoğu zaman felç ve dolaşım hastalıklarına sebep olur. Her gün az da olsa hareket etmeli ve yaşlarına uygun meşguliyetleri olmalıdır.
Ein Vers - Ein Hadith - 03-11-2009
3 November 2009 Dienstag
Ein Vers
Es soll kein Zwang sein im Glauben. Gewiß, Wahrheit ist nunmehr deutlich unterscheidbar von Irrtum; wer also sich von dem Verführer nicht leiten läßt und an Allah glaubt, der hat sicherlich eine starke Handhabe ergriffen, die kein Brechen kennt; und Allah ist allhörend, allwissend.
(Al-Baqarah, 2/256)
Abu Huraira, Allahs Wohlgefallen auf ihm, berichtete: Al- Aqra` Ibn Habis sah den Propheten, Allahs Segen und Heil auf ihm, Al-Hasan (sein Enkelkind) küssen. Da sagte er: Ich habe zehn Kinder aber niemals habe ich eines von ihnen geküßt! Da sagte der Gesandte Allahs, Allahs Segen und Heil auf ihm, sagte: Wer nicht barmherzig ist, der findet auch kein Erbarmen. [- Sahih Muslim, (Fedâil) Tugenden, 65, (II, 1808) -]
One Verse - One Hadith - 03.11.2009
3 November 2009 Tuesday
One Verse
And do not make your hand to be shackled to your neck nor stretch it forth to the utmost (limit) of its stretching forth, lest you should (afterwards) sit down blamed, stripped off. (İsra, 17/29)
One Hadith
Abu Hurairah (May Allah be pleased with him) reported: The Prophet (PBUH) said, "It is also charity to utter a good word.'' [Al-Bukhari, Good manners, 34]
The same in Turkish language :
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu: “Güzel söz sadakadır.” [- Buhârî, Edeb 34, (VII, 79) -]
1 Kasım 2009 Pazar
HZ. ŞUAYB ALEYHİSSELÂM
01 Kasim 2009 Pazar
Şuayb (a.s.)' in bir adi da Yesrûn'dur. Beşinci dedesi Ibrâhîm (a.s.)'dir. Hz. Şuayb'in ninesi ise Hz. Lût'un (a.s.) kizidir. Peygamber Efenedimiz (s.a.v.); "Şuayb (a.s.), kavmine güzel davranmasi ve iyi muâmelesi sebebiyle peygamberlerin hatîbi unvânini almiştir." buyurmuşlardir.
Allâhü Teâlâ onu tüccar olan Medyen halkina peygamber olarak göndermişti. Tarti ve ölcülerini eksik tutarak halki aldatirlardi. Isyan ve küfür ehli olmalarina ragmen Allah onlari bol nîmetlerle refâhin zirvesine cikarmişti. Bu hâl ise onlar icin bir istidrâc idi. Hz. Şuayb (a.s.) onlara, "Ey benim kavmim, Allâh'a ibadet edin ki ondan başka ilâhiniz yoktur ve ölcüyü tartiyi eksik tutmayin. Şüphesiz siz bir nimet icinde bulunuyor; alişveriş ediyorsunuz, insanlarin hukûkuna riâyet ederek Allâh'a şükretmelisiniz. Ölcüyü, teraziyi noksan tutup da hayri berbât etmeyin. Bu halde devam ederseniz elinizdeki hayri zâyi ettikten başka, hicbirinizin kurtulamayacagi umumî bir azâba giriftâr olursunuz." dedi. Fakat onlar sapiklik ve azginliklarina devâm ettiler.
Hz. Şuayb (a.s.) cok namaz kilar idi. "Yâ Şuayb! dediler; atalarimizin taptiklarini terk etmemizi veya mallarimizda diledigimizi yapmayi terk etmemizi sana namazin mi emrediyor? Hakîkaten sen, cok akillisin." (Hûd Sûresi, âyet 87) diyerek alay ettiler. Bir taraftan putlara taptilar bir taraftan da namazi tahkîr ettiler.
Hz. Şuayb (a.s.) onlara nasîhat etti ise de Allâh'in peygamberine ehemmiyyet vermediklerinden, herkesin hissiyatini kendi nefisleriyle ölctüklerinden, bir insanin şahsi ve dünyevi bir menfaati olmaksizin samimî olmasini kafalarina sigdiramadilar, ihlâs ve tevekkülü anlamak icin kendilerinde bir misal bulamadilar ve tevhidi tanmadiklarindan; bir kör tabîatci kafasiyla düşündüklerinden beşerin isyâni ile bazi semâvî âfetler arasinda bir alâka bulunabilecegine ihtimâl vermediler ve; "Ey Şuayb, söylediklerinden cogunu iyi anlamiyoruz." dediler.
Nihâyet; "Ne zaman ki emrimiz geldi, Şuayb'i ve maiyyetinde îmân edenleri tarafimizdan bir rahmet ile kurtardik; o zulmedenleri ise, bir sayha yakaladi da diyarlarinda cökekaldilar. Sanki orada şenlik kurmamişlardi. Bak, Semûd def'oldugu gibi Medyen de def'oldu gitti." (Hûd Sûresi, âyet 94-95)
One Verse - One Hadith - 01.11.2009
01 November 2009 Sunday
One Verse
And obey Allah and His Messenger and do not quarrel for then you will be weak in hearts and your power will depart, and be patient; surely Allah is with the patient. (Anfal, 8/46)
One Hadith
Abu Musa (May Allah bepleased with him) reported: Messenger of Allah (PBUH) said, "The relationship of the believer with another believer is like (the bricks of) a building, each strengthens the other.'' He (PBUH) illustrated this by interlacing the fingers of both his hands. (Al-Bukhari, Prayer, 88)
Ein Vers - Ein Hadith - 01.11.2009
1 November 2009 Sonntag
Und das Wägen an jenem Tage wird wahrhaftig sein. Deren Waagschale dann schwer ist, die werden Erfolg haben. (Al-Aàraf, 7/8)

Ein Hadith
Dscharir, Allah's Wohlgefallen auf ihm, berichtete: Der Prophet, Allah's Segen und Heil auf ihm, sagte zu mir während der Abschiedspilgerfahrt: "Kehrt nicht nach mir in den Unglauben zurück, indem die einen von euch die Nacken der anderen abschlagen." [- Sahih Muslim, (Iman) Glaube, 118, (I, 81) -]



