14 Aralık 2009 Pazartesi

İNSAN NEDEN SEVER ?

İNSAN NEDEN SEVER ?

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ruhlar bölüklere ayrılmış askerler gibidir. (Ruhlar âleminde) tanışmış olanlar, birbirleri ile ülfet (muhabbet) eder, tanışmamış olanlar ise (dünyâda da) birbirlerini ta­nımazlar (anlaşamazlar)."

Diğer bir hadîs-i şerîfte şöyle buyuruldu: "İki muttakî (hakikaten Allah'tan korkan) mü'minin ruhu bir günlük yolda karşılaşır, hâlbuki daha önce ikisi de arkadaşını görmemiştir."

İnsan birisini sever. Bu sevgi, ya o kişi iyi olduğu içindir veya dünyâ menfaati veya ahiret menfaati (yâni sevap) içindir.

Veya bu sevgi, dînî veya uhrevî birtakım menfaatler için değil, o kişi Allah'ın kulu olduğu içindir. Bir kişi biri­sini sevdiği zaman, onun sevdiği şeyleri de sever. İşte Allah için kardeşliğin mânâsı budur.

Sevgi Allah için olunca, sevmemek dahi Allah için olmalıdır. Bir kimse, bir insanı dostunun dostu olduğu için veya dostuna itaat ettiği, dediklerini yaptığı için se­verse, sevdiğinin düşmanını da sevmez. Anahtar Kelimeler: İNSAN NİÇİN SEVER ? Insan neden sever ? Bir kisi neden sever ? Bir kisi NİÇİN SEVER ? Sevgi - Sevmek - dünya menfaati icin sevmek - ahiret menfaati icin sevmek - Allah icin sevmek - Allah'in kulu oldugu icin sevmek -

SILA-İ RAHİM VE KOMŞULUK

SILA-İ RAHİM VE KOMŞULUK

Bir selâm ile veya bir hediye ile de olsa sıla-i rahim vâcibdir.

Büyüklerden bâzıları, akrabaların komşu olmala­rını hoş görmemişlerdir. Çünkü komşu olmak, arala­rındaki hürmeti ve heybeti yok eder, nihayet araların­daki alâka kesilir.

Hz. Ömer (r.a.) valilerine; akrabaların, birbirlerini ziyaret etmelerini fakat birbirleriyle yakın komşu ol­mamalarını emretmiştir.

Kişinin imkânı nisbetinde, günaşırı, haftada bir veya ayda bir akrabalarını ziyareti, aralarında sevgi ve mu­habbeti artırır. Anahtar Kelimeler: SILA-İ RAHİM - Sila-i Rahim - Komsuluk - KOMŞULUK - akraba ziyareti - akrabayi ziyaret - selam - hediye - hediyelesme -

13 Aralık 2009 Pazar

HZ. EBÛ BEKİR'İN FAZİLETİ

HZ. EBÛ BEKİR'İN FAZİLETİ

Hz. Ömerü'l-Fârûk'a (r.a.) bir hatibin hutbede Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) ismini okumadığı haberi gelince ağlayarak şöyle buyurdular: "Vallahi, Ebû Bekir'in bir gecesi ve günü Ömer'den ve Ömer'in bütün aile efradından hayırlıdır."

Gecesi: Resulü Ekrem (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir (r.a,) İle Mekke'den gece vakti ayrılıp Medine'ye hicret etmek üzere yola çıktığı zaman, Ebû Bekir (r.a.) bâzan Resulü Ekrem'in (s.a.v.) önüne, bâzan ardına, bâzan sağına ve bâzan da soluna geçerek yürürdü. Resulü Ekrem Ebû Bekir'e (r.a.):

"Niçin böyle yapıyorsun?" diye sorunca "Sizi korumak için böyle yapıyorum, yolda pusu kurduklarını düşünerek öne geçiyorum, takip ederler diye ardınızdan yürüyorum." dedi.

Resulü Ekrem'in (s.a.v.) o gece yürümekten parmakları soyuldu, ezildi ve İncindi. Hz. Ebû Bekir, Resulü Ekrem'i (s.a.v.) mağara kapısına kadar sırtında götürdü ve;

"Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, mağaraya önce kendim girmeden İçeri koymam. Bir şey varsa zararı bana dokunsun." dedi ve içeri girdi. Bir tehlike olmadığını gördükten sonra Resûlullâh ı mağaraya davet etti. Hz. Ebû Bekir mağara içinde yılan ve benzeri zararlı haşere deliklerine ayaklarını koydu ve yılan Ebû Bekir'in ayagını ısırdı. Acısından Ebû Bekir'in (r.a.) akan gözyaşları Resûl-ü Ekrem'in yanaklarına döküldü. Resulü Ekrem (s.a.v.);

"Korkma, Allah bizimledir." buyurdu. Allâhü Teâlâ, Resûlü'ne sekîneti ve Ebû Bekir'e de tumânîneti (kalb huzuru) nasîb etti. İşte gecesi budur.

Gündüzü ise; "Resûlullâh (s.a.v.) vefat edince, kabilelerin çoğu dinden çıktılar. Bazıları, 'namaz kılarız fakat zekât vermeyiz,' dediler. Ebû Bekir'in (r.a.) yanına gittim ve "Bunlara karşı yumuşak davran ve idare ile muamele et." dedim. Bana "Bunlar câhiliyet devrinde cebbar, İslâmiyet'te ise korkak, böyle şey olmaz. Resulü Ekrem'in irtihâli ve vahyin kesilmesi ile onları azdıran sebeb nedir? Vallahi, Resulü Ekrem'e verdikleri bir deve yularını bana vermezlerse onlarla harbederim." dedi ve biz de ona uyarak harb ettik. İçtihadında, kararında cidden isabet etmişti. İşte günü de budur." buyurdu.

12 Aralık 2009 Cumartesi

ÂHİRETE AİT BÂZI HÂLLER

ÂHİRETE AİT BÂZI HÂLLER


Amel Defteri: Her insanın, dünyâda iyi ve kötü, küçük ve büyük bütün işledikleri melekler tarafından yazılmış olan defterdir. Âhirette sahibine verilecek, "Al kitabını, okul" de­nilecektir.

Mîzân: Mahşerde herkesin iyi ve kötü amellerini tartma­ğa mahsus, manevî bir terazidir.

Sırat: Cehennemin üzerine kurulmuş, üzerinden geçilmesi pek zor bulunan bir köprüdür. Allâhü Teâlâ'nın muhte­rem kulları pek kolaylıkla, hattâ bir kısmı şimşek gibi geçip cennete gireceklerdir. Kâfirler ile şefaate kavuşamayan veya şefaati inkâr eden bir kısım mü'minler de geçemeyip cehenneme düşerler.

Cennet: Hatır ve hayâle gelmeyen sayısız nimetler âle­midir. Mü'minler cennette pek büyük nimetlere ereceklerdir. Husûsiyle Allâhü Teâlâ'yı mekândan, zamandan münez­zeh ve şân-ı ulûhiyetine lâyık olarak vakit vakit görmek şerefine nail olacaklardır ki, buna "Ru'yetullah" denir. İmân sahipleri bu ni'mete nail olduklarında cennetin şâir bütün nimetlerini, zevklerini unutacaklar, en büyük, en ulvî, en rûhânî bir zevke dalacaklardır.

Cehennem: Bütün kâfirler ve bâzı günahkâr mü'minler için yaratılmış, yedi derekeye, aşağı tabakaya bölünmüş bir azâb âlemidir. Burada kâfirler ebedî surette azâbda kala­caklar, günahkâr mü'minler ise bir müddet azâb gördükten sonra affolunarak cennete konulacaklardır.

Kevser Havuzu: Mahşer günü Allâhü Teâlâ'nın Peygamberimiz'e (s.a.v.) ihsan buyurduğu gayet büyük bir ha­vuzdur. Bunun pek tatlı, berrak suyundan mü'minler içecek, mahşerin dehşetinden ileri gelen hararetlerini giderecekler­dir ve bir daha susamayacaklardır.

Şefaat: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affe­dilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere er­meleri için Peygamberimizin (s.a.v.) ve şâir büyük zâtların Allâhü Teâlâ'dan niyaz ve istirhamda bulunmaları, isteme­leridir. Allah'ın izin verdiklerine şefaat ederler.

Âhirette bütün insanlara âit muhakeme ve muhasebenin bir an evvel yapılması için en büyük şefaat, bizim peygambe­rimiz Muhammed Mustafâ (s.a.v.) Hazretleri'nindir. Onun bu şefâatına, şefâat-ı uzmâ denir. Ve onun hâiz olduğu yüksek makama, Makâm-ı Mahmûd denir. Anahtar Kelimeler: Amel Defteri - Mizan - Sirat - Cennet - Cehennem - Kevser Havuzu - Sefaat - Mahser günü - Ahiret günü - Makam-i Mahmud - sefaat-i uzma

11 Aralık 2009 Cuma

HAKÎKİ MÜMİNİN ALÂMETİ

HAKÎKİ MÜMİNİN ALÂMETİ

Resûlullâh (s.a.v.) bir gün ashabından bazılarına, "Siz nesiniz?" diye sordular. Onlar da "Biz mü'minleriz." dediler. Resûlullâh (s.a.v.), "Mü'min olduğunuzun alâmeti nedir?" diye sordu.

Ashâb-ı Kiram, "Biz belâlara sabrederiz, bolluk zamanında da şükrederiz, hakkımızdaki hükümlere razı oluruz." dediler.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.), "Kabe'nin Rabbine yemîn ederim ki sizler hakîki mü'minsiniz." buyurdular. Anahtar Kelimeler: Hakiki Müminin alameti - Hakiki mü'minin alameti - Ashab-i Kiram - Resulullah (s.a.v)

HUBEYB EL-ENSÂRÎ'NİN ŞEHÂDETİ (R.A.)

HUBEYB EL-ENSÂRÎ'NİN ŞEHÂDETİ (R.A.)

Hicretin dördüncü senesi Safer ayında Udal ve Kare kabîlesine dîni öğretmek için gönderilen sahâbîlerden Hubeyb el-Ensârî (r.a.) ihanete uğrayarak esir alınıp Mekke'ye götürüldü. Nevfeloğulları, onu satın alarak Uhud'da öldürdüğü babalari Hâris'e karşı öldürmek istemişlerdi. Nevfeloğulları istişare için toplandıklarında, Hubeyb (r.a.) öldürüleceğini bildiğinden temizlenmek üzere bir ustura istedi ve verdiler. Bu sırada Hâris'in kızlarından birinin küçük çocuğu, ustura elinde iken Hubeyb'in (r.a.) kucağına oturuverdi. Kızın annesi korkudan feryâd edince Hubeyb (r.a.), "Onu öldüreceğimden mi korktun? Sözde durmamak, ihanet etmek mü'minin vasfı değildir." dedi.

Sonra kadın, Hubeyb'i (r.a.) şöyle anlatırdı: "Ben Hubeyb'den (r.a.) daha hayırlı bir esir görmedim. Mekke'de üzüm mevsimi olmadığı hâlde, onun elinde bir salkım üzüm yerken gördüm. Bu, Allah'ın Hubeyb'e verdiği bir rızıktan başka bir şey değildir."

Hubeyb'i (r.a.) öldürmek üzere Harem'in sınırlarından çıktılar. Hubeyb "İki rek'at namaz kılmak için bana müsâade edin." dedi. Müsâade ettiler, o da iki rek'at namaz kıldı ve "Eğer korktu demeyecek olsaydınız daha fazla kılardım." dedi ve şöyle duâ etti: "Allah'ım sen sayıca onları biliyorsun, onları darmadağın ederek öldür."

Öldürülecek kimseler için iki rek'at namaz kılmaları bundan sonra Hz. Hubeyb'den âdet oldu. Onu asarak şehîd ettiler. Allah yolunda asılarak şehîd edilen ilk sahâbî odur. Radıyallâhü anh.

10 Aralık 2009 Perşembe

ÂLİMİN NASİHATİ

ÂLİMİN NASİHATİ

Emevî halîfesi Süleyman bin Abdülmelik, Medîne-i Münevvere'de iken Ebû Hâzim'i (r.h.) huzuruna çağırdı ve aralarında şu konuşma geçti.

-"Ey Ebû Hâzim, ölümü neden sevmiyoruz?"
-"Çünkü dünyâyı imâr edip âhireti harâb edenler için mamureyi bırakıp, harabeye gitmek zor gelir."

-"Allah'ın huzuruna nasıl varılır?" diye sordu.
-"Ey mü'minlerin emîri, iyilik ve ihsanda bulu­nanlar, kaybettikleri çocuklarına kavuşmuş gibi sevinirler. Kötülük edenler de efendisinden kaçmış köle gibi huzuruna çıkarlar." Halîfe ağladı ve:

-"Bari, Allâhü Teâlâ'nın huzurunda hâlimin ne olaca­ğını bilseydim?"
-"Hâlini Allâhü Teâlâ'nın kelâmına arzeyle. Allâhü Teâlâ (meâlen) "Muhakkak ki iyiler cennette, kötüler ise cehennemdedir." (İnfitâr Sûresi, âyet 13-14) bu­yurmuştur. Hâline bak, sen kimlerdensin?"

-"Ya Allâhü Teâlâ'nın rahmeti kimedir?"
-"Muhsinleredir."

-"Ey Ebû Hâzim, Allah katında en keremli inşân kim­dir?"
-"İyilik ve takva ehli olanlardır."

- "Amellerin hangisi daha makbuldür?"
-"Haramlardan kaçınmak, farzları yerine getirmek­tir."

-"Sözlerin hangisi daha makbuldür?"
-"Korktuğun ve bir şey umduğun kimseye karşı sözün doğrusunu söylemektir."

-"Mü'minlerin hangisi daha akıllıdır?"
-"Kendisi Allah'a ibâdet eden ve insanları da Allah'a ibâdete davet edendir."

-"Mü'minlerin en ziyâde hüsranda olanı hangisidir?"
- "Zâlim olan kardeşinin keyfine göre hareket edip, başkasının dünyâsı için kendi âhiretini harâb edendir."

AHLÂKA DÂİR BİR VASİYYET

AHLÂKA DÂİR BİR VASİYYET

Resûlullâh (s.a.v.) buyurdular: "Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, cennete ancak ahlâkı güzel olanlar girer."

Muâz bin Cebel (r.a.) şöyle anlattı. Resûlullâh (s.a.v.) bana buyurdu ki: "Ey Muaz! Sana şunları tavsiye ederim: Allah'tan korkmak, doğru sözlü olmak, ahde vefa göstermek, emâneti vermek, hıyanet etmemek, komşu hakkını muhafaza etmek, yetime merhamet etmek, tatlı sözlü olmak, selâma önce başlamak, güzel amel İşlemek, kısa emel sahibi olmak, îmânını muhafaza etmek, Kur'ân'ı anlamağa çalışmak, âhireti sevmek, hesaptan korkmak, etrâfındakllerl muhafaza etmek.

Seni, hikmet sâhibi bir zâta kötü söz söylemekten, doğru olan bir kişiyi tekzip etmekten, günahkâra İtaat etmekten, âdil İdareciye âsî olmaktan, yeryüzünde fesat çıkarmaktan men ederim.

Her ağacın, taşın yanında Allah'tan korkmanı, gizil İşlediğin hatâlara gizilce, aşikâre İşlediğin hatâlara aşikâre tevbe etmeni tavsiye ederim.

Allâhü Teâlâ, İslâm'ı güzel ahlâkla ve güzel ameller ile ihâta etmiştir. Şunlar bu amellerdendir:

İnsanlarla güzel geçinmek ve onlara (insanlara) iyi muamelede bulunmak, mülayim (yumuşak) konuşmak, mâ'rufu yaymak, yemek yedirmek, selâmı yaymak, -iyi de olsa fâcir de olsa- müslüman hastayı ziyaret etmek, müslüman kardeşinin cenazesine iştirak etmek, kâfir veya müslüman komşusu ile iyi komşulukta bulunmak, yaşlı müslümanlara hürmet etmek, daveti kabul etmek, duâ etmek, affetmek, ara bulmak, cömert olmak, kerem sahibi olmak, müsamahalı olmak, selâma önce başlamak, öfkesini yutmak, insanları affetmek."

8 Aralık 2009 Salı

Şehitlerimiz Tokat'tan törenle uğurlandı

Şehitlerimiz Tokat'tan törenle uğurlandı

Şehit 7 askerin otopsi işlemleri tamamlandı. Mehmetçiklerin cenazeleri, Tokat'taki törenin ardından toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderilecek. Bir vatandaş ise morgun yanında Kuran okudu ve 'bu vatan hepimizin' dedi.

Reşadiye ilçesine bağlı Sazak köyü yakınlarındaki terörist saldırıda şehit düşen jandarma uzman çavuş Harun Arslanbey (Adana) ile jandarma erler Onur Bozdemir (Adıyaman), Kemal Pide (Ordu), Ferit Demir (Muş), Yakup Mutlu (Muş), Cengiz Sarıbaş (Giresun) ve Fatih Yonca'nın (Hatay) Tokat Dr. Cevdet Devlet Hastanesi Morgu'nda yapılan otopsi işlemleri tamamlandı.

Şehitlerin gece saatlerinden sabaha kadar süren otopsi işlemlerinin 2 savcı ve 2 doktor gözetiminde yapıldığı kaydedildi. Otopsi işlemlerinin tamamlanmasının ardından morga askerler tarafından tabutlar götürüldüğü gözlendi.

Şehitlerin cenazeleri, Tokat İl Jandarma Alay Komutanlığı'nda düzenlenecek törenin ardından toprağa verilmek üzere memleketlerine gönderilecek.

Bu arada, şehitlerin cenazelerinin bulunduğu hastane morgu önünde nöbet tutan askerlerin yanında bir vatandaşın Kur'an-ı Kerim okuduğu görüldü. Askerlerle herhangi bir akrabalık ilişkisi olmadığını belirten vatandaş, olayın üzüntüsünü yaşadığını ifade ederek, ''Bu vatan, hepimizin, bu çocuklar hepimizin evladı'' ifadelerini kullandı.

Öte yandan, saldırıda yaralanan jandarma uzman Çavuş Yusuf Öztürk ve jandarma er Emrah Mandıralı'nın tedavisinin Niksar Devlet Hastanesi'nde, jandarma er Arif Temel'in tedavisinin ise Tokat Dr. Cevdet Aykan Devlet Hastanesi'nde sürdüğü belirtildi.

Saldırıda yaralanan 3 askerden biri olan ve Niksar Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınan Emrah Mandıralı'nın, U21 Milli Takım Teknik Direktörü ve Trabzonspor'un efsanevi oyuncularından, eski milli futbolcu Hami Mandıralı'nın uzaktan akrabası olduğu ifade edildi. Evli, 1 çocuk babası Emrah Mandıralı'nın, Trabzon'un Arsin ilçesine bağlı Başdurak Köyü'nde yaşadığı kaydedildi.

Diğer yandan, Tokat ve çevresinde yüksek kesimlerde dünkü saldırı anında olduğu gibi bugün sabah saatlerinde de yoğun sisin etkili olduğu, dağlık ve ormanlık bölgelerde görüş mesafesinin iyice düştüğü gözlendi.
Anahtar Kelimeler: tokat - reşadiye - şehit - cenaze - otopsi - tören - kuran - morg - Sehitler ugurlandi - resadiye - sehit - asker -
Kaynak: AA

7 şehidimizin isim ve memleketleri

7 şehidimizin isim ve memleketleri

Tokat'ın Reşadiye ilçesine bağlı Sazak köyü yakınlarda teröristlerce pusuya düşürülen askerlerden şehit olan 7 asker ile 3 yaralı askerin kimlikleri belirlendi. İşte şehitlerimizin isimleri ve memleketleri:

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, ilçeye bağlı Sazak köyü yakınlarda teröristlerce pusuya düşürülen askerlerden

Uzman çavuş Harun Arslanbey (Adana)
Er Onur Bozdemir (Adıyaman),
Er Kemal Pide (Ordu),
Er Ferit Demir (Muş),
Er Yakup Mutlu (Muş),
Er Cengiz Sarıbaş (Giresun)
ve
Er Fatih Yonca'nın (Hatay) şehit olduğu öğrenildi.

Saldırıda Uzman Çavuş Yusuf Öztürk ile erler Emrah Mandıralı ve Arif Temel'in yaralandığı belirtildi.

Yaralı askerlerden uzman çavuş Öztürk ile Mandıralı'nın Niksar Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alındığı kaydedildi. Anahtar Kelimeler: Tokat - şehit - sehit - asker - er - jandarma - reşadiye - 7 şehidimizin isim ve memleketleri - sehitlerin isimleri ve memleketleri - tokat resadiye sehitleri 2009 - 07.12.2009 - 7 ARALIK 2009 - yedi sehit -
Kaynak: AA

7 Aralık 2009 Pazartesi

Tokat'ta jandarmaya hain pusu: 7 şehit

Tokat'ta jandarmaya hain pusu: 7 şehit

Tokat'ın Reşadiye ilçesinde devriye görevi yapan jandarma ekiplerine teröristler ateş açtı. Sıcak çatışma sırasında 7 asker şehit oldu. Yaralanan askerler hastaneye kaldırılırken bölgede çatışma devam ediyor. Şehit sayısı artabilir.

Genelkurmay Başkanlığı, Tokat'taki terörist saldırı ile ilgili olarak olay yerine ilave kuvvetlerin sevk edildiğini ve operasyonun devam ettiğini bildirdi.

Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde yapılan açıklamada, şu hususlara yer verildi: ''Bugün saat 15.20 sularında; Tokat ili Reşadiye ilçesi, Sazak mevkisinde yol kontrol görevi yapan askeri araca, teröristler tarafından açılan ateş sonucu, araçta bulunan 1 Uzman Jandarma Çavuş, 1 Jandarma Onbaşı ve 5 Jandarma er olmak üzere 7 güvenlik görevlisi şehit olmuş, 1 Uzman Jandarma Çavuş ve 2 Jandarma er yaralanmıştır. Yaralı personel, Tokat ve Reşadiye Devlet hastanelerine sevk edilerek tedavi altına alınmıştır.

Olayın meydana geldiği bölgeye ilave kuvvetler sevk edilmiş olup operasyonlara devam edilmektedir. Şehitlerimize Tanrıdan rahmet, değerli ailelerine, silah arkadaşlarına ve Yüce Milletimize baş sağlığı, yaralılarımıza acil şifalar dileriz.''

REŞADİYE KAYMAKAMI: "PUSUYA DÜŞÜRÜLDÜLER"

Reşadiye Kaymakamı Cihangir Güler, yaptığı açıklamada, ilçeye bağlı dış bir karakolda, rutin devriye faaliyeti sırasında askerlerin pusuya düşürüldüğünü, bu saldırı sonucunda 7 askerin şehit olduğunu, 3 askerin yaralandığını bildirdi.

SALDIRI 14.00-14.30 ARASINDA GERÇEKLEŞTİ

Reşadiye Kaymakamı Cihangir Güler, 7 askerin şehit olduğu, 3 askerin yaralandığı terörist saldırının 14.00-14.30 saatleri arasında gerçekleştiğini bildirdi. Güler, Reşadiye Devlet Hastanesinde gazetecilere yaptığı açıklamada, terörist saldırının Sazak köyü civarında saat 14.00-14.30 gibi yaşandığını belirtti. Saldırıda şehit düşen 7 askerden birisinin uzman çavuş, 6'sının jandarma er olduğunu ifade eden Kaymakam Güler, yaralanan 3 askerin ise Niksar ve Tokat'taki hastanelere sevk edildiğini söyledi.

''KAN ANONSU'' ÜZERİNE ÇOK SAYIDA VATANDAŞ HASTANEYE GELDİ

Bu arada, Niksar'daki 2 yaralı asker için belediyeden yapılan kan anonsu üzerine çok sayıda vatandaşın Niksar Devlet Hastanesine geldiği görüldü. Niksar Belediye Başkanı Duran Yadigar da kan vermek üzere hastaneye geldi. Anahtar Kelimeler: tokat - reşadiye - jandarma - çatışma - asker - pusu - 12 yıl sonra yine aynı yerde hain saldırı - Genelkurmay: Operasyon sürüyor - Arınç: Saldırı kimin işi belli değil - Reşadiye'de şehit olan 7 askerin kimliği - Gül: Hain saldırıyı şiddetle kınıyorum - Erdoğan'ın ABD gezisi Suriye basınında - Erdoğan, 7 şehit haberini ABD'de aldı - Tokat'ta jandarmaya hain pusu: 7 şehit -

15. ASRIN BÜYÜK ASTRONOMU ALİ KUŞÇU

15. ASRIN BÜYÜK ASTRONOMU ALİ KUŞÇU

Ali Kuşçu, Uluğ Bey'in saltanatı zamanında Semer-kand'da ilim tahsilini tamamladı. Uluğ Bey, Kâdızâde-i Rûmî, Gıyâseddîn Cemşîd, Muînüddîn Kâşî gibi âlimlerden astronomi ve matematik öğrendi.

Fâtih Sultân Mehmed Han'ın daveti üzerine geldiği İstanbul'da pek ziyâde rağbet, hürmet ve ihsanlara nail oldu. Kendisine Ayasofya müderrisliği verildi. Sultanın desteği ile nice eser te'lîfine muktedir oldu. Fâtih'in Otlukbeli seferinde sultana yoldaş oldu ve sefer esnasında "er-Risâletü'l-Fethiyye"yi yazdı. Hicrî 879 Şâbân-ı Şerîfi'nde İstanbul'da vefat etti. Kabri Eyyüb Sultan civarındadır.

Ali Kuşçu İstanbul'a geldiğinde, bütün İstanbul âlimleri onu karşıladılar. Aralarında İstanbul Kadısı Hocazâde de vardı. Bir vakit sohbetten sonra Seyyid Şerîf Cürcânî ile Allâme Teftâzânî (r. aleyhimâ) arasındaki münazaradan bahis açıldı. Ali Kuşçu "Ben o mecliste hâzır idim." dedikten sonra Allâme Teftâzânî tarafını tercîh ettiğini söyledi. Hocazâde "Efendim, biz dahi o mecliste idik. Seyyid Şerîf Hazretlerini tercîh ettim." dedikten sonra, yazdığı haşiyedeki delîlleri arz etti. Ali Kuşçu bir vakit mütâlâa ettikten sonra Hocazâde'nin görüşünü kabul eyledi. Rahmetullâhi aleyh.

TİCÂRET ÂDABI

TİCÂRET ÂDABI

Allâhü Teâlâ "Nice erler ki, ne ticâret, ne alım-satım kendilerini Allah'ı zikretmekten ve namazı kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymaz." buyurmuştur. (Nûr Sûresi, âyet 37) İnsan, ticâret ile meşgul olup, dünya kârını elde ederken âhiret sermâyesini zayi etmemelidir. Yoksa insan açık bir zarara uğrar. Ticârette niyet, helâl kazanmak, dilenmekten kurtulmak ve dünyâ azığını tahsîl ederek, âhirete vakit ayırmak olmalıdır.

Kişi pazarda da olsa kalbi ile Allâhü Teâlâ'yı zikretmelidir. Bunun faziletine dâir birçok hadîs-i şerîften biri şudur: Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Kim çarşıya girdiği zaman 'Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şerike leh, lehül-mülkü velehü'l-hamdü, yuhyî ve yümîtü ve hüve hayyün lâ yemût, biyedihilhayr, vehüve alâ külli şeyin kadir' derse Allâhü Teâlâ onun için bir milyon sevâb yazar, ondan bir milyon günahı siler ve onun derecesini bir milyon yükseltir." buyurmuştur.

Ticâretle meşgul olanlar muamelelerini dâima kontrol etmelidir. Zîrâ insan bütün muamelelerinden hesaba çekilecektir.

5 Aralık 2009 Cumartesi

ÖLÜMÜ YAKLAŞAN KİŞİ

ÖLÜMÜ YAKLAŞAN KİŞİ

Ölümü yaklaşan kişinin sakin olması ve dili ile kelime-i şehâdet (Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullâh) söy­lemesi ve Allâhü Teâlâ'nın mağfiretini (affedeceğini) ümit ederek Allah'a karşı hüsn ü zan (iyi niyet) içinde olması müstehabtır.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Ölüyü (ölmek üzere olanı) üç şeyde müşahede ediniz. Alnı terlediği, gözleri yaşardığı, dudakları kuruduğu za­man. Bu ona Allah'ın rahmetinin inmesidir."

"Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) 'Lâ ilahe illallah, Muhammedün Resûlullâh' sözünü telkin ediniz." Huzeyfe (r.a.)'nin rivayetinde "Zîrâ bu söz geçmiş hatâları yok eder." buyurulmuştur.
"Ölmek üzere olan bir adama ölüm meleği geldi. Kalbine baktı, fakat orada bir şey bulamadı. Sonra ağzını açtı, dilini damağına dayamış 'Lâ ilahe illallah' derken buldu. Bu ihlâs kelimesi sayesinde mağfiret olundu (günahları bağışlandı)."

Telkinde yumuşak muamele etmek müstehabtır. O an­da zayıf olduğu için lisânı söylemekte zorlanabilir. Eğer ısrar edilirse bu kelimeyi hoş görmemesinden korkulur. Hüsn ü zan müstehaptır. Zîrâ hadîs-i kudsîde "Ben kulu­mun benim hakkımdaki zannı yanındayım. Benim hakkımda hayır zanda bulunsun." buyurulmuştur.

RIZIKLARIN EN TEMİZİNDEN YİYİNİZ

RIZIKLARIN EN TEMİZİNDEN YİYİNİZ


Hz. Ebû Bekir (r.a.) kölesinin getirdiği sütten içtikten sonra sütü nereden aldığını sordu. O da "Bir topluluğa kehânette bulundum, onlar da bana süt verdiler." deyince Hz. Ebû Bekir (r.a.) parmağını ağzına soktu ve kusmağa başladı.

Sonra şöyle dedi: "Allah'ım, damarlarımın taşıdığı ve bağırsaklarıma karışan kısmından mağfiretini talep eder ve özrümü beyân ederim."

Bu, Peygamberimiz (s.a.v.)'e haber verilince "Siz, Ebû Bekir'in karnına helâlden başka lokma girmeyeceğini öğrenmediniz mi?" buyurdu.

4 Aralık 2009 Cuma

İNSAN HAYATININ ÜÇ MERHALESİ

İNSAN HAYÂTININ ÜÇ MERHALESİ

İnsan; başlangıcını, aslını, ölümü, kabri, belâyı tefekkür ettiği, düşündüğü zaman kibir gider, huzû ve tevâzu gelir, nimetlere şükretmek ve inkisâr hâsıl olur.

Nitekim âyet-i kerîmede şöyle buyuruldu (meâlen); "O kahrolası İnsan ne nankör şey. Onu -Allâhü Teâlâ- hangi bir şeyden yarattı. Onu bir damla sudan yarattı da onu takdir etti (onu uzuvlara, kuvvetlere sâhib kıldı ve en güzel biçime koydu). Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü de kabre soktu. Sonra dilediği zaman da onu yeniden diriltir." (Abese Sûresi, âyet 17-22)

Burada insanın yaratılışının evveline, ortasına ve sonuna işaret edilmiştir. İnsan bir şey bile değilken yoktan yaratılmıştır. Sonra Allâhü Teâlâ onu önce topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından, sonra hayâtı, kuvveti, işitmesi ve görmesi olmayan bir et parçasından yaratmıştır. "Onu -Allâhü Teâlâ- hangi bir şeyden yarattı. Onu bir damla sudan yaratmış da onu takdîr etti." (Abese Sûresi, âyet 18-19) âyetinin mânâsı budur.

"Sonra ona yolu kolaylaştırdı." mealindeki âyet-i kerîme insanın hayâtından vefatına kadar kendisine kolaylaştırılarak nasîb olan şeye işaret edilmiştir. O henüz noksan bir durumdadır. Onu birtakım hastalıklar istilâ eder. Ondaki hâller, huylar birbirine zıt olur ve birbirini yıkarlar. İstemeyerek hastalanır, istemeyerek acıkır. Bir an için bile ölümden ve âfetten emîn olamaz.

Nihayet onun sonu ölümdür, azaba ve hesaba mâruz kalmaktır. İnsan hiçbir şeye kâdir olmayan, âciz bir kul oldugu hâlde ona kibir yakışır mı? Şu âyet-i kerîme bu mânaya işaret etmektedir: "Sonra onu öldürdü de kabre soktu. Sonra dilediği zaman da onu yeniden diriltir." (Abese Sûresi, âyet 21-22)

3 Aralık 2009 Perşembe

HİLM (YUMUŞAK HUY) SAHİBİ OLMANIN MEYVELERİ

HİLM (YUMUŞAK HUY) SAHİBİ OLMANIN MEYVELERİ

Hilm sahibi olan ve insanlara karşı rıfk ve yumuşaklık ile muamelede bulunan kimseye cehennem haram olur. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) "Size, ateşe haram kılınan ve ateşin de kendisine haram kılındığı kimseyi haber vereyim mi? İnsanlara yakın olan her kimse; sühûletli, sekînetli, vakarlı ve kolay olan her kimsedir." buyurmuşlardır.

Kolay olan kimseden maksat, insanların ihtiyaçlarını temin eden, onlara hizmet eden ve dinin emrine ve nehyine itaat eden, boyun eğen kimsedir.

Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:

"Rıfk (yumuşaklık) berekettir, hurk (sertlik, kabalık) ise bereketsizliktir."

"Rıfk bereketi artırır."

"Rıfk, hikmetin başıdır. Çünkü onunla işler muntazam olur ve herkesin işi iyi olur."

Hilm, hayırdan mahrum kalmamağa sebeb olur. Resûlullah (s.a.v.) "Kim rıfk (tatlı ve yumuşak huylu olmak)tan mahrum kalırsa, hayrın tamâmından mahrum kalır." buyurmuşlardır.

Hilm, sahibini ziynetlendirir ve Allâhü Teâlâ'nın muhabbetini kazanmasına vesile olur. Hz. Âişe (r.anhâ)'nın rivayet ettiği hadîs-i şerîfte Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Rıfk bir şeyde bulunduğu zaman onu ziynetlendirir, bir şeyden ayrıldığı zaman da onu çirkinleştirir." "Muhakkak Allâhü Teâlâ rıfkı, tatlılığı sever, unf (sertlik, kabalık)a ve rıfkın dışındaki şeylere vermediği mükâfatı ona verir."

UZUN EMEL NEDIR ?

UZUN EMEL

Uzun emel; işlerimiz düzgün gidecek, uzun ömürler süreceğiz ve dünyâda istediklerimize nail olacağız diye dini aldatmak ve akıbetten gafil olmaktır. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Bu ümmetin evvelinin salâhı, zühd ve yakîn iledir. Sonunun helaki de cimrilik ve emel iledir." Ahir zamanda cimrilik ve emellerin uzun olması helak eden şeylerdendir. Çünkü çok mal toplama hırsı, fitnelere ve savaşlara sebeb olur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Âdemoğlu ihtiyarlarken kendisinde iki haslet (huy) gençleşir. Bunlar: hırs ve uzun emeldir." buyurdular.

Bazı hikmet sahipleri dediler ki:

* "Câhil, emele i'timâd eder, akıllı, amele i'timâd eder.

* Uzun emel serap gibidir, göreni aldatır.

* Yakın, Allâhü Teâlâ'nın rızka kefil olduğuna kesin olarak inanmaktır. Buna kesin olarak inanan cimrilik yapmaz. Çünkü cimrilik, uzun emel sahibi olmaktan ve rızkın kefîli Allah'a i'timâd edememektendir."

Uzun emelin zararları:

• Tembellik, yâni farzları ve vâcibleri ağır bulmak, sünnet ve müstehablardan geri durmak, haramları ve mekruhları çirkin gördüğü halde işlemek ye ibâdete gücü yettiği halde ibâdeti terk etmek ve ilerideki bir vakitte yaparım diye geciktirmektir.

• Tevbe etmeyi geciktirmek. Tembel, ileride yapacağı ümidiyle tevbeyi geciktirir ve "Ben zaten gencim, ne zaman istesem yaparım, daha geniş bir zamanda yaparım." der. Hâlbuki "İleride tevbe ederim diyenler helak oldu." buyurulmuştur.

• Ölümü unutmak; Resûlullah (s.a.v.) "Lezzetleri yıkanı (ölümü) çok zikrediniz." buyurmuştur. Ölümü hatırlamayı terk eden kimsenin kalbi katılaşır ve va'zlar, nasihatler ona tesir etmez.

Kim ölümü çok hatırlarsa ona üç şey ikram olunur. Tevbede acele eder, kalbi kanâat eder ve ibâdet ona sevinç verir.

Kim ölümü unutursa üç şeyle cezalandırılır: Tevbeyi geciktirir, rızkına razı olmaktan mahrum olur, ibâdetlerde tembellik gösterir.

2 Aralık 2009 Çarşamba

ALLAH'A İTAAT VE İSYAN EDEN KALBDİR

GERÇEKTE ALLAH'A İTAAT VE İSYAN EDEN KALBDİR

İnsanın diğer mahlûkattan üstün olması Allâhü Teâlâ'yı bilmeğe kabiliyetli olmasındandır. İnsan, bu en üstün mertebeye ancak kalbiyle ulaşır. Diğer uzuvları kalbe tâbîdir. Allah katında, mâsivâdan (Allâhü Teâlâ'dan başka her şeyden) kurtulan kalb makbuldür. Mâsivâ ile kaplı olan kalb Allah'tan uzak olur.

Gerçekte Allah'a itaat eden kalbdir; ibâdetlerden uzuvlara kalbin nurları yayılır. Gerçekte Allah'a isyan eden de kalbdir. Uzuvlarda görülen kötülükler ise onun eseridir. Onun zulmette veya nurda olduğunu, uzuvlarındaki iyilik veya kötülük gösterir. Çünkü her kap, içinde ne varsa onu sızdırır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Agâh olunuz! Cesedin içinde bir et (parçası) vardır ki İyi olursa bütün cesed İyi olur, bozuk olursa bütün cesed bozuk olur. İşte o (et parçası) kalbdir." buyurmuştur.

İnsan, kalbini bildiği zaman nefsinj bilmiş olur, nefsini bildiği zaman da Rabbini bilmiş olur. İnsan, kalbini bilmediği zaman nefsini de bilemez, nefsini bilmeyen de Rabbini bilemez.

Îmân ile küfrü, itaat ile isyanı birbirinden ayıran kalbdir. Kur'ân-ı Kerîm'de "Onlar (münafıklar) kalblerlnde olmayan şeyi (mümin olduklarını) dilleriyle söylerler. Ve Allah onların (kalblerinde) ne sakladıklarını tamamen bilicidir." (ÂN İmrân Sûresi, âyet 167) ve "Ey Resul -gerek o ağızları İle îmân ettik deyip de kalbleri îmân etmeyenlerden olsun ve gerek Yahûdî olanlardan- küfür içinde yarış edenler seni mahzun etmesin..." (Mâide Sûresi, âyet 41) buyurulmuştur.

Allâhü Teâlâ kullarının kalblerine bakar. Şuârâ Sûre-si'nin 88. ve 89. âyetlerinde "O gün ki (kıyamet günü) ne mal fayda verir ve ne de oğullar, ancak Allah'a selîm bir kalb ile varan kimse müstesna." buyurulmuştur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de "Allâhü Teâlâ sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak sizin kalblerinize ve amellerinize bakar." buyurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte "Allâhü Teâlâ'ya, kabul olunacağına inanarak duâ ediniz. Biliniz ki Allâhü Teâlâ, gafil ve umursamaz kalbden yapılan duaya icabet etmez." buyurulmuştur.

1 Aralık 2009 Salı

EN YAKINLAR VE EN UZAKLAR

EN YAKINLAR VE EN UZAKLAR

Hz. Câbir (r.a) anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: 'Bana en sevgili olanınız ve kıyamet günü bana mevkice en yakın bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en nefret edileniniz ve kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler, boşboğazlar ve yüksekten atanlardır.' (Bazıları) 'Ey Allah'ın Resulü! Yüksekten atanlar kimlerdir?' diye sordular. 'Onlar, mütekebbir (büyüklük taslayan) kimselerdir.' cevâbını verdi."