25 Aralık 2009 Cuma

İyilikte yarışmak

İyilikte yarışmak
25 ARALIK 2009 CUMA / Cuma'ya özel

Aziz ve muhterem Müslümanlar!

Dinimiz hayır ve hasenat dinidir. Hayırlı insan iyilik yapan, başkalara faydalı olan insandır. Hayrı da, şerri de işleyebilecek kabiliyette yaratılan insani Rabbimiz daima iyiliğe ve hayra teşvik etmiştir.

Kur'ân-ı Kerîm'de yüzden fazla âyette "hayır" kelimesi zikredilir. Hayrın zıddı şerdir, kötülüktür. İnsanın nefisi, şer ve tahrip cihetinde nihayetsiz cinayet işleyebilir. Fakat icad ve hayırda iktidarı pek azdır. Bir evi bir günde yıkar, 100 günde yapamaz.

Eğer insan benliği bırakıp nefse itimattan vazgeçse, Kur'ân'ı dinlese, hayra yönelse, o şer kabiliyeti de hayra inkılâp eder. Çok hayırlara vesile olabilir. Ömrünün saniyeleri seneler hükmüne geçer.

Hayri ve şerri yaratan Allah'tır. Hayırlar ve iyilikler tamamen Allah'tandır. İnsan hayırlara mazhar olunca yalnız duâ ile, îman ile, şuur İle, rızâ ile onlara sahip olabilir. Yâni insan bir hayra muvaffak olunca haddini bilmelidir. "İyiliği Allah'tan, fenalığı nefsinden bil!" İlahî ikazı unutmamalıdır.

Allah kullarına iyiliği emreder, hayırlı işler yapmalarını ister. Kul en zararlı düşmanı olan nefsine uyup şerli işler yapınca dünya ve âhirette cezaya müstahak olur.

Allahu Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de iyilikte yarişan mü'min kullarının güzel sıfatlarını şöyle beyan ediyor:

"Rablerine olan saygıdan dolayı kötülükten sakınanlar, Rablerinin âyetlerine inananlar, Rablerine ortak tanımayanlar ve Rablerine dönecekleri için yapmakta olduktan işleri kalpleri çarparak yapanlar, işte onlar iyiliklere koşuşurlar. Ve iyilik için yarişırlar."

Samimî olarak Allah rızası için hayırlı işlerde yarış yapan mü'minlerin manevî kâr ve kazançları, âhirette onlara verilecek mükâfat müjdesi Kur'ân'dadır:

"Onlardan kimi de Allah 'in izniyle hayırlarda öne geçmek için yarişır. İşte büyük fazilet budur. İçine girecekleri adn cennetleridir. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada giyecekleri elbiseleri de ipektir." (Fâür, 33)

Aziz kardeşlerim!

Allah'ın emrine uyup iyilik yapalım ki, Cenâb-ı Hak günahlarımızı bağışlasın! Çünkü Kur'ân-ı Kerîm'de, "Kim Allah'a îman etmiş ve amel-i sâlih işlemişse Allah onun kötülüklerini örter. İçinde temelli ve sonsuz kalacağı, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Büyük kurtuluş işte budur. Size yasak edilen büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz. Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir."

Âyet-i kerîmelerden açıkça anlaşılıyor ki, iyilik iyilik getirir, fenalık fenalık getirir. Zerre kadar hayır işleyen karşılığını bulur, kötülük işleyen de cezasını görür.

Nefis ve malını Allah'a satan, O'nun yolunda feda eden mü'minlere cennet ve saâdet-i ebediyye va'd edilmiştir. Va'deden Allah'tır. O her şeye Kâdir'dir. Elbette va'dini yerine getirecektir.

Allah iyilik yapan kulunu sever. Hayır işlemek mü'mini kalben huzura kavuşturur.

İyiliği gören kimsede iyilik yapana karşı sevgi duygulari gelişir. Birbirini seven, hürmet ve şefkat hisleriyle görüp gözeten insanlardan meydana gelen bir toplum maddeten ve manen kuvvetli ve huzurlu olur. Kötülük yapan, başkalara zararlı olan kimse, vicdanen huzursuzdur, azap içindedir.

Zarara uğrayan kişide nefret, kin ve adavet doğar. Böyle fertlerden teşekkül eden cemiyette sevgi nuru söner, itimatsızlık ve tefrika başlar. Bu da cehenneme giden nefis ve şeytanın, azıp sapanların yoludur.

Hayat ve saadet dini olan İslâmiyet bizi tarîk-i müstakime, sırât-ı müstakime, câdde-i kübraya davet ediyor. Kur'ân'ı dinleyelim, o nurla nurlanalım, hükmüyle ve hidayetiyle amel edelim, ona yapışalım! Her derde bir deva, her illete bir şifa Kur'ân'da vardır.

Kur'ân-ı Azîmüşşan bizlere emrediyor: "İyilikte ve fenalıktan sakınmakta yardımlaşın. Günah işlemek ve aşıri gitmekte yardımlaşmayın. Allah'tan korkun, Allah'ın cezası şiddetlidir."

Aziz mü'minler!

Bütün iyiliklerin menbaı, îman ve ubudiyettir.. Güzel işler, hayır ve hasenatlar, sevgi ve saygı gibi güzel huylar hep îmanın meyvesidir. Herşeyden önce sarsılmaz bir îmana sahip olmak lâzımdır. Zira bütün kötülüklerin menbaı da imansızlık ve dalâlettir.

Allah (c.c.) merhametiyle kullarının yaptıkları iyiliklerin içine peşin bir mükâfat, kötülüklerin içine de peşin bir ceza koymuştur. İyilikte manevî bir lezzet, kötülükte manevî bir ceza ve vicdan azabı vardır. İyilik edelim, huzur bulalım!

"İnsanların en hayırlısı, onlara hayırlı olandır. Dünya âhiretin tarlasıdır!" buyuran sevgili Peygamberimiz'in (sav) şu hadîs-i şerifini dikkatle tefekkür edelim:

"Herşeyi unutturan fakirlik, azdıran zenginlik, aklı ve bedeni bozan hastalık, saçma sapan söyleten ihtiyarlık, ansızın gelen ölüm, korkulan gaiplerin en fenası olan deccal belâsı, daha büyük ve acı olan kıyamet... İşte bu 7 şey gelmeden hayırlı ve iyi işler yapmakta acele ediniz!"

Mü'min kardeşlerim!

Vaktiyle malı mülkü çok sevdiği söylenen bir zat birgün hayırlı hizmetler yapan bir vakıf müdürüne gitmiş. Bir kısım servet ve gayrımenkullerini vakfetmek istediğini anlatmış.

Kendisini tanıyanlar sormuşlar: "Sen malı mülkü çok seven zat değil misin?"

"Evet, malı mülkü çok severim!" demiş. "Sen bunları nasıl vakfediyorsun, nasıl vazgeçiyorsun?" gibi hayretli suallere şöyle cevap vermiş:

"Dedikleriniz doğrudur. Ben malı mülkü çok severim, sevdiğim için de onların dünyada kalmasına razı olmuyor, benimle âhirete gitmesini İstiyorum. Fânî olmayıp bâkîleşmesi için âhiretime yatırım yapmak istiyorum. Malımı Allah'a satıyorum. Vakfedişimin sebebi budur."

Bu akıllı Müslüman şu hadisi güzelce anladığı için böyle yapmıştır. Efendimiz (sav) buyuruyor:

"İnsanın 3 kısım dostu vardır: 1- Malı mülkü... Nefesi kesilince mirasçılara kalır. 2- Evlâd u iyali, hısım akrabası... Bunlar da mezar kapısından geri dönerler. 3- Yaptığı hayırlar, hasenatlar, hizmetler... Bunlar mahşere kadar gider, terazinin sevap tarafında hazır bulunurlar."

Evet, "Ne verirsen elinle, o gelir seninle!"

Yapılan yardımların Allah rızası için yapılması şarttır. Gösteriş ve şöhret için yapılanların Allah yanında hiçbir kıymeti yoktur. Yardım yalnız malla olmaz. İlim, fikir, duâ, güç, mal, para gibi servetlerden yapılır.

Herkes sahip olduğu servetinden yardım yapar. İsrafta hayır olmadığı gibi hayırda da israf yoktur. Yardımın makbulü, kendi malından yapılandır. Ali'den alıp Veli'ye vermek gerçek yardım sayılmaz. Anahtar Kelimeler: iyilikte yarismak - iyilik icin yarismak - iyilik yapmak -

"Ey insan! Düşün! Sen alâ küll-i hal öleceksin! Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fânî dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!"

ÂŞÛRÂ GÜNÜ MEYDANA GELMİŞ VE GELECEK BÂZI MÜHİM HÂDİSELER

ÂŞÛRÂ GÜNÜ MEYDANA GELMİŞ VE GELECEK BÂZI MÜHİM HÂDİSELER


Muharrem ayı'nın onuncu günü Âşûrâ günüdür. Âşûrâ gününde çok büyük ve mühim hâdiseler meydana gel­miştir. Fakîh Ebülleys Hazretleri'nin Tenbîhü'l-Gâfilîn ki­tabında rivayet ettiği hadîs-i şerîfte, Âşûrâ günü mey­dana gelen hâdiselerden bâzıları şunlardır:

1. Göklerin ve yerin yaratılması,

2. Âdem aleyhisselâmın tevbesinin kabul edilmesi,

3. Nûh aleyhisselâmın gemisinin karaya oturması,

4. Mûsâ aleyhisselâmın, Firavun'un şerrinden kurtul­ması ve Firavun'un helak olması,

5. İbrahim Aleyhisselâmın dünyâya gelmesi ve ateşten kurtulması,

6. Eyyûb aleyhisselâmın hastalıktan şifâ bulması,

7. Yûnus aleyhisselâmın balığın karnından kurtulması,

8. Süleyman aleyhisselâma saltanat verilmesi,

9. Hz. Hüseyin (r.a.)'in şehîd edilmesi.

10. Kıyametin kopması da Âşûrâ günü olacaktır.

24 Aralık 2009 Perşembe

MUHARREMİN 9. VE 10. GECELERİ

MUHARREMİN 9. VE 10. GECELERİ

Muharremin 9'uncu ve 10'uncu geceleri birer tesbih namazı kılmalıdır. Yine 9'uncu ve 10'uncu geceleri teheccüd vaktinde Allah rızâsı için 4 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte Fâtiha-i şerîfe'den sonra 50'şer İhlâs-ı şerîf okunur.

Bu günlerde hatm-i enbiyâ'ya devam etmelidir. Bilhassa 9'uncu günü akşamı, (yâni 10'uncu gecesi) hatm-i enbiyâ yapılması çok faziletlidir.

Muharrem ayı içerisinde mümkün olduğu kadar çok istiğfar etmelidir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Muharrem ayı'nın onuncu (Âşûrâ) günü; önceki bir gün yahut sonraki bir gün ile birlikte oruç tutmak sünnettir. Yal­nız Âşûrâ günü oruç tutmak tenzîhen mekruhtur. Hadîs-i şerîfte, "Âşûrâ orucunu tutunuz ve ona dokuzuncu ya­hut on birinci günü ilâve ederek Yahudilere muhalefet ediniz, onlara benzemeyiniz" buyurulmuştur.

DARGIN OLANLARI BARIŞTIRMAK

DARGIN OLANLARI BARIŞTIRMAK

Bir kimse ile üç günden fazla küs kalmamalı ve dar­gın olan müslümanları da barıştırmalıdır.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Dikkat edin! Size (nafile) oruç tutmaktan, namaz kılmaktan, sadaka vermekten daha faziletli bir şeyi haber vereyim mi?" Ashâb, 'Evet, yâ Resûlallâh,' dedi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Dar­gın olan iki müslümanı barıştırmak ve müslümanların ayıplarını gizlemektir."

22 Aralık 2009 Salı

HELÂLE RİÂYET ETMEK

HELÂLE RİÂYET ETMEK

Hâce Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretleri helâle riâyet etmek hususunda çok itinâ gösterirler ve şüphelilerden de son derece kaçınırlardı. Husûsiyle sohbet meclislerinde: "İbâdet on cüzdür. Bunun do­kuzu helâl talebinde olmak, bir cüz'ü ise diğer amel­lerdir." mealindeki hadîs-i şerîfi okurlar ve amel edilme­sini emir ve işaret buyururlar idi.

Hâce Nakşibend Hazretleri'nin yedikleri kendi zirâatlerinden olup, her sene bir mikdar arpa ve bir mikdâr böğrülce ekerlerdi. Onun dahi tohumu, tarlası, suyu ve kullanılan öküzleri hususunda tamamıyla ihtiyatlı idiler. Sohbet-i şerîflerine bir çok âlim gelip teberrüken yemek­lerini yerlerdi.

Şâh-ı Nakşibend Hazretleri çoğu vakit yemek pişirilme­sinde ve sofra hizmetinde bizzat gayret gösterirler idi ve yemek yenirken kalb huzuru için dervîşlere tavsiye buyu­rarak ve bu hususta mübalağa ederler idi. Dervişlerden biri bir lokmayı gaflet ile yese hemen onu şefkat ve terbiye yoluyla ikâz ederdi. Ve eğer bir yemek, öfke ile ve nefse zor ve çirkin gelerek pişirilmiş ise onu ye­mezler ve dervişlerden dahi bir ferde yedirmezlerdi.

Hâce Nakşibend Hazretleri bir kere Gadyut denilen mahalle gittiler. Bir derviş önlerine yemek getirdi. Buyur­dular ki bu yemeği bize yemek lâyık değildir. Şu se­bepten ki öfke ile pişirilmiştir. Ununu kalburdan geçiren ve yoğurup pişiren öfkeli idi.

Eğer bir kevgiri öfke ve gazap ile bir çömleğe soksalar o yemeği de yemezler ve şöyle buyururlar idi:

"Öfke, gaflet nefse zor ve çirkin gelerek yapılan işte hayır ve bereket yoktur, nefsin hevâsı ve şeytân ona yol bulmuştur."

"Sâlih ameller ve güzel fiiller ancak helâl lokma ile işlenebilir. O da gaflet ile yenmemeli, bilakis kalb huzuru ve uyanıklık ile yenilmelidir. Bu hâl bütün vakitlerde vukuf ve uyanıklık üzere bulunmaya vesîle olarak namazda dahi kalb huzurunu tahsîl etme­ye sebep olur."

RESÛLULLÂH'IN (S.A.V.) TERBİYESİ

RESÛLULLÂH'IN (S.A.V.) TERBİYESİ

Bir genç Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v.) gelerek:

"Yâ Resûlallâh, zina etmek için bana müsâade eder misin?" dedi. Ashâb "Bu ne edebsiz bir sözdür" diye bağrıştılar. Resûlullâh (s.a.v.);

"Delikanlıyı bırakın, yanıma gelsin" buyurdu. Genç de Resûlullâha yaklaştı.

Resûlullâh (s.a.v.): "Anan ile başkasının zina etmesini ister misin?" bu­yurdu.

Genç: "Canım sana feda olsun, istemem, yâ Resûlallâh!" dedi. Resûlullâh; "Aynı senin gibi hiç kimse bir kimsenin anası ile zina etmesini istemez." buyurdu.

Sonra; "Kızınla zina yapılmasını ister misin?" buyurdu.

Genç: "Canım sana feda olsun, istemem yâ Resûlallâh" dedi.

Resûl-ü Ekrem (s.a.v.); "İnsanlar da senin gibi, kızları ile zina yapılmasını iste­mezler." buyurdu.

Sonra: "Kız kardeşin için bunu ister misin?" buyurdu.

Genç; "Canım sana feda olsun, istemem yâ Resûlallâh" dedi. Hala ve teyzelerini de saydı, hepsi için genç aynı cevâbı verdi. Resûlullâh da aynı cevâbı tekrarladı. Sonra, Re­sûlullâh Efendimiz (s.a.v.) mübarek elini delikanlının göğsü üzerine koydu ve:

"Allah'ım, (bunun) kalbini temizle, günâhını bağışla, iffetini koru!" diye duâ etti.

Resûlullah'ın bu mübarek duasından sonra o gencin gözünde zinadan daha kötü bir şey olmadı.

İMÂM-I ŞAFİÎ'DEN (R.H.)

İMÂM-I ŞAFİÎ'DEN (R.H.)


* Üç şey adamın içindeki cevherindendir:

- "İffetli olduğundan dolayı onu gören zengin zanne­decek sûrette fakirliğini gizlemek."

- "Onu gören, yapılana râzı zannedecek sûrette öfkesini gizlemek."

- "Onu gören, nimetler içerisinde zannedecek sûrette sı­kıntısını ve ihtiyâcını gizlemek."


* Sözü kulağıyla işiten hikayeci olur, kalbiyle ihâta eden (anlayan) uyanık olur, gafil olmaz. Fiiliyle (hâli ile) va'z eden ise hidâyet edici olur.

21 Aralık 2009 Pazartesi

İMÂM-I ŞAFİÎ'DEN (R.H.) HİKMETLER

İMÂM-I ŞAFİÎ'DEN (R.H.) HİKMETLER

Ebû Abdullah Muhammed İbn-i İdrîs (r.h.), İslâm âle-minin kendisi ile övündüğü pek büyük bir müctehiddir. Dört hak mezhebden, Şafiî mezhebinin kurucusudur. Büyük dedesi Şafiî (r.a.) gençliğinde Resulü Ekrem (s.a.v.)'in sahabesinden olmakla şereflenmiştir. Onun babası Sâib de (r.a.) Bedir gazvesinde İslâmiyet'i kabul etmiş muhterem bir sahabîdir. Annesi, Hz. Hüseyin (r.a.) Efendimiz'in torunu Abdullah'ın kızı Fâtıma'dır.

İmam Şafiî Hazretleri, hicri 150 târihinde doğmuş, 204 senesinde Mısır'da vefât etmiştir. Mübarek kabri daimî ziyâretgâhtır. (Rahmetullâhi aleyh)

İmam Şafiî buyurdular:

* Dünyâ ve âhiretin hayrı beş şeydedir:

1- Nefis zenginliği,

2- İnsanlardan ezayı gidermek,

3- Helâl kazanç,

4- Haya ve Allâh korkusu ile giyilen ve Allâh'ın izni ile maddî, manevî ayıbdan, fenalıktan, zarardan ve helak­ten koruyacak takvaya bürünmek


5- Her hâlde (her yerde ve her zaman) Allâhü Teâlâ'ya tevekkül etmek.

* Kim Allâhü Teâlâ'nın kalbini şerh edip nûrlandırmasını severse, faydasız söz söylemeyi ve günah işlemeyi terk etsin, isyandan sakınsın ve kendisi ile Rabbi ara­sında gizli bir amel hazînesi olursa Allâhü Teâlâ onu başka şeylerden alıkoyacak bir ilim verir.

* Lüzumsuz ve faydasız söz söyleme. Zîrâ söylediğin söz sana sâhib olur, artık sen ona sâhib olamazsın.

* Bütün gayretinle insanları razı etmeye çalışsan yine edemezsin. Öyle ise niyetini ve amelini ihlâslı (Allâh için) yap.

* Muhakkak gözün görmekte nasıl bir hududu varsa aklın da (idrakte anlamada) öyle bir hududu vardır.

20 Aralık 2009 Pazar

SÜKÛT ETMEK

SÜKÛT ETMEK

Dilin büyük tehlikesinden kurtulus ancak sükût iledir. Bu sebeple Resûlullah (s.a.v.) susmayi methetmis ve ona tesvik etmistir. Buyurdular ki:

* "Kim sükût ederse kazanir."

* "Sükût etmek hikmettir, fakat sükût edenler azdir."

* "Kim iki cenesi ve iki bacagi arasindakine kefil olursa ben de onun cennete girmesine kefil olurum."

Muaz bin Cebel (r.a.) Resûlullah (s.a.v.)'den bir tavsiyede bulunmasini isteyince Resûlullah (s.a.v.) söyle buyurdu: "Allah'a, onu görüyormus gibi ibâdet et, nefsini ölüler arasinda say, istersen bütün bunlardan daha mühimmini haber vereyim." buyurdu ve dilini gösterdi.

19 Aralık 2009 Cumartesi

MEVLÂNÂ VE MESNEVÎ'Sİ

MEVLÂNÂ VE MESNEVÎ'Sİ

Hayatini. "Hamdim, piştim, yandim" cümlesiyle özetleyen Mevlânâ'nin en önemli eseri Mesnevî'dir. Dünyanin önde gelen şair ve düşünürlerinden biri olan Mevlânâ'nin her eseri klâsiklerimiz arasindadir.

Tasavvuf edebiyatimizin başlica kaynaklari arasinda bulunan Mesnevi, ayet ve hadislerden alinan ilhamla yazilmiş hikâyeleriyle son derece kiymetli nasihatler icermektedir.

1259-61 arasinda yazilmaya başlanan Mesnevî, 1264-68 arasinda tamamlanmiştir. Düşüncelerini, birbirine eklenmiş hikâyelerle anlatan Mevlânâ, Mesnevî'yi, olgunlaşma yolunda istekli olanlari bilgilendirmek icin yazmiştir.

Dünya hayatina tapmayi, Allah'tan gafil olmak şeklinde tanimlayan Mevlânâ, tasavvuf anlayişini hayatin ve insanin gercekleri üzerine kurmuştur. "Suyun geminin icinde olmasi geminin helâkidir. Geminin altindaki suysa geminin yürümesine yardimcidir", diyerek hayat karşisinda eskimeyen bir yapi elde etmiştir.

Allah'a erişmeyi gercek şahlik sayan Mevlânâ, Allah aşkinda yok olmak suretiyle gercek varlik makamina erişilebilecegini düşüncesinin merkezine yerleştirmiştir.

Mevlânâ'nin tasavvuf anlayişinda yaratilişin, hayatin anlami aşktir. Allah'tan başkasina aşik olmak gecici bir hevestir. "Kimin aşka meyli yoksa o kanatsiz bir kuş gibidir."

18 Aralık 2009 Cuma

MEVLANA'DAN ÖZDEYIŞLER

MEVLANA'DAN ÖZDEYIŞLER

1. Bir mum, baska mumu tutusturmakla isigindan bir sey kaybetmez.

2. Kimde bir güzellik varsa bilsin ki ödünctür.

3. Dünya tuzaktir, yemi de isteklerdir; istek tuzaklarindan kacinin.

4. Hirsi birak, kendini bos yere harcama! Su toprak altinda cirak da bir, usta da...

5. Ihtiraslilarin göz testisi dolmaz. Sedef, kanaâtkar olmadikca, inciyle dolmaz.

6. Güclük ve darlik icindeysen sabret; Sabir, gönül ferahliginin anahtaridir.

7. Kim demis ; gül, yasar dikenin himayesinde ? Dikenin itibari ancak gül sayesinde...

8. Aynan nicin yansitmiyor, biliyormusun ? Cünkü yüzünden pas temizlenmemis.

9. Dostumun isigi, önümde ve arkamda bulunmazsa önümden, arkamdan nasil haberdar olurum ben ? ...

10. Bileklerindeki zincirleri cöz, hür ol. Ne zaman kadar altinin, gümüsün esiri olacaksin.
(Mevlana)

HELÂL KAZANMAK

HELÂL KAZANMAK

"... Safî helâl şeylerden yiyin ve sâlih (iyi) amelde bulunun..." (Mü'minûn sûresi, âyet 51) âyet-i kerîmesin­de amelden önce rızkın helâlinden yemek emredilmiştir.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

* "Helâl (rızık) talebinde olmak (helâl rızık aramak) her müslümâna farzdır."

* "Çoluk çocuğu için helâlinden rızık arayan kimse, Allah yolunda cihâd eden gibidir."

* "Kim kırk gün helâlinden yerse Allâhü Teâlâ o kişinin kalbini nurlandırır ve kalbinden diline hikmet pınarlarını akıtır."

* "Sizin dindeki en hayırlı ameliniz, vera' (haramdan ve şüphelilerden sakınmak)dır."

* "Haram mal kazanan kimse, eğer onu sadaka ola­rak verse kabul olmaz. Arkasında bıraksa cehennem azığı olur."

Sa'd bin Ebî Vakkâs (r.a.), Resûlullâh'a (s.a.v.) duası­nın nasıl makbul olacağını sordu da "Yediğini temiz ve hoş olandan (helâlinden) kıl, duan makbul olur." bu­yurdular.

Mîdeye giren lokma, binanın Temeli gibidir. Temel sağlam olursa bina kuvvetli olur. Âyet-i kerîmede (meâlen) "O hâlde binasını Allah korkusu ve Allah rızâsı üzerine kurmuş olan mı hayırlıdır..." (Tevbe sûresi, âyet 109) buyurulmuştur.

Sehlü't-Tüsterî (rh.) "Kul, kendisinde dört haslet (huy) bulunmadıkça îmânın hakîkatine eremez. Bunlar: Farzları sünnetleriyle beraber edâ etmek, şüphelilerden sakınmak sâdece helâlden yemek, gizli ve aşikâr haramlardan sa­kınmak ve ölüm anına kadar azmedip işlememek."

Bazı âlimler, 'İlim öğrenmek her müslümân üzerine farzdır.' hadîs-i şerîfini, 'Helâl ve haramın bilineceği ilmi öğrenmek farzdır.' diye açıklamışlardır. Her müslümânın itikâd ve ibâdetleri için bilmesi lâzım gelen hususları öğrenmek farz olduğu gibi, helâl ve haramın ne oldu­ğunu da mezhebinin âlimlerinden öğrenmesi farzdır.

17 Aralık 2009 Perşembe

YALAN, KÖTÜLÜĞÜN KAYNAĞIDIR

YALAN, KÖTÜLÜĞÜN KAYNAĞIDIR

Yalan söylemek ve yalan yere yemin etmek büyük günahlardandır.

Hz. Ebû Bekir (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'in vefatından sonra insanlara hitâb ederek "Resûlullâh (s.a.v.) şu bulunduğum yerde ayağa kalktı ve şöyle buyurdu" dedi ve ağladıktan sonra "Yalandan sakınınız, çünkü o fücurun (kötülüğün) menbaı(kaynağı)dır. Bunların ikisi de cehennemdedir." dedi.

Yalan yere söz vermek de haramdır ve münafıklık emarelerinden biridir. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Ey îmân edenler! Sağlam akidleri yerine getiriniz..." (Mâide sûresi, âyet 1)

Resulü Ekrem (s.a.v.) de, "Va'd atiyyedir (verilmesi gerekir)." buyurmuştur.

MUHARREMİN 1'i İLE 10'u ARASINDA KILINACAK NAMAZ

MUHARREMİN 1'i İLE 10'u ARASINDA KILINACAK NAMAZ

Muharrem ayının 1'i ile 10'u arasında bir defa olmak üzere, 2 rek'atte bir selâm vererek 6 rek'at namaz kılınır. Bu namaz akşamla yatsı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir. Namaza şöyle niyet edilir:

"Niyet eyledim Yâ Rabbi senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için.", Allâhü Ekber...

1. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âyetü'l-Kürsî, 11 İhlâs-ı Şerîf.
2. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf.
3. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Elhâkümü't-tekâsür, 11 İhlâs-ı Şerif.
4. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf.
5. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 3 Kul yâ eyyühe'l-kâfirûn, 11 İhlâs-ı Şerîf.
6. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf okunur.


Namazdan sonra duâ edilir.
(Dua ve İbâdetler)

16 Aralık 2009 Çarşamba

MUHARREM AYI

MUHARREM AYI

Muharrem ayı, hicrî senenin birinci ayıdır. Bu ayın ilk gecesi, (bu akşam) akşam ile yatsı arasında Allâhü Teâlâ'nın rızâsı için iki rek'at namaz kılınır. Namaza şöyle niyet edilir: "Yâ Rabbî, bizi yetiştirmiş olduğun bu seneyi hakkımızda mübarek kılman; afv-ı ilâhine, feyz-i ilâhine mazhar kılman; dünyevî ve uhrevî saadetlere nail eylemen için." Allâhü Ekber.

Her iki rek'atte 7 Fâtiha-i Şerîfe, 7 Âyetü'l-Kürsî, 7 İhlâs-ı Şerif okunur. Namazdan sonra:

11 defa: "Lâ ilahe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü'l-mülkü ve lehü'l-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemût. Biyedihi'l-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr."
11 İstiğfâr-ı Şerîf,
11 Salavât-ı Şerîfe okunup duâ yapılır.

Duada, geçmiş senenin günâhlarının affı ve yeni se­neye günahsız girmek için iltica edilir.

Muharrem'in birinci gecesi ayrıca şu şekilde niyet ederek bir Tesbîh Namazı kılınır:

"Yâ Rabbi, bu yeni senede beni mağfiret-i ilâhîyene, rızâ-yı ilâhîne ve hidâyet-i ilâhîne mazhar eyle. Yeni açılan amel defterimi rızâ-yı ilâhîne muvâfık amel ile doldurmayı bana nasip eyle. Beni gadab-ı ilâhîne dûçâr edecek amellerden muhafaza buyur."

Tesbih namazında şunlar okunur:

1. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âyetü'l-Kürsî,
2. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âmene'r-Rasûlü...
(Sûre-i Âl-i İmrân'ın ilk 2 âyeti de ilâve edilerek)
3. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Hüvellâhüllezî...
4. rek'atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 İhlâs-ı Şerîf.

Namazdan sonra istiğfar edilir, salavât-ı şerîfe getirilir ve arkasından duâ yapılır.
(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

ZİLHİCCENİN SON GECESİ YAPILACAK İBÂDET

ZİLHİCCENİN SON GECESİ YAPILACAK İBÂDET

Zilhicce'nin son gecesi mümkünse bir Tesbih Namazı kılı­nır ve bir Hatm-i Enbiyâ yapılır. (Hatm-i Enbiyâ'nin tarifi Duâ ve İbâdetler isimli kitabımızda vardır.) Keza, zilhiccenin son gecesi, akşam ile yatsı arası, 10 rek'at namaz kılınır. Namaza şöyle niyet edilir: "Yâ Rabbi, geçen seneyi benden razı olarak ayır. Sâdır olan İsyanımı hasenata tebdîl eyle. Beni hidâyet-i ilâhiyene ve rızâ-yı ilâhîne mazhar eyle."

Her rek'atte; 7 Fâtiha-i Şerîfe, 7 Ayetü'l-Kürsî, 7 İhlâs-ı Şerîf okunur, iki rek'atte bir selâm verilir.

Namazdan sonra, mümkünse en az 11 tevhîd, 11 istiğ­far, 11 salevât-ı şerîfe okunur ve duâ edilir.

Zilhicce'nin son günü, aynı zamanda senenin son günüdür. Bu günde mümkünse oruçlu bulunmak faziletli bir ibadettir.

MUHARREM AYININ ILK GÜNÜNDE NE YAPILIR ?

MUHARREM AYININ BİRİNCİ GÜNÜNDE NE YAPILIR ?

Muharremin birinci gününde, her birinde besmele çeke­rek bir defada 1000 İhlâs-ı Şerîf okuyanları, Cenâb-ı Hakk lütfuyla, keremiyle bu âlemden kul borcu ile huzuruna getirmeyecektir.

Muharrem ayının birinden onuna kadar 10 gün oruç tut­mak faziletli ibadetlerdendir. Bu on günlük orucu tutama­yanlar, mümkünse 8, 9 ve 10. günlerde oruç tutmalidırlar. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) 9. günü seferde bulunduğun­dan yalnız 10. günü oruç tutmuşlar ve "Sağ olursak gele­cek sene 9. günü de tutarız." buyurmuşlardır.

Bu ayın perşembe, cuma, cumartesi günlerinde peş peşe oruç tutulursa 900 senelik nafile oruç sevabı verilir. MUHARREM AYININ BİRİNCİ GÜNÜNDE NE YAPILIR ? MUHARREM AYININ ILK GÜNÜNDE NE YAPILIR ? Muharrem ayinen BİRİNCİ günü - Muharrem ayinin ilk günü - Muharrem'de ne yapilir - Muharremde ne yapilir - besmele cekip 1000 ihlas-i serif - besmele ile 1000 ihlas-i serif
(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

MUHARREM AYI İÇTİMÂİ, RU'YET VE BAŞLANGICI

MUHARREM AYI İÇTİMÂ'I, RU'YET VE BAŞLANGICI

Hicrî-Kamerî 1431 yılı Muharrem ayı ictimâ'ı bugün (16 Aralık Çarşamba) Türkiye saati ile 14.03'te. Ru'yet: Yarin 17 Aralık Perşembe Türkiye saati ile 06.52 de.

Hilâlin görüldüğü yerler: Fiii, Yeni Kaledonya, Vanuatu adaları ile Yeni Zelanda ve Avustralya, Endonezya, Hin­distan, Hint Okyanusu'nda; bazı adalar, Madagaskar, Afrika, Asya ve Avrupa kıtaları.

Hilal; Türkiye, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarım­adasından da görülebilecektir. Hilâlin görüldüğü günü takip eden 17 Aralık Perşembe günü de Muharrem ayı'nın biri ol­maktadır.

MÜSLÜMANLARIN VAZİFELERİ

MÜSLÜMANLARIN VAZİFELERİ

Mü'minlerin birbirleri üzerindeki bâzı hakları şunlardır:

Karşılaştığında selâm vermek, davet ettiğinde icabet etmek, aksırdığı zaman 'yerhamükellâh' demek, hastalandığında ziyaret etmek, vefat ettiği zaman cenazesine iştirak etmek, yaptığı taksîme razı olmak, nasîhat istediği zaman nasîhat etmek, gıyabında (onun bulunmadığı yerde) onun haklarını muhafaza etmek, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmek, kendi' için hoşlanmadığından kardeşi için de hoşlanmamak. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Müslümanların sende dört hakkı vardır: İhsanda bulunanlara yardımcı olman, günâh işleyenleri için istiğfarda bulunman, arkalarını dönenlere (uzaklaşanlara) duâ etmen ve tövbekar olanları sevmendir."

Bu haklardan biri de hiçbir müslümana, fiilî veya sözlü olarak eziyet etmemektir. Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emîn olduğu kimsedir."

"Mü'min, mü'minlerin canlarından ve mallarından emin oldukları kimsedir."

"Muhacir odur ki, kötülükten hicret eder, uzaklaşır."

Hiçbir müslümana karşı kibirlenmeyip, tevazu göstermek de bu haklardandır. Zira Allah kendini beğenen ve böbürlenenleri sevmez. Kibirlenenlere karşı tahammül etmelidir. Âyet-i kerîmede (meâlen) "Af yolunu tut, iyiliği emret ve câhillerden yüz çevir." (A'raf sûresi, âyet 199) buyurulmuştur.

İnsanların kendi hakkında veya başkaları hakkında söylediği şeylere kulak vermemek, kendisi de bu fiilleri yapmamak. Resûlullâh (s.a.v.) "Koğuculuk yapan cennete giremez." buyurmuştur.

İzinsiz olarak kimsenin evine girmemelidir. Herkese güzel ahlâkla muamelede bulunmalıdır.

Büyüklere hürmet etmeli, küçüklere merhamet ve şefkat göstermeli, herkese karşı güler yüzlü olmalıdır. Yaptığı vaa'tleri yerine getirmelidir.

15 Aralık 2009 Salı

TEVÂZÛ: ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK

TEVÂZÛ: ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK

İnsanın kibrinden kurtulması için kendi kusurlarını bil­mesi ve tevâzuun faydalarını ve faziletlerini öğrenmeye çalışması îcâb eder.

Tevâzû, peygamberlerin ahlâkındandır. Nitekim Pey­gamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: "Yeryü­zü hazînelerinin anahtarları bana verildi. Ben kul peygamber ile hükümdar peygamber olmak arasında muhayyer (serbest) kılındım. Cebrail, 'tevâzû et' diye vahiy getirdi. Ben de kul peygamber olmayı seçtim. Bunun için bana kıyamet gününde ilk haşrolunmak ve ilk şefaatçi olmak verildi."

Allâhü Teâlâ, Mûsâ (a.s.)'a şöyle vahyetti: 'Yâ Mûsâ! Seni niçin insanlar üzerine risâlet (kendisine kitap verilen peygamber) ve kelâmımla seçtim biliyor musun?' Mûsâ (a.s.) 'Hayır, Yâ Rabbi, bilmiyorum.' dedi. Allâhü Teâlâ buyurdu ki: Bugüne kadar bana hiç kimse senin tevâ­zuun gibi tevâzû etmedi.'

Meymûn bin Mehran'ın hizmetçisi, müsâfirine akşam ye­meğini hazırlarken acele edince yemeği efendisinin üzerine döktü. Efendisi 'Beni yaktın' dedi. Hizmetçisi 'Ey hayrı öğre­ten ve insanları edeplendiren! Allâhü Teâlâ'nın "Kızdıkla­rında öfkelerini yutarlar." (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 134) mübarek sözüne dön' dedi. Efendisi 'Öfkemi yuttum' dedi. Hizmetçisi 'Arttır, çünkü Allâhü Teâlâ "İnsanların kusur­larını affeden kimselerdir." (Âl-i İmrân Sûresi, âyet 134) buyuruyor' dedi. O da 'Seni affettim' dedi. Sonra hizmetçisi, 'Arttır, zîra Kur'ân-ı Kerîm'de "Allâhü Teâlâ da ihsan edenleri sever." (Al-i İmrân Sûresi, âyet 134) buyuruluyor' dedi. O da ona 'Artık sen Allah rızâsı için hürsün' dedi.