16 Şubat 2011 Çarşamba

MÜSLÜMANLIKTA ÂİLE

MÜSLÜMANLIKTA ÂİLE
16 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 13 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Müslümanların arasında bir din kardeşliği vardır. Bu en kuvvetli bağlılıktır. Bu cihetle müslümanlar, hangi ırk ve memlekete mensup olurlarsa olsunlar birbirlerine bağlıdırlar; birbirlerini severler, birbirleri hakkında hayır isterler. Nitekim bir âyet-i kerîmede: "Mü'minler ancak kardeştirler..." (Hucurât Sûresi, âyet 10) buyurulmuştur.

Bundan başka müslümanlar arasında nesebden, sütten ve evlilikten meydana gelen akrabalıklar vardır. Bu bakımdan da aralarında riâyet edilmesi dînen lâzım gelen bir takım vazîfeler, haklar ve hükümler vardır.

Dînin ve dünyânın tam ve sağlam olması için evlenmek ve evliliği devâm ettirmek müslümanlıkta mühim vazifedir.

Evlenmek -bazen farz bazen de sünnet olarak- dînin yarısını tamamlar.

Bir hadîs-i şerifte: "Evleniniz, çoğalınız, evlât sâhibi olunuz, çünkü ben kıyâmette sizinle, ümmetlere karşı iftihâr ederim." buyurulmuştur.

Fakat evliliğin şartlarına riâyet edemeyip kadına zulmedeceği bilinen kimsenin evlenmesi haramdır.

Talâk (boşama) meşrû' ise de mahzursuz değildir.

Şöyle ki: Aile hayâtından beklenilen şeyler husûle gelmediği veyâ iffet, imtizaç bakımından bir fenâlık yüz gösterdiği takdirde talâk, (boşamak) meşrû'dur. Fakat böyle bir zarûret bulunmadıkça talak güzel değildir.

Nitekim bir hadîs-i şerîfte: "Talâk, helâl şeylerin en sevimsizidir." buyurulmuştur.

Binâenaleyh âile hayâtını sürdürmeğe çalışmalı, lüzumsuz yere ayrılma, boşanma hâdiselerine meydan vermemeli, bunun mes'ûliyetinden kaçınmalıdır.
Anahtar Kelimeler: ASHÂB-I KİRÂM VE AŞERE-İ MÜBEŞŞERE - Ashab-i Kiram ve Asere-i Mübessere -
Kaynak: Fazilet Takvimi / 7 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 4 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanlarınızdır."
Kaynak: Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ibn-i Mâce
*************************************************************************************

"HANIMLARINIZLA GÜZEL GEÇİNİNİZ"

"HANIMLARINIZLA GÜZEL GEÇİNİNİZ"
16 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 13 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Erkeklerin kadınlar hakkında yapmaları gereken bir takım vazîfeleri vardır. Hanımlarını muhâfaza etmek, helâl yedirmek, giyindirmek, temel dînî bilgilerini öğretmek, onlara zulüm ve eziyet etmemek, -insanlık hâli- kadın bir şeyden canı sıkılıp da öfkelenecek olursa tahammül edivermek bunlardandır. Âyet-i celîlede -meâlen- "...Ve onlarla (hanımlarınızla) iyi bir şekilde geçininiz. Şâyet tabiatınıza hoş gelmezse; olabilir ki siz bir şeyden hoşlanmazsınız da Allah onda birçok hayırlar yaratmış bulunur." (Nisa Sûresi, âyet 19) buyurulmuştur. Yâni, sırf nefsiniz hoşlanmadığından dolayı ayrılmağa kalkmayınız, sabrediniz demeKtir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) "Mü'minlerin îmân cihetinden en kâmili (mükemmeli), ahlâk cihetiyle en güzeli, âilesi hakkında en geçimli olanıdır." Diğer bir hadîs-i şerîfte de, "Kibirlenip ailesine şiddet gösteren kimseye Hak Teâlâ buğzeder." buyurmuşlardır.

Hanımların kocalarına hürmette kusûr etmemeleri gerektiği gibi erkeklerin de hanımlarına karşı vazîfelerine itinâ ve dikkat etmeleri ve hanımlarına lütuf ile muâmele edip gerektiğinde gönüllerini almaları lâzımdır.

Kadınlar ile güzelce geçinmek; sâdece onlara eziyet etmemek değil, onlara, güzel ahlâk ile muâmele edip, bâzı kusurlarına tahammül etmektir.
Anahtar Kelimeler: HANIMLARINIZLA GÜZEL GEÇİNİNİZ - Hanimlarinizla güzel gecinin - Hanimlarla iyi gecinme - Kadinlar ile güzel gecinmek
Kaynak: Fazilet Takvimi / 6 ŞUBAT 2011 PAZAR - 3 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR AYET-İ KERİME
"Siz (ey Ashâb-ı Kirâm, ey Ümmet-i Muhammed), insanlar için (meydana) çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz."
Kaynak: Âl-i İmrân Sûresi, âyet 110
*************************************************************************************

AZI KARAR ÇOĞU ZARAR: TUZ

AZI KARAR ÇOĞU ZARAR: TUZ
16 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 13 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Farkında olarak veyâ olmayarak ihtiyâçtan kat kat fazla tuz alınması vücutta bâzı hastalıklara; tansiyon yükselmesine ve böbrek hastalıklarına yol açmaktadır.

Zeytin peynir ve turşu gibi tuzlu gıdâlar lüzûmundan fazla tuz almamıza sebep olur. Zararlarından korunmak için kahvaltıda peynir veyâ zeytin varsa domatese tuz konulmaz.

Yemeklere sonradan tuz konulması -tuzu eksik bile olsa- zararlıdır.

Bebeklerin tuz ihtiyâcını anne sütü karşılar.

Sıcaklarda su ve tuz kaybını telâfî etmek zarûrîdir.

Tuzlu su gargarası boğaz ve dişeti iltihabına iyi gelir.

Burun iltihapları ve sinüzitlerde %0.9'luk tuzlu su oldukça rahatlatıcıdır.
Anahtar Kelimeler: AZI KARAR ÇOĞU ZARAR: TUZ - azi karar cogu zarar: tuz - tuzun zararlari

AĞAÇ DİKMENİN FAZİLETİ

AĞAÇ DİKMENİN FAZİLETİ
16 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 13 REBÎ'UL-EVVEL 1432

"Ağaç diken müslümana muhakkak o ağaçtan yenilen meyve onun için sadaka olur, o ağaçtan çalınan meyve de onun için sadaka olur, Vahşî hayvanların yediği de o kimse hesabına bir sadaka olur. Kuşların yediği de sadakadır. Her insanın ondan yiyip eksilttiği meyve de onu diken müslüman için bir sadakadır."

"Ağaç diken herbir kimse için muhakkak Allâhü Teâlâ diktiği ağaçtan çıkan meyve Kadar ecir ve sevab takdîr ve ihsan buyurur."

Bu mevzudaki birçok hadis-i şeriften açıkça anlaşılan zirâatin, ağaç dikmenin İslâm dîninde fazîleti ve müstesnâ bir kıymet ve ehemmiyeti bulunduğudur. Bir memleketin sıhhat ve servetinin, terakkî ve saâdetinin en başında o memleketin zirâati ve ağaçlandırılması gelir. Bu cihetle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ağaç dikmeyi ashâbına öğretmiş ve o derece ehemmiyet buyurmuşlardır ki:

"Kıyâmet koparken sizden birinizin elinde bir hurma dalı bulunur da kıyâmet kopmadan dikmeye gücü yeterse bırakmasın, muhakkak onu diksin." buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) zirâati ve onun bir şûbesi olan ağaç dikmeyi pek çok teşvik buyurmalarına bakarak bâzı âlimler "Kazançların en fazîletlisi zirâattir." demişlerdir.
Anahtar Kelimeler: AĞAÇ DİKMENİN FAZİLETİ - Agac dikmenin fazileti - Agac dikmenin sevabi
Kaynak: Fazilet Takvimi / 5 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 2 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bir kimse bir ağaç diker de o ağaç yetişip olgunlaşırsa, Allâhü Teâlâ o ağaç sebebiyle o kimse için cennette bir ağaç diktirir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Kenzü'l-Ummâl
*************************************************************************************

15 Şubat 2011 Salı

ÇAY VE SAĞLIĞIMIZ

ÇAY VE SAĞLIĞIMIZ
15 ŞUBAT 2011 SALI - 12 REBÎ'UL-EVVEL 1432


Çay içindeki kafeinden dolayı yorgunluk giderici ve canlılık vericidir.

Çay spazmı çözer hazmı süratlendirir.

Çay boğaz ve burun ifrazatının çözülüp atılmasını temin ederek rahatlatır.

Açık çay kabızlığı çözer.

Vücûdumuzdaki harâretin azaltılması ve kılcal damarların genişlemesi neticesinde kan basıncını düşürüp baş ağrısını da giderir.

Çaydaki flour maddesi diş çürümesine mani olurken tatlandırmak için konulan şeker ise çürümeye sebep olur.

TEVBE ETMEK FARZDIR

TEVBE ETMEK FARZDIR
15 ŞUBAT 2011 SALI - 12 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Tevbe, dînin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk etmek övdüğü şeylere dönmektir. Günahlar ve isyanlar, helâk eder, Allah'tan ve cennetlerinden uzaklaştırır, onları terk etmek de Allâh'a ve cennetlerine yaklaştırır.

Hiçbir insanın tevbeye muhtaç olmaması düşünülemez. Çünkü hiç kimse günah işlemekten kurtulamaz. Âzâları günah işlemekten kurtulsa bile kalbi günah işlemekten kurtulamaz. Bundan kurtulsa, şeytanın Allâh'ı zikirden alıkoyan vesvesesinden kurtulamaz. Bundan kurtulsa Allâhü Teâlâ'nın zâtını, sıfatlarını ve fiillerini bilmekteki kusur ve gafletten kurtulamaz.

Avâmın, günahlarından dolayı, havâsın (seçkinlerin) gafletten dolayı, havâss-ı havâssın (seçkinlerin seçilmişlerinin) de kalbinin mâsivallah (yani Allâhü Teâlâ'dan başka şeyler) ile meşgul olmasından dolayı tevbe etmesi gerekir.

Nefsin hevâ ve hevesi, şehvet, vesvese, şeytanın günâhı güzel ve süslü göstermesi gibi tehlikelerin etrâfını kuşattığı insan, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibâdetlerine aldanmamalı. Vera', takvâ, zühd, sabır, rızâ, kanâat, tevekkül, ihsân, sadâkat ve ihlâsa sarılmalıdır.

Allah'ın kaderine karşı çıkmak, onun vadettiklerinden şüphe etmek, gurur, kibir, hased, kin, makâm, mevki sevgisi, övünmek, zenginlere hürmet edip fakirleri hakîr görmek, fakirlikten korkmak, kibirlenerek hakikatten uzaklaşmak, mâlâyânîye; (yani dünyâ ve âhirete faydası olmayan şeylere) dalmak, faydasız, boş kelâm etmek, insanların ayıplarıyla uğraşmak gibi günahlardan uzak durmalıdır.
Anahtar Kelimeler: ASHÂB-I KİRÂM VE AŞERE-İ MÜBEŞŞERE - Ashab-i Kiram ve Asere-i Mübessere -
Kaynak: Fazilet Takvimi / 4 ŞUBAT 2011 CUMA - 1 REBÎ'UL-EVVEL 1432

*************************************************************************************
BİR AYET-İ KERİME
"...Ve hepiniz Allâh'a tevbe ediniz ey mü'minler! Ki felâh (necât; kurtuluş) bulabilesiniz."
Kaynak: Nûr Sûresi, âyet 31
*************************************************************************************

14 Şubat 2011 Pazartesi

MEVLİD KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN

MEVLİD KANDİLİNİZ KUTLU OLSUN
14 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ

Photobucket

AYISIGI BLOG olarak sevgili okurlarimizin,
ziyaretcilerimizin ve tüm İslam aleminin Mevlid kandilini kutlarim.
Hz. ALLAH dualarinizi kabul etsin. Amin...
Saygilarimla
Blog Editörü

ASHÂB-I KİRÂM VE AŞERE-İ MÜBEŞŞERE

ASHÂB-I KİRÂM VE AŞERE-İ MÜBEŞŞERE
14 ŞUBAT 2011 PAZARTESİ - 11 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Ashâb-ı Kiram, müslüman olarak Resûl-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz hazretlerini velev bir kere gören veyâ Resûlullah tarafından görülen kimselerdir. Ashâbın hepsi mânen büyük ve fedâkâr zatlardır. İçlerinde on zât-ı şerîf mertebece hepsinden büyük ve faziletlidir. Her birinin cennete gireceği Peygamber Efendimiz tarafından müjdelenmiştır. Bundan dolayı onlara Aşere-i Mübeşşere denilir.

Aşere-i Mübeşşere: 1- Ebû Bekr-i Sıddîk 2- Ömeru'l Faruk 3- Osmân-ı Zinnûreyn 4- Aliyyü'l Mürtezâ 5- Abdurrahman bin Avf 6- Sa'd bin Ebî Vakkâs 7- Zübeyr bin Avvâm 8- Talha bin Ubeydullah 9- Ebû Ubeyde bin Cerrâh 10- Saîd bin Zeyd (Radıyallâhü Teâlâ anhüm)
Anahtar Kelimeler: ASHÂB-I KİRÂM VE AŞERE-İ MÜBEŞŞERE - Ashab-i Kiram ve Asere-i Mübessere -
Kaynak: Fazilet Takvimi / 3 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 30 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Ümmetimin en hayırlıları benim içinde bulunduğum asır; ashabımın asrıdır. Sonra, (onların peşinden gelenler) tâbiîn, sonra da (onların peşinden gelenler) tebe-i tâbiîndir..."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Müttefekun aleyh
*************************************************************************************

13 Şubat 2011 Pazar

TELEFONLA GÖRÜŞME ÂDÂBI

TELEFONLA GÖRÜŞME ÂDÂBI
13 ŞUBAT 2011 PAZAR - 10 REBÎ'UL-EVVEL 1432


Telefon eden aradığı telefonun zilini 3-4 defadan fazla çaldırmaz.

Arama saatlerine dikkat eder.

Arayan önce kendini tanıtır sonra görüşmek istediği kişiyi sorar.

Aradığı kişinin görüşmeye müsait olup olmadığını sorar.

Telefona çıkanın aradığı kişi olduğundan emin olmak için 'Falanın evi mi ofisi mi veyâ falan kişi ile mi görüşüyorum' diyerek sorar. Aradığı numara yanlış ise özür dileyip telefonu kapatır.

Arayan kişiye "kimsiniz" diye sormaz "Kim aramıştı kiminle görüşüyorum" diye sorar.

Mecbur kalmadıkça muhatabının sözünü kesmez.

Sözü lüzumundan fazla uzatmaz. Çünkü sözü uzatmak vakit ve nakit isrâfıdır.

Karşısındaki kişiye "Efendim, beyefendi, hanımefendi" gibi ifâdelerle hitâb eder.

Konuşurken sesini lüzumundan fazla yükselterek yanındakileri rahatsız etmez.

Öksüreceği yâhut aksıracağı zaman âhizeyi ağzından uzaklaştırır veyâ eliyle âhizeyi kapatır.

Ağzında yiyecek varken konuşmaz.

Konuşmasını "Allâha ısmarladık" gibi sözlerle bitirir.

Telefonu karşısındakinin yüzüne kapatmaz.

Görüşmeyi -muhâtabı makâmca kendinden üstün değilse- arayan sona erdirir.

Telefonunun sesini etrâfı rahatsız etmeyecek seviyede bulundurur. Zil sesi ezân ve Kur'ân-ı Kerîm gibi hürmet icabeden yâhut lâubalî şeyler olmamalıdır.

Câmi mescid gibi yerlerde cep telefonunu kapatır veya sessize alır.

Birisiyle konuşurken telefonu çaldığında karşısındakinden müsâade isteyerek cevap verir.

Lüzûmlu telefon numaraları herkesin kolayca görebileceği bir yere kaydedilmelidir.

Lüzûmunda kullanmak için sâbit telefon yanında kağıt kalem bulundurulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: TELEFONLA GÖRÜŞME ÂDÂBI - Telefonla görüsme adabi -
Kaynak: Fazilet Takvimi / 2 ŞUBAT 2011 SALI - 29 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rıfk (nezâket), her şeyi güzelleştirip nezâketsizlik her şeyi çirkinleştirir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sahîh-i Müslim
*************************************************************************************

İLMİHAL: ABDEST

İLMİHAL: ABDEST
13 ŞUBAT 2011 PAZAR - 10 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Abdestin farzları dörttür. Yüzünü ve ellerini dirsekleri ile berâber yıkamak başının dörtte birini mesh etmek ve ayaklarını topukları ile berâber yıkamak.

Sünnet üzere abdest şöyle alınır: Besmele ile önce eller bileklerine dek üç kere yıkanır. Dişleri misvâkladıktan sonra ağız ayrı ayrı su ile çalkanıp tükürülür. Sonra burun ayrı ayrı su çekip sümkürerek üçer kere yıkanır. Sonra abdestsizlikten tahârete kalbiyle niyet edip iki farz arasında beklemeden sırası ile âzalar yıkanır. Yani yüz yıkandıktan sonra kollar yıkanır sonra başa meshedilir sonra ayak yıkanır.

Abdest âzâsını üçer kere yıkamanın evvelkisi farz ikincisi ve üçüncüsü sünnettir. Fazlası mekruh veya haramdır.

Başını tamâmen meshetmek parmaklarının ve sakalının aralarını hilâllemek kulaklarının içini işâret parmağının içi ile ve ardını baş parmağının içi ile mesh etmek sünnettir. Kulaklarını mesihden sonra kalan üç parmaklarının arkası ile -boğazını değil- boynunu meshetmek ellerini ve ayaklarını yıkarken sağ yanından başlamak ve ağzına ve burnuna suyu sağ eliyle vermek ve sol eliyle sümkürmek müstehabdır.

Abdest alırken kıbleye dönmek ve abdestte kullandığı sudan elbisesini korumak ihtiyâcı yokken başkasından yardım istememek her âzâyı besmele ve kelime-i şehâdetle yıkamak abdesti vakit girmeden alıp hazır olmak abdestten sonra salevât ve "Allahümmec'alnî mine't-tevvâbîn vec'alnî mine'l-mütetahhirîn vec'alnî min ıbâdike's-sâlihîn vec'alnî mine'llezîne lâ havfün aleyhim velâhüm yahzenûn" duâsını ve Kadir sûresini okumak âdâbdandır.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 1 ŞUBAT 2011 SALI - 28 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kim abdestinin sonunda bir kere -İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadr-(sûresin)i okursa sıddîklardan olur. İki kere okursa şehîdler dîvânına yazılır. Üç kere okursa Allâhü Teâlâ peygamberler topluluğu ile beraber haşreder."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs
*************************************************************************************

KÂDI'NIN ZEKÂSI

KÂDI'NIN ZEKÂSI
13 ŞUBAT 2011 PAZAR - 10 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Halîfe Ömer bin Abdülazîz (rh.) devrinde Basra Kâdısı olan İyâs bin Muâviye fevkalâde aklı ve zekâsı ile meşhur idi.

Birgün kendisine bir dâvâcı gelip; "Falan kişiye bir kese altın emânet bırakıp hacca gittim. Dönüşümde emânetimi jnkâr etti. Şimdi benim hâlim ne olacak?" dedi. Kadıİyâs "Bunu benden başka bir kimseye söyle*din mi?" diye sordu.

- Hayır dedi. Bunun üzerine
- Şimdi git, bir iki gün sonra gel ve cevâbını al dedi.

Kadı şikâyet olunan şahsı dâvet etti. Gelince ona çok iltifat etti ve: "Buradan başka bir yere yolculuk etmem gerekti. Birkaç kese altınım var. Daha emniyetli birini bulamadığımdan size emânet bırakmak isterim. Bu ikimizin arasında kalsın. Yarın gece size yollarım. Muhafazası size emânettir." dedi. Adam kalkıp gitti.

Ertesi gün emânetini geri alamayan dâvâcı Kâdı İyâs'ın yanına geldi. Kadı İyâs "Şimdi git ondan emânetini iste. Vermez ise "Kadı İyâs a şikayet ederim" de. Bakalım o zaman ne olur?" dedi. Davacı gidip emânetini istediğinde Kadı İyâs'tan alacağı birkaç kese altını daha kârlı gördüğünden bu sefer yüzüne güldü. "Benim niyetim senin ne yapacağını tecrübe etmekti. Yoksa paranı inkâr edecek değilim. Al işte emânetin." diyerek kesesini teslim etti.

Kâdı'nın huzuruna gelen dâvâcı çok duâ ve teşekkür edip ayrıldı. Birkaç gün sonra yalancı adam Kadı İyâs'ın huzuruna geldi. Kâdı ona ağır sözler söyledi. "İşlerinde ikiyüzlü ve fitnecisin" diyerek kötü ahlâkını halk arasında teşhir etti.

Herkes Kâdı'nın zekâsına hayran kaldı.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 31 Ocak 2011 Pazartesi - 27 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"İnsanların en şerlisi ikiyüzlü olan (münâfık) kimselerdir ki, (iki sınıf halk arasında) onlara bir yüzle gelirler, bunlara da başka bir yüzle gelirler."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sahîh-i Buhârî
*************************************************************************************

12 Şubat 2011 Cumartesi

BİR BEYİT

BİR BEYİT
12 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 9 REBÎ'UL-EVVEL 1432


Gönül yap yıkmağa cehd etme âbâd olmak istersen
Beyim şâhib-eser ol hayr ile yâd olmak istersen.
(Tâlib)


Yâni: Âbâd olmak istersen gönül yıkma gönül yap. Hayırla yâd edilmek istersen bir eser bırak.

KABİRDE MÜ'MİN VE KÂFİR

KABİRDE MÜ'MİN VE KÂFİR
12 ŞUBAT 2011 CUMARTESİ - 9 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: (Mü'min) kul, kabrine konulup onun arkadaşları geri dönüp gittiklerinde -ki muhakkak ölü, bunlar yürürken ayakkabılarının sesini bile işitir- ona (Münker ve Nekîr adlı) iki melek gelir. Bunlar ölüyü oturturlar ve ona: "Muhammed (s.a.v.) hakkında ne dersin?" diye sorarlar. O mü'min de, "Samîmî bildiğim ve size de bildirmek istediğim şudur ki, Muhammed (s.a.v.) Allâh'ın kuludur ve Allâh'ın peygamberidir,” diye cevap verir. Bunun üzerine melekler "Ey mü'min! Cehennemdeki yerine bak, Allâhü Teâlâ bu azab yerini senin için cennetten (yüce) bir makâma tebdil eyledi," derler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "O mü'min, cehennem ve cennetteki iki makâmını birden görür." buyurmuştur.

Kâfir veyâhut münâfık öldüğünde ise (meleklerin bu sualine karşı) 'Muhammed hakkında bir şey bilmiyorum. Halkın ona peygamber dedikleri bir sözü (işitir) ben de halka uyup söylerdim,' diye cevap verir. Bu iki melek tarafından bu kâfir veyâ münâfığa "Hay sen anlamaz ve uymaz olaydın," denilir. Sonra demirden bir topuzla bu kâfir veyâ münâfığın iki kulağı arasına vurulur. O topuzu yiyince kâfir veyâ münâfık öyle şiddetli bir sayha ile bağırır ki, bu feryadı insan ve cinden başka bu ölüye yakın olan her şey işitir.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 30 Ocak 2011 Pazar - 26 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Bevil'den (idrar sıçramasından) sakınınız. Zîrâ kabir azâbının çoğu ondandır."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Dârekutnî
*************************************************************************************

11 Şubat 2011 Cuma

MÜEZZİNLİĞİN FAZİLETİ

MÜEZZİNLİĞİN FAZİLETİ
11 ŞUBAT 2011 CUMA - 8 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Müezzin, insanları Allah için namaz kılmaya ve Allah'ın emrini yerine getirmeye davet eder. Allâhü Teâlâ "Allâh'a dâvet eden kimseden daha güzel sözlü kim olabilir." (Fussılet Sûresi, âyet 33) buyurmuştur. Şüphesiz ezan da en güzel sözlerdendir. Allâh'a dâvet yalnız îmâna davet etmek değildir, mü'minleri amele dâvet de Allâh'a dâvettir.

Hz. Âişe (r.anha), "Bu âyet müezzinler hakkında nâzil oldu." demiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Müezzinler ve telbiye okuyanlar (Lebbeyk diyenler), kıyâmet gününde kabirlerinden ezan okuyarak ve telbiyede bulunarak (lebbeyk...diyerek) çıkarlar. Sesinin ulaştığı yerdeki ağaç ve taştan yaş-kuru her şey müezzin için istiğfar ve şâhitlik ederler. O mescitte namaz kılan her bir insanın sevâbı kadar sevâb yazılır. Müezzine ezan ile kâmet arasında Allâh'tan istediği her şey verilir. Allâhü Teâlâ bunu ya dünyâda iken hemen verir veyâ ondan bir kötülüğü uzaklaştırır veya âhirette vermek üzere saklar."

Bir kişi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'e gelip "Yâ Resûlallâh, bana yaptığım takdirde cennete gireceğim bir amel söyler misiniz," dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Sen kavminin müezzini olursun. Senin ezanınla onlar namaza toplanırlar." "Yâ Resûlallah, bunu yapamazsam, gücüm yetmezse?" "Kavminin imamı olursun. Seninle namazlarını kılarlar." "Ya Resûlallah, bunu da yapamazsam?" "Namazda birinci safta olmaya devam et." buyurdular.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

• Sesini işiten her şey müezzin için istiğfar eder. Ona, kendisiyle berâber namaz kılanların sevâbı kadar -onların sevaplarından hiçbir şey eksilmeksizin- sevap yazılır.

• "Kıyâmet gününde insanların en uzun boylusu müezzinlerdir."

• "Kim samîmî niyetle yedi sene ezan okursa Allâhü Teâlâ onu cehennemden âzâd eder."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 29 Ocak 2011 Cumartesi - 25 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Ebû Hüreyre (r.a.)'dan: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile berâber bulunuyorduk. Bilâl (r.a.) kalkıp ezân okudu. Bitirince Efendimiz (s.a.v.) "Kim (ezânı) bunun gibi inanarak okursa cennete girer." buyurdu."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Nesâî
*************************************************************************************

ALLÂH'A ÎMÂN

ALLÂH'A ÎMÂN
11 ŞUBAT 2011 CUMA - 8 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Îmân, Allâhü Teâlâ'nın dînini kalb ile kabûl etmek, yani: "Resûlullah'ın (s.a.v.) bildirdiği şeyleri kat'î sûrette kalb ile tasdik eylemektir." Îmân, asıl bu tasdikten ibârettir. Fakat böyle inanıp kalb ile samîmî sûrette tasdik edilen şeyleri, -bir mâni yok ise- dil ile ikrâr etmek, söylemek, bunların hakkında şehâdette bulunmak da lâzımdır. Çünkü bir kimse Allâhü Teâlâ'yı ve diğer îmân edilecek şeyleri kalben tasdik ettiği halde dili ile de ikrâr edip söylemezse onun müslüman olduğuna hükmedilemez.

Îmânı kalbimizle tasdik ve dilimizle ikrâr ettikten sonra namaz gibi oruç gibi güzel ameller ile mükellefiz. Bunlar bizim vazifemizdir. Bu ameller, îmâna kuvvet verir, îmânın kalbdeki nûrunu arttırır, insanı azaptan kurtarır, Allâhü Teâlâ'nın lütuflarına, inâyetlerine erdirir.

İslâm: "Allâhü Teâlâ'ya itaat etmek. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) din nâmına bildirmiş olduğu şeyleri kalb ile kabul, lisan ile ikrâr eylemektir."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 Ocak 2011 Cuma - 24 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rab olarak Allâhü Teâlâ'ya, din olarak İslâm'a ve peygamber olarak da Muhammed'e râzı olan (bunlara iman eden) kimseye cennet vâcib olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Ebû Dâvûd
*************************************************************************************

YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFÂTI

YAVUZ SULTAN SELİM'İN VEFÂTI
11 ŞUBAT 2011 CUMA - 8 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Musâhibi Hasan Can, Yavuz Sultan Selim Han'ın vefatını şöyle anlatır: Vefâtı zamanında Sultan, bana "Hasan Can, bu ne hâldir ?" dediginde, "Sultanım, Cenâb-ı Hakk'a dönecek, Allah ile olacak zamandır." dedim. "Bizi bunca zamandan beri kiminle bilirdin ?" Cenâb-ı Hakk'a teveccühümüzde kusur mu gördün ?" dediginde, "Hâşâ, lâkin bu zaman, sâir zamanlara benzemez" dedim. Bir an sonra "Yâsin sûresini oku" dedi. Bir kere okudum. Ikincide kendisi de birlikte okuyup, "Selâmün kavlen min Rabbin Rahîm" âyetine geldigimde, şehadet parmagını kaldırıp, rûhunu teslim etti. Kemâl Paşazâde merhûmun Yavuz Sultan Selim Han'ın vefâtına dâir yazdıgı mersiyesinin sonunda şöyle der:

Az müddette çok iş etmiş idi.
Sâyesi olmuş idi âlemgîr,

Şems-i asr idi, asırda Şems'in
Zılli memdûd olur, zamânı kasîr.

Açıklama: Az zamanda çok iş yaptı. Öyle ki gölgesi âlemi kapladı. O ikindi güneşi gibi idi. Zira ikindinin vakti kısadır.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 28 Ocak 2011 Cuma - 24 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Rab olarak Allâhü Teâlâ'ya, din olarak İslâm'a ve peygamber olarak da Muhammed'e râzı olan (bunlara iman eden) kimseye cennet vâcib olur."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Ebû Dâvûd
*************************************************************************************

10 Şubat 2011 Perşembe

KIYMETİ BİLİNMEYEN İKİ NİMET

KIYMETİ BİLİNMEYEN İKİ NİMET
10 ŞUBAT 2011 PERŞEMBE - 7 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadîs-i şerîflerinde "İki nimet vardır ki, insanlardan çoğu bu ni'metleri kullanmakta aldanmışlardır. Bunlar sıhhat ve boş vakittir." buyurmuşlardır.

Sıhhat ve boş vakit, hakîkaten insanların derin bir gafletle devam edip gidecek sandığı, fakat günün birisinde uçup gittigini görerek aldandığı iki büyük nimettir. Bu nimetlerden istifâde edemeyenin sonu hüsrandır, ziyândır.

Hz. Abdullah ibn-i Ömer (r.a.) der ki: Bir kere Resûllulah (s.a.v.) omuzumu tutup bana "Ey Abdullah! Sen dünyada garip kimse gibi yahut yolcu gibi yaşa." buyurdu.

Abdullah ibn-i Ömer (r.a.) şöyle vasiyet ederdi: "Ey mümin! Akşama eriştiğinde sabahı gözleme; sabaha eriştiğinde de akşamı gözleme.

Sıhhatinden bir kısmını hastalık zamânına ayır, hayâtından bir kısmını da ölümün için faydalı kıl."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 27 Ocak 2011 Perşembe - 23 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Beş şeyden önce beş şeyi ganîmet (fırsat) bil: Ölümünden önce hayâtını, hastalığından önce sıhhatini, meşgûliyetinden önce boş vaktini, ihtiyârlığından önce gençliğini, fakirliğinden önce zenginliğini."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Hâkim, el-Müstedrek
*************************************************************************************

9 Şubat 2011 Çarşamba

EN SON VE EN MÜKEMMEL DİN İSLÂMDIR

EN SON VE EN MÜKEMMEL DİN İSLÂMDIR
09 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 6 REBÎ'UL-EVVEL 1432

İslâm, kıyâmete kadar bütün asırların ve bütün insanların dinidir. İnsanların yaradılışlarına, yaşayışlarına tamâmiyle uygundur. Bu muazzam din, bir necât (kurtuluş) ve felah yoludur. Bir selâmet ve saâdet kaynağıdır ve Rabbimizin râzı olduğu yegâne dindir.

İslâmiyetten evvel bütün yeryüzü din bakımından büyük bir cehâlet icinde kalmış, bütün ufukları zulmet kaplamıştı. İnsanlar yalnız, kendi hırsları uğrunda çalışıyor, çarpışıyor, birbirini esir ediyorlardı. Hâsılı hiçbir yerde güzel îtikâttan, güzel ahlâktan, güzel amellerden, duygulardan eser kalmamıştı.

Ne zaman ki İslâm güneşi doğmağa başladı, derhâl âlemin birçok tarafı aydınlandı, insanlar haktan, adâletten, kardeşlikten haberdâr oldu. İnsanlarin ayaklarına eğilen ve putlara tapanlar, kâinatın ortaktan, benzerden münezzeh olan Rabbine secde etmek şerefine erdi; ruhlar yükseldi, diller Hak Teâlâ'nın zikriyle bezendi.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 27 Ocak 2011 Perşembe - 23 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Beş şeyden önce beş şeyi ganîmet (fırsat) bil: Ölümünden önce hayâtını, hastalığından önce sıhhatini, meşgûliyetinden önce boş vaktini, ihtiyârlığından önce gençliğini, fakirliğinden önce zenginliğini."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Hâkim, el-Müstedrek
*************************************************************************************

TEFEKKÜR İBÂDETTİR

TEFEKKÜR İBÂDETTİR
09 ŞUBAT 2011 ÇARŞAMBA - 6 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Ashâb-ı kirâmdan Mikdâd bin el-Esved (r.a.) anlattı:

Ebû Hüreyre (r.a.)'ın yanına girdim, şöyle diyordu: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir saat tefekkür edip düşünmek bir sene ibadet etmekten daha hayırlıdır." Bu sözü söylediginde o da düşünceli idi.

Sonra İbn-i Abbas (r.anhümâ)'nın yanına girdim, şöyle dedi: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bir saat tefekkür edip düşünmek yedi sene ibâdet etmekten daha hayırlıdır."

Sonra Ebû Bekir (r.a.)'ın yanına girdim, dedi ki: Resûllullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir saat tefekkür edip düşünmek yetmiş sene ibâdet etmekten daha hayırlıdır."

Sonra Resûlullah (s.a.v.)'ın yanına girdim ve bu durumu ona söyledim. "Doğru söylemişler. Onları bana çağır." buyurdu. Onları çağırdım.

Resûllullah (s.a.v.), Ebû Hüreyre'ye ne hakkında tefekkür ettiğini sordu. O, Allâhü Teâlâ'nın gökyüzünü ve yeryüzünü yaratışını tefekkür ettiğini söyledi. Ona, "Senin tefekkürün bir sene ibâdet etmekten hayırlıdır." buyurdu. Sonra gökyüzüne baktı ve 'Gökyüzünü yaratan, yükselten, uzatan, kitapların sayfası gibi düren Allah ne yücedir' buyurdu. Sonra yere baktı ve 'Yeri yaratan, onu uzatan ve yayarak döşeyen Allah ne yücedir.' buyurdu.

Sonra İbn-i Abbâs (r.anhümâ)'ya ne hakkında düşündüğünü sordu. O da, ölüm ve ölüm korkusu hakkında dedi. Bunun üzerine "Senin tefekkürün yedi sene ibâdet etmenden hayırlıdır." dedi.

Resûllulah (s.a.v.) sonra Ebû Bekir (r.a.)'a ne hakkında düşündüğünü sordu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) şöyle dedi: "Cehennem ve onun korkusu hakkında düşündüm. Sonra şöyle duâ ettim, 'Rabbim! Kıyâmet gününde benim vücûdumu o kadar büyüt ki cehennemin her yerini ben kaplayayım. Böylece sen Ümmet-i Muhammed'den kimseye azap etme."

Resûlullah (s.a.v.), "Senin tefekkürün yetmiş sene ibâdetten daha hayırlıdır. Ümmetimin en şefkatlisi Ebû Bekir'dir." buyurdu.

Kaynak: Fazilet Takvimi / 26 Ocak 2011 Çarşamba - 22 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Allâhü Teâlâ'nın azametini, cennet ve cehennemini bir saat tefekkürde bulunmak, bir geceyi ibâdetle geçirmekten daha hayırlıdır.
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Kenzü'l-Ummâl
*************************************************************************************

8 Şubat 2011 Salı

PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.V.)'IN DUÂSI

PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.V.)'IN DUÂSI
08 ŞUBAT 2011 SALI - 5 REBÎ'UL-EVVEL 1432

Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle anlattı: Annemi İslâm'a dâvet ediyordum ama o bir türlü bunu kabul etmiyordu. Birgün yine onu dâvet edince Resûlullah (s.a.v.) hakkında hoşuma gitmeyen şeyler söyledi. Ağlayarak Resûlullahın huzuruna vardım ve ona: 'Ey Allâh'ın Resûlü, annemi İslâm'a dâvet ettim. Fakat o senin hakkında hoşuma gitmeyen şeyler söyledi. Annemin hidâyete ermesi için duâ buyurun' deyince Peygamberimiz (s.a.v.), 'Allâh'ım! Ebû Hüreyre'nin annesine hidâyet nasîb eyle.' diye duâ etti.

Sevinerek dışarı çıktım. Eve varıp kapıya yaklaşınca, baktım kapı kapalı. Annem, ayak seslerimi duymuştu. "Ebû Hüreyre, yerinde dur." dedi. Suyun sesini işitiyordum. Gusletti ve biraz sonra annem elbisesini giymiş, başını da acele ile örtmüş olarak kapıyı açti ve "Eşhedü en lâ ilâhe illalâh ve eşhedü enne Muhammeden abdûhû ve resûlühû" dedi. Mânâsı: Şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki Muhammed (s.a.v.), Allâh'ın kulu ve resûlüdür.

Koşarak Peygamberimiz'in yanına vardım. Daha önce kederimden ağladığım gibi şimdi de sevincimden ağlıyordum. "Müjde, Yâ Resûlullah!, Allâhü Teâlâ duânı kabûl etti; Ebû Hüreyre'nin annesini İslâm'a hidâyet buyurdu:" dedim.

Sonra, "Yâ Rasûlallah, Allâh'a duâ etseniz de, beni ve annemi, erkek-kadın bütün mü'minlere sevdirse:" ricâsında bulundum: O da: "İlaâhî! Bu kulcağızını ve anasını bütün mü'minlere sevdir." diye duâ buyurdu. İşte, bunun için adımı duyan erkek-kadın her mü'min bizi sever."

Kaynak: Fazilet Takvimi / 25 Ocak 2011 Salı - 21 Safer 1432

*************************************************************************************
BİR HADİS-İ ŞERİF
"Kendisine her bakımdan güvenilen ve doğruluktan ayrılmayan tüccâr, (kıyâmet günü) peygamberler, sıddîklar ve şehidlerle berâberdir."
Kaynak: Hadîs-i Şerif, Sünen-i Tirmizî
*************************************************************************************