5 Ocak 2010 Salı

SAKLI HAZİNE: SEVGİ

SAKLI HAZİNE: SEVGİ
05 OCAK 2010 SALI

İkram ve hediye deyince hemen aklımıza para ve mal gelmesin. Bunların dışında bir insanı mutlu edecek nice şeyler vardır. İnsanın gönlünde saklı öyle hazineler var ki verdikçe çoğalır, sakladıkca kalbi sıkar.Bu hazinelerin başında sevgi gelir.

İşte bir dostun arkadaşına, bir kocanın hanımına, malın dışında verebileceği ikram ve hediyelerden bazıları:

Gönlü rahatlatacak bir tebessüm, kalbe kuvvet verecek bir tatlı söz, morali düzeltecek bir takdir.
Neşeyi yerine getirecek bir şaka, kızgınlığı söndürecek bir hoşgörü, iç sıkıntısını giderecek bir teselli.

Hoşa gidecek bir güzel davranış, Allah'ın rahmetini çekecek bir hayır dua, günahları dökecek bir gözyaşı ve istigfar.

Incitmeden verilecek bir gül, sevdiğine verecek bir gül bulamazsan, Allah icin bir kez olsun sen gül...

FIKRA : ABDESTLİ AYAK

FIKRA : ABDESTLİ AYAK
05 OCAK 2010 SALI

Hoca, abdest alırken suyu bitmiş. Bunun için tek ayağını yıkayamamış.
Bu nedenle Namaz esnasında tek ayağı üzerinde duruyormuş.

Bunu gören arkadaşi: - "Hoca, neden tek ayak üzerinde duruyorsun ?" diye sormuş.

Hoca şöyle cevap vermiş: - "Bu ayak abdestli değildir de ondan."

4 Ocak 2010 Pazartesi

MEKKE'NİN FETHİ VE HANIMLARIN BİATI

MEKKE'NİN FETHİ VE HANIMLARIN BİATI
04 OCAK 2010 PAZARTESI

Mekke'nin fethinden sonra halkın hepsi gelip birer birer Peygamber Efendimiz'e İslâm üzere bîat etmeğe başladı. Önce erkekler İslâm üzerine bîat ettiler. Resûl-i Ekrem de Allah'a ve Resulüne itaat etmek üzere onların bîatını kabul eyledi. Erkeklerin bîatı tamâm olunca sıra kadınlara geldi. Mekke içinde şanlı ve itibarlı hatunlar diğer kadınların önlerine düşüp Peygamber Efendimiz'in huzuruna geldiler. Ebû Süfyân'ın hanımı Hind de gelmiş idi. Resûl-i Ekrem onlara Allah'a şirk koşmamak, hırsız­lık ve zinadan geri durmak, evlâdlarını öldürmemek, kimseye iftira etmemek ve Allâhü Teâlâ'nın emrine isyan etmemek üzere bîat etmelerini teklîf etti.

Sıra hırsızlık bahsine gelince Hind "Vallahi, eğer hır­sızlık etseydim Ebû Süfyân'ın malından nice şeyler çalardım" dedi. Ebû Süfyân orada idi. "Geçmiş var ise sana helâl olsun. Geleceğe bakalım" dedi. Fahr-i Alem hazretleri o vakit Hind'i tanıdı ye "Hind misin?" diye sor­du. O da "Ben Hind'im, geçmişi affet" diye cevâb verdi. Resûlullâh da affetti.

Sonra Resûl-i Ekrem bîate devam buyurarak zina etmemek şartını teklîf edince Hind, "Hür olan kadın hiç zina eder mi?" dedi.

Sonra Resûl-i Ekrem hâtûnların iftiradan sakınmala­rını teklîf edince, Hind "Vallahi, iftira çirkin şeydir. Sen bize güzel ahlâk ile emrediyorsun." dedi. Nihayet Allah'a ve Resulüne isyan etmemek teklîfine gelince de Hind "Biz buraya sonra isyan etmek niyetiyle gelmedik." dedi.

Hind, evvelce kanının heder edilmesi emredilmişken böylece affa mazhar oldu ve hâlis kalb ile îmâna geldi. Hattâ evine varıp ne kadar put var ise, 'Bu kadar vakit size aldanmışız,' diyerek birer birer kırıp parçaladı. Resûlullâh'a iki oğlak hediye etti ve koyunlarının çok az doğurmalarından şikâyette bulundu. Peygamber Efen­dimiz de ona koyunlarının bereketlenmesi için duâ etti. Bu duanın bereketiyle koyunları çoğaldı. Bu sebebden Hind dâima ihtiyâç sahiplerine koyun hibe eder ve "İşte bu Resûlullâh'ın bereketiyledir. Bizi İslâm'a hidâyet eden Allah'a hamd ve senalar olsun" derdi.
(el-Kâmil)

3 Ocak 2010 Pazar

î'TİKAD: MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)

î'TİKAD: MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V.)
03 OCAK 2010 PAZAR


Her müslümanin söyle inanmasi farz-i ayindir; MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v) bütün peygamberlerin sonuncusudur. Adem (a.s.) ile onun arasinda cok peygamberler gelmistir. Hepsinin sayisini Allahü Teala bilir, bazilarinin isimleri Kur'ân-i Kerîm'de bildirilmistir.

Hazret-i MUHAMMED MUSTAFA (s.a.v.) peygamberlerin hepsinden ve bütün yaratilanlardan üstündür. Sevâbi ve derecesi hepsinden yüksektir. Allâhü Teâlâ'nin habîbi(sevgilisi)dir. Bütün yaratilanlardan yüksek olmak MUHAMMED Aleyhisselam'a mahsustur.

Muhammed Aleyhisselam'in üstünlükleri coktur. Allâhü Teâlâ onun nûrunu ve rûhunu bütün yaratilmislardan önce yaratmistir. Bir hadîs-i serîfte: "Adem ruh ile cesed arasinda iken ben peygamber idim." buyuruldu. Onun peygamberligi diger peygamberlerin peygamberliklerinin aslidir. Bununla beraber bütün peygamberlerden sonra dünyâya gelmis ve peygamberlik onunla bitmistir. Demek ki, dünyaya peygamber olarak gelmis ve kirk yasinda peygamber oldugu bildirilmistir. Böyle inanmak lâzimdir. Yoksa 'Kirk yasinda paygamber oldu.'demek yanlistir.

Muhammed Aleyhisselam'in ümmeti bütün ümmetlerden hayirlidir. Cennet'e diger ümmetlerden önce gireceklerdir.

Peygamberler ancak insanlara gönderilmistir. Ancak Muhammed Aleyhisselam bütün insanlara ve cinlere gönderilmistir. Insanlarin vecinlerin peygamberi olmak bizim peygamberimize mahsustur. Hz. Süleyman'in (a.s.) cinlere hükmetmesi saltanat sebebiyle olup cinlere peygamber olmak yoluyla degildir. Nûh'un (a.s.) tûfanda gemideki hayvanlara hükmetmesi onlari zaptetmek sebebiyledir; nübüvvet cihetiyle degildir. Ama bizim peygamberimiz Muhammed Aleyhisselam insanlara, cinlere ve bütün mahlûkata ve paygamberlere dahi peygamber olmustur. Kâinâtin peygamberi ve efendisidir. Dîni kiyâmete kadar, mahserde dahi bâki ve dâimdir. (Sallallâhü aleyhi ve sellem)

KACILMAYAN HAKIKAT

KACILMAYAN HAKIKAT
03 OCAK 2010 PAZAR


Allah dostlari, bu ümmete yaptiklari nasihatlerle onlarin yolunu aydinlatmişlardir. Onlardan birini, Âsim el-Ahvel şöyle anlatiyor: "Fudayl Rakkaşî'ye bir takim sorular sormuştum, bana şunlari söyledi:

Ey dostum! Etrafindaki insanlarin coklugu ile aldanip kendini unutma! Cünkü ölüm bizzat sana gelecektir, senin yerine kimse ölmeyecektir. Ölüm geldiginde 'şuraya gideyim, buraya gideyim' de diyemezsin. Ölümle bir anda günlerin bitiverir, elinde hicbir şey kalmaz. Gercekten ölüm senin icin takdir edilmiştir. Dünyada gecmiş günahlarini silip yok edecek bir iyilikten daha güzel bir şey görme! Peşine düşülecek ve elde etmek icin caba sarfedilecek en güzel iş budur."

BIR ÖĞÜT

BIR ÖĞÜT
03 OCAK 2010 PAZAR


Ahireti kaybetmekten korkmalıyız. İnsanlar hastanelere acılardan, belalardan kurtulmak için varını yoğunu veriyor. Asıl, ahiret için varımızı yoğumuzu vermeliyiz. Hürmetle Kur’an dinleyen bir insana, cehennemlik dahi olsa, Kur’an şefaat edecek.
(Gönenli Mehmed Efendi)

1 Ocak 2010 Cuma

PEYGAMBER EFENDIMIZIN (S.A.V) MEKKE SEVGISI

PEYGAMBER EFENDIMIZ (S.A.V)'IN MEKKE SEVGISI
01 OCAK 2010 CUMA

Peygamber Efendimiz (s.a.v) doğup büyüdüğü mübarek şehir Mekke'den ayrılıyordu. Ayrılırken devesini durdurdu. Mekke'ye baktı ve ona olan sevgisini şöyle dile getirdi: "Vallahi, sen Allah'ın yarttığı yerlerin en hayırlısı, Allah katında en sevimli olanısın. Bana, senden daha sevgili daha güzel yurt yoktur. Çıkarılmaya zorlanmamış olsaydım senden asla ayrılmaz, senden başka yerde yuva tutmazdım."

Bunun üzerine Cenâb-ı Hak, Resûlullah'ı (s.a.v) şöyle teselli etti : "Kur'an'ı okumayı, tebliğ etmeyi ve ve ona uymayı sana farz kılan Allah, muhakkak ki seni tekrar Mekke'ye döndürecek, ahirette de övülmüş bir makam olan en büyük şefaat makamına kavuşturacaktır". (Müslim)

Ve artık Mekke feth edildi. Allah (c.c), Resûlullah'a (s.a.v) verdiği vaadi gerçekleştirmişti. Vaktiyle kendisine düşman olan insanlar şimdi iman etmişler, sahabe olma şerefine ulaşmışlardı.

Mekke ve Kâbe putlardan temizlendi. Daha önemlisi de insanların içindeki putlar devrildi. Mekkeliler iman etme şerefine nail olarak ebedî cennet yurdunu elde ettiler.

HAMD ŞÜKRÜN BAŞIDIR

HAMD ŞÜKRÜN BAŞIDIR
01 OCAK 2010 CUMA

Hamd, samimi olarak ta'zim ve senâ (yüceltme ve medih) için söylenen söz demektir. Elhamdülillah; "Ta'zim ve senaya dair her türlü güzel söz, ezelden ebede Allahü Teala'ya mahsustur, ona layıktır." demektir. Ezelden ebede bütün hamdlere; Arş-ı A'la meleklerinin, Kürsi'nin, göklerin, yerin tabaklarının ve sakinlerinin hamdleri dahildir.Yine Adem aleyhisselamdan Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e kadar geçen enbiyanın, evliyanın ve bütün diğer yaratılmışların hamdleride dahildir.

Şimdi bu mana düşünülerek "Elhamdülillah" denilirse Allahü Teala'ya nihayetsiz Hamd edilmiş olur. Nitekim hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Allahü Teala kuluna nimet verdiğinde o kul "Elhamdülillah" derse Allahü Teala'da şöyle buyurur : "Şu kuluma bakınız, ben ona kıymeti olmayan (geçici) bir ni'met verdim de bana ahirette mükafatını ebediyen alacağı (hamd) ile mukabele etti."

Allâhü Teâlâ'nın nimetlerinin öncesi de sonrası da hamd üzere kılınmıştır. Öyle ise daima; kendisine erişen maddi ve ma'nevi nimette yahut defedilen belalarda hemen bu nimetler için Allâh'a hamd ederek karşılık vermeye gayret etmelidir. Zira nimete hamd etmek, cesette ruh gibidir. Böyle olunca, o nimeti canlı tutmak lazımdır. Cenabı Hakk'ın nimetlerine şükrünü eda etmekte ve Allahü Teala'yı tazimde sözlerin en üstünü "Elhamdülillah"tır.

Resûlullah (s.a.v.) hazretleri buyurdular: "Hamd şükrün başıdır, Allah'a hamdetmeyen şükretmemiş olur."

"Muhakkak Allahü Teala, kulunun bir şey yiyipte ona karşı kendisine hamdetmesinden veya bir şey içipte ona karşılık kendisine hamdetmesinden razı olur."

Akıl sahibi her Müslüman'ın, üzerindeki sonsuz ilahi nimetleri düşünerek nimetlerin artmasına vesile olan hamd ile Cenab-ı Hakk'ın uluhiyet hakkını, gücü yettiğince eda etmeğe çalışması vâcibdir.

31 Aralık 2009 Perşembe

MUKADDESATA HÜRMET

MUKADDESATA HÜRMET
31 ARALIK 2009 PERSEMBE

Allah (c.c.) ile alâkalı olan, din yönünden pâk ve temiz bulunan, manevî kıymeti olan şeylere, mukaddesat de­nir. Allâhü Teâlâ mukaddes olduğu gibi, Allâhü Teâlâ'nın bütün isimleri de mukaddestir. Yine, Allâhü Teâlâ'nın kitapları, peygamberleri, velîleri, İslâm ibâdetleri, İslâm mabetleri de mukaddestir.

Bütün Müslümanlar, mukaddesata son derece hür­metle mükelleftir.

Biz Müslümanlar herhangi bir ibâdete veya hayırlı bir işe başlayacağımız zaman, besmele okuruz. Bir hadîs-i şerîfte; "Herhangi hayırlı bir İşe Bismillah sözü İle başlanmazsa, o İş bereketsizdir, güdüktür." buyurulmuştur. Biz Rabb'imizin mübarek isimlerini anarken "Teâlâ, Celle Celâlühû" gibi ifâdeler kullanırız.

Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek isimlerin­den biri anılınca salât ve selâm okuruz. İmâm Ebû'l-Hasan-ı Kerhî (rahmetullahi aleyh) "Bir kişinin ömründe bir kere salavât getirmesi farz-ı ayndır." buyurdu. "Hazreti Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem," deriz. Mübarek isimlerini de "aleyhissalâtü vesselam, sallallâhu aleyhi ve sellem" diye yazar ve­ya okuruz.

Diğer peygamberlerin mübarek adlarını da "Selâm" ile anarız. "Adem aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâm" deriz.

Ashâb-ı kiram hakkında, "radıyallâhü anh" deriz. Diğer âlimler için "rahmetullahi aleyh" deriz.

Evliya-i kiram için, "Kaddesallâhü Sırrahû" deriz. Bütün bunlar, İslâm âdâbındandır. Bütün bunları hayırla anmak, hepsine karşı sevgi ve saygı göstermek, hiçbi­rine dil uzatmamak gerekir. Onlar arasında geçen bazı olayları ileri sürerek, haklarında hürmete aykırı sözler söylemek hiçbir müslümana yakışmaz.

Sefa Topsakal - Korkuyorum şarkı sözü

Sefa Topsakal - Korkuyorum şarkı sözü

şarkı online dinleme icin yakinda yüklenecek

Ağlamışsın yalan söyleme
Anlamışsın sevgisiz olmazmış
Özlemişsin elinde kalem
Mısralarında özlem ve sitem..

Becerememişsin birtanem
Yazılarından anladım..
Okudum çok ” özledim ”
Bende çok, çok ağladım..

inan birtanem, inanki
nefesini hayal ettim..
Avundum düşlerimle
Seni kendime inandırdım ben..

Korkuyorum sana söylemeye
ya beni sevmiyorsan eğer..
Ya beni rededersen
işte o an bittim ben !

inan birtanem, inanki
ikimizi hayal ettim..
Avundum gülüşünle ,
Seni kendime inandırdım ben..
Sefa Topsakal - Korkuyorum - sarki sözü - sarki sözleri - şarkı sözü - şarkı sözleri - amatör şarkı sözü - mp3 - parca - dinle - online dinle -

DİLİN BAZI ÂFETLERİ

DİLİN BAZI ÂFETLERİ
31 ARALIK 2009 PERSEMBE

Sövmek, çirkin ve kötü söz konuşmak, kadınların hal­lerini, içki meclislerini ve fısk (günah) mahallerini anlat­mak gibi boş işlere ve günahlara dalmak dilin âfetlerindendir. "Ve biz bâtıla dalanlar ile beraber dalan kim­seler olmuştuk, dediler." (Müddessir Sûresi, âyet 45) mealindeki âyet-i kerîme bu mânaya işaret etmektedir.

Resûlullâh (s.a.v.) "Fahiş (çirkin, kötü, edebe aykırı) sözden ve onları söylemekten sakınınız. Zîrâ Allâhü Teâlâ fahiş sözleri ve onları söylemeyi sevmez." bu­yurmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte "Bezâ (fahiş sözler) ve beyân (açıklanması caiz olmayan şeyleri açıklamak) nifak şûbelerindendir." buyurulmuştur.

Husûmet kötü huylardandır. Husûmet, mal veya hak almak için bir kimseye düşmanlık yapmaktır. Hz. Âişe (r.anhâ)'nın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmaktadır: "Allah katında en sevilmeyen kim­seler, şiddetli düşmanlık yapanlardır." Ebû Hüreyre (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte ise şöyle buyurulur: "Kim bilgisizce bir husûmet içinde mücâde­le ederse, ölünceye kadar Allah'ın gazabında olur."

Tekellüf yâni kendini zorlayarak yapmacık konuşmak da bunlardandır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Ben ve ümmetimin muttakîleri tekellüften berîyizdir." buyur­dular.

Sırrı ifşa etmekte arkadaşlarına eziyet ve onları kü­çümsemek vardır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Aranızdaki konuşma, emânettir."

Mücâdele (münâkaşa) yasaklanmıştır. Hadîs-i Şerîf'de "Kardeşinle münâkaşa etme ve ona (çok) şaka yap­ma, ona yerine getiremeyeceğin vaatte bulunma." Diğer bir hadîs-i şerîfte, "Kim haklı olduğu hâlde mü­nâkaşayı terk ederse cennetin en yüksek yerinde onun için bir ev yapılır; haksız olduğu halde münâ­kaşayı terk eden için de cennetin kenarında bir ev yapılır." buyurulmuştur.

ALLÂME İBN-İ CERÎR ET-TABERÎ (RH)

ALLÂME İBN-İ CERÎR ET-TABERÎ (RH)
31 ARALIK 2009 PERSEMBE

Ehl-i sünnetin imamlarından büyük müfessir, muhaddis, fakîh, tarihçi, edîb Ebû Cafer Muhammed bin Cerîr et-Taberî hicrî 224'te Taberistan'ın Amil şehrinde doğmuş, 310'da Bağdâd'da vefat etmiştir. Kûfe, Basra, Rey, Suriye ve Mısır'a giderek asrının büyük âlimlerinden tefsir, hadis, lügat, sarf ve nahiv öğrendi ve ilmiyle âlemde tek oldu. Şafii mezhebi üzere Bağdâd'da on sene fetvâ verdi. Sonra kendi mezhebi ile amel etmiş, ancak mezhebinin mensûbu kalmamıştır.

İmam Ebû Bekr el-Hatîb: "Ebû Ca'fer Taberî, sözüyle amel edilen âlim imamlardan idi. Kur'ân-ı Kerîm'in hafızı olup bütün kırâet vecihlerine ve mânâlarına son derece vâkıf idi. Kur'ân'ın hükümlerinde derin ilim sahibiydi. Sünnetleri, sün­netlerin ve hadîslerin intikal yollarını, sahihini ve sahîh olma­yanını, nâsih ve mensûhunu gayet iyi bilmekte idi. Ayrıca sa­habe ve tabiînin sözleriyle onlardan sonra gelenlerin ictihâd ve hükümlerini de gayet iyi biliyordu. O, İslâmın hükümlerin­den helâl ve haramları iyi bildiği gibi bildikleriyle amel de et­mişti. Geçmiş milletlerin haberlerine son derece vâkıf idi. "Târîhu'l-Ümem ve'l-Mülûk" adlı meşhur târihi yazmıştır. Ayrıca bir benzeri daha telif edilememiş bulunan "Tefsîru't-Tabert" ismi ile bilinen Câmiu'l-Beyân fî tefsîri'l-Kur'ân tefsirini de yaz­mış, fıkıh usûlü ve furûuna dâir eserler telif etmiş, âlimlerin sözlerini ve onlara dâir birçok malûmatı kaydetmiştir.

Bu büyük âlimin ilimdeki derinliği ve kendisindeki gayret ve himmete bakmalı ki talebelerine hitâben "Size bir tefsir ve bir târih yazacak olsam hoşunuza gider mi?" diye sorar. Onlar eserin kaç varak (yaprak) olacağını sorarlar. Otuz biner va­rak (altmışar bin sayfa) olacağını haber alınca, böyle mufas­sal eserleri okumaya ömürlerinin kifayet edemeyeceğini söy­lerler. Bunun üzerine yalnız üçer bin varaklık bir tefsir ve târih yazarlar ve "himmetler ölmüş" diye eseflenirlerdi.

30 Aralık 2009 Çarşamba

RÜŞVET NEDIR ?

RÜŞVET NEDIR ?
30 ARALIK 2009 CARSAMBA

Rüşvet; iş gördürmek, kazanç sağlamak, haksızı haklı göstermek gibi maksatlarla bir yetkiliye mal ya da para vererek menfaat temin etmektir.

Peygamberimiz rüşvet vermeyi, almayı ve rüşvet'e aracı olmayı kesin olarak yasaklamış; rüşvetle iş gördürenlerin ahirette ağır cezaya uğratılacaklarını bildirmiş : "Rüşveti alan da veren de cehennemdedir." buyurmuştur. (Ebû Davûd, "Akdiye",4).

Bir ayette de: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin..." (Bakara, 2/88) buyrularak rüşvetle kazanç elde edilmesi ya da menfaat temini yasaklanmıştır.

Rüşvet hem kişiler, hem de toplumlar için çok kötü neticelere sebep olan bir illettir. En başta haksızı haklı, haklıyı haksız yaparak adaletin tecellisine engeldir. Halbuki toplumları ayakta tutan ve birbirlerine güvenmelerini sağlayan en önemli unsurlardan biri adalettir.

29 Aralık 2009 Salı

EHL-İ KÜFRE BENZEMEKTEN SAKINMAK

EHL-İ KÜFRE BENZEMEKTEN SAKINMAK
29 ARALIK 2009 SALI

İbn-i Ömer (r.a.) ehl-i küfre benzemek hakkında Pey­gamber Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Bir kimse müşriklerin arzına ev binâ edip, onların bayramlarına katılmak sûretiyle onlara benzerse, o kimse kıyâmet günü onlarla beraber haşrolunur." (Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ)

İmâm-ı Rabbânî Müceddid-i Elf-i Sânî (k.s.) Haz­retleri buyuruyorlar ki;

"İki dîni tasdik eden dahi şirk ehlinden sayılır. İslâm hükümleri ile küfrü bir araya getirmeye teşeb­büs eden dahi müşriktir. Hâlbuki küfürden teberrî etmek (uzaklaşmak) İslâm'ın şartıdır. Şirk şaibesin­den sakınmak tevhiddir..."

Hindûların büyük bildikleri günlere tâzîm, Yahûdi­lerce bilinen âdetlere uymak, küfrü îcâp ettirir. Nite­kim ehl-i İslâm'ın câhilleri, bilhassa kadınlar, küffârın belli günlerindeki küfür merâsimini icrâ etmektedir­ler. Bunları, kendileri için de bayram kabul edip, kız­larının ve kardeşlerinin evlerine onlar gibi hediyeler yollarlar... Böylelikle o merasime tam mânâsı ile îtinâ ve îtibâr ederler." İslâmda bunların hepsi şirk ve kü­fürdür. (Mektubât-ı İmâm-ı Rabbânî, 3/41)

Yine Mektûbât-ı Şerîfe'nin 1. cildinin 266. mektubunda şöyle buyuruyorlar:

"Bir defasında, bir hastanın ziyaretine gitmiştim. Ölümü yaklaşmıştı. Hâline teveccüh ettiğim zaman gördüm ki kalbi şiddetli zulmet içinde. Her ne kadar bu zulmetin kalkması için teveccüh ettiysem de kalk­madı. Çokça teveccühten sonra bilindi ki, bu zulmet­ler, kendisinde saklı duran küfür sıfatındandır. Bu sıkıntıların menşei dahi küfür ehli ile dost geçinip dur­masıdır. Bana ma'lûm oldu ki bu zulmetlerin defi için teveccüh yerinde bir iş değildir. Zîrâ onun bu zulmetlerden temizlenmesi, küfrün cezası olan cehennem azabına bağlıdır. Ve bana malum oldu ki, onda îmân­dan bir zerre miktarı mevcuttur ve bunun bereketiyle cehennemde ebedî kalmaktan kurtulacaktır.

28 Aralık 2009 Pazartesi

MÜŞTERİYİ ALDATMAMAK

MÜŞTERİYİ ALDATMAMAK
28 ARALIK 2009 PAZARTESI

Ticaret, toplumsal hayatın vazgeçilmez unsurlarından biridir. "Rızkın onda dokuzu ticarettedir." (Münavi, "Feyzu'l- Kadir", III/244) diyen Peygamberimiz ticareti teşvik etmişlerdir. Dürüst tüccarların cennette peygamberlerle beraber olacağını müjdelemiş (Tirmizî,"Büyu", 4), müşteriyi aldatmayı ise ağır bir şekilde kınamıştır. Pazarı dolaşırken, tahıl satan birisinin yanına gelip, elini buğday yığınına daldırmış, altının ıslak olduğunu görünce; sebenini sormuş, "Yağmur yağmıştı, ondan dolayı ıslandı" şeklinde cevap veren satıcıya; "Niçin ıslak tarafı insanların görebilmesi için üste getirmedin ?" diye sorduktan sonra; "Bizi aldatan bizden değildir." (Müslim, "İman", 164) diye ikazda bulunmuştur.

Kişisel ve toplumsal ilişkilerde ticari ve mesleki faaliyetlerde, alış veriş ve kamu görevlerinde güven ve dürüstlük mutlaka gözetilmesi greken bir erdemdir. Müslüman hile ve haksızlıktan özellikle uzak durmalıdır ki, boğazından geçen lokma helâl olsun. Böylece kendisinde ve toplum hayatında güven ve huzur yerleşmiş olur.

"Mü'min", Allah'a inanan anlamına geldiği gibi, başkalarına güven veren ve güvenilen kişi anlamına da gelmektedir. Bu itibarla, Müslüman tacir güvenilir olmalı, müşterisini asla aldatmamalıdır.

İSMAİL VE İSHÂK ALEYHİSSELÂM

İSMAİL VE İSHÂK ALEYHİSSELÂM
28 ARALIK 2009 PAZARTESI

Hz. İbrâhîm (a.s.)'ın hanımı Sâre'nin hiç çocuğu ol­mamıştı. Hz. Sâre bundan dolayı Hâcer adındaki cari­yesini kocasına bağışladı. Ondan Hz. İsmail Aleyhisselâm doğdu.

Bu sefer Sâre çok üzülüp kederlendi. Cenâb-ı Hakk da ona merhamet ve inayet etti. İhtiyarlık çağında, Hz. Ishâk Aleyhisselâmı dünyaya getirdi. . Sonra da Hâcer ile oğlu İsmail'i kıskandı ve kocası İbrahim Aleyhisselâm'a "Bu diyardan ırak olsunlar!" diye ayak diredi. İbrahim Aleyhisselâm çaresiz kaldı. Bunun üzerine Hâcer ile İsmail'i aldı; Mekke'ye götürüp orada bıraktı. Cürhüm kabileleri o vakit Mekke civarındaydılar. Hz. İsmail (a.s.) onlarla yakınlık kurdu ve onlardan kız aldı. On iki çocuğu oldu. Bu münâsebetle Cürhüm kabi­lelerinden bâzıları gelip Mekke'ye yerleşmişlerdir.

Ondan sonra Cenâb-ı Hakk'ın emriyle Hz. İbrahim (a.s.), Mekke'ye gitti ve Hz. İsmail (a.s.) ile birlikte Ka'be-i Şerifi yeniden bina etiler.

İsmail Aleyhisselâm, Yemen kabilelerine ve Amâlika'ya peygamber gönderildi. O vakit Amâlika kabileleri Arap yarımadasının Şam tarafında otururlardı.

Sonra Hz. İsmail'in oğulları ve torunları çoğaldı ve et­rafa yayıldı. Nereye vardılarsa galip oldular ve Amâlika'yı o topraklardan sürüp çıkardılar.

Hz. İbrahim (a.s.) vefat edince yerine Hz. İshâk Aley­hisselâm geçti. Onun iki oğlu oldu. Bunların biri Ays, di­ğeri Ya'kûb idi.

Ays amcası İsmail Aleyhisselâm'ın kızı ile evlendi ve ondan çok çocuğu oldu. Onlar da çoğaldılar ve Dimeşk (Şam) tarafına sahip oldular.

Hz. Ya'kûb (a.s.) ise babası Hz. İshâk Aleyhisse­lâm'ın vefatından sonra peygamber oldu. Atasının yur­du olan Ken'an ilinde kaldı. Onun da o diyarda çocuk ve torunları çoğaldı.

Hz. Ya'kûb Aleyhisselâm'ın lakabı İsrail idi. Onun için oğullarına ve torunlarına Benî İsrail (İsrail oğulları) denir.

27 Aralık 2009 Pazar

İLİM ÖĞRENMENİN FAZİLETİ

İLİM ÖĞRENMENİN FAZİLETİ

Bir adam Medine'den Dımaşk(Şam)da bulunan Ebu'd-Derdâ'ya (r.a.) geldi. Ebu'd-Derdâ Hazretleri, 'Seni buraya getiren sebep nedir?' diye sordu. Senin Resûlullâh'tan rivayet ettiğini duyduğum bir hadîs-i şeriftir, diye cevap verdi. Ebu'd-Derdâ (r.a.), 'Yani sen bir ihtiyaç için gelmedin mi?' diye tekrar sorunca, hayır, dedi. Peki ticâret için mi geldin? diye sorunca, hayır, ben sâdece bu hadîsi öğrenmek için geldim dedi. Ebu'd-Derdâ (r.a.) dedi ki: Ben Resûlullâh'in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim;

"Kim (Allah rızâsı için) ilim öğrenmek üzere bir yola girerse, Hz. Allah ona, cennete götürecek bir yolu kolaylaştırır. Melekler, ilim tahsil eden İçin, -memnu­niyetleri ve tevâzûları sebebiyle- kanatlarını yere se­rerler. Göklerde ve yerde olan her şey, hattâ sudaki balıklar bile, âlim İçin istiğfar eder. Alimin, İbâdet eden câhile karşı fazileti, dolunayın yıldız karşısın­daki fazîleti gibidir. (Kâmil) Alimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler ne dinar (altın) ne de dir­hem (gümüş) bırakmışlardır, onlar mîrâs olarak sa­dece İlim bırakmışlardır. Kim ilmi almışsa büyük ve değerli bir şey almış demektir."

Bir adam Şam'dan Medîne-i Münevvere'ye gelip, Hz. Ömer (r.a.)'ın huzuruna çıktı. Hz. Ömer, 'neden geldin' diye sorunca, o adam teşehhüdü öğrenmek için geldim, diye cevap verdi. Hz. Ömer, sakalı ıslanıncaya kadar ağladı ve sonra şöyle dedi: Vallahi, Allâhü Teâlâ'nın sana ebediyen azab etmemesini ümid ediyorum.

26 Aralık 2009 Cumartesi

Gecenin Fazîleti

Gecenin Fazîleti
26 ARALIK 2009 CUMARTESI

Gecenin Fazileti


Mühim hâdiseler ekseriyetle gece meydana gelmistir:

Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v) bes vakit namaz farz kilinmadan evvel "Geceleyin kalk, birazi hâric." meâlindeki (Müzzemmil Sûresi, âyet 2) âyet-i celîlesi ile buyruldugu gibi gece namazi kilmak farz idi.

Isrâ ve Mi'râc gece olmustur. Allâhü Teâlâ'nin nice kavimlere envâ-i cesit ikrâmi gece olmustur.

Ibrâhîm aleyhisselâm'in kissasinda "Ne zaman ki üzerini gece kapladi..." (Enâm sûresi, âyet 76) buyuruldu.

Lût aleyhisselâm'a "...Sen hemen ehlinle geceden bir kisminda yürü..." (Hûd sûresi, âyet 81)

Hz. Mûsa'ya "Biz bir de Mûsa'ya otuz geceye va'd verdik..." (Â'raf Sûresi, âyet 142) buyuruldu. Allâhü Teâlâ onu ve kavmini Firavun'dan gece kurtardi ve Hz. Mûsâ'ya "... Hemen geceleyin kullarim ile yürüyüver..." (Duhân Sûresi, âyet 23) buyurdu.

Ya'kub aleyhisselâm'in duâsi gece kabul oldu. Âyet-i celîlede "Sizin icin Rabbime sonra istiğfar edeceğim, dedi." (Yûsuf Sûresi, âyet 98) buyuruldu. Ya'kub aleyhisselâm cuma gecesinin seher vaktinde duâ etti.

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v) sakk-i kamer (ayin yarilmasi) mu'cizesi, cinlere Islamin'in teblîgi ve cinlerin îmâni gece olmustur.

Allâhü Teâlâ geceyi gündüzden önce yaratmistir. Bütün gecelerde icâbet (duânin kabûl) saati vardir. Gündüzde icâbet saati sâdece cuma ve arefe gündüzlerinde vardir.

Gecelerde, gün ve gecesiyle bin aydan hayirli bir gece; Kadir gecesi vardir. Gündüzlerde bu kadar fazîletli gün yoktur.

Kalp ve zihin dünyâ düsüncesinden kurtuldugundan gecelerin kazanci daha tatli ve onda ibâdet daha lezzetlidir.

ÂŞÛRÂ GÜNÜ NELER YAPILIR ?

ÂŞÛRÂ GÜNÜ NELER YAPILIR ?
26 ARALIK 2009 CUMARTESI


O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyun­ca evde bereket olur.

En az on müslümana birer selâm veya bir müslümana on defa selâm verilir.

Fakir fukara sevindirilir.

O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık gör­mezler.

10 defa şu duâ okunur: "Sübhânallâhi mil'el-mîzân. Ve müntehe'l-ılmi ve mebleğa'r-rizâ ve zinete'l-arş."

Âşûrâ gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 1 Fatiha, 50 Ihlâs-ı Şerîf okunur.

Namazdan sonra da 100 defa şu salevât-ı şerîfe okunur: "Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Isâ vemâ beynehüm mine'n-nebiyyîne ve'l-mürselîn. Salevâtü'llâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn."

Öğle ile ikindi arasında 4 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 1 Fatiha, 50 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namazdan sonra:

70 istiğfâr-ı şerîf,
70 salevât-ı şerîfe,
70 defa da "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyil-azîm" denilir. Sonra da; ümmet-i Muhammed'in hidâyeti ve halâsı, kurtuluşu için duâ edilir.
(Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

SEYYİDÜ'L İSTİĞFAR

SEYYİDÜ'L İSTİĞFAR

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

"Seyyidü'l-istiğfar, kulun 'Allâhümme ente rabbî, lâ ila­he illâ ente, halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike me'steta'tü e'ûzü bike min şerri mâ sana'tü, ebûü leke bi ni'metike aleyye ve ebûü bizenbî, fağfirlî, zûnübî feinneke lâ yağfiru'z-zünûbe illâ ente' demesidir.

Kim gündüz, inanarak bunu okur ve akşam olmadan o gün içerisinde ölürse o kimse cennet ehlindendir. Kim de geceleyin, inanarak bunu okur ve sabah olmadan ölürse, o kimse de cennet ehlindendir."
(Sahîh-i Buhârî)